Kaplanın Sırtında kitap yorumum .

Bir iddiaya dayanarak tahttan indirilmesinin resmi gerekçesi “kitap yakmak,imha etmek”olan Abdülhamid’in sürgün yıllarını okudum.Ha’l fetvasındaki tek gerekçe bu değildir.Gerekçeler kimine göre iftira kimine göre de gerçektir.
Görse

Zülfü Livaneli’nin bir yönünü ayrı bir yere koyamayacağım gibi okuduğum kitaplarınndan herhangi birini ayri bir yere koyamıyorum.Benim için hepsi aynı beğeni ve değerde .Yönetmen,şarkı yazarı,şair, yorumcu/şarkıcı,romancı,aydın , gazeteci,fikir adamı,insan hakları savunucusu…Livaneli için en net duygum,aynı zamanda yaşıyor olmamın o yazdıkça yazdıklarını hemen okumanın,o söyledikçe dinlemenin ve nesilden nesile geçecek üretimlerin okur ve dinleyici olarak ilk şahitlerinden biri olmanın heyecanını taşımak.
Kitaba geçiyorum.Roman sürgündeki sabık padişahtan nefret eden,dolaylı da olsa aşkına engel olduğunu düşünen,ittihatçı subaylarla yakın olan,padişahın sürgün edilmesine sevinen,devrik padişaha ve ailesine hekimlik yapma görevi verilmiş bir hekimin notlarından yararlanılarak yazılmış.Roman, Meclis-i Mebusan’ın padişahın 31 Mart Olayı ile alakası olduğu iddiasıyla,resmi olarak da kitap yakma gerekçesiyle sürgün edildiği Osmanlı toprağı olan,daha sonra tek kurşun atılmadan Yunan’a teslim edilen kozmopolit Selanik’te geçer.
Abdülhamid’le ilgili dış politikada denge siyasetinin olduğu,çok uluslu Osmanlının iç politikasındaysa otokrasi,ittihat, İslamcılık ve reform siyasetinin olduğu(dönem dönem),içinde meşrutiyetin yer aldığı,hayatının anlatıldığı roman,araştırma,bazısı hayli kurmaca,oryantalist,bazısı gerçekçi vs birçok kitap okudum.Bazen de kendi bahsi az geçen yahut çok geçen,lakin onun aldığı kararlara bağlı olayların gerçekleştiği,haliyle padişahtan bahseden yine araştırma,roman vs birçok kitap okudum.Misal bu topraklarda parlamenter demokrasi ilkelerinden ilk defa bahseden,meşrutiyet kurucularından olan liberal Ahmet Mithat Paşa’nın Taif’te ki sürgünü gibi.Bu ve bunun gibi, misal Babıali Olayları ile ilgili,93 Harbi ile 31 Mart’la, büyük bir kaos yaratan Osmanlı Banka saldırı ile ilgili vb konuları işleyen kitaplardan parça parça olaylarla da Abdülhamid’in siyasi,padişah kimliğini tanıdım.Bu romandaysa “ birini” daha çok tanıdım; padişah,halife unvanlarından sıyrılmış birini…Romanı yorumlarken romanda yer almayan zamanında okuyup edindiğim bilgilerden ve salt kendi görüşlerimden de bahsedeceğim.
Osmanlıda en çok toprak kaybeden ama devleti bir arada tutan padişah olan,bir savaşın içinde tahta geçen Abdülhamid ‘e roman biraz da başka açıdan bakıyor.Doktorla olan konuşmalarında Abdülhamid’e aldığı ve uyguladığı kararlar için savunma hakkı veriliyor.Karar okuyucuya bırakılıyor.
Tarihe dayanan gerçek olaylarla örülü roman,neden sonuç ilişkisindeki neden kısmında yer alan “kandırılma”,sultanın karakterindeki özellik olarak işleniyor ki çapraz okuma yaptığım tarih kitaplarında da bu durum tahlille öne çıkar.Misal ,”ordunun iyi durumda olduğuna inandırılması,sultanın buna kanması.”Bu karakter özelliği Osmanlının çöküşünün engellenemez nedenlerinden biridir.Yahut değişen şartlarla ilkelerden taviz vermesi sultanın hem karakterinin hem siyasetinin yol açtığı yine neden sonuç ilişkisinin nedenidir.Sonuçsa hem Osmanlının hem şahsının başına gelenlerdir.Biri ve kişinin yaptıkları baştan sona iyi yahut kötü değildir.Hele zor şartlarda, çöküşte olan bir devleti 33 yıl yönetmiş biri için ve yönetimi için sadece iyi ve sadece kötü denemez.Abdülhamid’in iyi yanları kadar kötü yanları da vardır.İyi yanları çöküşün süresini uzatan denge siyasetiyken(çöküşü engelleyemez)bence en kötü yanı kesimleri birbirine kırdırarak kendi aralarında birleşmelerini engellemektir.Meşrutiyet öncesindeki sansür tarafı da sosyal ve sanat hayatını sekteye uğratması sebebiyle benim için kötü yanlarından diğeridir.Sayısız fabrika,üretim alanı açması iyi yanlarındandır.Kendi ailesini koruma adına,darbe girişimini engellemek adına İngilizlerden yardım alıp dolaylı olarak Kıbrıs’ı onlara teslim edişi onun şüpheci yanının yönetime olumsuz olarak sirayet etmesini doğurur ve kötü yanlarındandır.Sağlık,su hizmetleri gibi belediyecilik çalışmaları,eğitim reformları kıymetlidir.Abdülhamid tahttan indirilmesi kitap yakma ve imha etme iddiasına dayanır.Tahttan indirilmesinin resmi gerekçesi budur.Başka gerekçeler de sıralanır.Yakılan kitabın içinde yer alan “halka zulmeden idarecilere karşı ayaklanmak haktır “cümlesi korkularını tetikler ve kitabın bazı bölümlerini yaktırır.Kendisi bunu kabul etmez.Onun şüpheci yanının koca bir devlete her daim etki etmesi sevmediğim yanıdır.O çok önemli mobilya sanatkarıdır.Yaptığı mobilyalar sanat eseri niteliği taşır,(Yıldız Sarayı /Sedefli Salon mobilyaları aklıma gelen ilk örnek),her alanda sürekli proje üretmiş ve uygulamış olması hayranlık uyandırıcı yanıdır.
1909,sürgündeki ilk geceyle başlayan romanda Abdülhamid’in hayvanlarla olan ilişkisine hayran kaldım. Abdülhamid’in bilinen vesveseli oluşunun sürgün sürecinde,sürgünde nasıl tetiklendiğine şahit olurken,bir yandan bu huyu edinmesindeki haklı psikolojik sebepleri okudum.Bu ayrıntıyla Livaneli bize padişahın insan yönünü anlatır ki,belirttiğim gibi romanda padişah kimliğindense salt insan yanı daha baskındır.
Romanda Abdülhamid’in zihninin geriye dönüşleriyle, anılarına padişahın salt birey olan yaşamına şahit olurken,eğlence anlayışını,sinirlendiklerini, korkularını,aile ilişkisini, sevindiklerini,sırlarını,zevklerini tütüne düşkünlüğünü, komplekslerini,polisiye roman düşkünlüğünü,Avrupa kültürü hayranlığını,hobilerini görürüz, onu daha yakından tanırız.
Haliyle salt insan ve padişah olarak aldığı kararlarda bu özelliklerin izlerini de görürüz.Böylelikle özelikle siyasi kararlarını daha iyi tahlil ederiz.Romanın bana en çok kattığı şey bu oldu.
Roman iç ve dış siyasetinin profilini de çizer.Taht öncesi ve sırası ve sonrasındaki tarihi olaylar da yer alır.
Rahatlamak için bir kadeh rom yahut konyak içen padişah parasını yurtdışındaki bankalarda tutacak kadar temkinli biridir,bir doğa olayı sonucunda yaşanan durumda balıkların içinde bomba aratacak kadar da şüphecidir.Abdülhamid’in şüpheciliği topluma,sosyal hayata,onun siyasetine yansır ve bu yansıma romanda da işlenir.
Romanda dokuzuncu sırada bir şehzadeyken tahta geçip otuz üç yıl tahtta kalan padişahın ve ailesinin sürgündeki köşkte yaşadıkları anlatılır.
Zamanında Tevfik Fikret,Mehmet Akif gibi şairlerin biran önce ölümünü dilediği ve bu anlamda adına şiirler yazılan sultanın,burun kelimesi ve birçok kelimeyi kendi iktidar ve şahsi korkularından engelleyecek kadar sansürcü sultanın,Kanun i Esasi getirip ardından kaldıran padişahın dış basında nasıl,halk arasında nasıl göründüğüne,tanındığına dair ayrıntılar vardır.
Roman boyunca koşullar ne olursa olsun saray terbiyesinin ve elden geldiğince kadim kaidelerin uygulanışı romanın güzel ayrıntılarındandır.
Sürgünün yanı sıra bu esnada İstanbul’da halk arasında, sarayda,tarih sahnesinde neler olduğuna da şahit oluruz.
Dışarıda ve içeride herkesi birbirine kırdırtan,böylelikle kitlelerin kendi aralarında güçlenmelerini önleyerek bir siyasi yol izleyen Abdülhamid ‘in aldığı kararlar,uygulamalar romanda aktarılırken sultanın neden bu politikayı izlediğine dair tahliller de yapılır.Köşkün bahçesine çıkması yasak olan sabık sultanın psikolojisine ve onun iç hesaplaşmasına eğilen bir romandır.Kurduğu onca jurnal ağı,sansürle aldığı tedbirlere rağmen neden sürgünde olduğuna dair düşüncelerini de içerir.
Okuma yazma oranını arttırmak için harf inkılabını düşünen,alafranga saate geçilmesini ve Osmanlının Avrupa’ya göre geri kaldığını düşünen,bu uçurumu kapatmaya çabalayan,çarşafı yasaklayan alkol tüketen ve alkol fabrikası açılmasına ulusal sermaye adına izin veren, Osmanlıda ilk genelevi açan padişahın aynı ölçüde İslamcılık politikasını sürdürmesinin, İslam’a hürmet edişinin ikiliği romanda ağırlıklı olarak yer alır.Roman ve diğer kitaplardan okuduklarıma göre belirtiyorum; evhamları kadar bu ikilik onun siyasetini,hayatını,sürgün edilmesini inşa eder.
Sultan birçok suikast girişimine maruz kalır zaten ölüm,iktidarı kaybetme,devletin parçalanma korkusu ona mantık dışı önlemler aldırır.Lakin sürgündeyken de korktuğu şey başına gelir,suikast girişimiyle karşılaşır ve bir başka korkusu olan salgını da sürgündeyken yaşar.
Romanda sabık padişah ve doktorun konuşmaları doktorun öz fikrini değiştirmese de padişah hakkında acaba sorusunu sordurur.Sürgün yıllarında toprak kaybeden Osmanlıda bir askerin adının duyulması da romanda yer alır,o asker Mustafa Kemal’dir.
Padişahın sürgün yıllarında Osmanlı Balkanları kaybeder ,Selanik’in Osmanlıdan çıkma olasılığı üzerine padişah üç buçuk yılın ardından İstanbul’a öksüz kaldığı Beylerbeyi sarayına götürülür.Roman Abdülhamid’in denge,güçleri birbirine düşman edip kendini ve devleti sağlama alma politikasının doğruluğunu sorgulatır.
Tarih sürekli aynı görüşte yazılan kitapları okuyarak algılanamaz ,anti tez okumak gerekir. uydurma belgelerle kurulu kitaplardan kaçma hakkını her zaman kullandım.Tavsiye ederim.:)Aynı konuyu işleyen yazarlardan da kaçtım nitekim diyecek sözleri aynıydı.Tarihteki bir kişinin iktidarı tek bir dönemiyle anlaşılamaz.Yahut tek bir dönemi o kişinin devlet adamlığını tarif edemez,bu Abdülhamid için de geçerlidir.
Tarih,anı ve araştırma kitapları kadar destek niteliğinde romanlardan,hikâyelerden, şiirlerden de algılanmalıdır.Hele bahsedilen tarihlerde yazılmışlarsa,yazarı bahsettiği tarihte yaşamışsa bir kaynak kadar kıymetlidir.Nasıl ki bir romanda bir dönemde geçen bir dükkan adı ve yeri,yahut modası, gezinti alanının özellikleri,ulaşım araçları gerçekse o dönemin siyasi havası,siyasi havanın sirayet ettiği sosyal yaşamın aktarılışı da gerçektir.Birçok romanda,kitabın yazarının gözlemleyerek aktardığı Abdülhamid dönemini okudum.Misal Kıvırcık Paşa dönemin bir bölümünü çok güzel yansıtır,mizahi dili ise bonustur.Dönemin Paşa kavramını gözler önüne serer. Halkın kelime yasaklarından yeni deyimler bulma çabasını,jurnalciliğin bir gecede hayatlara tesirini(misal Pembe Maşlahlı Hanım),yasakların delinme halini araştırma kitabında pek bulamayız.Vatan toprağının korunma halini gerçekçi romanlardan okumak tarihi kavramamızı güçlendirir.Keza 2.Mesrutiyeti ve dönemini araştırma kitaplarından tez ve anti tez okuyarak öğreniriz.Lakin Kadınlar Arasında’yı okursak gerçekçilik ile yazılan romandan meşrutiyetin kazanımlarını,umutlarını kavrarız.Abdülhamid’in çağı yakalama çabasının kadın hakları ve bir çok alandaki etkisini anlarız.Batıcılık,Türkçülük kavramalının sosyal hayata yansımasını anlarız.Hele bu roman 2.Meşrutiyetin hemen sonrasında yazılmış,bu konuyu işlemiş ilk romandır.Halkın Sarayburnu diyemediği bir dönemde yaşamış bir yazarın, bunu diyalogla aktardığı romanından o döneme ait kitlesel psikolojiyi görürüz .Araştırma kitaplarına destek olarak,bahsettiğim NİTELİKTEKİ kitapları ve Livaneli’nin bu kitabı gibi bir hayatın bir kesitini belgeler üzerine kurarak anlatan kitapları okumak faydalıdır.

https://wordpress.com/home/hernevikitap.com

hernevikitap tarafından yayımlandı

Her türden okuduğum kitapları yorumluyorum

Yorum bırakın