Elif Şafak’ın Kayıp Ağaçlar Adası romanı üzerine bir inceleme

Kıbrıs,dört tarafı acılarla kaplı yara parçası.
Ne kadar çok acı var dünyada ve neredeyse hepsi insan icadı ve hepsini insan yazıyor insan siliyor.Sonra tekrar yazıyor.Tarih tekerrürden ibaretken acılar da kendini tekrar ediyor.İnsanın insana yaptığının kaynağında genelde daha fazlasını kendi payına almak var.
İktidar,daha çoğu,güç uğruna yapılan savaşlar neticesinde ait olduğu yerden,kökünden koparılan hayatlar kayıp yaşamlar ve eksiklik geriye kalan tek şey oluyor.Bu acı hâl,bu yerinden edilmişlik bir göz rengi kalıtımsal olarak değil de insanın gözünün içimdeki bir bakış olarak nesilden nesile sirayet ediyor.Muhacir,mübadil,mülteci ,sürgündeki kişiler ve kaç kuşak sonrası bile bu hissi genetik olarak değil de bir kod gibi ta içinde taşıyor.Bazısı yaşadığı evde en fazla üç yıl rahat duruyor.Sonra odalar birbirine açılmıyormuş gibi bir cendere hissiyle gitmek istiyor.Bir o kadar da oraya kök salmak.Kalmak ait olma isteğinden,gitmekse aidiyetlik eksikliğini giderme isteğinden doğuyor.Bir yandan herhangi bir şey için hep soruyor :Bu gerçekten bana mı ait? Bunları nereden mi biliyorum ? Hiç yerinden edilmemiş biri olarak atalarımın mirasından.Ben bir değiş tokuşun yani mübadele torunuyum( Girit)bu his bir miras.İleride benim çocuğum da bu hisleri taşıyacak.Sebebi bir süre sonra bilgi olarak silinecek lakin bu his soy devam ettikçe duracak.Tıpkı romandaki kişilerin hissettikleri gibi ve en çok Ada’nın hissettikleri,ailesinin geçmişine dair bir şey bilmediği döneminde sınıfın ortasında sebepsiz gibi görünen bir çığlık atması gibi,bilge incir ağacının varlığı gibi.
“İnsan ruhu dünyanın en emperyalist gücüdür ; fetheder,fetheder ama hiçbir zaman fethettikleriyle yetinmez” der Kazancakis.Romanın kaynağındaki gerçek tarihte yaşananlar biraz da bu sözden doğuyor.İnsanı etnik kimliği yüzünden sokakta vurduran, yıllarca kapı komşusu ve dost olanları iç savasın ortasında düşman eden sebep budur.
Bilge bir incir ağacının anlatımının da dahil olduğu,bir yanıyla gerçekçi bir yanıyla surreal ve hayli katmanları olan bir roman.
Et ve tırnak gibi yasayan Türk ve Rumların birbirlerinden ayrılma hikâyesidir,haliyle romana acı hakimdir.
Kıbrıs ve Londra’da gecen roman bir kazı romanı.Köklerini arayan, bulan,kökünden koparılan,öteki olan,kök salmaya çalışan, kaybolan,mevsimsiz bir gülüş dahi olsa çiçekler açmaktan yana olan insan hallerini, acı,umut , göç,aşk,düşmanlık kavramlarıyla işler.Bunu yaparken doğanın bilgeliği,bitkilerin,hayvanların varlığı anlatıma,romandaki olaylara eşlik eder.Bitki ve insan ilişkisi ayrıcalıklı bir biçimde işlenir.Çeşit çeşit bitkinin,ağacın ,hayvanın ve hepsiyle eşit olan insanların yaşadıkları aktarılırken Kıbrıs’ın tarihteki tüm sancıları ve acıları gözler önüne serilir.
Defne ve Kostas birbirine âşık iki genç.Aşk illa sınanmak ister ya !Bu defa aşk savaşla sınanır; hem de savaşların en zoruyla,iç savaşla.
Adada Türk ve Yunan iki arkadaş,“biz yan yana mutluyuz,güçler ve o güçlere tapan insanlar gidin az ötede bile oynamayın”der gibi, beraber Mutlu İncir adlı bir taverna sahibidir.Ama insanlar durmaz,illaki güzel ve incelikli olanı bozacaktır.Mekân,adını ortasındaki incir ağacından alır.İçindeki herkes mutludur.Defne ve Kostas,mekânın sahiplerinin yardımıyla bu tavernada ailelerinden gizlice buluşurlar.Ta ki tavernada bir bomba patlayana dek.Taverna zaten 74 yılında savaşın içindeyken kapanır.Kostas’ın annesi iki oğlunu çıkan olaylarda kaybetmesinin korkusuyla,hayatta kalan oğlunun Müslüman bir kıza âşık olduğunu öğrenmesiyle Kostas’ı İngiltere’ye dayısının yanına yollar.
Romanda Defne ile Kostas aşkı dışında başka bir aşka daha sahit oluruz.Bu aşk da tavernanın yakından tanıdığı bir aşktır.
Adanın 1955 , 1960 ve 1970 , 1974 yıllarında yaşadıklarını zaman zaman bir ağacın anlatımıyla,zaman zaman insanların gözünden okuruz .Ortada acı kadar sırlar da vardır ki romanda sırlar biz okurlar için bitkiler,böceklerin gözüyle,anlattıklarıyla çözülür.Roman zaten doğanın şarkı sözü gibidir.
Kostas adayı terk eder,25 yıl sonra döner.Savaşta ortadan kaybolan insanları toplu mezarlarda arayan,onları ailelerine teslim eden oluşumda görevli arkeolog olan Defne ile görüşür.Kostas ile Defne’nin ailesinin ve çiftin etrafındaki kişilerin yaşadıkları şeyler hayli ağırdır.Kostas ardında bıraktıklarına ne olduğunu ,ardındaki kişilerin neler yaşadıklarını öğrendikçe biz de okur olarak onun kadar sarsılırız.Bitki uzmanı Kostas İncir ağacının ölmek üzere olduğunu görür ve yaşayan dallarını bir de yanına Defne’yi alarak Londra’ya döner.Yanında tutunmayı,köklerini,göçü, umudu,aşkı götürürken öteki olmanın kaderini ve kederini ve umutlarını bir de anne karnındaki bebeklerini de yanına almış olur.Ada doğar, adadan getirilen incir ağacının fidanıyla birlikte büyür.Ada,başkalarının kederini sezer,annesinin ölümüyle daha çok içine kapanır, geçmişi bilmese de tepeden tırnağa yaşanan acıları hisseder.Geçmişi okuldaki bir ödev vasıtasıyla sormaya başlar.
Mitler,halk hikâyeleri, tarih,gelenekler,bitki ve hayvanlar eşliğinde acı,umutlu, büyülü bir roman okudum.
Meryem ve Chico sizi unutmadım,bahsedeceğim.Chico roman boyunca en büyük sırlardan birini duyan papağandır,sır; ”seni seviyorum .‘ Akıbeti hüzünlüyken, Meryem’in karakteri romandaki en renkli karakterdir,Defne’nin ablasıdır.Yazarın incir ağacına yüklediği kişilikse etkileyicidir.
Kıbrıs’a gittiğimde hep o tel örgülere(Lefkoşa)öylece bırakılmış,perdeleri uçuşan ve eşyaları içinde duran evlere,ortada bomboş duran iki tarafa da ait olmayan alana baktığımda,savaşın izini taşıyan her yerde, çiklet çıkartması yapıştırılmış bir tüfeğin sergilendiği müzede hep içim titrer.Elif Şafak usta anlatımıyla aitlik hissini,göçü,tarihten kesitler sunarak aktarır.
Et ve tırnağın güney ve kuzey olarak ayrılışının hikâyesini bitki, yemek,ağaç kokuları eşliğinde okurken,Romanın sonunda yer alan -bir dönüşüm- ile altüst oldum.
Kıbrıs benim için yarın kalmış her hikâyesi,sert yaşanmışlığıyla dört tarafı acılarla kaplı yara parçasıdır. ALINTILAR:
✏️Keder kadar elle tutulmaz ve ölçülemez bir şeyin de kalıtım yoluyla geçmesi mümkün müydü insana ?
✏️Keşke ona yalnızlığın bir insan icadı olduğunu söyleyebilseydim.
✏️Olanları hafızanızda tutma gücünüz ne kadar büyükse ,iyimser olma şansınız o kadar da küçüktür.
✏️Neden unutmaya çalışıyorsak tam da o sebepten hatırlarız hepimiz;Ne bizi anlayan ne de bize kıymet veren bir dünyada hayatta kalabilmek için.

Elif Şafak/Kayıp Ağaçlar Adası

hernevikitap tarafından yayımlandı

Her türden okuduğum kitapları yorumluyorum