Cenab Şahabeddin ‘in bir sözü vardır. “1908 den bu yana gelenek ile yenilik arasında bocalıyoruz.”Çok doğru bir tahlil.Birçok romana bu bocalama yansır.Bu bocalama kimi romanda yozlaşma kimi romanda batılılaşmayı ve yeniliği yanlış anlama kimi romandaysa toplumsal sancı olarak karşımıza çıkar.Suat Derviş’in Yeşil Gözlü Kız romanı,Sözde Kızlardan farklı bir dönemde fakat temelinde bahsedilen bocalamayı anlatır.1934 yılında ölen Cenab Şahabeddin kendisinden sonra gelen bir yeniliğin yanlış anlaşılmasının İstanbul’a yansımasını adeta ön görmüştür. Yeşil Gözlü Kız’da bunu işler.Sözde Kızlar’daysa sadece bu bocalama anlatılmaz,çıkar doğrultusundaki bir kitlenin durumu da gözler önüne serilir.
Saatçi İbrahim Efendi Tarihi novellasında sahaf olan karakter eline geçen Peyami Safa‘nın çıkardığı “Türk Düşüncesi” Dergisi için şöyle bir cümle kurar : “…devrin kafası basan bir sürü adamı hep burada yazmış.” Karakter aracılığıyla yazar ne güzel bir tespit yapmıştır.
Gevezeliğim tuttu, aralarında bağ olsa da oradan oraya atlayarak anlatıp duruyorum.Sonra esas meseleye yer kalmıyor.Bu yüzden romana geçiyorum.
Kalabalık kişi kadrosuna sahip olan roman, cinayet,dolandırıcılık, takip ayrıntılarıyla polisiye tadı barındırırken hayli sürükleyicidir.
Şişli’de uzak akrabalarının yanında kalan Mebrure’nin çıkar uğruna değerlerini yitirmiş insanları tanıması onda mutsuzluk yaratır.Bu mutsuzlukla lakin amacını gerçekleştirerek İstanbul’dan Anadolu’ya döner.
Bir toplumsal yergi romanı olan Sözde Kızlar,yazarın ilk romanıdır.Mütareke yıllarının İstanbul’unda bir kesimin yozlaşmasını ,ahlak bozukluğunu anlatır.Zaviyeler,Kiralık Konak,Sadom ve Gomore vb romanlar Birinci Dünya Savaşı ve mütareke döneminin İstanbul’undaki yozlaşmayı ele alırlar.Bu romanlardan daha önce bahsettim mi hatırlamıyorum.Notlarıma bakıp,hatırladığım kadarını ekleyip paylaşmadıysam mutlaka bu romanların incelemelerini paylaşırım.Zamanında aldığım notlar ve hafızamdakiler içime sin mezse ikinci okumayı yapabilirim.Tekrar romana dönüyorum.
Peyami Safa’nın 23 yaşında yazdığı romanda yazar kendini gizlemez. Karakter aracılığıyla kendi düşüncelerini aktarır.İlk olarak tefrika edilen romanda dönemin Anadolu ile İstanbul arasındaki farkları gözler önune serilir.
Anadolu’da başlayan roman Kurtuluş Savaşı fonunda,Mütareke döneminde İstanbul’da yaşayan yüksek sınıfın yaşantısını ahlak ölçeğinde işler.
Romandaki karakterlerden olan, Manisa’dan İstanbul’a babasını aramak için giden Mebrure Anadolu’yu,bir başka karakter olan kendi çıkarı dışında bir şey düşünmeyen keyif için yaşayan,ahlak kurallarına uymayan,ülkenin içinde bulunduğu duruma aldırmayan Behiç İstanbul ve İstanbul hükümetini temsil eder. Ayrıca başka zıtlıkları temsil eden karakterler vardır.Mebrure saflığın simgesiyken Nevin, Belma ve yine Behiç kötülüğün,kurnazlığın simgesidirler.
Mütareke döneminde yer alan Turancılık ,halkçılık görüşlerinin sosyal hayata yansıması da vardır.Mebrure’nin İstanbul’da olmasının asıl amacı babasını aramaktır.Roman kayıp babanın bulunup bulunamayacağı sorusunun cevabını sonuna kadar saklar.
Yazar ilk dönem eserlerini çocukluk kitapları olarak adlandırır.Bir ve ikinci döneminde olayları ön planda tutan yazarın bu romanında da olaylar ön plandadır.Seçmis olduğu konu Mütareke devrinin toplum düzeni üzerindeki etkisi sadece bu romanının değil Bir Tereddüttün Romanı ve Biz İnsanlar romanlarının da konusudur.