Ölüm ve ayrılık.Nedeni ne olursa olsun ayrılık zor, ölümse ayrılığın en acı hali.Yazar hem ölümü hem ayrılığı iki öyküde ayrı ayrı işler.
Para para para … Neydi o şarkı?Varlığı bir dert yokluğu yara…Para ile olan bağları insanları tanımanın yollarından biri.Öykü paranın insanlar üzerindeki etkisini varlıklı bir hanımefendinin,bir annenin ölümüyle işler. Çocukları,çocuklarının eşleri o henüz hayattayken zaten para uğruna onun adına kararlar alırlar.Fakat hem kendi aralarında hem evin çalışanları arasındaki çıkar ilişkisi hanımefendinin ölümüyle artar.
Hayruş Hanım’ın intiharı sonrasında etrafındaki kişilerin aslında neye değer verdiklerini anlatan öykü,kitabın birinci öyküsüdür.Hayruş Hanım dünyanın artık kendine göre olmadığını düşünen, zamanın gerisinde kalmış ,duygusal bağı olan konaktan çocukları tarafından konağın bulunduğu yere otel yapmak istemeleriyle çıkartılıp Bebek’te apartmana yerleştirilmiş ,çocuklarıyla hala ilgilenen bir kadındır.Eski günleri düşünür.Değişen zamanın yozlaşan insanları en yakınlarıdır; çalışanları,çocukları, çocuklarının eşleri ve torunları.İntiharı sonrasında bu kişilerin çıkarları çakışır. Hanımefendi daha gömülmeden miras peşine düşenler,evden para ve eşya çalanlar, pazarlığa girenler,neyi nereden nasıl koparacaklarını düşünürlerken bu intiharın sebebini de bulmaya çalışırlar. Çıkarlar çakışırken aile sırları da dört bir yana saçılır.İyi yürekli,titiz, insan düşkünü hanımefendinin ardından çıkarsız ağlayan bir kişi yoktur.Oysa her aile üyesi zaten varlıklıdır.Daha sağlığındayken çalınanlardan geri kalan hanımefendinin değerli eşyaları,o öldükten sonra herkes için sanki hatırası olmayan sadece maddi değeri olan şeylerdir.
Kitabın ikinci öyküsü Ada. Birbirini seven fakat bir arada yapamayan bir çift boşanır.On yedi yaşındaki kızları hakkında konuşmak amacıyla kadın,ressam olan kocasının adalardaki evine gitmek için vapura biner.Yolculuk boyunca evliliklerinin neden sürmediğini düşünür. Kızıyla yaşadığı problemleri,kızının üniversiteye gitmek istemeyişini,kocasından neden ayrıldığını, hayatındaki yeni erkeği düşünür durur.Adaya vardığında,eski kocasıyla bir araya geldiğinde de bu düşünceler devam eder. Onu hala sevip sevmediği sorusundan kaçarken pişmanlığı hissettiği anlardan kaçar.Dönüş yolunda da düşünceleri devam ederken adaya gidişinin esas sebebi olan kızları hakkındaki konuyu eski kocasıyla konuşmadığını fark eder. Bu iç hesaplaşma hem gidiş hem dönüş yolculuğunda hem de adada sürüp giderken öykü biten bir evlilik üzerinden çiftlerin ayrı ayrı olan hedeflerinin evliliğe yansımasını, kadının tek başına ayakta durmasını,mutsuzluğu, gururu işler.Biten bu evliliğin haklılık terazinin iki kefesinden birinde kadın ve diğerinde adam duruyorsa,okur olarak görürüz ki terazinin ağırlığı eşittir.Öyküde en çok beğendiğim ayrıntı bu hissi uyandırmasıydı.
ALINTILAR
Bilgisiz özgürlük ne işe yarar.
