Araba Sevdası romanındaki Bihruz Bey’e ve Periveş Hanım’a atıfta bulunan roman bir özelliğe sahip; Karşıtlığa…Bir karşıtlıklar romanı.Taşra ile şehir, sarışın ile esmer,tarih ve karşı tarih.
Mehmet Manas ana karakter ve biz okur olarak onun zihninden geçenlerden romanı okuruz.Mehmet Manas’ın aklının içinde geziniriz. Fakat zihni çıkmazlarla dolu sokaklar gibidir,biraz da bir döngüye sahiptir biraz da labirent gibidir.
İçinde siyasi ve hayli toplumsal eleştirilerin olduğu roman upuzun paragraflara ve çok defa tekrar edilen cümlelere ve haliyle tekrar eden düşüncelere sahip.Bu ayrıntı yorucu değil ve aynı zamanda romanın anlatmak istediğinin atmosferini kurar.
Mehmet Manas’ın sevgilisi olan boşanma avukatı Berna,ev sahibi Taşoluk çifti,anne vb kişiler romanın başka karakterleri fakat ağırlık Mehmet Manas karakteri üzerindedir.
Biz okur olarak karakterin aklında dolanırken o da haftalarca aksattığı yürüyüşünü yapar. Ayakları onu aynı noktaya götürür,hayatın orta yeri olarak adlandırdığı yere.Aynı zamana kendi zihninin dolambaçlı yollarında gezinir. Yürüdüğü yerlerde eski şehrin kayıt tuttuğu kişilerden de bahseder; Figâni,Nefî,Genç Osman gibi.Bu yürüyüş düzayak olmayan yerlerde,bir karşı tarihçinin tarih tarafından en çok tacize uğrayacağı yönlere doğru yapılır.Bu yürüyüşün adı da “Savunma yürüyüşü”dür.Peki bu yürüyüşün bir varış noktası bulunur mu? Evet.Ezelin ve ebedin birbirine sarıldığı,tüm karşıtlıkların bir döngüye kapıldığı ve birbirini imha ettikleri yer varış noktasıdır.
Romanda hayat hikayesi hayli acı olan ekmekçi, fırıncı,yemci ve yazar Hagop Mıntzuri (Demirciyan) ile Âşık Davut Sulari ile karşılaşmak keyifliydi. Tabii ki romanın konusuyla bu rastlantının bir bağı var.
