Çellocu

Türk tarihinin Batılılaşmasındaki ilk somut adımın atıldığı ve Türk edebiyatına Tanzimat Dönemi edebiyatı olarak sirayet eden siyasi,reform,inkılap hareketi Abdülmecid döneminde olur.Roman Abdülmecid döneminde geçer.Roman boyunca dönemin İstanbul’u fonda yer alır. Dönemin sanat özellikle sahne sanatları ve müzik yaşamı merkezdedir. Fonda İstanbul bulunurken kulaklarda adeta Vivaldi’nin konçertosu yer alır.Aslında sadece konçertonun değil yazarın sosyal hayatı çok canlı bir biçimde işlemesinden mütevellit çıracıların,bozacıların, meyhanelerin,Pera’nın dostları sokak köpeklerinin,bakır ve toprak içki kadehlerinin,at arabalarının,yeni açılan Galata Köprüsü’nün keşmekeşliğinin,gazete satan Rum çocuklarının,sarhoşların,çan ve ezan ,bekçibabaların sopalarının,kırbaçların kısacası döneminin İstanbul şehrinin kendine has sesleri de duyulur.Roman batılılaşma hareketini barındırdığı için romanın zemini Doğu ve Batı’nın çatışması üzerine de kurulmuş olur.Müziğe âşık ve bu uğurda herkesi karşısına alan İtalyan müzisyen Dante, Liszt şerefine verilecek konserde çello çalmak için İstanbul’a gelir.Bu konu hakkında daha sonra birkaç şey belirteceğim.Dante,İstanbul’da gördüklerine şaşırdıkça biz de okur olarak dönemin sosyal hayatında geziniriz.Musika -i Hümayun’un kemancısı Fevzi onun tek arkadaşıdır .Çellist,meyhanelerle,Osmanlının adetleriyle Fevzi sayesinde tanışır.Bu konu hakkında da yazımın devamında belirteceklerim olacak.Dante kadar müziğe ilgili biri vardır.O kişi1841 yılında devlet kasasında dört milyon yüz altmış üç bin kuruş varken beş sene sonra bunu dört katına çıkaran,Batı müziğinden hiç haz etmeyen Mustafa Ali Paşa’nın ikinci eşi genç Melek’tir.Sekiz yaşından beri yay çeken,müziğe alafranga ile başlayan Melek,henüz yeni Müslüman olmuştur ve itibar sahibi bir bankerin kızıdır.Paşanın davet edildiği Pera Tiyatrosu’nda locadan bir konseri izler ve ardından çello dersi almak ister.Osmanlı paşasının yalısındayken bir gözü konseri izlediği Pera’daki binadadır.Konser,paşa için işkenceden farksızken eşi için keyifli geçmiştir.Bu durum Batı ve Doğu çatışmasıdır.

Sarayın mali işlerinden sorumlu paşa,hayata karşı,müziğe karşı iştahlı genç zevcesini kırmaz ve örneği pek görülmeyen bir karar alır.Liszt şerefine verilecek konserin provalarında bulunan çellist Dante’den eşine hususi ders aldırır. İşte tam bu noktada insanın en karışık,en güçlü duygularından biri devreye girer.Ardındansa yine bu duygu kadar güçlü,karışık,insanın kendini tükettikçe içinde büyüyen başka bir duygu ortaya çıkar;kıskançlık.Bu kıskançlık romanda sadece bir kişinin hissi değildir.Kemancı Fevzi de çoktandır çellist Dante’yi kıskanmaya başlamıştır. Fakat romanın kıskançlık mevzusunda odaklandığı karakter  bu duygu ile baş edemez.Kalbi sıkıştıracak,nefessiz bırakacak,kabuslar gördürecek,ani ve adil olmayan kararlar aldıracak kadar güçlüdür.Bir yanda bir konserin provaları,bir yanda yaşlı bir paşa ve genç eşi,bir yanda Osmanlı adetlerini anlamaya çalışan İtalyan ve Batı müziği,bir yanda Doğu müziği,bir yanda sarayın Batı anlayışlarına,sanatına verdiği ehemmiyet.Hepsi kıskançlıkla bütünleşip romanı adeta kreşendo ve dekreşendolarla dolu bir besteye dönüştürür.

Romanın en güzel yanlarından biri de Osmanlıda padişahların Batılı anlamda tiyatro ve sahne sanatları alanında yaptıkları çalışmaları barındırmasıdır.Özellikle 2. Mahmut,bir nebze Abdülaziz,2. Abdülhamid büyük atılımlar yapmışken bu romanın geçmiş olduğu dönemde Abdülmecid’in yaptığı çalışmalar yer alır. Dönemin tiyatrosunu müzik ve sahnesini yansıtır ancak bu noktada da bahsedeceklerim var.

Simdi geliyorum,daha sonra bahsedeceğim dediğim konulara.Evet kurgu bir roman.Lakin kurgu roman içinde tarihte var olan bir yer adres niteliğinde belirtiliyorsa yahut tarihteki bir kişiden meziyetleriyle,adıyla sanıyla bahsediliyorsa yahut bir kurumdan ayrıntılarıyla bahsediliyorsa,tarihteki bir olaydan bahsediliyorsa gerçek zamanla,gerçek hayatla, gerçek kişiyle romanın zamanı,romanın anlattığı kişi,yer vs örtüşmeli.Romanda Liszt İstanbul’a gelecektir.

 Tarihte bu davet belli bir yıldadır.Bu kişinin kim olduğu,gelişi bulunacağı yer apaçık, ayrıntılarla romanda  belirtiliyorsa gerçek tarihle de uyuşmalıdır.Ya da bina,kişi ismi vermeden genel bir anlatım kullanılmalıdır.Roman Mehterhanenin çoktan kapatılıp yine çoktan Musika-i Hümayun’un kurulduğu,Galata Köprüsü’nün yeni açıldığı,Tanzimat’ın ilan edildiği,Abdülmecid’in tahtta olduğu,Tanzimat’ın ilan edildikten sonrasına ait bir zamanda geçer.1840’lar,hatta bir yangının ayrıntısıyla romandaki zaman1846 olarak algılanır.Tarihte Liszt İstanbul’a Haziran1847 yılında gelir.Ahşap tiyatro salonu 1846 yılında yanmıştır.Abdülmecid ‘in desteğiyle bina kagir olarak yapılır.Salon,1848 yılında yeniden açılır.Romanda yanan tiyatro salonundan ve Abdülmecid’in desteğinden bahsedilirken birkaç ay sonra Liszt’in İstanbul’a geleceği de belirtilir.Romandaki 1846 yılının mevsimi kıştır. Liszt’in İstanbul’a geldiği ay hazirandır.Arada birkaç ay yoktur.Gerçekte1846’da yeni yanan yapıya,romanda “birkaç ay sonra” Liszt’in geleceğinin belirtilmesiyle zamanda bahsettiğim örtüşmeme oluşur.Bu arada Liszt Çırağan Sarayı dışında da konser verir ama romanda bahsi geçen yerde vermez.Bence bu durumun önüne geçmek için ya salon adı ya müzisyen ismi ya da yangın detayı verilmeden genel bir anlatım olmalıydı.

Benzer bir örtüşmeme romanda yer alan meyhane ve meyhane hayatı için de geçerlidir.Meyhane adabı,meyhane ayrıntıları anlatımdaki tarih ve gerçekle uyuşmaz.Bir köçekten bahsedilir. Galata’da bir meyhaneden bahsedilir ve orada raks edecek o köçeğin gelişi beklenir. Fakat bahsedilen köçek gerçek hayatta,tarihte Galata’da özellikle o saatlerde raks etmez.O saatlerde Balat,Fener meyhanelerinde raks eder.Kaldı ki bahsedilen köçek 1.Abdülhamid döneminde raks eder. 1780’ lerde ve hatta aklımda kalan tam tarih 1784 yılında.Romanın geçtiği zaman başta Tanzimat,ardından yangın ayrıntısıyla 1846 yılıdır.Romandaki  meyhaneye ait çoğu ayrıntılar 18 .yüzyıla aittir oysa roman 19. yüzyılda geçer. Evet bir kurgu fakat tam namıyla birinden, birilerinden bahsediliyorsa yahut tam olarak bir yapıdan bahsediliyorsa gerçek zamanla uyuşmalıdır.Misal Salt köçek olarak belirtilse ismi verilmese ya da salt salon olarak belirtilse Mihail Naum ‘un tiyatro salonunun ismi verilmese bu aksaklık olmayacaktır. Bir kurgu okuduğumun farkındayım, tarihi bilgi ve kurgu arasında gezinmem gerektiğinin de farkındayım.Ancak birebir isim,meziyet, adres veriliyorsa tarihle örtüşmesi gerektiğini düşünüyorum.Bu ve bunun gibi aksayan ayrıntılar haricinde kıskançlık üzerine kurulu ve Osmanlı’da 2.Mahmud  ve özellikle Abdülmecid dönemindeki müzik,batılılaşma ve bunun sanata yansımasını içerdiği ayrıntılarla ,Osmanlı’nın önemli iki marşını besteleyen ve Musika-i Hümayun’a büyük katkıları olan Osmanlıyı Batı müziğiyle tanıştıran Donizetti gibi ve Reşit Paşa gibi dönemin önemli isimlerini barındırmasıyla güzel bir romandı.

 

hernevikitap tarafından yayımlandı

Her türden okuduğum kitapları yorumluyorum