ÖNCE EKMEKLER BOZULDU

Yazarın kalemini büyülü kılan gerçeğin düşünü, bir düşün gerçeğini yansıtmasıdır.Sokakta izlediğini,anılarını, düşlediği hayatla harmanlar.Ayrıca yazar, Semt öyküsündeki anlatıcıya kaleminin bu ayrıntısını yükler;anlatıcı bir semti tüm gerçekliğiyle yaşarken bir yandan masasında dünyayı istediği şekilde yeni baştan kurar ve düşüncelere dalar.

Yazarın öykülerinde insan sevgisi bulunur. Açıkça bunu belirtir.Kibrit Alevi öyküsünden bir örnek vereceğim.“Ben insanları seviyorum.Seni,onu, şunu… Mutluları mutsuzları,birbirinden ayırmıyorum.Onların ağlamaları,gülmeleri karşısında kayıtsız kalamıyorum,bütün insanları kendime yakın, ta içimde buluyorum; babam annem,kardeşim, oğlummuşlar gibi…Kısa boylularını kısa, uzunlarını uzun oldukları için;bıyıklılarını bıyıksızla rını,kadınlarını kızlarını, gençlerini çocuklarını, hepsini,hepsini seviyorum.Ben onlar için yaşıyor gibiyim.”

Yazar,hayatın içindeki en basit bir kesitte dahi hüznü bulur.İstasyon öyküsünde anlatıcı pazar günlerini sevmez, dükkanların inik kepenkleri bile ona hüzünlü gelir.

1940‘larda başlayan yazım hayatında deneme,roman,öykü,günlük türlerinde eserler veren ve aynı zamanda gazeteci olan Oktay Akbal,öykülerinde genelde kent insanının gerçeğini yansıtır.Bireyin gerçekliğinden yola çıkarak toplum gerçeğine ulaşır.Gerçekçilik,toplumsal gerçekçiliğin edebiyatımızdaki öncülerinden olan,dolaysız anlatıma sahip olan yazar,insan psikolojisini de yansıtır.Diyojen Kendini Arıyor öyküsü, insan psikolojisine eğildiği en bariz öykülerden biridir.Doğum tarihimiz aynı olan yazarın öykülerinde kent insanı anlatılır ve öyküleri duygu ağırlıklıdır.Yazar,yalnızlık kavramını da sıkça vurgular.Genel olarak kendi anılarından izler bulunur.İlk öykü kitabı Önce Ekmekler Bozuldu kitabında da kendi anıları yer alır.Kitapta 1940’lı yılların İstanbul ‘u vardır.Öyküler genel olarak İkinci Dünya Savaşı esnasında ve sonrasındaki çöküntünün kent insanına yansımasını,insanları başkalaştırmasını,   savaşın içinde olunmasa da  dolaylı olarak insan psikolojisine ve haliyle topluma yansımasını işlerken öykülerde aşk ve umut bulunur.Önce Ekmekler Bozuldu öyküsünde savaşla değişen insanları anlatırken,en güzel yıllarını savaşın aldığını,savaşın barış günlerindeki insanların huylarını değiştirdiğini belirtir, hemen ardından dünyanın iyi bir dünya olabileceğini,bir kere daha dünyanın değişeceğini,yarı barış yarı savaş insanları olarak umudun kaybedilmediğini vurgulayarak umuttan bahseder.Fakat genel anlamda karamsarlık vardır.Öykülerinde yaşama sevinci az da olsa bulunur;lakin atmosfer  genel olarak yalnızlıkla, ,sebepsiz korkularla,hayata küskünlüklerle,hayat pahalılığıyla,yarattığı karakterlerin huzursuz ve  tedirgin olmalarıyla,hep yitip giden bir şeylerin varlığıyla ve güzel olanın anılarda kalmasıyla,insanların savaşa girecek miyiz girmeyecek miyiz ikileminde olmalarıyla,savaşın hayalleri yok etmiş olmasıyla,düne ait olanın bugün yokluğunu hissettirmesiyle,özlemle vs karamsarlık ağır basar.Semt öyküsünde anlatıcı hayli yalnızdır, yalnızlığın acısını çeker. Odasına hayalinde insanları davet eden ve onlarla konuşan biridir.Saat Dokuzdan Sonra öyküsü de yalnızlık temasına bir örnektir.Yazar,kendinden yola çıkarak insanların ortak yanlarını ortaya çıkarır.Küçük insan olarak adlandırılan karakterleri dıştan verir;okurken iç dünyalarında pek gezinemeyiz.

Öykülerinde geçip giden zamana özlem,geçmişi şimdiki zamanla kıyaslayınca geçmişin tadını bulamamak vardır. Bu durumu hayli duygulu biçimde aktarır.

İçinde yazarın 1940 ile 1960 yılları arasında yayımladığı beş öykü kitabı bulunur.Öykülerde olaydan ziyade duygular ağır basar,tüm öyküler insana dair ve hayatın içindendir.

Geçmişe özlemi bugün içinse karamsarlığı barındırma halini bir örnekle pekiştireceğim:“Hele aşk,her zamanki gibi içimizdeydi.Zaten günler,aşkın yeryüzünde saltanat sürdüğü günlerdi.Aşkın gene var olduğunu söyleyenler var, ama yalan.Aşk artık yok. Aşk yeryüzünden kalktı.O kurşuna dizilen rehineler,üssüne dönmeyen pilotlarla beraber dünyamızdan uzaklaştı.Evet,işte o günler aşkın içimizde var olduğu mutlu bir çağdı.”

Önce Ekmekler Bozuldu öyküsünü yazar yirmi bir yaşındayken kaleme alır. Dünyada savaşın olduğu,Türkiye’de ekmeğin vesika ile verildiği yıllarda kaleme aldığı bu öyküdeki “önce ekmekler bozuldu,sonra her şey “ ve  “her şey ekmekle başladı,ekmekle bitecek cümleleri edebiyatımızdaki kült cümlelerden olurlar.Aslanın ağzında olan,yoksulun,direnişin başkaldırmanın simgesi olan,savaş yıllarında karneyle dağıtılan,geçmişte ve bugünde kutsal olan ekmeğe şu kısacık iki cümle değerine değer katarak bir soru ekletiyor.Her şey ekmekle bitti mi?Hayır henüz değil…

Öykülerdeki anlatıcı genel olarak izler,insanları,sokakları,bazen doğup büyüdüğü değişen semtini izler ve kendi dünyasıyla izlediğini birleştirip gördüklerini, anlatır.Mahmut Bey’in Gazetesi adlı öyküde anlatıcının belirttiği şey yazarın kaleminin üsluplarından biridir: “Ben gerçekleri hayallerimden uzakta düşünemiyorum.”

Öykülerde hayal kırıklığı vardır.Düşte kurulan dünya ile gerçek dünya arasındaki uçurumdan doğan bu sükut-u hayal,Tedirgin öyküsünde şu cümlelerle ifade edilir:“Niye kendimi hep mutluluğa,sevince doğru giden yolların önünde sandım,karşıma çıkan insanlara,kendi düşüncelerimle, hayallerimle bir biçim ver mek;hayatı,dünyayı hayallerden ibaret bir film,bir roman,bir öykü, bir şiir gibi,bir sanat yapıtı gibi kurmak,yaratmak istedim?”

 

hernevikitap tarafından yayımlandı

Her türden okuduğum kitapları yorumluyorum