Ferzan Özpetek sinemasını çok sevdiğimi belirterek, Saklı Yürek romanından bahsedeceğim. Sinemada aşkı,aile hayatını,insan ilişkilerini,kayıpları,kayıp ve kimlik arayışlarını işleyen Özpetek, Saklı Yürek romanında da aşkı,aile hayatını,insan ilişkilerini işler.
Hayalleri olan Alice çocukluğunda İrene ile karşılaşmıştır ki bu karşılaşma ilk ve son karşılaşmaları olur.Fakat Alice için bu karşılaşma hayli anlamlıdır.Aynı anlam İrene için de geçerlidir. Bir kerede telefonda görüşmüşlerdir ve Alice ona bir sırrını söylemiştir.Aralarındaki sır paylaşımı aslında bu noktada başlar zira roman sırlar üzerine kuruludur.
Yıllar sonra Alice bir haber alır.Alice, İrene’nin miras olarak kendisine bıraktığı evin içinde tablo koleksiyonu olan,kilitli bir odasında notlar, defter ve mektupla bulur. Bulduğu mektuplar İrene’ye aittir. Aslında her zaman düşünürüm bir mektup yazana mı,yazılana mı aittir? Neyse konuyu dağıtmadan devam ediyorum. İrene’nin yazdığı mektupları Alice okudukça, İrene’nin hayatına ait ve kendi hayatına ait sırlarla tanışır.Bir yanda Alice ve onun hayalleri bir yanda geçmişte yaşamış İrene ve aşkı , hayatı derken iki kadın farklı zaman dilimlerinde buluşur.
Ortadaki sırların varlığı, roman karakterlerinin sırları ortaya çıkarma istekleri romanın merak duygusunu tetikler.
Anılarla dolu bir evin yıllarca kilitli kalmış odasındaki sırlar iki kadını bir araya getirmiş olur.
Macera dolu hayatı biten İrene,öldükten sonra yetersizlik hissi taşıyan,annesi tarafından üzerinde baskı kurulan , oyunculukla ilgili hayalleri olan Alice’yi adeta maceranın içine atar.Bu macerada Alice kimliğini de bulacaktır,kendini inşa etmeye başlayacaktır.Her şeyden önce hayatının kontrolünü kendi eline alır. Geldiği Roma’yı keşfederken kendini de keşfeder. Hayalinin peşinden koşmayı öğrenirken,sırların da peşinden koşar.
Sıra dışı bir aşkı da anlatan ve sonu bakımında şaşırtıcı olan roman duygusal bir biçimde yazılmıştır.
