Angiliki ile Mehmet

Farklı bir üslupla anlatıldığında,farklı bir yöne evrildiğinde klişeleri çok seviyorum.Kitapta yer alan klişe; “büyük aşklar nefretle başlar” savı ve engellerle yaşanması imkansıza daha yakın bir aşk hikâyesi olması.Fakat klişeler romanın ortaya yakın bölümünde,tam da vaktinde boyut kazanıyor,alt metinlerle başka bir yöne gidiyor.Hem yazarın anlatımından hem de bahsedeceğim ayrıntılardan dolayı roman,son dönemde okuduğum en iyi aşk romanıydı.

Aşk ne kadar taraflarınca gizlense de bir çatlak bulur ve sızar.Kulağa dokunur hem de henüz bilmemesi gereken kişilerin kulağına.Çünkü aşk sınanmak ister.Bir de kötü kalpliler vardır;birçok sebepten çarşı pazarı karıştırmak isterler.Eh bir de kaderin mücbir sebebi.

Angeliki ile Mehmet’in aşkı ailelerin,sosyal yapının, geçmişteki hem tarihsel hem de kişisel yaraların doğurduğu nedenlerin engeline çarpar.Angeliki ile Mehmet’in akıbeti serinin ilk kitabında belli olmadan son bulur.

Türk sanat musikisinin ve Rebetiko’nun eşsiz şarkılarının güftelerinden seçilmiş dizeler,romanın bölüm isimlerini oluşturur.

Biliyorsunuz,Konuyla ilgili her paylaşım yaptığımda belirtirim;İstanbul’a ait kitaplar ilgi alanım.Roman 70’lerde geçer ve ağırlıklı olarak mekan Beyoğlu’dur.Ayrıntılar,sosyal yaşam,mekânlar titiz bir biçimde araştırılmış,dipnotlarla doyurucu bilgiler veriliyor.Beyoğlu haricinde İstanbul’da yazın gidilen plajlar kurgunun içinde ustaca aktarılan nice ayrıntıdan biri.

6-7 Eylül olaylarının doğurduğu ürkeklik,Rum ve Türk ailelerinin komşuluğu ve bağları,din farkının aşka olan toplumsal yansıması işlenen konunun temelini oluşturur.

Dönemde yaşanan bazı olaylar,İstanbul Kültür Sarayı’nın (AKM) yanması gibi kurguda yansıtılır.

Kitapta meyhane adabı,dönemin sosyal yapısı ve yaşamı,modası,ayrıntılı bir biçimde Beyoğlu üzerinden aktarılır.

Tabii günümüzdeki gibi değil meyhaneler.Kebap yemezseniz(kebap ve meyhane!Bu konuyu bir kitap yorumumda uzun uzun anlatmıştım.)Çiçek Pasajı’nda oturtmayan işletmeler yok.Meyhane adabını hem müşterinin hem sahibinin bildiği  eski meyhanelerin olduğu zamanlar.

Romanın anlatımı da,atmosferi de rakının kristal bardakta olması,kadehin dantel zarfta tutulması,dantel yelpazelerin kullanılması,Rumların,Ermenilerin bayramlarda Müslümanlara ziyarete gitmesi,isim günlerinde Müslümanların Hristiyanları kutlamaya gitmesi kadar nahifti.   

Romanda üç kişi üç dilek diler.Birinin dileği diğerinin felaketi mi olacak?Angeliki ile Mehmet’in Yeşilçam’da gördüğümüz,fakat kalıba oturtulmamış ve gerçekçi anlatımla aktarılan melodramdan uzak aşkları gizli saklıyken nasıl zamansız duyuldu ve bu aşkın duyulmasıyla neler olacak?Rum ve Türk aileleri birbirine olan geçmişteki bağlarına ve komşuluklarına rağmen neden bu aşkı onaylamıyor?Angeliki ile Mehmet dışında,telafisi olmayan şeylere sebep olsa da,romanda kimsenin çok da görmediği Ayşe,seni okur olarak unutmadım,gördüm ve soruyorum;Ayşe son yaşadığı trajedi neticesinde kendine gelebilecek mi?Soruların yanıtlarının bir kısmı romanda,diğer kısmıysa sanırım serinin ikinci kitabında yer alıyor.Her karakterin içinde bir suçluluk duygusuyla bir garda son buluyor.Sirkeci Garı’nda bir veda mı yahut elveda mı var,yoksa Angeliki ile Mehmet engelleri aşmak için mi kaçıyorlar,giden trende kimler var?Sorular birinci kitabın hüznüne hüzün katan bir cevaba sahip.Sirkeci Garı’nda son bulan kitabı kapatıp,birinci kitapta plakta çalan onlarca şarkı kulağımda hemen ikinci kitaba başladım.

hernevikitap tarafından yayımlandı

Her türden okuduğum kitapları yorumluyorum