Her yerin Sirke koktuğu,her yerde uyuyamayan insanların olduğu bir distopya.
Henüz sosyal medyanın olmadığı bir dönemde yazılan kitap,günümüz toplumunun yalnızlığını, kaostaki durumunu yansıtıyor.
On yıl önce yaşanmış kitlesel bir psikozu, yaşanan yirmi günün gizemini anlatıcı araştırmaya başlıyor. Bu araştırmada on yıl önce, yirmi gün boyunca hiç kimsenin uyumadığı,daha doğrusu uyuyamadığı, hiç kimseye uyku ilaçlarının fayda etmediği,kişilerin cinnet geçirdiği ,uyurgezer olarak buhran içinde dolaştığı olayların tanıklarına başvuruyor. Bu yaşanan hadisenin araştırılma sırasında olaydan sonra sağ kalanlara başvurduğunda yolu bir kütüphaneye çıkıyor.Bu kütüphane farklı bir kütüphane ve kütüphane olayın araştırıldığı dönemde kalıntılardan ibarettir.Kaosun yaşandığı dönemdeyse bu kütüphane bir kayıt yeridir.Mahrem sırların yer aldığı kütüphanede herkes birbirinin sırrını ,gerçekliğini okuyor.Yazar bugünün toplumunun birbirini gözleyen insanlarını, acımasızlığını ,internet çağının yalnızlaştırdığı gerçeğini rahatsız edici ,ürkütücü bir biçimde işliyor.
Öngörüsü çok güçlü olan roman çığlıklar,sirke kokusu, uyurgezerler ,parçalanarak öldürülenler, ifşalar,ayak sürüme sesleri ile ilerlerken bir kütüphanenin bir şehri nasıl etkilediği sergileniyor.
Anlatıcının insan mantığının geri çekildiği ,kimsenin hatırlamak istemediği yaşanan olayı araştırması ve sonuca varmaya çalışması sırasında hem heyecan hem de gizem gitgide artıyor.
