Mehmet Seyda dendiğinde aklıma ilk gelen kömür işçileridir.Zira kendisi de Ereğli kömür işletmelerinde bir dönem çalışır ve sonrasında bu durum,kömür emekçileri kalemine yansır.Özkan Çeliker,James Sulivan, Necdet Ası “bu isimler de kimler”,derseniz hepsi Mehmet Seyda’nın edebiyatta bir dönem kullandığı isimlerdir.Yazarın adını duyunca aklıma ikinci gelen şeyde hayli fazla olan bu mahlas durumudur.Memet Seyda kalemi dendiğindeyse hem toplumcu gerçekçi eserler vermiştir hem de ruh çözümlemeleri yaptığı eserleri vardır.Gerçek Dışı romanı hayli ruh çözümlemesi barındırır. Yazarla tanıştığım kitap Yaş Ağa, ardından okuduğum Bir Gün Büyüyeceksin’di. Daha sonra bazı hikâyelerini keyifle okudum.Uzun bir aradan sonra yazardan hiç okumadığım romanı Gerçek Dışı ile tanışmak çok güzeldi.
Gerçek Dışı romanın adı,içeriyse gerçek dışının gerçek olabileceğidir. İnsan,insan zihni ve yapabildikleri çok güçlüdür.İnsanın hayal ettikleri,zihninden geçirdikleri ve söyledikleri gerçeği yaratabilir.Hangisi gerçek hangisi değil insan karıştırabilir.Romanın anlatım dilinde gerçek ile kurgu karakterler açısından iç içe geçer.Roman boyunca gerçek ile gerçek dışı arasındaki ilişki,gel gitlerle ele alınır.
Roman gerçeklik adına yeni bir bakış açısı oluşturur. Kavramın ne denli göreceli olduğu ortaya konulur.Ayrıca gerçek ve hayal arasındaki çatışma roman boyu devam eder.
Yazar, her karakteri psikolojik açıdan derinlemesine işler.İç dünyalarını yansıtır.Eserlerinde ağırlıklı olarak ruhsal çözümlemelerde bulunan yazar, bu romanında da detaylı ruh çözümlemeleri yapar. Aynı oranda bu karakterler aracılığıyla dönemin atmosferini de yansıtır.Toplum yaşantısı romanın fonunda yer alırken her karakterin içe sancısının sebepleri ele alınır.
Roman karakterlerinden Ali Muhsin ve Feride İstanbul’da Madam Mari’nin pansiyonunda yaşar.Bu iki karakter ve tüm roman karakterlerinin iç dünyaları karışıktır.Roman boyunca anlatım dili olan iç monolog ve yer yer diyalog sürerken,okur olarak karakterlerin zihinlerinde geziniriz.Karakterler arasında tuhaf bir bağ vardır ve bu bağın her ilmeğini yalnızlıkları oluşturur.Her karakter kendini dengelemeye çalışır fakat bu sancıdan başka bir şey getirmez.
Betimlemelerin de yer aldığı,yazarın şairliğinden gelen şiirsel anlatımın da bulunduğu roman,yer yer soyuta yaklaşan bir anlatım biçimini de barındırır.
ALINTILAR
Gerçeğin yüzüne dimdik bakılamıyor, bakamıyorsunuz. “Ben bakarım!” diyenin alnını karışlarım.
Her aşk, her tutku, öbürlerini bastırıp ortaya çıkan bir yanından kazanmaz mı özelliğini?
Herhangi bir şeyin ya hiç olmayacağı ya da pek güç olacağı tasarlanır; günün birinde de olur o. Oldu mu onu bir zamanlar tasarlamış aklının bir kıyısından geçirmiş olan kişi,hiç tasarlamamış olandan daha çok bocalar.
İnsanları tanıdığımızı sanıyor, ama tastamam tanıyamıyoruz. Ya peki,insan kendi kendini tanıyor mu? Bu da ayrı sorun.
