Nathanael, çocukken uyumadan önce annesi tarafından anlatılan korkunc öyküler dinler. Öykülerden biri de Kum Adam adından bir karaktere sahiptir.Uyuyan çocukların gözlerine avuç avuç kum serpen,çocukların böylelikle çıkan gözlerini kendi çocuklarına götürüp ,onları besleyen bu karakterden Nathanael hayli korkar.Kafsında bu karakteri çizer,evlerinin merdivenlerini çatırdatarak yukarı çıktığını duyar ve artık onun için canlı bir varlıktır. Ayrıca babasının ölümünü Kumadam ile ilişkilendirir. Yetişkinliğinde bu durumu arkadaşına mektup yazarak paylaşır. Bu durumdan bir süre sonra sevgilisinin de haberi olur. Nathanael, melankolik öykü yazmaya baslar. Çocukken yaşadığımız olayların sonunda bastırdığımız duyguların yetişkinlikte insanın peşini bırakmayacağını işleyen Kumadam’ı okuyan Freud, etkilenerek “tekinsizlik” kavramını geliştirir.
Karikatürist, yazar, besteci, müzik eleştirmeni, hukukçu Hoffmann’ın yazmış olduğu ve psikolojinin, gerilimin, gotik edebiyatın iç içe olduğu öykü hiç beklenmedik bir sonla biter.
Kitapta yer alan Metruk Ev öyküsü de Kumadam gibi çocukluk kâbuslarına dayalıdır.Ayrıca kişinin karakterini belirleyici bir ayrıntı olarak yansıtılır. İki öyküde de düş ile gerçek birbirine karışır.
