Öykü kitabı olan Kalaycı’yı anlatmaya başlamadan önce,kitapla bağlantılı olarak Mübadele ve Kayaköy’den basedeceğim.Zira kitaba adını veren Kalaycı mübadele zeminine kurulu bir öyküdür.Fethiye’ye çok kez gittim,son ve daha önceki gidişlerimde Kayaköy’e uğradım.Elbette turistik bir mekân fakat Kayaköy’ü turistik bir mekâna da indirgemek oradaki özelikle acı hatıralar için haksızlık olur.Köyün nispeten girişinde bir kahvede otururken,limonatamı yudumlamak biraz zor oldu;zira mübadelenin en sert çizgilerini gördüğüm bir yerdi.İlk ve son gidişimde de,yıkık evleriyle,yarım duran yapılarıyla,yarım kalmış hayat hikayelerini düşündürdü.Bu öyküye bir hediye olarak görselde mübadeleye ait evrak ve fotoğrafları kullanmak istedim.Özelikle mübadele konut ve yerleşimleri,Lozan ile mübadele kararıyla nüfusların takakası,yolculuk esnasında yaşananlara ait birçok sayıda kaynak okudum.Mübadil torunu olmandan mütevellit konuya ilgi duymam kaçınılmazdı.Şimdi bu konu bir mübadele hikayesi barındıran Kalaycı öyküsüyle karşıma çıktı.Öykü Levissi’de sonraki adı olan Karaköy’de geçer.İçinde aşkı da barındıran öykü bir Türk kalaycı İsmail ile bir Rum kızı Lena’nın imkânsız aşkını anlatır. Kalaycı öyküsü adını İsmail’in mesleğinden alır ki geri kalan yirmi öykü de adını genelde geçmişte kalan mesleklerden ve o meslekleri icra edenlerden alır.Yirmi bir öykünün orta noktalarından biri buyken her biri hüzünlü,yer yerde trajiktir.Çarıkçı öyküsünde olduğu gibi bireyin iç dünyasına eğilen öykülerde ağırlıktadır.Çarıkçı ustası Trablysgarp’ta bir kolunu kaybeder, Çanakkale Savaşı’na gidecek olan askerlere çarık yapar.Karakterin hayatı,iç dünyası incelikli biçimde aktarılır.Öykü bir epigrafla başlar. Mustafa Kemal Atatürk’e,gazi ve şehitlerimize saygı duruşu niteliğindedir.Ayrıca yazarın annesinin dedesi Çanakkale’de savaşmış ve ağır yarası ile yolculuk yapıp vefat etmistir.Kitabın arka kapağında Mustafa Kemal Atatürk’ün ve cephedeki,cephe gerisindeki Türk kadınlarının fotoğrafları bulunur.
Kaleci her zaman gol kurtaramaz ki gol de yer,tıpkı hayatta hepimizin yediği goller gibi.Kaleci öyküsü tam olarak bu durumun odağında konusunu işler.Zamanında kaleci olarak çok başarılı olan Panter lakaplı Mehmet bir sakatlık sonrasında zirveden dibe düşer.
Bir başka öykü olan Külcü küçük insanı işleyen,kenardaki insandan bahseden Sait Faik öykülerinden aşina olduğumuz köşede kalmış insanı anlatır.Yazar kendi üslubu ile küçük insanı anlatırken nostalji, burukluk,onur mücadelesi gibi duygu durumlarını ustalıkla aktarır.Herkesin Külcü dediği,yoksul,dedelerini ve babasını savaşlarda kaybetmiş,ne iş bulsa yapan,kanaatkâr,sessiz,kenarda köşede kalmış bir karakter,Külcü öyküsünde işlenir ve öykü buruk bir tat bırakır.
Yolcu öyküsünde bu defa mübadil değil mülteci olan Yusuf ve babasının hikâyesi anlatılır.
Her öyküde küçük insanın,toplumun pek farkında olmadığı insanların umutları,trajedileri,hüzünleri,ayakta kalma mücadeleleri,onur mücadelesi,ruh halleri mevcuttur.
Öykülere yer yer türkülerin güfteleri eşlik eder.
Kamyoncu,bilinmezliğe yürüyen bir adamın hikayesini anlatan Meydancı,düğün şarkıcısı Çiçek ve saz arkadaşlarının hikâyesinin anlatıldığı Şarkıcı,yabancılaştırmayla biten ve 1980’lerde geçen Kapıcı, zamana yenilenlerin ve zamanı geçmiş denilenlerin öyküsü Tamirci,kitaptaki çoğu öykü gibi Fethiye’de geçen ve Antik dönemde geçen Dövüşçü,dünya,para ve ölümün bir mezarcı bakış açısıyla anlatıldığı Mezarcı,şansı ıskalamanın “eyvahını” yansıtan Simitçi,tebessüm ettiren Hurdacı,işinin ilk gününü sevinçli ve acılı haberleri ileterek geçiren,bir postacının hikâyesi olan Postacı kitaptaki bazı öykülerdendir. Kızlar okumaz gibi köhne bir anlayışı savunanlara karşı kızını savunan ve okutan,Saliha’nın babası gibi “Keşke her kız çocuğunun böyle bir babası olsa”dedirten,Öğrenci 1 Saç Bağı öyküsü kitabın ayrıcalıklı öykülerindendir.Öğrenci 2 Köye Dönüş,Saç Bağı öyküsünün devamı niteliğindedir.Saliha öğretmen birçok kız çocuğunun hayatına dokunur.
Bazı öykülere gerçekte yaşanan olay ve yasayan insanlar ilham olmuştur Bunlardan biri de Boyacı öyküsündeki komiserdir.
ALINTILAR
Hayallerle gerçekler birbirine temas etmiyorlardı.İkiz ama bir o kadar da yabancı kardeş gibiydiler. (Pazarcı)
Diğerleri gibi ben de yüklemi ararken özneyi kaybedenlerdendim…(Biletçi)
İnsanın gönlü yorulduysa,dünyanın bir önemi kalmıyordu.(Hurdacı)
