Dünya keşke Ali Rıza Bey‘in bildiği gibi bir dünya olsaydı,lakin değişim her daim iyisiyle kötüsüyle gelir.Birinci Dünya Savaşı sonrası gelen değişim, toplumların değerlerini etkiler.Birey bu değişimi reddetse de değişimin dışında kalmaya çalışsa da etrafındakiler yeni hayatın dışında kalmak istemeyebilir.O zaman ne olur?Roman,bu soru ve bu sorunun cevabı üzerine kurulu.
Romanın başında,ilk sayfalarda Ali Rıza Bey ile konuşan gencin söyledikleri romanın gidişatını ve sonunu işaret eder.Yeni düzenden yana olan genç, eski değerlerle zamana direnen, insanların paradan başka şeylerle de mutlu olacağını düşünen Ali Rıza Bey’e şöyle söyler “Babasınız,çocuklarınız var,paranız yok değil mi?Evlatlarınız ahir ömrünüzde size bir feci yaprak dökümü manzarası seyrettirmekten gayri saadet vermezler.”
Yazarın önce roman olarak yazdığ, ardından tiyatro oyununa da dönüştürdüğü Yaprak Dökümü kendisinin olgunluk dönemi eserlerindendir.
Osmanlının son dönemindeki sosyal değişimin bir ailenin yapısına yansıması aktarılır.Kimsenin hakkını yemeyen, kuralcı,dürüst,hakkını vererek işini yapan aile reisi Ali Rıza Bey’in katı ahlak anlayışına ters olan bu yansımanın aileyi sürüklediği trajedi aktarılır.Dürüst devlet memuru olan Ali Rıza Bey’in ailesine devrin yeniliklerinin yansımasıyla oluşan;aile içindeki kuşak çatışmasıyla,eski ile yeninin çatışmasıyla doğan trajedi otuz üç bölümle anlatılır.
Zamanda geriye dönüşlerin, diyalogların,psikolojik ve sosyolojik tahlillerin olduğu roman,geriye dönüşlerle beraber Meşrutiyet ve Birinci Dünya Savaşı sonrasını kapsar.
Roman değişim geçiren bir toplumun bunalımlarını yansıtırken bunu bir aile üzerinden aktarır.Bu değişim aslında tüm dünya içindir.Birinci Dünya Savaşı sonrası insanların artık amaçları,parayla ilgili hırsları vardır,eski ahlak değerlerinin yıkılmasını isterler ve bu eski değerlere karşıt yaşarlar.Sosyal yapının değişimi bir ailenin çözülüşüyle neticelenir.Aslında bu durum iç içedir;Toplumun en küçük birimi değiştikçe toplumda dönüşür.Yeni zaman insanlarının özellikle ekonomik hırsları,ahlak değerleri eskiyi kabul etmez.
Halid Ziya Uşaklıgil’in Aşk-ı Memnu‘daki Adnan Bey’in yalısında olduğu gibi daha doğrusu Bihter ve annesinin yalıya girmeden önceki halinde olduğu gibi Ali Rıza Bey’in evi dış dünyaya kapalıdır.Ali Rıza Bey dış dünyanın dönüştüğünün farkındadır ve çocuklarını yeni hayata karşı korur.Dış dünya ise kapıları elbet zorlar.Yani Ali Rıza Bey’in bu kapattığı kapı sürekliliğini bir noktaya kadar korur.Bu iki ev arasında dış dünyaya kapanma sebebi farklıdır.Ama yıkım ve çözülüş kaçınılmaz olur.Yeniye,dış dünyaya kapanarak karşı koyabileceğini düşünmesi Ali Rıza Bey’in yanılgısıdır.Bir diğer yanılgısı da gelişen olaylara karşı seyirci kalışıdır.Aile çözülüşe ve dağılmaya girdiğinde baba olarak çaresiz kalır.Aile bireyleri özelikle eve gelinin girmesiyle baskı ve değişim arasında kalır.Modernleşme, yeni olan bireylerin üzerinde etki kurdukça ev yeni hayata açılınca,evde verilen davetlerle yeni insanlarla tanışıldıkça trajediler yaşanmaya başlar.Ailenin yıkımını bu romanda gelin,Aşk-ı Memnu’nda ise Bihter belirgin biçimde başlatır ve hızlandırır.
Zamanında dürüstçe çalıştığı için aileye maddi anlamda babalık yapmadığı düşüncesiyle,ailesi tarafından Ali Rıza Bey suçlanır.
Ali Rıza Bey ne kadar pasif bir karakterse,büyük kızı Fikret o kadar harekete geçen bir karakterdir.Evin gidişatını gördükçe babası gibi duruma küsüp köşeye çekilmez,seyirci olmaz,itiraz eder,engellemeye çalışır ve kendi geleceği için evlenip evden giderek harekete geçer.
Eskinin yeninin karşında tutunamamasını işleyen roman,zaman karşısında bir ailenin yıkımımı yansıtır.
Yaprak dökümü ailenin en aklı başında üyesi ile başlar.Ailenin maddi sorumluluğunu alan Şevket ile devam eder.Dökülen üçüncü yaprak Necla, ardındansa Leyla olur.
