BİR BEYOĞLU DÜŞÜ, BERLİN’DE SANRI, KANALLAR

Kitaptan bahsetmeden önce genel bir anlatım yapacağım 50 kuşağı ve eserleri.Evet,yine biraz uzun bir inceleme olacak ama elimden geldiği kadar kısa tutmaya çalışacağım.50 ve sonrasındaki hikâyeler,1950 öncesi hikâyelerinde çok farklıdır.Her şeyden önce mekânın gerçekliği ile insanı yansıtır.Dil de farklıdır,bir yandan yapıyı bozar gibi bir anlatım oluşur çünkü dilin sınırları zorlanır. Dilin yeni olanaklarına erişilir.“İçimde büyüyen boşluğun içinde yalnızdım” diyen, “korkuyorum” deyip bir şeyden korkmanın, salt korkmanın manifestosunu yazan Ferit Edgü,“Okunamayan kitap,ölü bir nesnedir,bir yüktü”diyen Bilge Karasu,“Yüreğimi saran sıkıntı dağılacak gibi.Çürümeyi ve kaçışı bir unutabilsem.” diyen Onat Kutlar,“Sıkıntı benim ülkem” diyen Erdal Öz ve anlatı türündeki bu kitabın yazarı Demir Özlü…50 kuşağı edebiyatçıları aslında edebiyatçı oldukları kadar,bence birer düşünürdür.Toplumu ve bireyi anlamaya,anlatmaya çalışan bir dönemdir.

Demir Özlü’den ne okursam okuyayım anlattığı şeylerdeki yoğunluğu hissederim. İnsan ve mekân ilişkisi güçlü bir bağ ile kuruludur.Genelde anlatımında var olan dün ve bugünün iç içe geçmişliği beni hiç yormaz. İnsan varlığının anlamını,temelini,günde ve dünde arar.Düş ve gerçek iç içedir.Okurken neyin düş,neyin gerçek olduğu bazen net değildir.Değerler üzerine düşünen ve değerler üzerine yazan bir yazardır.Ama değerlerin değişiminden,zamana karşı dönüşümlerinden bahseder.Bunu yaparken dolaysız biçimde anlatır.Okurun da bu yozlaşmayı görmesini sağlar.Gerçekliği ve insanı tanımlar,bireyin gerçekliğini yansıtır,bu bağlamda da adeta bir düşünürdür.Fizik ötesi kavramı asla tanımayan bir düşünce kalemine yansır.

Bu kitap;Bir Beyoğlu Düşü,Berlin’de Sanrı,Kanallar bölümünden oluşuyor. Kitap bir anlatı.

Bir Beyoğlu Düşü’nde,İstanbul’un uzağına düşmüş Beyoğlu’nun arka sokaklarında gezinen bir adamın düşü anlatılır.Gençliğinde bulunduğu,yaşadığı tünel,Lebon, Markiz,Balyan,Hachette Kitabevi,Olivo,Fischer Lokantası,Kohen Kardeşler Kitabevi derken okur için adeta nostaljik bir geziye de dönüşür. Yazımın başında belirttiğim “mekân” ayrıntısına bir örnek teşkil eder.Anlatıcı eski günlerini hatırlarken gizemli eski komşusunu da anar.Gençliğinin ruh halini,arayışını tanımlar.

Anlatıcı,nereye giderse gitsin İstanbul’un, Beyoğlu’nun kendisini bulduğunu belirtir. Anlatıcı,biz okurları dönemin Beyoğlu’nda gezdirir.Düş ile gerçeğin iç içe olduğu bir anlatım bulunur.Anlatıcı gençliğindeki Beyoğlu’nu Berlin’de anlatmaya başlar.

“Kanallar”da bireyin gerçekliğini,varlığını arar sorgular ve bir sonuca bağlar.Konu ile ilgili bir alıntı paylaşmak istiyorum :“ İnsanın bu dünyaya gelişi de bir görünüştü.Hiçlikten geliyor,görünüyor,bu görünüşe gerçeklik adı veriliyor;sonra da kayıp gidiyordu.Hiçlikten geldiği için,içinde hiçliği taşıyor;sonra gene de hiçliğe dönüşüyordu.Bu gerçeklik içinde bir nesne gibi bakabiliriz ona,özel bir nesne,bir gerçeklik görüntüsü var.”Kanallar, Amsterdam’da geçer.Üçlemenin sonuncusudur.Kanallar bir metafordur ve mekân yine bireyin bir parçasıdır.Mekân ve birey birleşir;kanallar ve birey gelgittir.Kanallarda yoğun metafor, cinsellik ve aşk bulunur. Zira üçlemenin ilki olan Bir Beyoğlu Düşü’de de Beyoğlu ve birey iç içedir. Beyoğlu’nda insanı da hayatı da labirente benzetir.Zamanın,şehrin yine aşk ve cinselliğin ön planda olduğu bir anlatım vardır ve bireyin şehirdeki yalnızlığı irdelenir. Berlin’de Sanrı anlatısı da üçlemenin ikincisidir.Geçmişte kalmış bir entelektüel anlatılır.İntiharının öncesindeki ruhsal hali aktarılır.Yalnızlık,yabancılaşma ağırlıktayken üç anlatı da bilinç akışıyla yazılmıştır.Özellikle Bir Beyoğlu Düşü yoğun olarak bu teknik ile yazılmış olup tekniğin özelliği olan yer yer kopuk ve düzensiz bir anlatıma sahiptir.

ALINTILAR

Hayatın kısa olduğunu söyleyenlerle aynı düşüncede değilim.Tersine,çok uzundu iç sürem.Uzun yıllar yaşadım,istemek,bazen de tutkulara kapılmak aradığını bulamamak,ardından da umulmadık rastlantıların verdiği mutluluklar…İşte buydu “bütün hayat “ dedikleri.İstediklerinin olmaması ile onların yerini doldurmaya çalışan başka şeyler…

Öyle sanıyordum ki başka bir yaşam gerekliydi bana. İleride yaşanacak ya da geçmişte yaşanmış.

Kendime,biraz da olsa sahip olmam için çok sınavlardan geçmem gerekiyormuş.

Uzayın içinde bitmeyen bir istektir insan. Kendi tasarın yalnızca ölümün üzerinde bir tasarı haline dönüşmemişse,gene de sana küçük bir mutluluk payı kalıyor demektir.

 

 

 

hernevikitap tarafından yayımlandı

Her türden okuduğum kitapları yorumluyorum