Yıl 2003’tü ve İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda İpin Ucu adlı oyunu izlemiştim. Yazar Vüs’at O. Bener ile tanışmam bu oyun sayesinde olmuştu.Eski AKM’deki Oda Tiyatrosu’nda izlediğim oyun yoğun ironi barındırıyordu.Ne yazık ki oyuncuları hatırlamasam da yönetmeni Müşfik Kenter’di.Eski AKM’de ne çok oyun izlediğimi hatırlıyorum.Yurt dışından festival kapsamıyla gelen oyunların izleri hâlâ ruhumda ve belleğimde.Bir de tabii o eski AKM binası…Ya yaşadıklarımdan ya alışmanın doğasından ya da eskisini bilip mukayese edebilmekten dolayı,yeni hâline hiç alışamadığım bu bina;en azından aynı yerde varlığını idame ettiriyor.Bu da teselli bulmama vesile oluyor.Sadece AKM’nin içi değil,binanın önü de bir dönem çok mühimdi.İzmir’de Sevinç Pastanesi önü neyse İstanbul Avrupa yakasında AKM önü de oydu:Sözleşilen saatte buluşulan o meşhur nokta.Kitaptan daha fazla uzaklaşmadan konuya dönüyorum.
Yazar,daha önce paylaştığım Siyah Beyaz öyküsünü Turgut Uyar’a,Buzul Çağının Virüsü romanını ise Oğuz Atay’a ithaf eder.Onlarınki yıllarca süren bir dostluktur.
Kitap içinde yer alan bazı öykülerden bahsedeceğim.
Yaşamasız,Dost’tan sonra yayımlanan ikinci öykü kitabıdır.İlk öykülerinde olduğu gibi Yaşamasız kitabındaki öykülerin de atmosferi basıktır, kötümserdir.Bu duruma örnek olarak kitap içinde yer alan“Kan” öyküsü gösterilebilir.Aslında yazarın yapmak istediği tam olarak bu atmosferi yaratmaktır:Basık ve karanlık.Ayrıca bazen karakterleri de kötümserdir;bu kitapta yer alan Batak öyküsündeki öğretmen karakteri gibi.Aynı zamanda biz okurlar için bu öyküde atmosfer de adeta bataklıktır;insanda kaçış imkânsız hissi uyandırır.Bu bağlamda ve yarım bırakılmış cümleler,tekrarlar gibi ayrıntılarla,dil dâhil olmak üzere öykülerde üslup birliği bulunur.
Vüs’at O.Bener’in öykülerinde yaşamından izler vardır.Hatta bu durum,bu kitabında yer alan Biraz da Ağla Descartes öyküsü ile başlar.
Elimdeki baskıda “Yaşamasız” yirmi öyküden oluşurken ilk basımında on beş öykü bulunur.Yabancılaşma,kent ve kasaba çatışması ile farklılığı,aile ilişkisi,ölüm,aşk arkadaşlık,yalnızlık hayatla aynı ritimde ilerleyemeyen,hayatla paralel gidemeyen insanlar hayli az kelime ile anlatılır.Bu insanlar ya bir olay içindeyken aktarılır ya da geçmişte yaşanmış olayın kendilerinde bıraktığı izleri ile aktarılır.
Arife günü okulundan ailesini ziyarete gelen genç ailesini bıraktığı hali ve o anki halini kıyaslar .Gördüğü değişimler doğrultusunda düşüncelerini paylaşır.İlki öyküsünde ergenlik öneminde yaşanan yabancılaşma yer alır.Acamı öyküsünde kent kasaba farklılığı,Kan öyküsünde aile bireylerinin birbirine olan yabancılaşması evlilik dışı bir ilişki ile hamile kalan kadının yaşadığı olaylar ve durumlar üzerinden anlatılır.Yaşamasız öyküsünde geçmişte yaşanan bir aşk,Sal öyküsünde arkadaşların birbirine olan yabancılaşması,Batak öyküsündeyse kişinin çevresine yabancılaşması ve dolaylı olarak da kendine yabancılaşması aktarılır.Bu öyküdeki karakter,çevresiyle bir bağ kuramaz.Bu kopuk bağ ayrıca yazarın yarım kalan cümleler ile yazmasına hizmet eder.Kuş öyküsünde şiirsel bir dil kullanan yazar,Öfke öyküsünde de bu üslubu kullanır.Bu iki öykü kitapta üslup bağlamında diğer öykülerden farklılık gösterir. Monolog,Mualla karakterinin Leyla’ya anlattıklarından oluşur ki bu tamamen monolog halinde yapılır.Biraz da Ağla Descartes öyküsü daha önce bahsettiğim yazarın öykülerinde hayatından izler taşıma özelliğini barındırır.Bakanlık Makamına öyküsü belge(dilekçe) anlatım formu ile kurgulanmıştır ve yine otobiyografik izlere rastlanır.Anlaşılmaya öyküsünde vesveseli, hastalık hastası bir karakter bulunur,kitabın en güçlü karakterlerinden biridir. Pazarlık adını aldığı eylem üzerine kurulmuştur.Halit Bey içki içen ve karısana eziyet eden biridir.Maskara öyküsündeyse trajik bir durum absürt biçimde işlenir.Yine yalnızlık,yabancılaşma, benliğini yitirme ön plandadır.Arap Abdullah’ın yaşamına genel bir bakış ile etrafın ona bakış açısı birleştirilerek kasabadaki trajik varlığı yansıtılır.
