Geçmişe özlem ve yaşamak isteyip de yaşayamadığı hayatın sızısı,kendisine ölçüp biçilip giydirilen hayatın içinde sıkışmışlık,solmuş bir elbise metaforu ile işlenirken ilk öykü olan Soluk Sarı Elbise içime işleyen bir öykü oldu.Öykünün sonunda okunan salâ,mahallenin bakkalının salâsı iken aynı zamanda geçmişin, öykü karakteri Sinan’ın ve Müjgan’ın yaşanmamış yıllarının da bir salâsıdır.
Genel olarak anlar içindeki duyguları,katmanlı olayların bir noktasını,odağını ve bir kesiti yalın bir dille anlatan öykülere sahip kitabın ikinci öyküsü ise Dilsiz Kırlent’tir.Öykünün diline adeta nesneler eşlik eder.Nesnelerin karakterlerle özdeşen varlıkları,kokuları vb ninimalist bir anlatıma sunulmuştur.İki kadının ağrısını,sızısını anlatan ve özlemek üzerine kurulu olan bu öykü,ilk öyküye de bir selam verir.
Gençliğin Ertesi…Gençken beklediği beyaz atlı prens ile gerçekler çarpışırken İsmet,gerçeği gençliğinin ertesinde, olgunluk döneminin başlarında kavrar.”Beni okutun” dediğinde, “mutsuzum”diye haykırdığında kendisini dinleyen tek bir kişiyi bulamamış olan İsmet,boşanma kararı aldığında artık koca bir kadındır ama ataerkil düzen,kadın üzerinde o sessiz şiddetini çoktan kurmuştur.Yer yer bilinç akışı,yer yer de geriye dönüş teknikleriyleil anlatılan öykünün en etkileyici yanı,acının,karakterin kişilik özelliği olan “deli kız” üslubu ile aktarılmasıdır.Öykünün finali de bu bağlamda hayli absürttür.Bir gençlik illüzyonunun kaybı,sevgisiz hayatın peşin ödenen bedeli,ve gitgide artan hayal kırıklıkları,içe işleyen bir dille anlatılır.
Genel olarak ölüm ve ölenin ardında kalanlar üzerine yazılan öykülerden biri olan Ada Rüyası, şiirsel bir anlatıma sahiptir.Doğrusal ilerlemeyen bu öykü tıpkı rüyalar gibi;atlamalı,sıçramalı, imgeseldir.Öykü boyunca sesler,renkler,kokular birbirine bağlanır. Hal böyle olunca yazar,sarsıcı bir atmosfer kurmuş olur ve bir yas sürecini bu atmosferde aktarır.Bireysel acıların yanında küresel acılara da değinen öykü,geride kalmaya,geride kalana sessiz,incelikli bir ağıt gibidir.
Kitaba adını veren Kelebek Çalısı,ismi ile beni mübadil babaannemin bahçesine götürürken konusu ve anlatımıyla da bir iç çektirdi.Aile içi psikolojik şiddet,kadının varlığı,çaresizliği trajik bir son ile anlatılır.Behiye,kapana sıkışmış hissi ile yaşarken bu hissi ona yaşatanlar tanımlanır.Zorla devam ettirilen bir evlilik ve yaşanan kaçış,bir cinnet ile son bulur.
Kitap içinde katmanları olan bir öykü “Yok Artık Daha Neler” toplumsal cinsiyet rollerine dokunan psikolojik tahliller barındırır.Öykü,farklı karakterlerin bakış açısıyla inşa edilmiştir.Evlilik, sadakatsizlik, iletişimsizlik zeminine kuru öyküde uçurum olarak nitelendirilecek sınıfsal farklılıklarda yer alır ve karmaşık bir ilişki yumağı ile okuru baş başa bırakır.
Büyük bir travmayı çocuk dünyası bakış açısıyla anlatan Annesiz Çocukların Adı öyküsü çocuğun acısını oyun diliyle nasıl aktardığını, nasıl bu yolla yas sürecini yaşadığını gözler önüne serer. Buruk bir öykü… İstanbul Kutusu, ajitasyona sığınmadan en duru haliyle geçim sıkıntısını, aile bağlarını anlatırken, Güvercinler ve Cenaze öyküsü bir babaya hakkını kırgın biçimde helal edişi anlatır.
BIr annenin yoksulluk, toplumsal eşitsizlik ve aile içindeki trajediler sarmalındaki yaralı ve gururlu durumu ve var olma mücadelesi anlatılır Ayçöreği ve Bisiklet öyküsünde. Öykü suça, cezaya, yaralı gurura ve mücadeleye değinirken, erken büyümek zorunda kalan çocukluğa da dokunur.
Öykülerde atmosfer ustalıkla kurulurken anlatımdaki duru dil sayesinde anlatılan her ne kadar acı olsa da asla onu ajitasyonla dibe çekmez.
Sessiz Tanık, öykü nesneleşen bir insan gözünden değil bizzat insanlaşan bir nesnenin; evin gözünden bir aile çöküşünü, yalnızlaşmasını aktarır. Geçmiş ihtişamı şimdiki zaman ise kasveti ile vardır.
Anlatıcısı çocuk olan Halamın Mendilleri öyküsünde aile içindeki bir trajedi yine bağırıp çağırmadan, kokularla,çeyiz sandığındaki mendillerle aktarılır.İki farklı yapıdaki kadın öykünün zeminini ve çatışmasını oluşturur; anne ve hala.
Kalkın Omuzlarımdan öyküsünde şehirlerarası otobüs yolculuk bastırılmış arzuların, dayatılmış evliliğin, yarım kalmış bir aşkın ve yas yolculuğu ile eş biçimde ilerler.Bir kadının omuzlarında koskoca hayati vardır ve kadın yolculuk esnasında omuzlarındaki yüklerle, o yüklere sebep olanlarla hesaplaşır, yüzleşir.
Tahir’in Delileri öyküsünde yazar, ev içindeki şiddete, güç dengesine, gerçeklik algısının yitimine değinirken, tüm bu durumların bir kadının hayatına nasıl yansıdığını gözler önüne serer.
Bazen bir hayal içinde bulunulan zorluğu aşmaya yardımcı olur mu? Psikolojik ağrılar bedene de yayılır mı ?Yalnızlık akılda hayali bir oyuncak varlık ardından o oyuncağı yaşamının tam ortasına bırakmaya neden olur mu? Pencerelerin Ardı öyküsü bir kadının mutsuzluk kıskacında sıkışmasını, evlilikteki iletişimsizliği, susuşları, yalnızlığını hayali bir figürle aşmaya çalışmasını anlatır.
Zamanı Geldi mi? Öyküsü kitabın son öyküsüdür.Özgürleşme çabasını barındır fakat bu özgürleşme geç kalınmış bir özgürleşme çabasıdır. Ataerkil düzende sabır ve katlanma kadına biçilmiş bir roldür. Öyküde bu rolden sıyrılma çabası bir evladın şahitliğinde olur. Çocuk anneye kurtarıcı olurken kuşaklar arası bir dayanışma bulunur. Bir aile trajedisi umut yüklü bir sona erer.
Genel olarak öyküler bir trajedi barındırır.Yazarın dili bu trajediyi duru bir biçimde aktarmasıyla okurda buruk bir tat bırakmasına neden olur. Nesneler, kokular, kurulan güçlü odak ve atmosfer ise anlatılanı,anlatılan her ağır olay ve durumu destekleyici öğelerdir.
