Çocuk ve Sanat

Kitap,İnci San’ın çocuk ve sanatsal yaratıcılık konusunda yazmış olduğu başlıca makale ve bildirilerden bir seçkidir.

Sanat eğitiminin önemi,müziğin,resmin,dramanın çocukların gelişimine olan etkileri kitap boyunca incelenir.Çocuk ve Sanat kitabı,sanatın öğrenme aracı olduğunu vurgular.Çocuğun sanatla ilgilenmesinin kendini ifade etmesindeki faydasını belirtir.

Çocukların gelişimi üzerinde sanatın,eğitiminin etkisini inceleyen kitap pratik örneklere ayrıca bilimsel verilere yer verir.

Sanat eğitiminin tanımı ve kuramsal temelleri kitabın konularındandır. Çocuğun yaratıcılığını desteklemek için sanatın nasıl bir amaçla kullanılacağı açıklanır. Sanat eğitimi kuramlarının ve tarihsel gelişiminin yer aldığı kitapta,sanat eğitiminin diğer disiplinlerle olan ilişkisi de aktarılır.

Kitabın sunuş yazısında Çağdaş Drama Derneği İstanbul kurucusu, eğitim uzmanı kıymetli Mete Akoğuz’un bir yazısı bulunur. Bu yazı içinde kitaba yazıların düzenlenmesi aşamasında büyük emek veren Akın Cınbarcı ismine rastlamak heyecan vericiydi. Usta anlatıcı,aktarıcı,yaratıcı drama lideri Akın Hoca, ülkemizin en önemli yaratıcı drama liderlerinden olduğu gibi birçok alanda sahip olduğu bilgisiyle ve bu bilgileri aktarması ve kullanmasıyla hem entelektüel hem de aydın bir kişiliktir.

Temel sanat eğitiminin ne olduğunu açıklayan İnci San,ülkemizdeki temel sanat eğitiminin ,eğitimin hangi alanlarında kısıtlı bir biçimde var olduğuna dikkat çeker.

Zeka ve yaratıcılık arasındaki bağı vurgulayan,imgeyi tanımlayan,çocuk için imgenin ne olduğunu belirten,imgesel düşünme ve kuramsal düşünmeyi açıklayan ve ayrımlarını vurgulayan,yaratıcı eğitimin gerekliliğini açıklayan, okullardaki sanat eğitimi için önerilerde bulunan bölümleriyle Çocuk ve Sanat kitabı bir kaynak kitabı olduğu kadar anne ve babaların,sanat eğitimi ile ilgilenenlerin,öğretmenlerin,alana ilgi duyan salt okurların okuduğunda keyif alacağı bir kitaptır.

Çocuk yazını üzerinde de duran kitap, çocuk yazınının sorunlarını ve önemini de işler.

Sanat eğitimi içinde sanat beğenisi kazandırmak,ulusal ve evrensel sanat biçimlerini,kültürel miras ve  çağdaş kültür varlık ve oluşumlarını tanıtıp öğretmek kadar  çocuk ve gencin öğrendiklerini çevresinde uygulayabilmesi ,yalnız güzel ve yalnız estetik biçimler üretmesi de önem kazanmaktadır.Eleştirel olur,sorunları düşünür,davranış değişimini oluşturur.Bu bağlamda sık sık sanat eğitiminin önemi kitap sayfalarında yer bulur.

Kitapta yer alan yazınsal yaratıcılık bölümünü okurken, kitap beni heyecanlandıran fikirler verdi.

Kitapta ayrıca dünyadaki sanatlar eğitimi incelenirken Türkiye’de sanatlar eğitimi Cumhuriyet öncesi,Cumhuriyet dönemi ve sonrası olarak ele alınır.

Ulusal eğitimde kültür ve sanat bölümünde Halkevleri siyasal gelişmelerle birlikte incelenir.

Sanatta savaş teması Guernica resmi üzerinden anlatılır.

Kitap içinde yer alan kültür tanımı etkileyicidir.

Günahkar

Serinin dördüncü kitabı Günahkar. Oysa yazar üçüncü kitap olan Ebedi’de sanki okurla vedalaşmıştı.

Serinin başlarında Grace’in arkadaşı olan Isabel,seride gitgide sağlam bir karaktere dönüşür ve nihayetinde Günahkâr’da ana karakter olur. Serinin ortalarında tanıştığımız Cole için de aynı şey geçerlidir.

 İlk üç kitapta yer alan Grace ve Sam, Günahkâr’da yok denilecek kadar az yer alırlar. Zira üçüncü kitapta bu zaten kendini belli eder. Üçüncü kitabın sonunda gerçekleşen hadiseler neticesinde serinin tüm karakterleri bir yola girer. Kimi kendi tercihleriyle kimi de başkalarının tercihleriyle… Kendi yolunu çizenlerden biri de İsabel’dir.Cole ‘dan kaçarak Kaliforniya’ya gider . Dördüncü kitap İsabel ve Cole ‘un beraber olmak için gösterdikleri çaba üzerine kuruludur.Özellikle Cole, İsabel ile yeniden birlikte olabilmeyi amaç edinir.

Serinin dördüncü kitabı, tanıştıklarında kurt adama dönüşerek hayatını kurtaran Cole’un ve kardeşi kurt adam olmayı reddederek ölen İsabel’in hikâyeleri üzerine kuruludur.

 Serinin dördüncü kitabını da bitirdikten sonra genel bir yorum yapacağım.Seri kurt adam temeline kurulu.Bu klişeden yola çıkılarak klişeyi mutsuz aile hayatının etkileri,aşk,dostluk, fedakarlık kavramlarıyla farklılaştırır.Fantastik edebiyat türündeki kitabın benzerleri arasındaki fark budur.Fakat tam anlamıyla beni doyurabildi mi,bu noktada arada kaldım. Ayrıca dördüncü kitap seriden kopuk bir halde. Karakterleri tanımamız dışında serinin diğer üç kitabı arasında kuvvetli bir bağ yok,hatta bağ çok zayıf.

ATLIKARINCA

Emine Işınsu, henüz doğmamışken edebiyatımızda adı geçen bir yazardır.Yazarın annesi Zorlutuna,Bir Devrin Romanı kitabında “Kars’ta bir ışık gibi,Işınsu hayatımıza doğdu” der.Yazarın sıklıkla kullandığı cümle bitimindeki iki nokta bu romanında da sıklıkla yer alır.On yedi yaşındayken İki Nokta şiir kitabını yayınlar bilemiyorum; bu kitabın ismiyle çok sevdiği iki nokta kullanımı arasında bir bağ var mıdır?

Entelektüel ve aydın.Çok sık karıştırılan iki kavramdır. Entelektüel bilgiye dayanan aklını kullanan kişidir.İnsan,doğa,evren ile ve birçok kavramla ilgili düşünceler üretendir.Ürettiklerini imgelerle anlatır. Entelektüel kişi, bir öğrenimi olan,zihinsel becerilerini geliştirmiş,bu becerileri kullanan ama çok fazla eyleme katılma gereği duymayan biridir.Aydın kavramı ise aslında münevver olan anlamındadır.Yani aydınlatandır.Aydın,aydınlanma dönemi felsefesi düzeninde düşünen, düşünce üreten ve davranan kişidir. Yani entelektüel kişinin aksine eyleme geçer. Amacı doğaüstü ilkelerden uzak,yaşadığı dünyada insandan kaynaklanan ve insan için olan bir yaşam kurmaktır.Çevresi için vardır.Bu bağlamda içinde hümanistlik barındırır.Eşitlik kavramı üzerinde durur. Aydın kişi için tüm insanlar birdir.Belirttiğim gibi entelektüel den farkı bilgi kadar eyleme önem vermesidir.Aydın kişi bilgiyle beraber bir eylem içindedir. Neden bu iki kavramdan bahsettim,açıklayacağım.Roman aydın kesimden bahseder fakat sözde aydın kesimden bahsetmektedir.Bu sözde aydın kesim birçok romana konu olmuştur.Çünkü Tanzimat’tan bu yana birçok dönemde bu topraklarda içi boşaltılmış biçimde aydın kavramı var olmuştur ve edebiyata da bu biçimiyle yansımıştır.Halktan uzak, halktan kopuk,bazen halkı aşağılayan sözde aydın kesimi, bazen çıkarlar doğrultusunda, bazen batılılaşmanın yanlış anlaşılmasıyla, bazen olması gereken aydın niteliklerini taşımadan kendine yer açma çabasıyla kavramın özünde bulunan hümanizmden,kavramına manası olan münevver olmaktan uzaklaşmıştır. Roman sözde aydın kesime bir eleştiri barındırır.

TRT’ye dizi olarak çekilen Atlıkarınca, aydınlar ile alay ediyor gerekçesiyle yayınlanmamıştır.80 sonrasının atmosferinde, Özal’ın başbakan olduğu dönemde,Ankara’nın siyasi hayatının fonunda geçen Atlıkarınca romanı Nurgün, Merve, Mehtap karakterleri gözünden kadın erkek ilişkileri,insan ilişkileri ile birlikte feminizme de yer verir ve feminizme bir eleştiride bulunur.Nurgün karakteri ile kadınların yaşadığı sorunlar ele alınır ve aynı zamanda kadın erkek ilişkisi özellikle bu karakter aracılığıyla işlenir.

Düşüncelerinde derinlik barındırmayan,olması gereken aydından farklı olarak yaşadığı çevreye, dünyaya faydası olmayan sözde aydın kesiminin YÖK Başkanlığı için oluşan kulislerdeki profilini çizer.

Yazar,karakterlerin iç dünyasını incelikle yansıtır,anlatımı toplumsal sorunları ele alırken gerçekçidir.Atlıkarınca da bu özellikleri taşır.Yine Emine Işınsu’nun sık kullandığı diyalog bu romanında da mevcuttur.Roman aslında tiyatro oyunundan uyarlanmıştır.Yazarın toplumsal eleştiride bulunması, insan ilişkilerine farklı bakış açısı,toplumdaki iki yüzlülük,birey ve toplum ilişkisi vb. konuları işlemesi bu romanında da gözlemlenmektedir.Ayrıca aydın kavramının içinin nasıl boşaltıldığı işlenirken,Ankara’nın siyasi atmosferinde akademinin iç yüzü ve hırsları da ele alınır.Yazarın eleştirel bakış açısı bu romanında da bulunmaktadır ve yine yazarın kaleminin özelliklerinden olan iç konuşmalar yer yer bu romanında da kendini gösterir.

80 darbesi sonrası oluşan,sözde milliyetçi aydın kesiminin, sadece eleştiren bir profil yapısında oluşuna direkt eleştiride bulunur.Bu kesim aslında belirli bir çevre içinde o çevre ile hareket eden,çıkarlar uğruna yaşayan kişilerden oluşur.

Yazar,tasavvufi kişiler hakkında eserler vermiştir. Yazar bu romanında da Merve ve Nurgün gibi karakterler aracılığıyla tasavvuf felsefesine az da olsa yer verir.

Ölü Makyajı

Hep söylüyorum yine belirteceğim;dünya ince ruhlu insanlar için gitgide zorlaşıyor.İşin tuhaf yanı da o güzel insanlar birbirini bulmadan,yalnız yaşıyor.Romanın ana kahramanı böyle bir yapıya sahip.Romanın işlediği ise yalnızlık ama sadece yalnızlık değil. Aile ilişkileri,insanın kendini çaresiz hissetmesi ve bunun nedenlerini sorgulaması, çaresizlikte insanın kendisi olmaktan vazgeçmemesi,yazmak, yaşamı sürdürebilmek için çalışmak,yeni bir yere varmak ve oraya alışmaya çalışmak fakat her neresiyse oraya  ait hissetmemek.

Roman,insanın kaygılarından, umutlarından,hatta kendinden sıyrılmasının ve bir boşluğa varmasının hikâyesini anlatır.

İç konuşma tekniğiyle yazılan roman yer yer metafizik ögeleri barındırır. Üç bölümden oluşan romanda her bölüm bir epigrafla başlar.

EBEDİ

Serinin üçüncü kitabı ve serinin en fedakarlık dolu olan bölümü.Grace ısırilmasına rağmen kurda dönüşmeyerek yıllarca yaşamış kurt adamdan bir daha kurda dönüşmeyecek olan Sam ile yıllarca kurdukları bağı aşka dönüştürmüşlerdi.Fakat serinin ikinci kitabı biterken ikisi için hayat ve kurda dönüşme koşulları,virüs olarak kabul ettikleri dönüşme durumu onlara kötü bir sürpriz yaşatmıştır.İkinci kitapta kimi geçmişi kimi geleceği ile hesaplaşıp,yüzleşirken serinin üçüncü kitabı olan Ebedi, geçmiş,gelecek ve anın çarpışması üzerine kuruludur,bu savaş,bu çarpışma ya var ya yok oluşu ya veda ya ebediyeti doğuracaktır.

İkinci kitapta seriye katılan karakterler bu kitapta varlığını sürdürür.

Üç kitapta da tüm karakterlerin geçmişinde ya da şimdiki zamanlarında aile ile ilgili bir problemleri bulunur.

Üçüncü kitap imkansızlığın mümkünlüğünden bahseder,ikinci kitap beklediğim gibi biterken heyecanlı bir sona varmıştı,üçüncü kitapsa bir neticeye ulaşır.

Ebedi’ye heyecan katan detay insanların kurt  adam olduklarını bilmedikleri kurtları yani, insanları avlama girişimlerdir.İnsana dönüşen ya da insan olan kurt adamların arkadaşlarının av konusunda ne yapacakları kitaba gerginlik ve heyecan katar.Serinin bu üçüncü kitabına biraz da polisiye tadı eklenir.

Kurtlar bir saldırı ile karşı karşıyadır bu durumdan onları arkadaşları kurtarmak için bir çözüm yoluna girer.

İnsandan kurda dönüşen bir karakter vardır ki çoğu kahramanı etkilerken üç seride yer alan bazı karakterlerse bu kitapta vedalaşır.

Bu kitapta aşk,fedakarlık, dostluk serinin ilk iki kitabına göre daha ön plandadır.

William Faulkner  Köy Romanı

Modernizmin en sık kullandığı bilinç akışı anlatım tarzını Amerika’nın modernist yazarlarının babası sayılan William Faulkner’ da sıkça kullanır.Bu kitabında bilinç akışı anlatım yoktur.Bu kitabında da diğer kitaplarındaki gibi anlatım karmaşıktır.Yine modernizm özelliği olan çoğul anlatım yazarın kullandığı anlatım biçimidir.Yazar genelde Amerikan güney kültürünü ve çöküşünü,aile sevgisinin bitişini, aile çöküşünü,kuzey ve güney arasındaki iç savaşı,ırk çatışmasını kaleme alır.Köy,diğer kitapları gibi yereli anlatır.Okur yerelden evrenselliği yakalar.Köy romanı da yereldir;Amerika’da ortaya çıkan taşra orta sınıfını ve onun yükseleşini anlatır.Dolambaçlı bir anlatıma sahip bir romandır.

Geçmişi karanlık ve söylentilerle dolu fakat kesin olarak bilinmeyen  Snopes ailesi Frenchman’s Bend adında bir köye gelir ve yerleşir ve zamanla bu köyü ele geçirir.Snopes ailesinin nesilden nesile uzanan olaylı yaşamı üçlemenin ilk kitabı olan Köy de aktarılır. Snopes ailesinin artlarında,haklarında kuşkulu bir hadise bırakarak  geldiği yer Varner ‘a aittir ve orada yaşayanlar,çiftçiler,çalışanlar,kiracılar bulunur.Snopes ailesi ticaretle çiftçilikle ve hatta eğitim ile köyü her anlamda kuşatır. Kurnaz bir ailedir.

Köy uzun cümlelerin,betimlemelerin olduğu tutkunun,değişimin,zaafların  insan üzerindeki etkisini gözler önüne seren bir kitaptır.

Dört kasabanın dedikodusunu bir gazete gibi taşıyan,düğün ve cenaze haberlerini veren Ratliff,Varner ‘ın oğlu Jody,Varner’ ın kızı Eula’ya aşık olan ve okuma hedefi olan Labove,Flem Snopes gibi renkli karakterle sahiptir.Şahıs kadrosu kalabalıktır.

FEVKALBEŞER  SAİR BEY ve SUSKUNLUĞU

Dün bugün yarın …Bir cellat,aksak bir hırsız, yarı deli bir ressam /yazar, bir dedektif . Bu kişilerin hikayeleri birbirine paralel.Karakterlerden biri Osmanlının 4. Murad döneminde babası gibi bir cellattır.Karakterlerden sanatçı olan  bugünde, karakterlerden dedektif olansa gelecekte yaşıyor.Ortada bir ejder madalyonu ve adı Aynalı Ejder olan tarikat bulunuyor,bir de bir cinayet.Bu madalyon kitaptaki karakterleri buluşturan bir ayrıntı ki romanın tam merkezinde yer alıyor.Karakterler tabii ki karşılaşmıyor fakat birbirlerine sirayet ediyorlar.

Gizli bir tarikat,tarikat hakkında bazı bilgileri yazan ve öldürülen garip bir ressam,yazar ve bir madalyon ….

Aynalı Ejder,kitleleri peşinden sürüklemeyen, küçük,siyasi bir çıkarı ve haliyle siyasi başarısı olmayan,ben ve öteki arasındaki çizgiyi kaldırmak ve böylelikle iyi bir insan olabilmeyi hedefleyen bir görüşe sahip tarikattır.Müritleri kendi istekleriyle kendilerini bir inzivanın ardından kör eder.Sırlarını çok az kişi bilir.Peki bu sırları romanın şimdiki zamanındaki karakteri olan yazarn nasıl nereden edinmiştir ? Gelecekteki dedektif öldürülen yazarın ailesini koruyabilecek midir?Tarikatın amacı sırlarını saklamaksa bu sırları bilen dedektif onlar için bir tehlike midir?Üç ana karakterde kendi aynalarına bakabildiklerinde ne görürler?

Tüm bu sorular romanda yanıt bulurken romanın sonu bir yandan da okura emanet edilir.

Yer yer mitlerin olduğu,mistik öğelerin kullanıldığı  büyülüğü gerçekçiliğe yaklaşan fakat daha çok post modern olan,yalın bir dile sahip etkileyici bir romandı.

 

 

HONCİN CİNAYETLERİ

Amatör dedektif Kosuke Kindaiçi, karlı bir kışta Okamura Köyü’nde bir düğün gecesinde yaşanan bir cinayeti çözmeye çalışır.

Toprak sahibi olan , eski değer yargılarıyla değişen dünyaya uyum sağlayamayan , varlıklı İçiyanagi ailesinin oğlunun evlendiği gece  gerçekleşen olayda tek bir iz vardır: kara saplanmış kanlı bir samuray kılıcı …Ortada bir suçlu vardır.Roman,  suçlunun bulunup bulunmayacağı merakıyla okunurken, bir yandan da suçun işlenmesindeki etkenleri ortaya çıkarır .Bu etkenlerin başındaysa aile çevresindeki sosyal şartlardır.

1902 yılında doğmuş olan  ve yazı hayatına çok erken yaşta başlayan yazarın  Honcin Cinayetleri romanı 1937 yılında geçer ve yazarın sinemaya uyarlanan ilk eseridir. Yazarın Japonya ile Çin Savaşı, ardından Dünya Savaşı ve sağlık problemleri nedenleriyle yazı hayatı etkilenir. Tam en dipteyken yazarın edebiyat ve özel hayatı zirveye taşınmaya başlar.

Unutmanın İcadı

Unutmak ve hatırlamak üzerine yazılmış, belleğin  aslında  nelerle  bağlantılı olduğunu ve  unutmanın  başka kavramları ne denli etkileyeceğini, zaman vb. başka kavramların tanımını değiştireceğini de vurgulayan özel bir romandı.Unutmanın kişisel bir durumdan toplumsal bir olaya dönüşmesi ve unutmanın bir adaya yayılması biraz da distopik bir atmosfer oluşturur.

Büyülü  gerçekçilikle ve içindeki felsefi öğelerle sorular sordurur.Cennet unuttuklarımız mıdır,her şey unutulmaya mahkûm mudur?Unutmak şifa mıdır?

Bir ada düşünün.Bir kişiyle başlayan adeta unutulma salgınına tutulmuş insanlarla ada gitgide unutuşu yaşamaya başlar.İsimler,yüzler,rüyalar,ezan okuyan hoca yıllardır okuduğu ezanı, insanlar çocuklarını ve onların kim olduğunu ,zamanı ,yürümeyi ve nihayetinde dili unutur.Devlet var olan unutma halini çözmek için,adalıları eski haline getirmek için duruma el koyar.Devlet bir dilbilimciyi görevlendirir.

Unutmanın neleri etkileyeceğini keyifle okudum.

ŞAMPİYON

Kirli bir düzenin değişmesi icin atılan ilk adımın hikayesi…

Pat Glendon şansızlıklardan dolayı hiç şampiyon olmadan boks hayatını sonlandırıp, adını boks tarihe altın hafilerle yazdırmış bir boksör olarak ormanda yaşamaya başlar.Oğlundaki boks yeteneğiyse gözünden kaçmaz ve onu yetistirir.Doğada yetişen, şehir hayatına uzak olan oğlu hayli güçlüdür, dayanıklıdır.Zeki,ahlaklı, hile nedir bilmeyen oğlunu güvendiği bir menajere teslim eder ve oğlu başarıdan başarıya koşarken bir gazeteciye aşık olur.Şiire meraklı, sanat galerilerine giden, fotoğraf cekimleri yapan başarılı boksör,gazeteci vasıtasıyla menajerinin kirli işlerini öğrenir.Yenilgi nedir bilmeyen genç boksör boks camiasına ait tüm aksaklıkları,çevrilen dolapları,spor ahlakının yerini maddi çıkarların aldığını son şampiyona maçında salondakilere anlatır.

Boks dünyasının kirli yanlarını,spora ters düşen ahlak noksanlığını, danışıklı dövüşleri ,sporcuların ve seyircilerin nasıl aldatıldığını,çıkar uğruna sporcuların nasıl kullanıldığını, bokstaki yozlaşmayı anlatan roman boksa ve anlattığı konuya çok hakimdir zira yazar Jack London bir zamanlar boks yapmıştır. Tüm haksızlıkları gören roman kahramanı  haksızlığa ,etik olmayana karşı dik duruş sergiler. Entrikaya, çevrenin etkisiyle yahut planlarıyla kötü oyunlara iştirak etmez ve  adaletsizliğe başkaldırır.