Sait Faik Abasıyanık,işlediği öykü kişisinin ta derinlerine iner.Onun dünyasını, çelişkilerini,onun gördüklerini ve bunalımlarını aktarır.Sıradan insan diye adlandırılan ya da küçük insan olarak nitelendirilen kişiler,yazarın öykü karakterleridir.
Tüneldeki Çocuk,yazarın son dönemi olarak adlandırılan dönemine ait öyküleri ve röportajları barındırır.Bu döneminde imgelem kullanır ve İstanbul’a ait düşünceleri değişir.İstanbul pek sevgiyle aktarılmaz ya da eskisi kadar İstanbul’dan bahsedilmez. Zaten orta döneminde İstanbul sevgisinden gitgide uzaklaşmaya başlamıştır.Bu dönemine ait öykülerin genel özelliklerinden biri de yalnızlığın sıkça işlenmesidir.Gerçekçi anlatıma sahip olan yazar,son dönemine ait öykülerinde sürrealizme yaklaşır. İkinci(orta) döneminde yazmış olduğu Kırlangıç Yuvasındaki Kadın öyküsü de gerçeküstü bir öyküdür.Fakat Tüneldeki Çocuk, Az Şekerli, Alemdağ’da Var Bir Yılan kitaplarındaki öykülerde sürrealizm hakim denilebilir.
Bu kitabında olmasa da bu döneminde yazmış olduğu öykülerde gizlemediği eşcinsellik yer alır.
Kitap içerisindeki bazı öykülerden bahsedeceğim.
Sait Faik,Tüneldeki Çocuk öyküsünde tünelde karşılaştığı fakir ama mutlu çocuğun hikayesini anlatır. Fakiri övdüğü varlıklı kişileri yerdiği öykülerden sayılabilir ki,Bin Dört Yüz Yetmiş Altı Nikel Kuruşun Hikayesidir adlı öyküsünde de paranın insanları nasıl değiştirdiği vurgulanır.
Yalnızlığın odakta olduğu öykülerden bazıları da Sevgilime Mektuplar,Önündeki Kış öyküleridir.Önündeki Kış öyküsünde yaşlı bir adam ve kış arasındaki mücadele anlatılır. Yalnızlığın dışında yaşlılık, ölüm temaları da bu öyküde işlenir. Umut, Ketenhelvacı öyküsünde ön plana çıkar; hayata tutunma çabası bulunur. Kitapta bulunan röportajlardan biri Orhan Veli ile yapılan, içeriği Garip akımı olan röportajdır.
İkinci Dünya Savaşı’nın etkileri, Savaş sırası ve hemen sonrası olarak öykülerin bazılarına yansır. Ketenhelvacı öyküsü bu ayrıntıya bir örnektir. Ayrıca İstanbul’un değişen çehresi ve insanları da öyküde aktarılır. Bir Kütüphanenin Hikayesi adlı öyküde kütüphanenin sessizliği dünyasına dönen kütüphanedeki insanları simgeler. İmgelem barındırır. Yalnızlık bu öykünün de temasıdır.
Peyami Safa’ nın , Sait Faik’in ve Refik Halit’in jüri oldukları güzellik yarışmasını anlatan Güzeller Seçiliyor mizah içerir.
Kitabın en özel yanlarından biri de Salâh Birsel’in Sait Adında Bir Balık yazısıdır.
ALINTILAR
Belki her kavgada bir hak,bir haklı ve bir haksız vardır. Fakat aşkta ne hak, ne haklı, ne haksız, hatta ne de bir hakikat vardır.Onda yalnız bütün bunların yokluğundan var olan bir şey, güzellik vardır.
Kitapta yer alan dosya bir dava dosyası değil,adeta bir tahmin yarışıdır.Başlarda hiç olmayan,daha sonra silik ip uçlarıyla ve şüphelilerin çokluğuyla çözülmesi zor bir olay,düğüm halindedir.Büyük bir yapboza kendi parçasını ekleyecek,muhtemel biri suçlu diğeri tanık seksen beş kişi …Bu kişileri bulmak,onları soruşturmaya dahil etmek derken ölen kadının zamanında bağlantılı olduğu kişileri araştırmak,arkadaşlarını bulmak başlı başına araştırmanın ilk sürecini uzatır. Olayla bağlantılı olup olmadığı araştırılacak kişiler birçok millettendir ki onlardan biri Ankara’da yaşayan bir Türk’tür. Tam bir şeye ulaşıldığı sanılırken bir hayal kırıklığı ile araştırma başladığı yerden devam eder.
Seriyi bitirdikten sonra yorumu yazdığım için daha ilk kitabın yorumunda genel anlatımlar kullanacağım.Martin Beck serisinin yazarları Maj Sjöwall ve Per Walöö kalem ortağıdır ve evlidir.Seri on kitaptan oluşur. Serinin odağında Martin Beck ‘in ve polis teşkilatındaki karakterlerin maceraları bulunur.
Eşler ayrı ayrı üretimde bulunsalar da bu seri ortak bir çalışmadır fakat ortakların yolu bir ölümle ayrılır.Per Wahlöö öldüğünde Maj Sjöwall editörlük,köşe yazarlığı yapar ve yazar olarak meslek hayatına devam eder fakat seriye daha sonra tek başına imza atmaz.
Seri 1965 1975 yıllarında geçer.Gerçek bir zaman akışı vardır.Seri dizi ve filme uyarlanmıştır.
Kahveyi çok tüketen,sigara içen fakat daha sonraki kitaplarda sigarayı bırakan,az uyuyan Martin Beck,cinayet masasında görevlidir.Karısı ile sorunları vardır fakat çocukları için boşanmaz.Onun başarısını sağlayan ayrıntılardan biri yolunda gitmeyen bu evliliktir. Çünkü eve gitmemek için daha çok iş yerinde ve görev için şehir dışında olur.Ona hangi görev verilirse verilsin üstlenir.Görevi sırasında titizdir,detaycıdır.Karı koca ilişkisinin yansıtılması polisiyede gerçekçilik bakımından bir ayrıntıdır.
Martin Beck serisi İsveç’in zengin kesiminin daha çok para kazandığı,fakir kesiminse daha çok yoksullaştığı bir döneme ayna tutar.Bu en çok serinin dokuzuncu kitabında ifade edilir.
Seri ülkenin gidişatını gösterir.
Karakterlerden biri olan,Martin Beck ile ilişkisi güçlü olan Kollberg’in sol görüşlü olması serinin yazılma amacını destekler.
Kitap İsveç’te şiddetin normalleştiği,bürokrasinin yozlaştığı,şirketlerin para uğruna karanlık işlere girdiği döneme eleştiride bulunur.
Karakterler arasındaki benzerlikler ve zıtlıklar bir çalışma takımı oluşturur.
Ülkenin en becerikli adli soruşturma görevlisi olan inatçı ,mantıklı Martin Beck ‘in hobisi gemi maketleri yapmaktır.Bu hobisi bile içerik olarak durağan olduğundan onun sakin karakterini yansıtır.
Biraz da kitaptaki olaydan bahsedeceğim.İsveç’te bir kasabada,öğleden sonra, tıkanan bir kanalda yapılan çalışmada belinden kalça kemiğine kadar çatlak olan bir kadın cesedi bulunur.İpucu yoktur.Bahsettiğim tarihlerde geçtiği için teknolojiden sadece telgraf, uzun süre beklemeli telefonlar vardır.Haliyle süreç yavaş ilerler.
Olayların çözüm yoluna Martin Beck’in sakinliği de eklenince bir durağanlık olur ki bu benim hoşuma giden bir ayrıntı oldu.Koştur koştur bir anlatımın olmaması hem belirttiğim ayrıntılardan hem de dönemin İsveç yaşantısından doğar.Serinin özelliklerinden biri olan gerçek zamanın akış içinde olması hali bu durağanlığı destekler.
Kanalda bulunan kadının nasıl öldürüldüğü birbirinden faklı yer yerde birbirine benzer karakterlerin çabalarıyla bulunmaya çalışılır. Bu ekibin başkişisi elbet Martin Beck’tir.Lakin diğer karakterler de hayranlık uyandırır.
Kitaptaki olay kolay çözülecek bir olay değildir.Soruşturmalar yorucudur,ipuçları uzun süre yoktur ve siliktir,kadının kim olduğu,nerede yaşadığı,nerede öldürüldüğü uzun süre bilinmez,olay soru işaretleriyle doludur.Üstüne üstlük olay basının ilgisi ve spekülasyonuyla yorumlara açık bir hale gelir.
Refia Sultan’ın evrak-ı metrukesinden yola çıkarak yazılmış kitap,anlatıldığı dönemin adeta fotoğrafını çekiyor.Refia Sultan, Abdülmecid’in otuza yakın çocuğundan biridir.Tanzimat Fermanı’ndan üç yıl sonra dünyaya gelen Refia Sultan, mektup yazmayı ve yazdıklarını saklamayı sever ve en küçük sipariş pusulalarını bile saklar.Mektuplar arasında 2. Abdülhamid’e yazdıkları ve padişahın kendisine cevap verdigi mektuplar da bulunur.
Hayatı hem hüzün hem de parıltılar içinde geçen Refia Sultan’ın tekrar eden hastalığıyla sürekli mücadelesi vardır.Bu yüzden hem maddi hem manevi çöküş yaşar. Hastalığının son dönemlerinde Abdülhamid birebir onun hastalığı ile ilgilenir.Yurt dışından doktor getirir ki Refia Sultan hastalığına çare ararken, İstanbul’daki birçok gayrimüslim doktorla görüşür.
Kitap hem Refia Sultan’ın hayat hikayesini anlatır, hem de genel olarak bir sultanın doğumundan yetişkinliğine nasıl bir düzende,hangi kurallarla yaşadığını aktarır.Yeni ilan edilmiş fermanın hemen ardından bir sultanın hayatına Tanzimat’ın yansımasını okuruz.
Sultan,art arda on üç ameliyat geçirir.Bu duruma bağlı olarak kitap boyunca onun sabrına şahit olunur.Ayrıca bu ameliyatların,müdahale sıklığının maddi açıdan onu zor durumda bıraktığı da ortadadır.
Kitap saray hayatının birçok ayrıntısını barındırır.Dönemin müsrifliğini gözler önüne serer,israfa karşı Abdülmecid’in tutumu,Refia Sultan’ın doğumu,eğitimi ve evliliği kitabın birinci bölümünde anlatılan konulardır.Daha önce belirttiğim gibi Refia Sultan’ın özelinden Osmanlı saray,sosyal yaşam adetleri ve kaideleri de anlatılır.Doğumu ile başlayan kutlama,tebrik ve tüm merasimler, merasimlerin ve tebriklerin düzeni, dönemin kaideleri aktarılır.Aynı zamanda Abdülmecid döneminde saraydaki kadının yozlaşması da nedenleri ile açıklanır.
Sultanın büyük harcamalara, şaşaaya şahit olarak geçirdiği çocukluğunun karakterine yansıması ve karakter özellikleri ,hayli müsrif ve lükse düşkün oluşu kitabın ikinci bölümünün konusuyken üçüncü bölümde hastalığı ve ölümü anlatılır. Sultana bağlı görevliler ve mal varlığı dördüncü bölümün konusudur.Son bölümdeyse sultanın uzak yakın çevresiyle mektuplaşmaları incelenir.
Birinci bolümde 2. Mahmut sonrasında başlayan,Kırım Savaşı ile artan saray kadının dışarı ile bağlantısının, mesire alanlarına çıkmasının artması ve buna bağlı sonuçlar ve saraydaki kadınların borçlanarak,özellikle Paris modasına yönelik harcamalar yapmaları işlenir.Bu borçların devlete yansıması,devlet ve halkı etkilemesi de işlenen konulardandır.
Kitapta beni şaşırtan yanlar oldu.Dönemin saray ve saray dışı sanat gelişmelerini biliyordum.Beni şaşırtan,anlatılan dönemde sultanın sarayında Türk müziğinin eğitiminin dahi verilmemesi,tamamen Batı müziği eğitiminin verilmesidir.Fransız moda düşkünlüğü sarayın eğitim hayatına da yansımıştır.Kitaptan bağımsız olarak belirteceğim;2. Mahmud ile müzikte başlayan Batılılaşma Tanzimat ile daha çok artmış,Abdülmecid iyi bir çellistken hem saray hem de saray dışında Batı müziğini yaymış,geliştirmiştir.Lakin Türk musikisi yoktur. .Padişah olarak sanata desteği büyüktür.Yanan tiyatroyu yeniletir,kagir olarak inşa ettirir.Liszt gibi büyük müzisyenler İstanbul’a gelir.Batı müziğinin saraydaki varlığı Refia Sultan’ı da etkiler ve sarayında maaşlı hoca ve Batı müziği calgıları yer alır. İlginçtir ki sultanın eşi Edhem Paşa ise Türk musikisi repertuarını toplayarak notaya aldırtır.
Osmanlı,devlet düzeninde kayıt tutar.En küçük harcamadan en yüksek harcama kayıt altındadır. Dolayısıyla bu tarz kitaplarda o kayıtlardan yararlanılır ki bu kitap kayıtlar sayesinde ve Refia Sultan’ın karakter özelliği olarak da sakladıkları sayesinde belgelere dayanarak yazılmış bir kitaptır.
Sultanın eşyaları arasında insan figürlerinin oluşu Tanzimat sonrası İslam’ın suret ve resim yasağının artık sosyal yaşamda pek işlemediğinin kanıtıdır.Ayrıca eşyalardan, isimlerinden, alışveriş yerlerinin adlarından anlaşılır ki Refia Sultan, Avrupa tarzını benimsemiştir.
Osmanlı hanedanına ait geleneklerin anlatıldığı kitapta, hanedan üyelerinin padişahların özel günlerini tebrik etme geleneğinin biçimleri ,sultanların nasıl alışveriş yaptıkları, sarayın borç icindeki yaşamı, hanedanın bankerlerden, gayrimüslimlerden borç alma biçimleri,hanedana borç verilme usulü aktarılır.Sarayın resmi fotografçısı, sultanların alışverişleri,aynacılar,terziler,dikişçiler ,konfeksiyon gibi birçok gayrimüslime ait mağaza vb ayrıntılarla kitapta döneme ait birçok bilgi yer alır.
Osmanlı’nın,Rus Savaşı sonrası çektiği maddi zorluğun memurdan başlayıp sultan maaşlarının ödenememesine uzanması ve Refia Sultan’ın sağlık sorunlarına bağlı giderlerine müsrifliği de eklenince sultanın maddi olarak yaşadığı zor günler kitapta anlatılır.
Yardımsever bir yapıya sahip Refia Sultan’a kardeşi Abdülhamid tarafından Osmanlı Rus Savaşı’nda yaralanan askerlere, savaş sonrası yerinden olan Müslüman muhacirlere yaptığı yardımlar dolayısıyla Şefkat Nişanı verilir.
Kitabın en ilginç bölümlerinden biri 19.yy ikinci yarısında başlayan özellikle saray ve konak kadınlarının,İstanbul’un elit kesiminin israf sebeplerinin olduğu bölümdür.
Tereke defteri, mektuplar kitapta ek olarak yer alır.
Yine daha önce dikkatimi çeken padişah ve hanedan üyelerinin antetlerinde Latin harfi kullanmaları bu kitapta da dikkatimi çeken ayrıntılardan oldu.
Kitabın mektup bölümünde hanedanın sosyal hayatına dair birçok ayrıntı bulunur.
Mutsuz evliliği, lükse düşkünlüğü, güçlü eğitimi,maddi manevi onu zorlayan hastalığı,hayırseverliği ve ardında bıraktığı kayıkçıdan terziye hayli alacaklısı ile Refia Sultan’ı tanımak güzeldi.
Kitap,müstehcenlik nedeniyle iki ülkede yasaklansa da daha sonra sakıncalı statüsünden ayrılıp,edebiyatın en önemli kitapları arasında yer alır.Amerika’da ve Türkiye’de yasaklanan romanın temalarından biri yalnızlıktır.İç konuşma romanda sıklıkla yer alırken,roman Amerikan toplumunun değer ve ideallerine eleştiride bulunur.Hatta karakter (Henry) Amerika’nın mahvını diler.Roman karakterinin Amerika için düşündüklerinden biri de “kabul görmek ve takdir edilmek istiyorsan kendini hiçliğe indirgemen sürüdeki diğer koyunlardan ayırt edilmez kılman gerekir.Düş görebilirsin,ama herkesle aynı düşü görmek koşuluyla.Farklı bir şey düşünüyorsan Amerika’da bir Amerikalı değil,Afrika’da bir Hotanto ya da bir kalamuk veya şempanzesindir.Aklından farklı bir düşünce geçirdiğin anda Amerikalı olmaktan çıkarsın.” Merkezinde var oluş ve varoluşsal arayış yer alırken cinsellik,özgürlük de romanın merkezindeki kavramlardır.Anlatımda simgesellik bulunur ve betimleme hayli azdır. Gerçeküstücülük izlerini taşıyan roman, insanlığın çıkmazlarına eleştiride bulunur.Yazarın hayatından hayli izler barındırır.
Beat Kuşağı’nın en önemli yazarlarından, hareketin kurucularından olan ve daha önce Yolda romanından bahsettiğim Jack Kerouac, Henry Miller ‘dan epey etkilenmiştir.Beat Kuşağı, Dünya Savaşı sonrası Amerika’yı eleştirir,cazdan beslenir,bireysellik,özgürlük ve macera,cinsellik ve spontane ön plandadır.Tüm bu özellikler Henry Miller kaleminde de vardır.Fakat her ne kadar çiçek çocuklarla,Beat Kuşağı ile ilişkilendirilse de yazarın kendine has bir üslubu vardır.Sürrealizme yakındır.Yazar bu romanında olduğu gibi kendi hayatındaki olay ve karakterleri kurguya taşır.Felsefe, otobiyografi,sürrealizm ve mistizm iç içe geçer.
Oğlak Dönencesi,gayet açık bir anlatımla ve açık saçık bir üslupla başlar,ardından gayet cinsellik içererek ve bu cinselliği gayet açık anlatarak devam eder.
Roman karakteri huzursuzdur,kendini uyumsuz ve kaosun ta kendisi olarak tanımlar. Amerika’daki yaşamı Pompei’lerle özdeşleştirir ve her zaman cinsel ilişki içindedir.
ALINTILAR
✏️İnsanlar ölü”derler,fakat saç yaşamı doğrulamaya devam eder ve sonunda geriye saç ve tırnaklardaki yaşam kalır;beden gitmiş, ruh sönmüştür,ne var ki ölümde yaşayan, uzama el koyan,zamana neden olan,sonsuz eylem yaratan bir şey vardır hâlâ.
✏️Bana söylediğin her şeye inanıyorum fakat her şeyin farklı sonlanacağını da biliyorum.
✏️Kitap yerine insan okuyorum şimdi.
✏️Zira tek bir büyük macera var, o da insanın iç yolculuğu ve o söz konusu olduğunda zamanın, mekânın,icraatların önemi yoktur.
✏️Bir şey beni öldürmüştü,ama yine de hayattaydım.
✏️Uçurumun kenarında dengede durmayı yeterince uzun zaman boyunca sürdürebilirsen hayli ustalaşır ve hangi yöne itilirsen itil her seferinde doğrulursun,hacıyatmaz misali.
✏️Şimdi biraz pişmanlık ve özlemle,çocukluktaki kısıtlı hayatın insana sonsuz bir evren gibi göründüğünü düşünüyorum;ardından gelen yetişkinlik hayatı ise sürekli eksilen bir alan.
✏️İnsanın sırf ölümü alt etmek için kör bir dürtüyle kendini hayatta tutma çabası,kendi içine ölüm tohumunu atmanın bir yoludur.
Farklı bir üslupla anlatıldığında,farklı bir yöne evrildiğinde klişeleri çok seviyorum.Kitapta yer alan klişe; “büyük aşklar nefretle başlar” savı ve engellerle yaşanması imkansıza daha yakın bir aşk hikâyesi olması.Fakat klişeler romanın ortaya yakın bölümünde,tam da vaktinde boyut kazanıyor,alt metinlerle başka bir yöne gidiyor.Hem yazarın anlatımından hem de bahsedeceğim ayrıntılardan dolayı roman,son dönemde okuduğum en iyi aşk romanıydı.
Aşk ne kadar taraflarınca gizlense de bir çatlak bulur ve sızar.Kulağa dokunur hem de henüz bilmemesi gereken kişilerin kulağına.Çünkü aşk sınanmak ister.Bir de kötü kalpliler vardır;birçok sebepten çarşı pazarı karıştırmak isterler.Eh bir de kaderin mücbir sebebi.
Angeliki ile Mehmet’in aşkı ailelerin,sosyal yapının, geçmişteki hem tarihsel hem de kişisel yaraların doğurduğu nedenlerin engeline çarpar.Angeliki ile Mehmet’in akıbeti serinin ilk kitabında belli olmadan son bulur.
Türk sanat musikisinin ve Rebetiko’nun eşsiz şarkılarının güftelerinden seçilmiş dizeler,romanın bölüm isimlerini oluşturur.
Biliyorsunuz,Konuyla ilgili her paylaşım yaptığımda belirtirim;İstanbul’a ait kitaplar ilgi alanım.Roman 70’lerde geçer ve ağırlıklı olarak mekan Beyoğlu’dur.Ayrıntılar,sosyal yaşam,mekânlar titiz bir biçimde araştırılmış,dipnotlarla doyurucu bilgiler veriliyor.Beyoğlu haricinde İstanbul’da yazın gidilen plajlar kurgunun içinde ustaca aktarılan nice ayrıntıdan biri.
6-7 Eylül olaylarının doğurduğu ürkeklik,Rum ve Türk ailelerinin komşuluğu ve bağları,din farkının aşka olan toplumsal yansıması işlenen konunun temelini oluşturur.
Dönemde yaşanan bazı olaylar,İstanbul Kültür Sarayı’nın (AKM) yanması gibi kurguda yansıtılır.
Kitapta meyhane adabı,dönemin sosyal yapısı ve yaşamı,modası,ayrıntılı bir biçimde Beyoğlu üzerinden aktarılır.
Tabii günümüzdeki gibi değil meyhaneler.Kebap yemezseniz(kebap ve meyhane!Bu konuyu bir kitap yorumumda uzun uzun anlatmıştım.)Çiçek Pasajı’nda oturtmayan işletmeler yok.Meyhane adabını hem müşterinin hem sahibinin bildiği eski meyhanelerin olduğu zamanlar.
Romanda üç kişi üç dilek diler.Birinin dileği diğerinin felaketi mi olacak?Angeliki ile Mehmet’in Yeşilçam’da gördüğümüz,fakat kalıba oturtulmamış ve gerçekçi anlatımla aktarılan melodramdan uzak aşkları gizli saklıyken nasıl zamansız duyuldu ve bu aşkın duyulmasıyla neler olacak?Rum ve Türk aileleri birbirine olan geçmişteki bağlarına ve komşuluklarına rağmen neden bu aşkı onaylamıyor?Angeliki ile Mehmet dışında,telafisi olmayan şeylere sebep olsa da,romanda kimsenin çok da görmediği Ayşe,seni okur olarak unutmadım,gördüm ve soruyorum;Ayşe son yaşadığı trajedi neticesinde kendine gelebilecek mi?Soruların yanıtlarının bir kısmı romanda,diğer kısmıysa sanırım serinin ikinci kitabında yer alıyor.Her karakterin içinde bir suçluluk duygusuyla bir garda son buluyor.Sirkeci Garı’nda bir veda mı yahut elveda mı var,yoksa Angeliki ile Mehmet engelleri aşmak için mi kaçıyorlar,giden trende kimler var?Sorular birinci kitabın hüznüne hüzün katan bir cevaba sahip.Sirkeci Garı’nda son bulan kitabı kapatıp,birinci kitapta plakta çalan onlarca şarkı kulağımda hemen ikinci kitaba başladım.
Ferzan Özpetek sinemasını çok sevdiğimi belirterek, Saklı Yürek romanından bahsedeceğim. Sinemada aşkı,aile hayatını,insan ilişkilerini,kayıpları,kayıp ve kimlik arayışlarını işleyen Özpetek, Saklı Yürek romanında da aşkı,aile hayatını,insan ilişkilerini işler.
Hayalleri olan Alice çocukluğunda İrene ile karşılaşmıştır ki bu karşılaşma ilk ve son karşılaşmaları olur.Fakat Alice için bu karşılaşma hayli anlamlıdır.Aynı anlam İrene için de geçerlidir. Bir kerede telefonda görüşmüşlerdir ve Alice ona bir sırrını söylemiştir.Aralarındaki sır paylaşımı aslında bu noktada başlar zira roman sırlar üzerine kuruludur.
Yıllar sonra Alice bir haber alır.Alice, İrene’nin miras olarak kendisine bıraktığı evin içinde tablo koleksiyonu olan,kilitli bir odasında notlar, defter ve mektupla bulur. Bulduğu mektuplar İrene’ye aittir. Aslında her zaman düşünürüm bir mektup yazana mı,yazılana mı aittir? Neyse konuyu dağıtmadan devam ediyorum. İrene’nin yazdığı mektupları Alice okudukça, İrene’nin hayatına ait ve kendi hayatına ait sırlarla tanışır.Bir yanda Alice ve onun hayalleri bir yanda geçmişte yaşamış İrene ve aşkı , hayatı derken iki kadın farklı zaman dilimlerinde buluşur.
Ortadaki sırların varlığı, roman karakterlerinin sırları ortaya çıkarma istekleri romanın merak duygusunu tetikler.
Anılarla dolu bir evin yıllarca kilitli kalmış odasındaki sırlar iki kadını bir araya getirmiş olur.
Macera dolu hayatı biten İrene,öldükten sonra yetersizlik hissi taşıyan,annesi tarafından üzerinde baskı kurulan , oyunculukla ilgili hayalleri olan Alice’yi adeta maceranın içine atar.Bu macerada Alice kimliğini de bulacaktır,kendini inşa etmeye başlayacaktır.Her şeyden önce hayatının kontrolünü kendi eline alır. Geldiği Roma’yı keşfederken kendini de keşfeder. Hayalinin peşinden koşmayı öğrenirken,sırların da peşinden koşar.
Sıra dışı bir aşkı da anlatan ve sonu bakımında şaşırtıcı olan roman duygusal bir biçimde yazılmıştır.
Bir bilim alanı olarak edebiyat alanıyla ilgili temel kavramlar Edebiyat Bilgi Ve Kuramları kitabında açıklanır.Aynı zamanda edebi eserlerin temel özellikleri,edebi akımlar ve dönemler,edebiyat kuramları,edebi akım ve dönem içindeki edebi topluluklar,nazım türleri,edebi sanatlar kitabın işlediği konulardır.
Edebiyat ilk olarak kelime anlamıyla ele alınır. Edebi metnin, edebiyat biliminin tanımı yapılırken alt dalları incelenir. Özellikle edebiyatı bir disiplin olarak gören anlayışı neden Tanzimat dönemiyle başlatılması gerektiğinin açıklamasının yapıldığı bölümler ayrıntılıdır. Edebiyat teorisi, edebiyat tarihi, karşılaştırmalı edebiyat,edebiyat sosyolojisi, edebiyat psikolojisi,edebiyat öğretimi,edebiyat felsefesi,edebiyatın diğer alanlarla ilişkisi,alt dallarının tanımları yapılır.
Kitap edebi eserle edebiyatla ilgili eser ayrımını net bir biçimde ortaya koyar.
Şiir ve düz yazının tanımının yapıldığı kitapta iki türünde özellikleri karşılaştırmalı olarak incelenir. Edebi eser ve türleri; destan,masal, halk hikayeleri, mesnevi,manzum hikaye,hikaye,roman ve şiir açıklanır.Ayrıca göstermeye bağlı edebi metinlerde kitabın konularındandır.Anlatmaya bağlı eserlerle göstermeye bağlı eserler arasındaki benzerlikler ve farklılıklar açıklanır.Edebi eserin temel özellikleri kitapta maddelere ayrılarak ele alınır. Kitapta Platon’un ilk edebiyat kurumu olarak kabul edilen yansıtma kuramından başlayarak Aristoteles ile daha sağlam zemine oturtulan edebiyat kuramı günümüze değin çeşitli yöntemlerle açıklanır, dolayısıyla kitabın en uzun bölümünü “edebiyat kuramları”oluşturur.Yunan ve Latin edebiyatı, hümanizm ve rönesans, klasisizm,romantizm, realizm,natüralizm,parnasizm,sembolizm, empresyonizm,ekspresyonizm, kübizm, fütürizm, sürrealizm,egzistansiyalizm,Dadaizm, postmodernizm edebiyat akımları, kitapta kapsamlı bir biçimde ele alınır.
Kitabın yine kapsamlı bölümlerinden biri olan Başlangıcından Günümüze Türk Edebiyatında Dönemler adlı başlıkta İslamiyet öncesi Türk edebiyatı,İslamiyet etkisindeki Türk edebiyatı,Batı medeniyeti etkisindeki Türk edebiyatı alt başlıklarıyla beraber incelenir,tanımlanır.Batı medeniyeti etkisindeki Türk edebiyatının alt dallarında oluşan toplulukların özellikleri açıklanır.Türk edebiyatında Nazım şekilleri dönemlere göre türleri,ölçü,uyak olacak biçimde kapsamlı olarak ele alınır.
İslamiyet öncesi Türk destanları,geçiş ve İslami dönem destanları kitabın düzyazı bölümüne ait konulardandır. Divan edebiyatında nesir ve yeni Türk edebiyatında düz yazı türleri açıklanır.
Mecaz- ı Mürsel, Tariz,kinaye, uyum, tevriye ve ilham, tezat,leff ü neşi,teşbih,istiare,intak,nida,iktibas, telmih,cinas,tecrid,akis,mübalağa gibi edebi sanatlar örneklerle beraber gösterilir, anlatılır.
Yeni Türk Edebiyatı bölümünde Türk edebiyatına yeni türlerin nasıl girdiği ve yeni türlerin gelişimi ele alınır.Makale,deneme, fıkra türlerinin Tanzimat yıllarında edebiyatımızda oluşması,yer alması kapsamlı bir biçimde incelenirken yine batılı anlamdaki hikaye ve romanın da Tanzimat dönemindeki edebiyatımıza girişi ve gelişimi incelenir.Şiir,tenkit,tiyatro türleri de edebiyat tarihimiz içinde ele alınan konulardandır.
Kitap,Batı edebiyatından alınan bazı Nazım biçimlerinin açıklanmasıyla sona erer.
Kitabın yazarı aynı zamanda şair olunca kitaptaki anlatıma lirik bir tat dahil olmuş.Ayrıca genel olarak imgelerle dolu bir anlatım var .
Waclaw, Atlantik’te bir petrol sondaj gemisi şantiyesinde çalışır.Arkadaşı Matyas onun gibi işçidir ve bir gece odasına gelmemesi üzerine bir arama çalışması yapılır. Waclaw,arkadaşının ailesine ulaşmak ve Matyas’ın eşyalarını ailesine teslim etmek için bir yolculuğa çıkar.Bu yolculuk,ülkeden ülkeye uzaklara olan bir yolculuktur ve bir o kadar da içsel bir yolculuktur. “Waclaw, çıktığı yolculuk sonrasında petrol çıkarma işine geri dönecek mi ?“, yol, onu eski aşkı Milana’ya yaklaştırdıkça bu soru ve Waclaw’ın içindeki tüm sorular yanıt bulurken,varoluşa ait tüm iç çatışmaları bir yandan durgunlaşır,bir yandan da iyice belirginleşir.
Romanın fonunda petrol işçilerinin çalışma koşulları bulunur.
Berner,olanların azını hatırlayarak Dell ise olanları hatırlayarak huzuru bulan iki kardeştir.Peki olanlar nedir, bu iki kardeş neden bu kadar etkilenmiştir?Zaten roman ilk cümlesinde hikayenin temelini atan iki kardeşi ve anne ve babalarının hayatını etkileyen Soygun olayını açıklayarak başlar.Biz okur olarak banka soygununun neden nasıl yapıldığını, ardından aile fertleri üzerindeki etkisini okuruz. Dell ve Berner ikiz kardeştir. Yarı İskoç yarı İrlandalı olan , bombardıman pilotu babaları ve katliamdan kaçarak Amerika’ya yerleşmiş Yahudi bir ailenin kızı olan, öğretmen annelerinin aldıkları kararla iki kardeşin hayatı ilk önce bir yol ayrımına girer ve hayatları ebeveynlerinin yaptığı hata ile şekillenir. Anne ve babaları banka soygundan sonra yakalanırlar,ikiz kardeşlerden Berner,kendi seçimlerinin söz sahibi olacağı bir hayatı seçerken Dell, annesinin uzaktan yönlendirmesiyle yapmış olduğu plan üzerine Kanada’ya götürülür.Dell, emanet edildiği Arthur’da, Kanada’da soyutlanmış bir hayat yaşayacaktır.Dell, Kanada da kendini eğreti hisseder,Dell’in yaşadıkları travmadır. Bu noktada roman,anne ve babanın kararlarının çocukların hayatlarına olan etkisini işler Dell ve Berner’ın hayatları birbirine zıt olacak biçimde akar ve şekillenir.Bir aile dramı üzerinden aitlik duygusunu,aileye ait olmak olamamak,olay öncesi ve sonrasında ve köklerde yer alan göç ve kendini bulmaya çalışma gibi ayrıntılarla bireyin kendini inşa etmesini ve inşa etme çabasını da roman işler.1960’larda, olaydan önce Amerika’da birçok eyalette bulunan ailenin kendilerini bir yere ait hissetmeyişleri,çocukların bulundukları her yerde kendilerini eğreti hissedişleri de etkileyici bir dille aktarılır.
Üç bölümden oluşan romanda sıkça geriye dönüşler bulunur 60’lı yılların Amerika’sı ve Amerika’nın Kanada ile olan ilişkisi fonda yer alır.Suç üzerine tahlillerde bulunan roman,romandaki soygunun neden ve hangi şartlar altında işlendiğini açıklarken suç ve birey ilişkisine değinir.
İkinci bölüm Dell’ın annesi tarafından emanet edildiği yerde;Kanada’da yaşadıklarına,üçüncü bölüm ise iki kardeşin geldiği noktaya odaklanır. Annelerinin akıbeti, babalarının akıbeti bu bölümde belli olur anne ve baba tutuklandıktan sonra yalnız kalan kardeşlerin yaşadıklarının anlatıldığı bölümler etkileyicidir.Ben biraz karakterlere değinmek istiyorum.Benner cesurdur, ailesinin hatasını kaderinin bir parçası yapmamak için Kanada’ya kaçar,kendini inşa etmek ister fakat ne olursa olsun ailesinin yapmış olduğu şey onu sürükler; yani kökte ailesinin yaptığı şey ile hayatı şekillenir.İç çatışmaları olan biridir.Roman karakterleri arasında yanlış yahut doğru kararları alan neredeyse tek kişidir.
Neeva,şiirler yazan sosyal biri olmayan,hayalindeki evliliği yapamamış,hisleri güçlü,istediklerini yapamamış bundan dolayı kendini suçlayan bir karakterdir.Zaten kocasının soygun kararına destek vermesinin sebebi de kendini var edebileceğini düşünmesidir.
Bev Persons çocukları ile ilgilenen bir babadır.Fakat bu ilgiyi sıfır değerine indirecek olan suçu işleyerek, çocukların hayatını onları istemediği bir biçimde şekillendirir. Bev ile Neeva birbirinden çok farklı karakterlere sahiptir.Onları en iyi tanımlayan şey şu olabilir; “doğru bildiklerinin dışına çıkmış,kötü sezilerle hareket eden,dönüşü olmayan bir yola girmiş ve çocukların hayatlarını olumsuz etkilemiş sıradan insanlar.”
Dell,Kanada’ya uyum sağlamaya çalışan bocalayan bir yapıya sahiptir.Üç bölümden oluşan kitabın üç bölümü için hayli hüzünlü diyebilirim.İlk bölüm aile üyelerinin ve sonrasına şekil verecek olan hadiseyi işlerken,İkinci bölüm hadisenin aile üzerindeki etkilerini,ailenin olay üzerine oluşturdukları eylemleri işler.Aslında suç ile yakından uzaktan ilişkisi olmayacak Bev ile Neeva bir banka soygunu yaparak insan muammasına örnek teşkil eder.İki kardeş bir daha anne ve babalarını görürler mi,iki kardeş bir daha görüşürler mi ve hayatlarının vardığı yer, yaşamlarının vardığı nokta tam olarak neresi roman bunları belirterek sona erer.
Kitap,İnci San’ın çocuk ve sanatsal yaratıcılık konusunda yazmış olduğu başlıca makale ve bildirilerden bir seçkidir.
Sanat eğitiminin önemi,müziğin,resmin,dramanın çocukların gelişimine olan etkileri kitap boyunca incelenir.Çocuk ve Sanat kitabı,sanatın öğrenme aracı olduğunu vurgular.Çocuğun sanatla ilgilenmesinin kendini ifade etmesindeki faydasını belirtir.
Çocukların gelişimi üzerinde sanatın,eğitiminin etkisini inceleyen kitap pratik örneklere ayrıca bilimsel verilere yer verir.
Sanat eğitiminin tanımı ve kuramsal temelleri kitabın konularındandır. Çocuğun yaratıcılığını desteklemek için sanatın nasıl bir amaçla kullanılacağı açıklanır. Sanat eğitimi kuramlarının ve tarihsel gelişiminin yer aldığı kitapta,sanat eğitiminin diğer disiplinlerle olan ilişkisi de aktarılır.
Kitabın sunuş yazısında Çağdaş Drama Derneği İstanbul kurucusu, eğitim uzmanı kıymetli Mete Akoğuz’un bir yazısı bulunur. Bu yazı içinde kitaba yazıların düzenlenmesi aşamasında büyük emek veren Akın Cınbarcı ismine rastlamak heyecan vericiydi. Usta anlatıcı,aktarıcı,yaratıcı drama lideri Akın Hoca, ülkemizin en önemli yaratıcı drama liderlerinden olduğu gibi birçok alanda sahip olduğu bilgisiyle ve bu bilgileri aktarması ve kullanmasıyla hem entelektüel hem de aydın bir kişiliktir.
Temel sanat eğitiminin ne olduğunu açıklayan İnci San,ülkemizdeki temel sanat eğitiminin ,eğitimin hangi alanlarında kısıtlı bir biçimde var olduğuna dikkat çeker.
Zeka ve yaratıcılık arasındaki bağı vurgulayan,imgeyi tanımlayan,çocuk için imgenin ne olduğunu belirten,imgesel düşünme ve kuramsal düşünmeyi açıklayan ve ayrımlarını vurgulayan,yaratıcı eğitimin gerekliliğini açıklayan, okullardaki sanat eğitimi için önerilerde bulunan bölümleriyle Çocuk ve Sanat kitabı bir kaynak kitabı olduğu kadar anne ve babaların,sanat eğitimi ile ilgilenenlerin,öğretmenlerin,alana ilgi duyan salt okurların okuduğunda keyif alacağı bir kitaptır.
Çocuk yazını üzerinde de duran kitap, çocuk yazınının sorunlarını ve önemini de işler.
Sanat eğitimi içinde sanat beğenisi kazandırmak,ulusal ve evrensel sanat biçimlerini,kültürel miras ve çağdaş kültür varlık ve oluşumlarını tanıtıp öğretmek kadar çocuk ve gencin öğrendiklerini çevresinde uygulayabilmesi ,yalnız güzel ve yalnız estetik biçimler üretmesi de önem kazanmaktadır.Eleştirel olur,sorunları düşünür,davranış değişimini oluşturur.Bu bağlamda sık sık sanat eğitiminin önemi kitap sayfalarında yer bulur.
Kitapta yer alan yazınsal yaratıcılık bölümünü okurken, kitap beni heyecanlandıran fikirler verdi.
Kitapta ayrıca dünyadaki sanatlar eğitimi incelenirken Türkiye’de sanatlar eğitimi Cumhuriyet öncesi,Cumhuriyet dönemi ve sonrası olarak ele alınır.
Ulusal eğitimde kültür ve sanat bölümünde Halkevleri siyasal gelişmelerle birlikte incelenir.
Sanatta savaş teması Guernica resmi üzerinden anlatılır.
Kitap içinde yer alan kültür tanımı etkileyicidir.