Roman,içindeki kötülüğü ve kendi çıkarlarını ön plana alarak yaşamayı tercih eden bir annenin etrafındaki kişilerin ve özellikle çocuklarının ve ona inananların hayatlarına olan etkisini anlatır.Hayli trajik olan bir romandır. “Ne kötülük yapın ne merhamet gösterin “ diyerek birbirinden koparılan ve dört yana dağılan aile bireylerinin özlemle, mutsuzlukla,umutla, ihanetle sınanmalarını anlatan roman suçu yokken kendini suçlayan karakterlere sahiptir. Romanda tek bir suçlu varken her karakter kendine haksızlık yaparak bir pişmanlık taşır. Dağılan aile bireylerinin karşılaştığı kişiler aslında zamanında kendi bulundukları durumda olan kişilerdir ya da içinde bulunulan durumlar örtüşür. Aslında bu benzerlikler tesadüf halkalarıyla birbirine bağlanır. Bir babanın kaderi oğlunun da kaderi olur. Olaylar gerçekçi olsa da bu tesadüf halkalarından oluşan zincir,anlatımı gerçekçilikten uzaklaştırır. Romantizme yönelir ki, roman sonunda kötünün cezalandırılması iyinin ödüllendirilmesi ayrıntısıyla ve kötü karakterin aynı çizgide, hiç değişim göstermeden kötü olarak yoluna devam etmesiyle “coşumculuk” temeline kuruludur. Sonu trajik olsa da iyi karakterlerin en kötü durumda bile başından beri taşıdıkları umutları gerçekleşir. Kötünün cezalandırıldığı romanda hem umudun hem yaşam kaynağının hem hüznün ve acının yüklendiği kırmızı hırka kitabın adını oluşturur. Roman çaresizlikten doğan ayrılıklarla ve bir kadının,annenin bencilliği ile şekillenir.Roman karakterlerinin acıları ortaktır;Ayrı düşmek, sevdiğinden, çocuğundan, aileden ayrı kalmak. Hatta bu bir miras gibi devrolmuş bir durumdur.
Temaları birbirinden ayrı olan on öykü ağırlıklı olarak bilimkurgunun farklı dallarından ve fantastik türünden oluşuyor.Kitapla beraber Fantezi edebiyatına hayli güçlü öyküler girmiş oluyor.Öykü karakterlerinden Dehak (buraya sonra değineceğim)ve insanların zayıf anlarını kovalayan Pirebok edebiyatımızda özel yerlerini alıyorlar. Bir öykünün içine hem 68 kuşağı hem Ahmed Arif, hem aşk hem facebook hem şiir hem de bir kitabın hayatlardaki yolculuğu nasıl sığar.Büyük bir ustalıkla yazılan Gird öyküsü yine aynı tanımı kullanacağım ,edebiyatımızın en nitelikli öyküleri arasına girmiş oluyor. Kitabın fantastik öykülerinden olan Kendime Tatile Gidiyorum öyküsünde kahraman tatile gittiği Kuşadası’nda geçmişiyle karşılaşıyor.Geçmişi ona ne söylüyor ya şimdiki hali geçmişine neler söylüyor?Geçmişin mi şimdiki zamanın mı tavsiyeye ihtiyacı var?Merak içinde,iştahla okunuyor. Kitabın ilk öyküsü olan Gerçek Aydınlanma bir adamın şakaklarının parlamasıyla başlıyor. Aslında her şey bu parlamayla başlıyor.Öykü yaşadığımız salgının ikinci senesinde başlıyor. Parlayan tek bir kişi değildir ve parlamanın salgın ile bir bağı bulunuyor.Fakat herkes eşit derecede parlamıyor.Entelektüel kişiler daha çok parlıyor. Öyküye hayran kaldım.Vardığı nokta etkileyiciydi.Özellikle cahilin zulmü olan bu dünyada,cehaletin itibar gördüğü ve cahilin pek bir kendine güvendiği son yıllarda böyle bir sinyal derecesinde ayırt ediciliğin olması ne güzel değil mi?Öykü aslında ütopya;Bir parlama ile hayatın her alanında liyakat problemi kalmıyor.Cinsiyetçi sistem bitiyor,yetersiz idarecilerin vs yerini “aydın” kişiler alıyor.Dünya belli bir ekolojik dengeye yaklaşıyor. Rengarenk,bir kedinin doğumundan başlayıp onun gözünden hayatını, hayat döngüsünü aktarıyor.Konu açılmışken belirtiyorum;Yazar kitap gelirlerini sokak hayvanlarının yaşamını iyileştirmek için bağışlıyor.Öyküye geri dönüyorum.Rengin senin hayat hikâyeni gözlerimden yaşlar aka aka okudum.Herkes kötü değil ama haklısın güzel kedi herkes iyi de değil. Kitabın bu ikinci hikayesi ben de derin bir iz bıraktı.Bu dünyada insan kadar ağacın da çiçeğin de hayvanın da yaşam hakkı var.Hem de eşit derece.Aksini iddia eden yahut böyle olmadığını düşünen sadece vicdansız değildir,o kişinin insanlığı eksiktir. Büyü ve Ceza kitabın mistik öyküsü. Devr’i E-vren muazzam bir bilim kurgu örneği. Sanal bir huzur evi olarak tanımlayabileceğim bir oluşum mevcut.Altmış beş yaş ve üstü kişiler ve avantaları için oluşturulurmuş bir sosyalleşme,yaşamda aktif biçimde var olmayı sağlayan sanal gerçeklikle kurulan bir oluşumdan bahsediyor.Yaş alma üzerine,yaş aldıkça bedenin birçok şeye kaşı kısıtlı kalması gerçeği ve insanın kaç yaşında olursa olsun kendini bir şekilde var etmesi üzerine düşünülmüş ve yazılmış çok etkileyici bir öykü.Alt metninde felsefe barındırıyor. Öykülerde halk öyküleri ve Orta Doğu mitlerden yer yer izler bulunuyor.Bir Bahar Gecesi Kabusu öyküsü Asurlu zalim kral Dehak’ın zulmüne son veren Demirci Kawa efsanesine ve AVM (Anılanın Varoluş Merkezi )öyküsüyse Sümer tanrıçası İnanna /İştar kültüne dayanıyor.Diyarbakır’da açılan İnanna Alış Merkezi’nde değişen zamana uyum sağlayan bir tanrıça etkileyici,yalın bir dille aktarılıyor. Yine alt metninde felsefe barındıran,bir insanın hayatında birden fazla hayatı okuyarak,izleyerek yaşayabileceğini vurgulayan,ölüm ile ölümsüzlük kavramını da işleyen Game Over ve Restart kitabın son öyküsü.
Bir yanda gelinliğin bir yanda kefenin beyazı…Bir yanda açık bir yarayla ölüm bekler bir yanda tüm iştahıyla yaşam…Bir yanda kasaba bir yanda kent…Tüm bunlar İbrahim’in dünyasında ayrı ayrı değil aslında iç içedirler ve çatışma halindedirler. Bu çatışmalar sona erer mi? Kitabın sonunda bu soru yanıt bulur. Henüz adı verilmemişken, aylık değil henüz hayatta günlükken belinde bir yarayla yaşama tutunan bir bebek…Yaşadığına, yaşayacağına kanaat getirilince bebeğin adı İbrahim olur. Kitap anlatı üzerine inşa edilirken her bölümde karşıtlıklar iç içe geçer. Ama ne olursa olsun unutulmaya izin yoktur, hatırlanır. Anılar… Anılar…Anılar… Doğumundan itibaren hatta ana rahmindeyken bile var olma mücadelesi veren İbrahim’i geçmiş bugüne bağlar. Geçmişi hatırlamak yer yer bugüne öfke duymasına sebep olur.Bunun nedeniyse geçmişte ona yapılanı başkalarına yapmasıdır, yapmak istemesidir; özellikle yoksulluk üzerine… İbrahim çocukluğundan beri kendini konumlandırmaya çalışır, etrafında olup biteni kavramaya çalışır. Uzakların Yankısı ile yolculuğum ve Uzakların Yankısı’ndaki İbrahim ile tanışmam çok keyifliydi.
Benim için okumanın tarifi dönem dönem değişir lakin eylem olarak bakidir.Herkesin kendine göre bir yolculuğudur. Özellikle son zamanlarda “nitelikli okur” tanımına çok gülüyorum.Zira böyle bir tanımın gerçekliği olmadığı gibi benim okur gözümde kıymeti harbiyesi yok.Dante, Regnard,Shakespeare vb yazarları okuyan biriyle başarının bilmem kaç sırrı içerikli bir kitabı okuyan kişi arasında okurluğu ayıran bir çizgi yoktur.Biri zamanı gelince Dante’yi diğeri de zamanı gelince diğer kitabı okuyacaktır. Ya beğenecektir ya beğenmeyecektir ve böylelikle birey olarak beğenisini inşa edecektir. İki okurun birbirine üstünlüğü yoktur.Her kitabın kazandırdığı farklıdır.Neyi okumayı tercih edeceğimizi yahut etmeyeceğimizi de belirleyen zamanla kitaplardır.Bu tercih okuma serüvenimizle ilişiktir.Bazen bir kitabın bizim için yetersizliğiyle, bazen erken yahut geç elimize almışlığımızla, bazen beğenilerle şekillenir.Lakin buraya kadar okurdan bahsettim. Bir kitabın bir başka kitaba üstünlüğü göreceli midir ve üstünse neye göre üstündür bu ayrı bir konu.Karıştırtılmasın.Bir videomun altında belirtmiştim “bir kitabı bitirdiğimde bir önceki kitabı bitiren kişiden farklı biri olurum.”Açıklamıştım da uzun uzun.Kitap salt bilgi edinmek için okunmaz.Duygularımızı karakterimizi,bakışımızı ve görmemizi, beğenilerimizi, okurluğumuzu inşa eder. Her ne olursa olsun okumak bir eylemdir. Bunlar benim düşüncelerim.Ben sözü daha fazla uzatmadan kitaptan bahsedeceğim. Kitap adından anlaşılacağa üzere okuma üzerine.Marcel Proust ile bir yerde birleşmenin onurunu yaşıyorum;kitaba salt bilgi edinme aracı olarak bakmıyor. Dreyfus olaylarında Dreyfus yanlıları arasında yer alan,eşcinsel kimliğini saklamayan ve ürettiklerindeyse açıkça eşcinsellikten bahseden Avrupalı ilk yazardır.Aynı zamanda eleştirmen olan Proust’un bu kitabı aslında John Ruskin’in Susam ve Zambaklar kitabı için yazdığı bir ön sözdür.Ön sözü yazar bir süre sonra kitap olarak yayımlar ve ne iyi eder. Kendini herkesten soyutlayıp okumalar yaptığından,kitaplardan, yazarlardan,kitap okumanın kazanımlarından bahsederken kitap okumayı insanın kendini değiştirmesini, geliştirmesini sağlayan bir manevi aktivite olarak görür.Neden okuruz sorusunu hem sorar hem yanıtlar.Soruyla da cevapla da okuru sorgulatır.Bu yüzden dura kalka okunan bir kitaptır. Yazarların kitaplıkları her daim ilgimi çekmiştir.Proust’un kitaplığında gezinme fırsatı bulduğum bir kitap oldu. Okumaktan,okumayı bölen şeylerden, okumaya sığınak olan yerlerden,okumanın iyileştirici yanından bahsederken bir yazarın okur kimliğiyle de tanışmış olunur. Kitabın zor yanları Proust’un uzun cümleleridir.Zaten bazı edebiyat çevreleri onu parlak bir yazar,geleceği için kuvvetli bir yazar olarak tanımlarken bazı çevrelerse okunması mümkün olmadığı kadar ağır yazan bir yazar olarak tanımlar.
Fonda Türkiye’nin yakın tarihindeki siyasi atmosferinin, ekonomisinin,aksayan bürokrasinin olduğu bir adamın dürüstlüğüyle bu negatif atmosferde kirlenmeden,kendi doğrularından ödün vermeden nasıl ayakta kaldığını anlatan bir kitap. Alparslan’ın çocukluğu hem buruk hem de başarılı hikayelerle doludur.Babası tarafından dürüstlük doğrultusunda yetiştirilen Alparslan hayatının her döneminde bunu korumaya çalışır. Zorluklarla, hedefe odaklanmayla ,çalışmakla , manevi değerlere sarılarak hayatinin gençlik dönemini kurar. Hem de ülkede sağ sol çatışmasının olduğu bir dönemde .12 Eylül’ün tüm sıkıntılarını yaşar. Memurluk hayatına başladığı günden itibaren yolsuzlukla kurulmuş büyük küçük her düzene karşı çıkar. Sivil demokrasinim ülkede yeniden kurulmasıyla memurluk görevine tekrar döner.Hem bildiğinden , doğru olandan ayrılmaması ,dogru olandan taviz vermemesiyle hem de biraz ayrıkotu olmasıyla ve haliyle çalışkanlığıyla başarılı bir memur hayatı sürdürür .Lakin oradan oraya sürülerek… Gümrükten hastane muhasebesinde müdürlüğe kadar birçok yerde görev alır. Rüşvetin, yolsuzluğun en üst seviyelerinde olduğunu ,yolsuzluklardan halkın hizmet alamadığını görür. Yolsuzluğu, rüşveti kabul etmez, kişilerin kurduğu bu kirli düzenle savaşır. Dürüstlüğün verdiği güçle rüşvet verenlerle ve alanlarla,aksayan bozuk bürokrasiyle mücadelesini sürdürür. Yirmi beş yıllık püripak memur hayatından sonra emekli yaşamında bazı işlere girer.İş adamı kimliğiyle memur hayatında yaşadığı zorluklardan altta kalmayacak zorluklar yaşar. Memur hayatında gördüklerini aratmayacak şeyler görür. Onun emekli hayatındaki hobileri artık fobi olmuştur. Tertemiz bir iş hayatı ve tertemiz adamlığıysa baki olandır.
Kısacık fakat içindeki anlamla upuzun bir kitap. Sayfa sayısı az, ağırlığı çok az olup her sayfada aslında ağırlaşan kitaplar vardır ya Dönüm o kitaplardan biri. Sosyal fobi üzerine yazılmış çok etkileyici bir kitap.İnsanlar bir yola girerken bir insanın yoldan çıkışının yer yer iç konuşmayla yer yer de bilinç akışıyla anlatıldığı kitaptan çok etkilendim.
ALINTILAR ✏️Biz dünyaya düşmüş bir gürültüden öte değiliz. Ağzımız iliklenmiyor. ✏️Aslında yolunda olmayan benim sanırım, yola uyum sağlamaya çalışıyorum ama ulaşmak istediğim son aynı değil. ✏️Hayat böyleydi işte , herkes hak etmediğini yaşardı ve aksi olduğuna inandırılmaya çalışılırdı. ✏️İnsan insana ne kadar maruz kalırsa, sosyal fobi o kadar azalır . ✏️Artık dünya anladığımız gibi bir yer değil.
Sarsıcı bir roman.Kralın Laneti’ni sarsıcı kılan da insan doğasının, psikolojisinin karmaşıklığında sorularla gezinmesi ve pek yüzleşmek istenmeyecek gerçeklerle gezinmesi. İyilik ile kötülüğün insana yansımasını ve nedenlerini ve sonuçlarını işliyor.Roman gerçek iyiliği soruyor.Kendini tamamlayamamış olmaktan dolayı ortaya çıkan komplekslerle yapılan iyilik midir?Kayıtsızlık,kendi halinde olmak insanı iyi yapar mı?İnsanın içinde iyilik ve kötülük varsa ikisinden biri hangi durumlarda ortaya çıkabilir?İyilik bir eksikliğin yansıması mı? Affetmek bir iyilik mi? İnsanın içindeki iyilik ve kötülük iç içe geçebilir mi ya da dengeleri değişebilir mi? İnsanın karanlık yanının ortaya çıkışını hayli gerilim katarak anlatan bir roman. Babasından şiddet gören zeki ve sezgileri çok güçlü olan Abel,işinden ayrılıp aile mirasıyla ülkenin kuzeyine yerleşen ve orada huzurlu bir hayat süren Joseph’in evinin önünde şiddet görmüş bir halde uyurken bulunur. Joseph bu çocuğu evine alır.Alıştığı bir düzen içinde artık bir çocuk,bir başkasının varlığı söz konusudur.Yalnızlığının dağılması,tek başınayken yaptıklarının kısa sürede iki kişilik şeyler olması ve bu durumdan hoşlanması,Abel’ın zaten o eve aitmiş gibi olan tavrı ile Joseph çocuğun varlığına alışır.Joseph zamanla Abel’ı çocuğu gibi görür ve onun verdiği cevaplardan,üslubundan bazen onun çocuk olduğunu unutur.Abel farklıdır, dürtüleriyle hareket eder,yaptığını düşünerek yapmaz.Bunları zamanla anlayan Joseph adım adım,sabrı zorlandıkça başka bir hisse teslim olur.Bu his Joseph’e iyiliği ya da kötülüğü seçtirecektir.Romanın vardığı nokta çarpıcıyken bu noktaya doğru gelişen her şey hayli gerilim içerir.
Bir distopya, protesto, uyarı olan 1984 hakkındaki bu yazım yorum bölümüne taşacak. Neredeyse her distopyada olan dikta rejimi 1984 romanında da var.Rejimin diktatörü,hatasız olan,her evde,her yerde fotoğrafı bulunan,yaşanan iyi şeylerin tek kaynağı olan, Büyük Birader’dir.Posterleri altında BÜYÜK BİRADER’İN GÖZÜ ÜSTÜNDE yazar ve öyledir.Korku politikası ve tek güç insanları bastırmıştır.Bir süre sonra bu korku ile bastırılmışlık,insanlarca ilgilenilmez, doğal,içgüdüsel bir biçim almıştır.Sisteme karşı olanların sonu bellidir ve zaten sisteme karşı olan, o sonu bilerek yapılmaması gerekeni yapar.Törenlerde, Nefret Haftası diye adlandırılan törenlerde, idam cezalarında, toplama kamplarında mutlak son sistemce vurgulanır.Çalınan marşlarda liderin büyüklüğü pekiştirilir.Romanda yer alan Winston ve Julia sisteme karşı çıkar, aslında muhalif olmak mümkün değildir. 1984 dünyasında bölgeler vardır: Doğuasya, Avrasya, Okyanusya.Ayrıca bu üç gücün hakimiyet kurmaya çalıştığı küçük bölgeler vardır.Üç gücün ideolojisi aynıdır.Büyük Birader’in yönettiği ülke Okyanusya’dır.Bu totaliter ülkeler arasında dengeler sürekli değişir ve sürekli bir savaş hali vardır.Bu güçler dünya nüfusunun beşte birinin yaşadığı, üç devletin de sınırı dışındaki yer için savaşır.Bu bölgeler sürekli bu üç gücün köleliğindedir. Bu yüzden savaşlar hiç bitmez.Birbirlerinin topraklarını fethetmezler,bu onlara bir şey kazandırmaz:Savaşlar toprak almak için değildir,toplum yapısını taze tutmak,korumak içindir.Bu yüzden “Savaş Barıştır” Okyanusya Devleti’nin sloganlarından biridir. Tele ekran ile herkes izlenir, her şey kayıt edilir.En büyük suç düşünme suçudur ki Düşünce Polisi bu iş için vardır.Çocukların anne babasını ispiyonlamaları, küçücük bir mimikle rejime karşı mutsuz olduğu düşünülenlerin ihbar edilişleri, sisteme bağlılıktan kaynaklanır. Büyük Birader yanılmaz,rejimden önce icat edilenler bile rejimin icadıdır,vaatler tutulmazsa vaat edilen kayıtlar silinir ve ortada sorun kalmaz.Bunun için bakanlıkta bir bölüm vardır. Aslında her şey silinir. Kitaplar,sokak isimleri, tarihi binalar, dil yok edilir(“yenisöylem”adında bir dil kurulur).Geçmiş yoktur.Geçmis sistemin izin verdiğidir,sürekli düzenlenir,tarihi kahramanlar yaratılır.Partinin her öngörüsünün doğru çıktığını kanıtlamak için partinin her söylemi, istatistikleri duruma göre düzenlenir.Okyanusya ve Avrasya bir ara bağlaşma yaşamıştır fakat bu ret edilir ve bu herkesçe bir anda kabul edilir.Bu kabul edişler artık içgüdüseldir, aksi mümkün değildir. Meydanlardaki ekranlarda her şeyin yolunda olduğuna, ülkenin zenginleştiğine ama savaş çıktığı için zor günler geçirdiklerine dair yalan haberler yayımlanır. Bu ideolojinin sürebilmesi için tek tip bir yaşamın kurulması, baskının olması, korkunun salınması, geçmişin silinmesi, bireyi özünden ayırıp bireyin düşünceleri dahil kontrol altında tutulması gerekir. Geceleri tutuklanmalar, kişilerin ortadan kalkması(buharlaşma olarak tanımlanıyor), en az yirmi beş yıllık çalışma kampları korkuyu beslerken, sürekli izletilen Nefret filmleri kitleyi sisteme bağlar, durumu olağanlaştırır, yine aynı tanımı kullanacağım, içgüdüsel bir durum oluşturur. Ayrıca” çiftdüşün “metodu ile her şey anlam kazanır, mantık bulur.Bu zıtlıklarla kurulan bir mantıktır. İktidar çelişkilerin uzlaştırılmasıyla sonsuza kadar korunabilir. Bu zıtlıklar çiftdüşün düşünme sisteminin temelidir. Amaç bir ailenin mal varlığı, gücünün sürmesi değil amaç sistemin devamlılığı ve kusursuz olduğunun sonsuza dek kanıtlanması.Büyük Birader’in sevilmesidir.Bu yüzden yoldan sapanlara yapılan işkencelere iyileştirme, tedavi denir. Devletin yapısı : BÜYÜK BİRADER ;Tüm erdemler,başarılar ondan kaynaklanır, yanılmazdır. İÇ PARTİ; Nüfusun %2’sini oluşturur,zengindir, lüks içinde yaşar,devletin beynidir.DIŞ PARTİ; Devletin eli koludur.Winston bu kesimdendir.PROLETERLER:Nüfusun %85’ni oluşturur.Çalışıp üreyen ve ölen, kaderlerine teslim edilmiş,sığır gibi yaşadıkları için önemli görülmeyen,denetim altında tutulmaları kolay olan,düşünceleri olmadığı için düşünmeleri serbest olan kesimdir.Zaten parti sloganlarından biri “proleterler ve hayvanlar özgürdür” der.Bu yoksul sınıf, lidere bağlıdır,İç ve Dış Parti aksine proleterlere cinsellik serbesttir.Sosyal yaşam alanlarında yerleri ayrıdır.Fakat bu sınıf farkı her şey için geçerli değildir.Örnek vermem gerekirse, proleterlerin çocukları partide görev alabilirler,bunun için 16 yaşında sınava girerler.Amaçlardan biri proleterlerin üremesidir. Diğer vatandaşlar için seks yasaktır,kadının bundan zevk alması söz konusu olamaz.Parti üyeleri için seks sadece sisteme bağlı çocuk doğurmak adına olmalıdır.Seks Karşıtı Gençlik Birliği vardır ve simge olarak bele bağlanan bir kuşak kullanılır.Boşanmak yasaktır.Buna rağmen bakanlıkta pornografik dergiler basılır, bu proleterler içindir. Proleterler gizli bir iş yaptığını zannederek bu dergiyi edinirler.Aslında her şey kusursuz planlanmış bir oyundur. “Çiftdüşün” e dayanarak Barış Bakanlığı savaşın, Gerçek Bakanlığı yalanların, Sevgi Bakanlığı işkencenin, Varlık Bakanlığı yokluğun bakanlıklarıdır. Winston, bir günlük tutmaya başlar ve suçu başlamış olur.Julian ile birbirlerine âşık olurlar, gizlice buluşmalar başlar ve sisteme karşı isyana odaklanırlar.Bu iki âşık birbirini kaybetmek hariç her şeyi göze alır, sondan kaçamayacaklarını bilerek…Peki Winston ‘un isyanı nasıl sonuçlanır?Kollektif bir beyne sahip sistem yanılmış olabilir mi?Sistem dağılır mı? Winston mutlak son denileni değiştirebilir mi? Ya da rejim gerçekten hiçbir çürük elmaya izin vermeyecek gibi mi kurulmuştur? Günün sonunda tek bir amaç vardır Büyük Birader’in sevilmesi ve rejime ait pirüpak insan olmak.Winston Büyük Birader’i sevecek mi?
Masumiyetin de suçlar gibi kanıtlanması gerekebilir.Roman bana en çok bunu hissettirdi. İstanbul cinayet büro başkomiseri Nihat, Afrin’de ekibiyle pusuya düşürülen ve ensesinden yaralanan,sekiz ameliyat geçiren,ağır tedavi sürecinden geçen, konuşma yetisini kaybedip geri kazanan ve tedavi sonunda kendisini eskisi gibi yetenekli bulmayan İlhan’la çalışmak ister.İstanbul cinayet masasından gelen teklife karşılık İlhan hayatta harekete geçme kararı alır.Bu teklifi kabul eder ve İstanbul’a gittiğinde kendini karışık bir cinayet dosyasının içinde bulur.Tüm ekip bu cinayeti daha doğrusu cinayetleri çözmekle uğraşmaktadır.Çünkü katil ikinci cinayetini islemiştir.Katil birbirinden bağımsız,bağlantısı olmayan insanları öldürmektedir ve bedenlerinde işaretler bırakmaktadır.Bir seri katille karşı karşıya kalan İlhan, başkomiser aracılığıyla psikolojik sorunları nedeniyle görevden bir müddet uzaklaştırılan şahsına münhasır,omuzunda bir cini olduğunu söyleyen Kristal ile tanışır ve onunla ikili olurlar.Kristal en küçük ayrıntıları fark eden,ayrıntıları birbirine bağlayabilen,her izde doğru tahminler yürütebilen biridir. Bir seri katil hayli zekice hareket etmektedrir.Cinayetlerde kullanılan bıçak aslında katil tarafından kurbanlar öldürüldükten sonra kullanılır.Katil ilk önce kurbanını zehirler ardından bıçakla bedenlerde belli işaretler bırakır.Ortada iki kurban varken bulunan kadın kemikleri aynı katil tarafından mı üçüncü cinayetin işlendiği sorusunu doğurur.Tam bu durumla ilgilenilirken yeni bir Cüneyt haberi ulaşır. İkili bir şeyleri açığa çıkarttıkça açıklığa kavuşturmaları gereken yeni şeyler ortaya çıkar.Tüm süreçte İlhan kendini tanımaya ve kendinde olan farklılıkları görmeye başlar . Katil kim şablonuyla yazılan,katil kim sorusunun hakkını son sayfaya kadar veren, nefes nefese,sürükleyici roman alt metinleriyle, karakterlerinin renkliliğiyle,karakterlerin psikolojileriyle salt bir polisiye değildir. Aslında işlenen cinayetlerin tesadüf zinciri olmadığı anlaşılır .Kristal’in geçmişi ve ailesi ne kadar karanlık olabilir,bilinen ölümlerin hepsinin uzaktan yakından Kristal ile ilişkisi olması tesadüf mü,katil tek başına mı işbirlikçisi var mı, katil teşkilat içinden olabilir mi yahut bu şüpheyle katil hedef mi şaşırtıyor,yöntemleri farklı ölüm sebebi aynı olan cinayetleri kim işliyor ?Hatta bu cinayetlerin bir anlamı var mı?Tüm sorular son sayfalara doğru yanıt bulurken katil açığa çıkartılıyor.
Yazarın deneme türünde kaleme aldığı rastgele yazılardan oluşan, işlediği,üzerinde durduğu konulara hayli faklı perspektiften bakan bir kitap.Konular öylesine seçilmiş değiller.Rastgele tanımı da aslında öylesine yazılar anlamında değil.Bilakis üzerinde hayli disiplin kurulmuş,ince elenmiş sık dokunmuş düşüncelerden oluşur. Kitabın amaçlarından biri hem konuşanı hem dinleyeni eğlendirmesidir. Her yazının altında yazılma gerekçesi belirtilir. Üç farklı konuşmanın sentezi olan,kendini Tanrı’ nın yetkili temsilcisi sanan Hugo’nun abartılı kalemini incelediği “Maalesef Hugo ! Abartı’nın Poetikası”,yayımlanan iki makalenin sentezi olan WikiLeaks Üzerine Düşünceler,Cennette Embriyolara Yer Yok ve bir taksi şoförünün Eco’ya sorduğu “İtalyanların düşmanı kimler?” sorusuyla başlayan,bir düşman yoksa o düşmanın yaratıldığı çünkü bir toplumun var olabilmesi için düşmanı olması gerektiği, düşmanın farklılıklardan yaratıldığı sonucuna varan,bir düşmanı yaratırken hangi ayrıntıların kullanıldığı üzerine ilginç tespitlerde bulunan ve editör tarafından kitabın adı seçilen yazı Düşman İnşa Etmek,atasözleriyle yönetilen bir ülkeden bahseden Eski Köye Yeni Adet yazıları kitabın en etkileyici bölümleri.Eski Köye Yeni Adet, adı Mutluluk Cumhuriyeti olan ütopik bir cumhuriyetin yıkılışını ve neden yıkıldığını hayli ironi barındıran,mizahi bir dille anlatır. Yazılar,yazılardaki düşünceler yer yer Cicero ,Sartre,Wagner, Shakespeare,George Orwell,Dante metinleriyle örneklendirilir.Bazı yazılarında işlediği konuyla ilgili olarak Nietzsche ‘nin,Platon ‘un vb .kişilerin düşüncelerini kendi görüşlerine destek olarak kullanır ya da konuya ait görüşlerine göre düşüncelere itiraz eder.Tarihte gönderilen mektuplarla,verilen fetvalarla,ilahilerle, yazılan şiirlerle,1477 tarihli bir soruşturmanın zabıtlarıyla konuyla ilgili düşüncelerini destekler ya da bunlara karşıt düşünce oluşturur. Bilim insanı,düşünür Umberto Eco‘nun savaş ve barış konusundaki düşünceleri carpıcıdır.Özellikle düşman yaratmada savaşın neden var edildiği konusu hakkında; “Savaş bir toplumun kendini bir “ulus” olarak görmesini sağlar;savaşın karşı ağırlığı olmasa,hükümetler kendi meşruiyet alanlarını bile oluşturamazlar; sınıflar arası dengeyi sağlayan ve antisosyal unsurlardan yararlanılmasına izin veren tek şey,savaştır.Barış, istikrarsızlığa ve gençler arasında suça yol açar; savaş,bütün başıbozuk güçleri en doğru şekilde yönlendirerek onlara “statü” kazandırır.” Biçimi elle tutulmaz olan. Maddeyi oluşturan diğer elementleri içermeyen ama tüm elementlerin içerdiği ateşin insan için var olan farklı anlamlarını,ilahi element olarak ateş,cehennem ateşi,simya ateşi,sanatın kaynağı olarak ateş,ilahi tezahür olarak ateş,yeniden hayat veren ateş alt başlıklarıyla işlediği Alevler Güzeldir bölümü etkileyicidir . Düşünüre göre görünürde bir skandal olan ama tarihte bir nevi yeni bir çağ açan WikiLeaks üzerine yazdığı WikiLeaks üzerine düşünceler yazısı çok etkileyicidir.Yazara göre bundan sonra gizli buluşmaların,gizli ilişkilerin,toplantıların nasıl yapılacağı ve kayıt altına alınmalarının nasıl olacağı öngörüsü şaşırtıcıdır. “Adalar neden asla bulunamaz?”bölümü içinde “adalar neden bu kadar büyüleyicidir?”gibi birçok soru barındırır ve Umberto Eco bu soruları hem sorar hem yanıtlar. ALINTI Düşman sahibi olmak sadece kimliğimizi tanımlama açısından değil,aynı zamanda kendi değer sistemimizi ölçebilmek için bir engel edinmek ve o engelle yüzleşirken kendi değerimizi sergilemek açısından da önemlidir. Dolayısıyla düşman yoksa onu inşa etmek gereklidir.