Odamda Yolculuk

Yerinde kalarak, bir odadan çıkmadan yolculuk yapmak mümkün mü? Evet. Yazar tam olarak odasında bir yolculuğa çıkıyor ve biz okurları da şu cümleleriyle bu yolculuğa davet ediyor: “Beni takip edin.Aşkın küçük düşürüldüğü, dostluğun ihmal edildiği bir yerde, insanların gaddarlığından ve vefasızlığından uzakta kalmak isteyen sizler; kainatın bütün mutsuzları ,hastaları, bıkkınları beni izleyin .”
İçinde bulunduğu durum, koşul ne olursa olsun üretebilenlerin hayranıyım. Kitaptan çok etkilenmiş olmamın ana sebebi budur.
Yazar yasa dışı bir düello sonucu ev hapsi cezası alır.Ceza süresi kırk iki gündür.Odasında geçirdiği kırk iki günü, odasındaki nesneler aracılığıyla hatırladığı geçmişte yaşadıklarını, fikirlerini ve nesnelerden çıkarımlarla oluşturduğu fikirlerini ve birçok konudaki görüşlerini aktarır. Aslında yazar kendine doğru bir yolculuğa çıkar. Fikirlerini gözden geçirir, ne hissettiğini ölçüp tartar. Otuz altı adımlık kare şeklinde olan odada düşüncelerinin izini sürer ve bu sürdüğü izler onu belli fikirlere ulaştırır. Otobiyografik bir gezi yazısı olan ve 1794 yılında kaleme alınmış kitap kendi düşüncelerinde dolaşan bir yazarın çıkarımlarıyla doludur.
ALINTILAR
Ömrün yarısı boyunca diğer yarısının acılarını unutmaya çalışıyoruz .
İnsan bir ruhtan ve vahşi bir hayvandan meydana gelmiştir. Birbirlerinden oldukça farklı bu iki varlık zaman zaman iç içe geçerken bazen de biri , diğerinin üstündedir .

Dakikalar İçinde Din

Dakikalar İçinde serisi için şunu belirteceğim; İşlediği konular hakkında fikir sahibi olmayı kolaylaştıran bir seri. Dakikalar İçinde serisi işlediği konulara hakim olduğumuz ya da olmadığımız hallere göre yararlanma,yeterlilik açısından değişkenlik gösterir.Mitoloji hakim olduğum konuyken serideki Mitoloji kitabı bana yeterli gelmedi.Bilgi tazeledim.Zaten serinin derinlemesine bir konuyu ve o konuya ait ayrıntıları inceleme,sunma gibi bir iddiası yok.İşletme, hakkında pek bir şey bilmediğim bir konu.Seri İşletme kitabıyla beni bu konuya sokmuş oldu. Merak uyandırıcı maddeleri sıraladı.Başka kaynaklara yönleneceğim ve ayrıntıları oralardan öğreneceğim bir ufuk açtı. Serinin bu kitabı benim icin yeterlilik derecesindeydi.Konuya hiç hakim olmayan biri olarak artık fikirlerim var. Bunları yazma sebebim bu serinin neyi amaç edindiğini ifade edebilmek.Gelelim Din kitabına.Evet bildiklerimin üzerinden geçerken kitap sayesinde hiç bilmediğim dinlerle tanıştım.Alt başlıklarını başka kaynaklardan kapsamlı okuyacağım alanlara yöneltti.
Köklü inançların tarihine inen kitap bu inançların uzantılarını da aktarıyor.Dinler ve içindeki kavramlar açıklanıyor.
Kadim ve unutulmuş, silinmiş dinler,yeni sayılacak dinler kitabın araştırma konularından bazılarıyken görsellerle desteklenen iki yüz kavram işleniyor.
Deizm,dinin geleceği ,İbrahimi dinler, mezheplerin doğuşu, Agnostisizm,Animizm , Ataizm,çoktanrılı dinler ,yaratılış hikâyeleri,dinin ne olduğu,çoktanrılı ve tektanrılı dinlerdeki doğaüstü varlıklar, ,inançlara göre karşılaştırma ile ölüm sonrası,binlerce yıl öncesine dayanan kesintisiz gelenekle varlığını sürdüren inançlar ,Çin,Mısır,Mezopotamya dinleri ve içinde barındırdıkları kavramlar, Yunan tanrıları,Roma ve din,günümüze kadar varlığını sürdüren en eski inanç ve bilinen en eski tektanrılı din olan Zerdüştlük,Orta Amerika; Aztekler,İnkalar vb kültürlerin dinleri ,Hinduizm,Şinto,On dokuzuncu yüzyılda ortaya çıkan dinler, inanmayanlar, kitabın içindeki konulardan bazıları.

Güneşin Altın Elmaları

Yazarın kendine has kaleminden ve erken dönem öykülerinden derlenmiş otuz iki öyküden oluşan bir kitap.Rad Bradbury adını görünce otuz iki öykünün de bilimkurgu olduğu düşünülebilir, hatta kitapta tür olarak bilimkurgu yazar fakat tüm öyküler bilimkurgu değil. Her biri farklı olaylarla ,farklı karakterlerle, hayatın ilginç yanlarıyla işlenmiş öyküler. Öyküler içinde uygarlık da işlenir yalnızlık da.Bazı öyküler aile içi ilişkileri bazı öykülerse iktidarı bazı öyküler yeni dünyaları keşfetmeyi işler.Bazı öykülerde bilimkurgu yer yer de fantastik öğeler bulunurken,öyküler istediği kadar içinde gerçekdışı öğe barındırsa da yazar anlattığını hayata dayandırır yahut temelini hayata kurar.
Sis Düdüğü hem anlattığı başka bir dünya ile bilimkurgu hem içindeki ayrıntılarla fantastik türe yaklaşan çok özel bir öykü. Sihirli güçleri olan bir ailenin üyesi Cecy,aşık olmak ister fakat sıradan bir halka karışırsa güçlerini yitirecektir. Nisan Cadısı kitabın fantastik en güzel öykülerinden biri.Dip köşe bir temizlik,bunun nedeniyse bir cinayet,Çanağın Dibindeki Meyve öyküsünde hayli tebessüm ettim.Uçan Makina kitapta iktidarı işleyen ayrıcalıklı öykülerden biri.
ALINTILAR
Her zaman birileri bir şeyi,onu bir şeyin sevdiğinden daha fazla seviyor.Ve bir süre sonra bu şey her neyse onu yok etmek istiyorsun ki sana artık acı vermesin.

Sazın Teli Koptu

Sevdalım Hayat kitabından sonra Sürgün şarkısı benim için farklı bir anlam kazanmıştı.Bu kitaptan sonra da benim için Sürgün şarkısı farklı bir boyuta geçti.Artık sadece bir şarkı değil bir ömrün bir kısmının hikâyesi.Zira kitapta memleketinden uzak bir sanatçının,aydının hayli anıları var.Bu anılar genel olarak satır aralarında saklı.Öyle açık açık anlatılan anılar değiller.Özellikle Livaneli’nin Erdal Öz ‘e yazdığı mektupların satır aralarında saklı.Kitapta ağırlıklı olarak Zülfü Livaneli’nin Erdal Öz’e yazdığı mektuplar bulunuyor.Kitap güçlü bir dostluktan bahsediyor .Erdal Öz’ün vefatı üzerine yapılan törende bu dostluğun taraflarından olan Zülfü Livaneli’ye törende bir konuşma hakkı tanınmıyor.Ama biriken yıllar öyle bir hoş seda bırakmış ki veda törenindeki hiçbir konuşma bu kitap kadar değerli olamaz.
Kitapta Livaneli ile yapılan söyleşiler de mevcut.1970’ler ve sonrasındaki Türkiye, Avrupa kitabın fonunda yer alıyor.Bu fon iki dostun mektuplaşmasının sebeplerinden biri; sürgün.Fonda sadece siyasi iklim değil sosyal yaşam da var.
Can yayınları kurucusu Erdal Öz’ün Livaneli’ye yazdığı mektuplardan sadece ikisini Livaneli’yse tüm mektupları saklamış. Erdal Öz vefatı sonrası dosyaları aileye teslim etmiş lakin dosyaya ulaşılamamış.
Bu tarz kitaplarda en çok neyi seviyorum?Hayranı oldugum,sevdigim sanatçıların bildiğimiz eserlerinden bazılarını henüz üretmemiş zaman dilimlerine şahit olmayı.O eserleri neyin biriktirdiğini görmeyi ve sanat camiasındaki dostluklara şahit olmayı.Biz de evrak saklamak pek yoktur.Günlük tutmak da öyle.Ne değerli ki iki aydının tarihteki dostluğu kayıt edilmiş.
Müzik,edebiyat,edebiyat camiası,yasaklar , sansürler,darbeler,müzik aletleri arasında bile uygulanan sansürler, müzik ile şiir arasındaki ilişki,Erdal Öz’ün çocuk kitapları üzerine yaptığı çalışmalar ve Türk yazarlarını bu alana özendirmesi,edebiyatta sanatta gerçekçilik,dil, yapılan konserler,Livaneli müziğininim doğuşu ve tabii ki dostluk kitabin içinde işlenen konular.
Özel bir kitap okumanın mutluluğunu yaşıyorum.

Savcı Her Ceset Konuşur

Soluksuzca okuduğum bir polisiyeden bahsedeceğim.
Yaşadığı yerde herkes tarafından çok sevilen,elli iki yaşında olan Feride Teyze tecavüze uğrar ve cinayete kurban gider.Bu cinayeti araştıransa Komiser Asena’dır.Asena için bu sadece adaletin yerini bulması adına yaptığı bir görev değildir.İçinde acı ve intikam ateşi de vardır,Feride Teyze’yi annesi yerine koymuştur.Komiser Asena kocası tarafından aldatılmış ve ondan boşanmıştır,kendine bir hayat kurmuştur.İhanetin doğurduğu temkinli olmayı ,önlemleri hayatına yaymıştır.
Cinayetle ilgili soruşturma derinlik kazandığı anda savcı Hayati Türker’in görev yerinin değişmesi ile olayın dosyasına yeni bir savcı bakmaya başlar.Bu noktada zaten cinayet bir düğüm halindeyken savcının tavırlarıyla biz okurlara olay ve durumlar kördüğüm olarak yansır.Asena için de bu böyledir.Sayfalar ilerledikçe hem cinayetin,cinayetin araştırılmasının hem de yeni savcının gelişi sonrası olanların Asena için ne denli zor olduğuna şahit oluruz.Bu süreçte olanlar aslında bize hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını kanıtlar.
Klasik “katil kim” şablonu ile yazılmış olan kitap yine klasik biçimde bir cinayetin çözülmesini engelleyen olaylarla ilerler.Kurgusu zekice yapılmış,dili sade ve temposu hızlı,yazarın kaleminden dolayı hayli merak uyandıran bir kitap.
Geçmişten gelen yolsuzluk dosyaları,bunları açığa çıkaran savcı ve komiser,yolsuzluğa karışanlardan eski belediye başkanının savcıya ve komisere duyduğu kin,rant,Feride Teyze’nin terörden dosyası olan oğlu,bir hayat kadını, bir anda olay yerinden gidenler,dövülenler ilmik ilmik işlenirken merak içinde sona ulaşırız.Bu arada romanda bir aşka da şahit oluruz.

Çocuk

Gerilim romanı mı,benim için hayır fakat etkileyici,sürükleyici sonu itibarıyla şaşırtıcı bir roman.
Gazeteci olan Kate dokunaklı bir hikaye yazmak ister oysa yazmak istediği hikaye dokunaklı olduğu kadar sırlarla dolu bir hikayedir.Sırlar açığa çıktıkça var olan hikaye kördüğüme dönüşür ta ki belli bir noktaya kadar.O noktadan sonra düğüm çorap söküğü gibi çözülür.
Ne,kim,nerede,ne zaman,nasıl?Bu soru grubu gazeteciliğin,bir incelemenin yöntemidir.Kitapta bu sorulara cevap bulmaya çalışarak,bu inceleme yöntemini kullanarak başlıyor ve sona eriyor.Ne,nerede soruları başta cevap bulurken diğer sorular merak uyandırıcı biçimde adım adım yanıt buluyor.Karakterlerden birinin gazeteci olması bu soru şablonunun kullanılmasıyla güzel bir ayrıntı oluşturuyor.Gerilimden çok merak,olayı çözme yahut çözülme aşamasındaki heyecan benim için daha baskındı.Karakterlerin özellikle Emma’nın aile ilişkisinin yansıdığı psikolojik derinlik romana katman katıyor.
Gazeteci olan Kate,Woolwich’teki bir inşaatın yıkım alanında bir bebeğin kemiklerinin bulunması ve konu hakkında soruşturma açılması ve durumun haberlerde yer alması sonucunda hikayeyi araştırmaya yöneliyor.Samanlıkta iğne aramayı seven Kate yıllar önce gömülmüş bir bebeğin iç içe geçmiş sırlarıyla sonuca ulaşmaya çalışıyor.Bir yandan da bu hikayeyi gazetesinde yayınlamak istiyor.Üç kadının hikayesinin kesiştiği olayda Kate adım adım trajedilerle karşılaşıyor. İtiraflar,araştırmalar derken ortada bir bebek ve bebekle DNAlarının uyuştuğu iki kadın yani iki anne başta bahsettiğim düğümü oluşturuyor.Bu düğüm çözülüyor fakat sırların trajedi barındırması,romanın kurgusu okurken heyecana heyecan katıyor.
Angela,Jude,Emma ve gazeteci Kate kitabın anlatıcıları olarak kendi bakış açılarıyla içinde bulundukları olayları aktarıyor.
Son dönemde okuduğum sürükleyici romanlardan biriydi.Aralarında konu olarak bağlantı olmasa da Çocuk romanı yazarın Dul romanının devamı olarak kabul ediliyor.

Dul

Bir kişi kandırılabilir bu kolaydır fakat daha kolayı kişinin kendini kandırmasıdır.Roman karakterinden Jeanie için de bu geçerlidir ki hem evliliğinde hem kocasıyla olan ilişkisinde hem de büyük bir hadisenin içinde bunu yapmıştır.Roman merkezinde bir suçlu yakınının iç dünyasını işler.Polis ve basının evlerini ablukaya almalarıyla bir kadının kocasının varlığının nasıl aksi yöne dönüşebileceğini,kocası suçlanırken eşi olarak tutumunu,dulken olaylara bakış açısını “suçlu yakını” kimliğiyle aktarılır.
Roman gerilimden ziyade polisiye tadında,akıcı, sürükleyici bir kitap.Bir serinin ilk kitabı.Ben arka arkaya okuduğum için seri tanımı konusunda bir ayrıntıdan bahsedeceğim.Dul ile Çocuk kitapları arasındaki bağ gazeteci Kate Waters’ın ve dedektifin varlığıdır.İki kitapta da kayıp,öldürülmüş bebek – çocuk varlığı olsa da iki kitabın karakterlerinden bağımsız olan şeyler kayıp ve ölüm hadisesidir.Aralarında karakterler ve olaylar olarak bir bağ yoktur.
İki yaşındaki Bella Elliot evinin bahçesinde oynarken kaybolur kaybolma olayını Bob Sparkes araştırırken gazeteci Kate araştırmada yer alır,gazete hikayesi için röportajlar yapmaktadır.Kitabın anlatıcılarından Dawn Eliot kaçırılan çocuğun annesidir. Anlatımı diğer kitabındaki gibi karakterler bölümler halinde yaparlar ve onların bakış açılarıyla olayı okuruz.Jeania olayda suçlanan Glen ‘in karısıdır.Basın bu çiftin peşindedir.Anlatımda geçmiş zaman ve şimdiki zaman bulunur bu yüzden Jeania hem evli hem dul olarak anlatımda yer alır.
İki kitapta da karakterlerin psikolojilerinin işlenişi vardır. Çocuk romanında Emma karakterinin psikolojisi yoğunken yazar Dul romanında suçlu ve suçlu yakını ve çocukları olmayan karı koca psikolojisini ön planda tutar.Diğer kitabında olduğu gibi Dul kitabında da pedofili bulunur.Çocuk’ta ayrıntılarla işlenmeyen durum Dul’da bazı ayrıntılara yer verilerek işlenir.
Roman şimdi ve geçmiş zaman olarak ilerlerken aslında biz okur olarak suçluyu bastan biliriz.Her ne kadar az da olsa acaba suçlu değil mi sorusu var olsa da,suçlu bellidir.Suçun nasıl işlendiği,suçlunun nasıl ortaya çıkacağı,suçlunun yakını olan eşinin neyi ne kadar bildiğini,işlenen suçta yardımcı olup olmadığı romanda işlenir ve bu sürükleyici biçimde aktarılır.
Kitabın temelini oluşturan suçlunun yakını ve suçlu psikolojisi,pedofili bir adama en yakın olan bir kadının yaşadıkları etkileyici biçimde anlatılır.

Kırık Çember

Roman mahalle kültürünü, ataerkil düzeni ve içinde gerçek anlamı barındırmayan namus kavramını işler.Bir aile bireyinin ,toplumun kadına yüklediği köhne, içi boş namus kavramı bu topraklarda kaç eve ateş düşürmüştür? Roman bu meseleyi erkek bir kahramanla işlerken hem bu meseleye hem romandaki olaylara kadınların da bakış açısını dahil eder.
Almanya’da çalışan,anne ve babalarını erken kaybedince kardeşlerine anne ve baba olan Seher, kız kardeşi Aynur okusun diye Adana’ya para yollar.Fakat Hikmet tarafından her ay gönderilen paraya el konulur. Hikmet etrafından duyduklarıyla hareket eder, Aynur ‘a şiddet uygular.Seher zaten Hikmet’in baskı , psikopat(mecaz değil gerçek anlamıyla) tutumlarından dolayı onu çoktan gözden çıkarmıştır.Amacı kardeşi Aynur’u okutup,Almanya’ya yanına almaktır.Sonunu düşünmeden hareket eden Hikmet yine sonunu düşünmeden yaptığıyla bir felaketi başlatır.
Hem bir ağabeyin hem bir babanın mahalle baskısıyla, öğretilen namus kavramıyla yaptıklarının bedelini kadınlar öder.Hikmet iyi yönde bir değişime girerken hayat ondan yana olmaz .Hikmet ilahi adaletle karşılaşır.Kendi canıyla sınanırken yaşattıklarının bedelini öderken,aslında ikinci bir kadını,oğlunun annesini de can evinden yaralar.

Samanyolu

Kara sevdanın,pişmanlığın,aşk uğruna türlü vazgeçişlerin, ayrılığın,ihanetin,kavuşmanın romanı Samanyolu.
Mahmut Yesari,Kerime Nadir’in Seven Ne Yapmaz adlı romanına eleştiride bulunur. Mevzuyu saçma,tipleri kukla olarak nitelendirir.Yine Kerime Nadir’e ait olan Hıçkırık romanı için aynı nedenleri gösterip eleştiride bulunur.İki eleştirinin de ve genel olarak romanlarına karşı olan eleştirilerinin merkezinde yazarın anlatımındaki laubalilik bulunur.Benim içinse Kerime Nadir dendiğinde aklıma ilk gelen duyguların ustası oluşudur.O karasevdanın anlatıcısıdır.Benim hayranlıkla okuduğum Samanyolu’nda beni en çok etkileyen husus dört mevsimde dönemin (1940’ların )İstanbul’unun fondaki anlatımıdır,varlığıdır.
İçine kapanık olan,eğitimini aşkı uğruna tamamlamamış Nejat aynı yalıda büyüdüğü teyze kızı olan Zülal’e âşıktır.Bu aşk,Nejat’ın duyguları Zülal’e karşı Zülal nişanlanana kadar dillendirilmez.Zülal,Nejat’ın onu sevdiğini bilir ama bunu geçici bir tutku olarak görür. Aynı zamanda karakterinin özelliği olan;sevdiği,hoşlandığı şeyi yok etme,hırpalama, eziyet etme hali bu aşkın yaşanmasına engel olur.
Nejat’ın okulunu bıraktığı Zülal’in yatılı okula Nejat’ınsa askere gittiği,anca yazın ve tatillerde görüştükleri zamanlar Nejat’ın avarelik yıllarıdır.Zülal, Nejat’ın arkadaşıyla evlenir ve araya farklı şehirlerde yaşamanın ayrılığı da eklenir. Evlilikten sonra altı yıl geçer. Nejat’ın aşkı azalmamıştır ama karakteri bir değişime girmiştir. Kendi hayatına hükmeden biridir.Zülal ise mutsuz bir evliliğin içindeyken Nejat’ın yıllar sonraki ziyaretiyle başından beri bildiği,kendi içinde gördüğü aşkla,kendi duygularıyla yüzleşir.
İki kez filmi çekilen roman ilk olarak tefrika edilir,kitap olarak basıldığındaysa büyük bir ilgi görür.
Romanın okuduğum baskısında Selim İleri’nin muazzam bir yazısı bulunur.

Kız

Roman bir kız üzerinden bir trajediyi,aslında birçok kişinin acısını anlatıyor.
Nijerya’da kurulan bir örgüt olan Boko Haram ülkeye şeriatı getirmek için eyleme geçer,örgüt okuldan kız çocuklarını kaçırır.Bu noktada yaşananlar hayli kan dondurucudur.Kaçırılan birçok kız çocuğundan biri olan anlatıcı Maryam’ın anlatımıyla işkenceler,tecavüzler ve örgütün din kisvesi altında yaptıkları,geçtikleri yerlerde yağmaladıkları,yaşattıkları zulümler aktarılır.
Okuldan arkadaşlarıyla kaçırılıp kendinden yaşça büyük biriyle evlendirip henüz kendisi çocukken anne olan Maryam tutulduğu kamptan kaçmasına kaçar lakin umut ettikleri değil ataerkil düzenin dedikleri, kanunları olur.
Kısmen kurgu olan bu roman bırakın yaşanmış olma gerçeğini yaşanma ihtimalini düşününce bile insanın canını yakar.Yazar yaşanan bir hikayeyi kurgulayarak romanı yazmıştır.
Maryam’ın,hikayesi romanın anlatıldığı coğrafyadaki birçok kadının hikayesiyken yine onun yaşadıklarını,anlatılan olayla birçok kız çocuğu yaşamışken olayın geçtiği coğrafyanın kaderi,yoksulluğu,işliyor gözüken lakin işlemeyen bürokrasinin yansıması, bağnazlık kitabın değindiği başka noktalardır.Kampta yaşanan acıların yanında kendilerini ait hissetmedikleri dine göre eğitilmeleri bunun için zorlanmaları şiddetin psikolojik tarafıdır.
Maryam’ın mücadelesi ve bu mücadelenin neticesinde yaşadıkları yetmezmiş gibi ataerkil düzenle ve bağnazlıkla karşı karşıya kalışı romanın diğer can yakan yanıdır.