Pitsim Garı

Uzay operası,distopya, ütopya bilim kurguda en çok sevdiğim alt kollardır. Roman hem ütopya hem de distopya içerir. İnsanın yaptığını başka hiçbir canlı yapmaz. Kendi cehennemini bile yaratabilir ki roman böyle bir yerin anlatımıyla başlıyor.Bu yerin adı Büyük Dünya.Anlamını yitirmiş kavramların olduğu,yaşamın anlamsızlaştığı,çok az kişinin duygu taşıdığı, genelde hissin olmadığı bir yer.İleri seviye teknoloji ve yönetimin sebep olduğu bu distopik dünyada insan artık yarı insandır.En temel duyguları hissetmek isteseler de bu mümkün değildir.Bir yandan da ütopiktir bu dünya. Savaşlar,yoksulluk , hastalık,ülke sınırları, siyaset,rekabet,iktidar yoktur.Fakat tüm bu pozitif haller negatif bir durumu doğurur;insanlar hissizleşir,hissizdir.
Büyük Dünya için bir umut doğar.Bir başka dünya keşfedilir.Kendi kurtuluşlarını his uyanışına bağlayan yarı insanlar normal insanlara ulaşıp,onlarla tanışıp tekrar duyguları yaşamayı planlar.
Sekiz seçilmiş kişi Büyük Dünya’dan Küçük Dünya’ya yolculuk edeceklerdir.Bu yolculuk için Pitsim Gar’ı yapılmış gösterişli bir törenle açılmıstır.Bir amacı vardır. teknolojide üst seviyede olan,ekosistemi bozuk ,insan dışı varlıkların sayısının azaldığı,özel günlerin hatırlanmadığı Büyük Dünya insana dair tüm nitelikleri kaybetmiştir,insanların hisleri yoktur.Hisleri olmayan bu dünyada her şey anlamsızlaşmıştır. .Gelişmekte olan Küçük Dünyaya büyük Dünya’dan hisleri tam olarak körelmemiş insanlar gönderilmek üzere seçilir.Seçilen ve aracı kullanan toplam dokuz kişi Küçük Dünya’ ya vardıklarında kendilerini dünyanın geçmiş tarihlerinde bulurlar.Büyük Dünyaya göre medeniyet ve teknoloji hayli geridir.Hem de en az beş yüz sene.Kendilerini buldukları ilk yer 1215 İngiltere’sidir.Tarihten bildiğimiz birçok olayın, her yüzyılda yaşanan önemli olayların ve kişilerin okur olarak yazarın absürt anlatımıyla tekrar üzerinden geçeriz .Yazar tarihi olayları kendine has biçimde yorumlar .
Seçilmiş kişiler Yeni Dünya’da ve bu dünyanın koşullarında gitgide elenirler.Aralarından sadece biri Büyük Dünya’ya dönebilir lakin bu dönüş,keşfi düzenleyen kişinin, sitemin aklına gelmemiştir.Çünkü amaç aslında farklıdır.Sonunda ters köşe yapan roman hayli sürükleyiciydi.

Ürperti

Fantastik serinin ilk kitabı olan Ürperti’yi,Beklenti sonra Ebedi daha sonra da Günahkâr kitapları takip eder.Klişe bir konusu var;kurt adamlar. Bu klişe konunun içinde bir kurt adamla bir kızın aşkı işlenir bu aşkın merkezinde bağlılık,vefa, çaba bulunur.Diğer fantastik kitaplara nazaran duygusallığı hayli fazla olan bir kitap.
Anlatımda mütemadiyen gerçek dünya ile orman arasında gidip gelme bulunur.Sam tıpkı diğer kurtlar gibi hava soğuduğunda kurda dönüşür,yazın ya da hava ısındığında ise insan olur.Fakat bu değişim her bedende farklı olduğu gibi süreç her defasında uzamaktadır.
Çocukken kurtların saldırısına uğramış olan Grace’i dönüşüm geçiren Sam kurtarır.Yıllarca biri insan biri kurt olarak birbirlerini izleyen Grace ve Sam’in sınanmalarla dolu aşk hikayeleri Sam vurulup insana dönüşünce başlar.Grace, Sam’e o daha kurtken aşıktır.Aslında sadece aşk değil Sam’i Sam yapan her ne ise onu görmüştür.
Kitabın ilginç yanlarından biri Sam’in kurt olduğu zamanda Grace’in onunla kurduğu iletişimdir.
Aynı zamanda insanların kurda dönüştüğünü anlamasındaki süreç etkileyici biçimde işlenir.Romanın heyecan yaratan yanıysa kurt adamların(kurt insanların )soğuk havalarda kurt sıcak havalarda insan olmaları ve bu değişimin insanlar arasındaki yaşama yansımasıdır ki insanlar arasındaki yaşamda aşk faktörü olunca bu durum içinde duygusallığı da barındırır. Kurtların gitgide daha seyrek insana dönüşmeleri Sam’i endişelendirir.Çünkü Grace ile olan bağı hayli güçlenmiştir.Dönüşüm kurttan kurda değişirken ne kadar uzun süre kurt olarak kalınırsa insana dönüşmek için o kadar sıcak hava gereklidir.Bir daha insana dönüşmeme ihtimalleri ve son yazlarını yaşama ihtimalleri bulunur.Ayrıca yeni kurda dönüşenler daha sık insana dönüşür. Yardımlara ihtiyaçları olur. Bu ayrıntılar romanın olaylarını da belirler. Ortada kurt adam sırrı vardır bu sır bir arkadaş çevresinde artık paylaşılmaya başlanır, yardımlaşmak kaçınılmazdır.
Isırılsa da bedeni değişmeyen,kurda dönüşmeyen Grace,Sam’ in kurda dönüşmemesi için çabalar.Kitabı diğer kurt adam klişesinden ayıran ayrıntı kurtların insana dönüşme,insanın kurda dönüşme koşullarıdır.
Grace,yeni ısırılan ve sık sık dönüşümler geçiren Jack’in dikkatini çeker ve olayın çözümü için onu tehdit eder ve bu durum diğer kurt adamlar ve insanlar için tehdit oluşturur.
Grace,ısırılan Olivia ve Jack’in kardeşi bir çareye odaklanırlar bu çarenin işe yarayıp yaramayacağı belli değildir ve serinin ilk kitabı kayıplarla,çarenin her bedende işe yarayıp yaramadığının belirsizliğiyle,heyecanlı biçimde biter.
Kitabı kurt atan klişesinden ayıran bir başka ayrıntı karakterlerin psikolojilerini işlemesidir. Mutsuz aile hayatları, karakterlerinin iyi ve kötü yanları tüm olaylara psikolojileri ile beraber etki eder.

Perondaki Son Tren

Para … Bazen insanın en çok sınandığı şey.Hak yemedim,yemem diye diye yenilen haklar.Yahut gözünün içine baka baka, bir hayatı başka biçime sokacak kadar bile isteye yenilen maddi haklar.Bu maddi haksızlık yapılırken ekseriyet karşıdaki kişinin manevi hakları da görülmez.Hatta bu manevi haklar yenilen maddi haklara göre hayatları daha fazla etkiler.Roman karakterleri Asaf,Firuze,Firuzan‘ın hayatları en yakınları tarafından gasp edilmesi ile şekillenir.Bir ailenin mal aile içinde,soy içinde kalmalı anlayışıyla yaptığı haksızlık üç kardeşin hayatını baştan sona etkiler.Kirli oyunlarla, adım adım yapılan planlarla bir ailenin soyu sırlarla dolacaktır ki bu sırlar ortaya çıktığında maddi ve manevi zararlar telafisi olmayacak boyutta olur.
En yakınlarından gördükleri haksızlıkla büyüyen üç kardeşin özellikle kardeşlerden Asaf ‘ın hayat hikayeleri etkileyici biçimde aktarılır.
Anne soyları saraya dayanan,baba soyları asil olarak kabul edilen üç kardeşin hayatı varlık içinde yoklukla, sevgisizlikle geçer. Özellikle Asaf’ın ideal olanı hedef alıp,ona ulaşma çabası,paraya, mülke önem vermemesi, onuru onun karakterini inşa ederken hayatını da biçimlendirir.
İnsanlar para uğruna ne kadar kötü olabilirler,en yakınındaki kişilere ne kadar kötülük yapabilirler ?Roman yaşanmış bir hikâye ile bu soruların cevabını verirken,1800 ‘lere uzanan hikayesiyle genel olarak içinde bir dram barındırır.Aile sırları karanlıktır.Roman sırları oluşturan iyi ve kötü niyetlerin,çaresizliklerin ve çıkarların adeta üç kardeşin kaderini nasıl belirlediğini aktarır.

Kayıp Anahtar

Başlarda polisiye,ortaya doğru polisiye ve gerilim, sonlara doğruysa kendini tamamen gerilime bırakan ve zekice kurgulanmış bir roman. Ayrıntılar birleşirken beni kendine hayran bırakan bir kitap oldu.
Alışılagelmiş polisiye kalıplarından uzak olan bu roman belli bir noktaya kadar katilin başta bilinmesinden mütevellit katilin peşindeki kişi cinayeti aydınlatacak mı, katili adalete teslim edebilecek mi sorularıyla ilerler.Oysa kitap sona yaklaştığında “katil kim?” sorusu alevlenir.
Ortada eski bir öğretmen ve aynı zamanda bir yazar,bir arkadaş grubu ve iki maktul var. Esra öldürülenlerden biri. Esra’nın boğularak öldürülüp cesedinin göle atılması ve bir yıl geçtikten sonra bulunması üzerine, yazar Tufan gerçek bir roman yazma tutkusuyla cinayeti çözmeye çalışır.Onu buna sevk eden şeyse Esra’nın hayaletinin sesidir. Esra katilinin bulunmasını yazara fısıldar.Tufan her izin peşindeyken birçok kişiyle tanışır.Adım adım cinayetin sebeplerine, katile yaklaşır.Lakin görünen göründüğü gibi değildir.Sonu itibariyle ters köşe yapan roman gerilim yüklü olarak biter.

KIRIK HAYATLAR

Yazarın diğer romanlarından hayli farklı olan bir eser.Hem konudan hem de bu farklardan bahsedeceğim.
Daha önce yazarın birçok kitabını elimden geldiği kadar yorumlamıştım.Mai ve Siyah gibi birçok romanı Servet-i Fünûn’da dergi kapatılana kadar yayımlanır.Bu romanlardan biri de Kırık Hayatlar’dır.Yazarın son romanıdır.Diğer romanlarından farklı olarak Servet-i Fünûn‘da tefrika edilirken dergi kapatılır .Yarım kalan roman ilk tefrikadan yirmi üç yıl sonra kitap halinde basılır.Diğer romanlarından,özellikle Mai ve Siyah ile Aşk-ı Memnu’da olan süslü anlatım biçiminden farklıdır.Karakterler açısından da farklıdır,bu romanında kişiler hayatın içindedirler.
Ömer Behiç ve Vedide sekiz yıllık evlidirler.İki çocuk sahibi olan çift yeni taşındıkları Şişli’deki evlerinde mutlu bir hayat sürer.Doktor olan Ömer Behiç’i beğenen ve onunla tanışmak isteyen Neyyir bir hastalık numarasıyla Ömer Behiç’i evine çağırır.Hayatlarını zengin erkeklerin paralarıyla sürdüren iki kardeşten biri olan Neyyir amacına ulaşır.Gizli buluşmalar başlar.Bu buluşmalar esnasında Ömer Bey’i sıkıntıya,buhrana sokacak gelişmeler,iç hesaplaşmalar olur.Kızlarından biri menenjit olur,karısı aldatıldığından şüphelenir.Neyyir’in varlığından dolayı karı koca arasında oluşan uzaklaşma ilişkilerine yansır.Doktorun tüm iç hesaplaşmalarına rağmen Neyyir‘e olan tutkusu devam eder.Bu noktada yazar insan psikolojisine eğilir.
Acı bir olayın etkisi,neticesi ile doktor evine geri döner fakat dramlar,trajediler yaşanmıştır!
Romanda sadece doktorun ve ailesinin acıları,onların kırık hayatları işlenmez.Ferruh,Şekure,Refet karakterleri bir aşk üçgeninin içindedir ve bu aşk onların da hayatlarını kırar döker.Suzidil karakteriyle Mehmet Ali karakteri evlenmiş,hasta bir çocukları olmuştur.Ev içinde alkol,şiddet,kaynana etkenlerinden huzur yoktur.Bu kişilerin de hayatları kırıktır.Roman karakterlerinden Mürüvvet Hanım’ın akıbeti,Andelip‘in kocasından boşanmasından dolayı duyduğu pişmanlık,Talat Bey’in kendi hayatında annesinin söz hakkı olması yüzünden bu karakterlerin hayatları hayli kırıktır.
Edebiyatımızda modern romanın kuruluşunu ve alacağı yolu hazırlayan yazar romanlarında sosyal çevrenin bireyi etkilemesini işler.Bunu genelde bir aile üzerinden anlatarak yapar fakat bu romanında daha geniş kitle üzerinden bu durumu işler.Tek bir ailenin değil birçok kişinin dramını işler.Bu ayrıntıyla da diğer romanlarından farklıdır.

Bir Hanımefendinin Ölümü

Ölüm ve ayrılık.Nedeni ne olursa olsun ayrılık zor, ölümse ayrılığın en acı hali.Yazar hem ölümü hem ayrılığı iki öyküde ayrı ayrı işler.
Para para para … Neydi o şarkı?Varlığı bir dert yokluğu yara…Para ile olan bağları insanları tanımanın yollarından biri.Öykü paranın insanlar üzerindeki etkisini varlıklı bir hanımefendinin,bir annenin ölümüyle işler. Çocukları,çocuklarının eşleri o henüz hayattayken zaten para uğruna onun adına kararlar alırlar.Fakat hem kendi aralarında hem evin çalışanları arasındaki çıkar ilişkisi hanımefendinin ölümüyle artar.
Hayruş Hanım’ın intiharı sonrasında etrafındaki kişilerin aslında neye değer verdiklerini anlatan öykü,kitabın birinci öyküsüdür.Hayruş Hanım dünyanın artık kendine göre olmadığını düşünen, zamanın gerisinde kalmış ,duygusal bağı olan konaktan çocukları tarafından konağın bulunduğu yere otel yapmak istemeleriyle çıkartılıp Bebek’te apartmana yerleştirilmiş ,çocuklarıyla hala ilgilenen bir kadındır.Eski günleri düşünür.Değişen zamanın yozlaşan insanları en yakınlarıdır; çalışanları,çocukları, çocuklarının eşleri ve torunları.İntiharı sonrasında bu kişilerin çıkarları çakışır. Hanımefendi daha gömülmeden miras peşine düşenler,evden para ve eşya çalanlar, pazarlığa girenler,neyi nereden nasıl koparacaklarını düşünürlerken bu intiharın sebebini de bulmaya çalışırlar. Çıkarlar çakışırken aile sırları da dört bir yana saçılır.İyi yürekli,titiz, insan düşkünü hanımefendinin ardından çıkarsız ağlayan bir kişi yoktur.Oysa her aile üyesi zaten varlıklıdır.Daha sağlığındayken çalınanlardan geri kalan hanımefendinin değerli eşyaları,o öldükten sonra herkes için sanki hatırası olmayan sadece maddi değeri olan şeylerdir.
Kitabın ikinci öyküsü Ada. Birbirini seven fakat bir arada yapamayan bir çift boşanır.On yedi yaşındaki kızları hakkında konuşmak amacıyla kadın,ressam olan kocasının adalardaki evine gitmek için vapura biner.Yolculuk boyunca evliliklerinin neden sürmediğini düşünür. Kızıyla yaşadığı problemleri,kızının üniversiteye gitmek istemeyişini,kocasından neden ayrıldığını, hayatındaki yeni erkeği düşünür durur.Adaya vardığında,eski kocasıyla bir araya geldiğinde de bu düşünceler devam eder. Onu hala sevip sevmediği sorusundan kaçarken pişmanlığı hissettiği anlardan kaçar.Dönüş yolunda da düşünceleri devam ederken adaya gidişinin esas sebebi olan kızları hakkındaki konuyu eski kocasıyla konuşmadığını fark eder. Bu iç hesaplaşma hem gidiş hem dönüş yolculuğunda hem de adada sürüp giderken öykü biten bir evlilik üzerinden çiftlerin ayrı ayrı olan hedeflerinin evliliğe yansımasını, kadının tek başına ayakta durmasını,mutsuzluğu, gururu işler.Biten bu evliliğin haklılık terazinin iki kefesinden birinde kadın ve diğerinde adam duruyorsa,okur olarak görürüz ki terazinin ağırlığı eşittir.Öyküde en çok beğendiğim ayrıntı bu hissi uyandırmasıydı.
ALINTILAR
Bilgisiz özgürlük ne işe yarar.

ATLETLİ ADAM

Kitap öykü kitabı olarak geçiyor lakin deneme tadı da var . Kitap içinde yer alan öykülerin bazılarından bahsedeceğim . Uçmak öyküsü bir kızın kayboluşu ve bir dedektif tarafından aranmasını anlatırken arayışın farklı biçimleri ele alınıyor. Ev öyküsü kendi toprağından olan birilerine yabancılaşmayı kimlik üzerinden anlatan etkileyici bir öykü. Yazar öykülerini Almanca yazıyor ve öyküler Türkçeye çevrilmiş.
Sahipsiz Bölgedeki Lisa mutsuz bir kenar mahallede geçiyor.Lisa ‘nın hikâyesi birkaç öyküyü oluşturuyor.
Öykülerde genelde şehir , mutsuzluk ,umutsuzluk vatansızlık, ait olma ve olamama konuları var.
Bazı öyküler açık anlatıma sahipken bazıları kapalı anlatıma sahip.

ALINTILAR
✏️Her şeyi unutmak sana acı vermiyor mu ?
✏️Sesler bazen, yalnızlığı emen süngerler gibidir.
✏️İnsanlar ancak , kendi kararlarını kendiliğinden verdikleri zaman mutlu oluyorlar.Önünde sonunda bunlar , elverişsiz kararlar da olsa.
✏️Sevgi , kişiyi çözümsüz gibi görünen durumlardan kurtaran biricik güvenilir silahtır.

Sular Üstünde Gökler Altında

Aşkın bin bir hali vardır haliyle de aşkı bin bir yaşama biçimi. Kavuşmak mıdır kavuşamamak mıdır?Ben neticeye bakmam.Zira esas olan o bin bir biçimden birini yaşamaktır.Zaten her aşk hem cennettir hem cehennem.Cennetir huzuru ve mutluluğu hissettirdiği an. Cehennemdir en küçük alevle tüm alemin yandığı tek bi an; kavuşulsa zaten cennet yaşanmıştır kavuşulmazsa zaten cehennem de yaşanmıştır.Ah Kalender sana nasip oldu ya dünya gözüyle aşkı yasamak, daha ne.Bu arada Kalender romanın kahramanı.Ben kaptırdım gidiyorum.Kalender aşkı uzaklaşarak,unutmaya calışarak,uzaklaştıkça yakınlaşarak,kaçtıkça yeni yerler,yeni deneyimler edinerek, kendini inşa ederek yaşadı.Fersah fersah bir gidiş,onun ki kıtalar arası hatta keşfedilmemiş, keşfe gidilen kıtalar arası bir gidiş.Yol arkadaşı başta babasının öğütleri sonra kaptanı Kristof Kolomb.Kalender’in yolculuği aynı zamanda bir iç yolculuk.
Zaman dünyanın yuvarlak olduğunu söyleyenlerin günahkâr olduğunu düşünenlerin zamanı,yıl 1492.
Kalenderin keşfe çıkmasının,denizlere açılmasının iki sebebi var. Sevdiği kadını unutmak, İstanbul’da kalıp acı çekmemek diğeri ise babasını onurlandırmak, ona onun hayallerini bizzat yaşadığını göstermek,ona verilen eğitimin boşuna olmadığını göstermek, aşık olduğu andan itibaren yaptığı hataları telafi etmek.Dalgalar, yerliler,heyecanlar, çizimler,yeni dostlar, Kalender’e aşkını unutturmaz.Hatta keşiflerden servetle dönüp aşkını ondan alan adamdan intikam alma umudu doğurur.Uzaklaştıkça sevdiği kadını daha çok özler,düşünür.Sonunda kavuşur mu kavuşmaz mı roman bunu son sayfasında belirttir lakin mühim olan Kalender sevdiği kadını gördüğü ilk an ona zaten kavuşmuştur;aşka.Tıpkı romanın sonlarında başka bir kadın olan yerli Yumasek’in Kalender’e kavuştuğu gibi.Romanın aşk katmanı bu.Fakat roman daha diplerde umuttan bahsediyor. İnsanın en karanlık yanlarına rağmen dünyada umut olduğunu gösteriyor.İnsanın tam olarak hayallerinden vurulsa da umutla ve yeniden o hayalleri kurmaya başlayınca tekrar ayağa kalkabileceğini anlatıyor.
İsa kaptan erdemli biridir.Denizciliğe bakışı dönemin denizcilik anlayışıyla çakışınca emekli olur.Oğlunu yetiştirir,denizcilik bilgileriyle donattığı gibi Kalender’i insan olarak da iyi yetiştirir.Geriye kalan Kalender’in pratik yapması ve deneyim kazanmasıdır lakin babası oğlunu denize salmak istemez.Kalender babasını ikna eder ve Kırım’a giden bir gemiyle ilk yolculuğuna çıkar.İlk gemi yolculuğu onu kaderinin kırılma anınına götürür.Ustinya’ya aşık olur ve ondan beklenmeyecek hatalar yapar.Bu hatalar aşk katında mubah Allah’ın terazisinde günah,bir babanın yüreğinde hem yangın hem sükutu hayaldir hem de evladına verdiği haklılık payıdır.Neticede Kalender elinden alınan sevdiği uğruna yanar,unutmak için yeniden doğması gerekecek kadar sever.Çareyi Istanbul’dan gitmekte bulan Kalender babasına tövbelerini sıralar.Babasının hayallerini yaşayacağını belirtir.Babasının rızası ve yardımıyla ve babasının haritalarıyla keşfe çıkar. Kolomb ‘un gemisindedir . Orada dostluklar edinir,onun sayesinde yeni yerler keşfedilir.Umudun bittiği yerde o dillenir.İlk keşif heyecan,umut,başarı, yerlilerle kurulan dostluklarla doludur. Kalender’in kurbağa temalı rüyaları bir de içindeki aşkı yolculuktadır… Aynı yere ikinci kez demir alındığında o mavi deniz artık sanki degişmiştir.Altın peşinde olanlar,din adamının keşfe yetkiyle katılıp yerlileri Hristiyanlığa davet etmesi,kabul etmeyenlerin öldürülmesi ,işkenceler,eziyetler derken Kalender iç hesaplaşmasını yapar.Haksızlık,işkence, saklamak zorunda olduğu Müslümanlığına ve karakterine aykırıdır.Din adamıyla karşı karşıya geldiğinde kaderinin ikinci kırılma anı yaşanır; sürgün.Hem de bilinmeyen,yeni keşfedilen yerlilerin adalarından birine hem de yanında işkenceden kurtardığı Yumanek’le. Mitler,inançlar,coğrafya, tarih eşliğinde okunan roman sonlara yaklaşırken Kalender’in duyduğu ve gördüğü kurbağalı rüyalar anlam bulur.
Babasına keşif boyunca yazdığı defteri teslim edebilecek mi,İstanbul ‘u ve sevdiği kadını dünya ölçüleriyle tekrar görebilecek mi,Kalender ne kadar kendini inşa edecek romanın sonunda belli olur.
Büyülü gerçekçiliğe yakın roman biraz masal biraz da tam hayatın içinde, usta bir anlatımla su gibi aktı ve bitti.Her karakter ayrı ayrı birer tat bırakırken Yumanek ‘in varlığı ve Kalender’in hem denizdeki hem içindeki yolculuğu ben de derin bir iz bıraktı.

Profesörün Evi

Bir insanın içinin yıkılması ne zordur ve o insanın bu yıkım esnasında ve sonrasında sonuç ne olursa olsun yenilenmesi ne güzeldir Fakat bu yenilenme sancılı bir dönemdir.Özellikle geçmişin sorgulanması hayli sancılıdır ki hele kurulu bir düzeniniz varsa .Tarih profesörü Godfrey St. Peter tam olarak bu anlattığım ruh durumu içindedir.
Hayatını ailesine ve işine adayan profesör ailesiyle yeni bir eve taşınacaktır. Evlendiği günden beri yaşadıkları, profesörün kariyerinin başladığı ev boşaltılmıştır.Bu taşınma olayı profesör için bir kırılma noktasıdır. Profesör St. Peter yirmi yılını geçirdiği evinden çalışmışlarını öne sürerek hemen ayrılmak istemez. Oysa ki eşi Lillian ve evli çocukları yeni evi hayatlarının merkezlerine koymuşlardır.St. Peter ise işlerine, okula ve eski evdeki yaşamına odaklanır.Ailesi ile arasına fiziki bir mesafe girer Bu mesafe profesörün hayatını sorgulatmaya sürükler. Duygusal yıkım başlamış, geçmiş ve yapılamayanlarla dolu bir hayat sorgulanmaya başlamıştır.Bu sorgulama ,düşünme sırasında zamanında kızıyla nişanlı olan, ailenin hayatının yönünü değiştiren Outland’ın cesaretinin kendisinde olmadığını fark eder.Geçmişle hesaplaşma sertleşirken yeni ev profesörün hayatında en uzak nokta olur.

Sakın Yalnız Ölme

İradeyle sınanmanın, insanın kendi gülmesini hak etmesinin hikayesi …
Mavi her şeyi elde etmeye çalışan,hırslı,istediğini her zaman elde etmiş bir avukattır.Ailesi tarafından bir dediği iki edilmeden büyütülmüştür.Babası ve ablasını bir kazada kaybettikten sonra içine kapanan Funda ise kıskançlığı kaybetme korkusundan doğan bir kadındır.Hayli disiplinli olan,kadınların dikkatini çeken,kendi çizdiği bir çerçevenin içinde yaşayan,Funda ile olan evliliği göründüğü gibi olmayan Baran bir babadır.Ayşe birçok psikoloğa göre farklı tekniğini olan doktordur Serhad Mavi’nin savunmasıyla suçsuz yere cezaevinde olan biridir.Baran’ın iş ortağı Civan ise ciddi ilişkilerin adamı değildir.Bu kişilerin hayat yolları ikili üçlü olarak ve birebir kesişir. Bu kesişmeyi doğuran aşktır,aşk zannedilip sadece elde ve evde etme tutma çabasıdır,elde etme hırsıdır.Aşk aslında bu kişilerden birine ait değildir.Aşk Allah’a aittir ve içlerinden özellikle biri Ayşe’nin yardımıyla o aşka ulaşacaktır.
Başlarda saplantılı aşkıyla Mavi’nin ve evliliğini kurtarmaya çalışan,hatalarıyla ,kıskançlıklarıyla kocasını kendinden uzaklaştıran Funda’nın ve iki kadın arasında kalacağını tahmin ettiğim Baran ‘ın hikayesini okuyacağımı düşündüm.Zira kitap ortasına kadar bu doğrultuda ilerledi.Lakin akabinde kendini,manayı ,aşkı,esas olanı,dua ve umudun farkını işlemeye başladı ki romanın ana söylemi oluşmaya başladı.Sonundaysa roman karakterlerini ait oldukları yerlere teslim etti.
Romanda en çok sevdiğim ayrıntı her karakterin negatif yanlarına kızarken sonlara doğru onları anlamış olmam ki bunu yazarın kalemi sağladı. Karakterlerin birey oluşumlarını,hem toplum için hem de etik olana aykırı olan tutumlarını anlayışla karşılarken, karakterlerin olumlu yahut olumsuz değişimlerine özellikle Mavi’nin kendi yolculuğuna ve vardığı noktaya hayran kaldım.
ALINTILAR
Dağılmışlık kendini toplama güçlüğünün yanı sıra insanın geleceğine olan inancını da önemli ölçüde azaltan bir duygudur.