Kara Kaplı

Her insanın içinde bir kara kaplı vardır,bir gün sayfaları açılır;ya hesap sorulur ya hesap verilir ya da hesap verecek,soracak kadar hâl olmadığından sadece okunur kapatılır.Lakin bir gün mutlaka içimizdeki kayıt tuttuğumuz o kara kaplı defter açılır.Gerçek manasıyla zamanında kadıların hüküm vermek için baktıkları kara kaplı bu öykü kitabındaki kişileri hükümsüz kılar.Karakterlerin hiçbiri bir ceza vermez,cezasını da çekmez.Öykülerin genelinde geçmişinde umutlu olan kişiler var.Bugünleriyse hayal kırıklığıyla,vazgeçişlerle yaralar,kayıplarla dolu.Yine de derinde bir yerde umutları var.
Kitaptaki her öykü bende bir iz bıraktı.Bazılarından bahsedeceğim.
Geçmişle kesilmeyen hesabın bugüne iz iz,kesik kesik,yara bere yansıması …Ağır bir öyküydü Adımı Çaldılar.
Umutlarını kaybetmiş,bir takım şeylerden vazgeçmiş ama bir bekleyişte olan birini anlatan,aşkın bin bir halinden birini yansıtan Konuşmadan Anlaşırız içimi hayli burktu.
Sevdiği birini kaybedenlerin bildiği acıyı yoğun bir şekilde yansıtan Baharlar Soldu,ne yalan söyleyeyim bitince gözümü kuruttu,beni en çok etkileyen öykü oldu.
İstanbul’da tutunmaya çalışan Rasim Bey’in hikâyesini anlatan Ele Güne Karşı kitabın tebessüm ettiren bir öyküsü.
Kitap,insan ruhunu,psikolojisini derin karakterler üzerinden işleyen,betimlemeleriyle ayrıcalıklı,açık,duru anlatımıyla güçlü öykülerden oluşuyor.
Yaralı şimdiki zamanın sahiplerinin genellikle yakın-uzak geçmişlerine dönen öyküler duygu olarak yoğundu.Vedalar, kaybetmeler,çaresizlik,vazgeçmeler,vazgeçmeye yakın durmalar,umutsuzluklar derken içi kavuran öyküler.Bu kavramları karakterler sıradan,alışılmış bir şey olarak yaşıyor.Bu da öykülerde bahsedilen acılara, durumlara,olaylara daha güçlü bir etki katıyor.

Meşhedi ile Devrialem

“Bir millet mutlu olmak arada sırada gülmeye muhtaçtır.Hiç gülmeyen millet,daima eziyet gören çocuklar gibi çelimsiz olur.Neşe gerek tek tek insanların ve gerek toplumun ruhî gıdasıdır.”Romanda geçen bu cümle adeta Ercüment Ekrem Talu’nun üstlendiği misyonlardan birini aktarır.Toplumun dertlerini ,yaşanan herhangi bir sorunu ,durumu güldürerek düşündüren bir yazardır.
Macera,komedi,eleştiri barındıran,mübalağa barındıran ve bir yandan da gözlemin etkisiyle gerçekçi olan harika bir roman okudum.
Meşhedi bir mizah karakteri, kendisi İranlı.Bu karakter Yusuf Ziya Ortaç’ın sahip olduğu Akbaba mizah dergisinde doğar. Cumhuriyetin ilk dönemlerinde yayınlanan Meşhedi’nin maceraları daha sonra romanlarda devam eder. Recaizâde Mahmut Ekrem’in üçüncü oğlu olan,Milli Mücadele konularında da romanlar yazan, Atatürk’ün ilk genel sekreteri olan yazar bir başka romanı olan Şevketmeab’ı Atatürk’e ithaf etmiştir.İlk mizah romanında Evliya Çelebi’nin üslubunu taklit ederek Çelebiyi 1919-1925 İstanbul’unda dolaştırmıştır.Erotizm izleri taşıyan hikâye ve romanlarda yazmıştır ki Şevketmeab bunlardan biridir.
Meşhedi onun unutulmaz karakteridir.Zamanında büyük ilgi gören bu karakter ve etrafındaki tipler Geleneksel Türk Tiyatrosu’ndaki tiplerden uyarlanarak oluşturulmuştur.Bu romanda yer alan Meşhedi, ,Çekkirge’fendi,Torik Necmi oluşturduğu tiplerdendir.Geleneksel Türk Tiyatrosundaki tipler ile bu tipler tam olarak örtüşmez,bu sadece çıkış noktasıdır,tiplerde yararlanılarak yeni tipler yaratılmıştır.
Millî edebiyat döneminde eser veren yazar Cumhuriyet döneminde de üretimine devam eder.Özellikle 1928 sonrası dergilerde genel olarak mizah hikâyeleri rağbet görür.Bu hikayelerin ortak özellikleri sade bir dille yazılmalarıdır ki karakterlerin diyalogları da buna uyar.Karakterlerin şiveleri vardır hatta abartılıdır.Hepsi neredeyse İstanbul’da geçer ve dönemin yaşantısını gerçekçi olarak yansıtırlar.Roman tek bir farkla bu ortak özelliklerin hepsine uyar kısmen İstanbul’da geçer zira adından anlaşılacağı üzere bir dünya gezisi romanıdır.
Abartıya düşkün,yufka yürekli Meşhedi Cafer’in ayrılmaz dostu Torik’tir.Torik Necmi terbiyeden eksiktir lakin dürüstlüğü ,yardımseverliği, dostluğu tartışılmazdır.Yazıldığı dönemde Nasrettin Hoca ile eş tutulan Meşhedi Cafer tipi ve onun etrafındaki tipler çok eğlencelidir.
Roman,Meşhedi’nin İstanbul’da canının sıkılması üzerine arkadaşı Çekkirge’fendi’ye dünyayı gezmek istediğini söylemesiyle ve arkadaşının bunu kabul etmesiyle başlar.Avn-i Huda vapuruna binerler ve maceraları başlar.Sürekli başlarına bir şey gelir.Aşk,hapis,dolandırılma, dolandırma,gidilen ülkelerin adetlerini bilmemekten kaynaklı sorunlar komik ve eleştirel üslupla aktarılır.Bazen olmayan bir ülkenin hükümdarı bazen profesör olan kahramanlar, Paris,Brüksel,Londra, Yokohama,Montekarlo,Nis, Marsilya,New York,Çin, Hindistan ve Meşhedi’nin memleketi İran’a giderler.Her yerde onları bir macera bekler.Gidilen ülkelerin birinde devrim olur ve o ülkede dış ülkelerin söz hakkı olması üzerine gurur verici şöyle bir cümle yazılmıştır:Bizim Mustafa Kemalimiz yok ki!”
Tipler Zaman zaman gezilen yerlerde zor Mütareke yılarının İstanbul’unu hatırlar. Romanım milliyetçiliği irdeleyen bir yönü de vardır.
Romanın sonunda romanda tüm yaşananlar yazarın rüyası olarak yansıtılır.

Gece Hikayeleri

1838 yılında doğan Emin Nihad Bey Osmanlı’nın ilk hikâye yazarıdır ve 1880 yılında ölmüştür.
Kitap kış gecelerinde bir araya gelen dostların birbirlerine anlattıkları gençlik hikâyelerinden oluşur. Hikâyeleri tanıtmaya çalışacağım.
✍BİR OSMANLI KAPTANIYLA BİR İNGİLİZ KIZININ SERÜVENİ: Başkarakter Nacid, Türk hikâye ve romanında Avrupa’ya eğitim için giden ilk karakterdir.
Hikâyede doğu batı kültürünün, anlayışının farklılıkları değerlendirilir. Nacid Bey’in, sonunda annesine hak verdiği bir aşk hikâyesi…
✍VASFİ BEY İLE MUKADDES HANIM’IN MACERASI: Vasfi Bey Mukaddes Hanım’ı gördüğü ilk anda ona âşık olur. Bu konuda yardım alabildiği, derdini açabildiği kişi kölesidir. Hizmetindeki kişi sayesinde mektuplaşmalar başlar. Vasfi Bey’in babası onu başka biriyle evlendirmek istemektedir. Mukaddes Hanım’ın babasının ise Trabzon’a tayini çıkar. Vasfi Bey ‘in kölesi ise hayatları etkileyecek bir şey yapar. Engellere rağmen bu iki âşık kavuşabilecekler mi? Çingeneler baktıkları falda onları kavuşuyor görseler bile bu dünyada ölüler nasıl kavuşabilir?
✍ATİYE HANIM YAHUT İHSAN HANIMLA UŞAĞININ MACERASI:  Atiye çocukken kaybolur. Kaybolması üzerine bir adam tarafından bir tütüncü dükkânında bırakılır. Atiye orada otururken bir hizmetli tarafından beyi için evlatlık olarak alınır, büyütülür. Büyük bir servet sahibi olur ve gözü parasında olan biriyle evlenir. Evlendiği kişi ihanet içerisindedir ve Atiye Hanım bu adamdan boşanır ve onu gerçekten seven biriyle evlenir.
✍BİNBAŞI RIFAT BEY ‘İN MACERASI: Rıfat Bey bir yabancı tarafından evine davet edilir ve bu adam iki kızıyla Rıfat Bey’i baş başa bırakıp evden ayrılır. Kızlardan küçük olanı Rıfat Bey’le yatak odasında sohbet eder. Sohbet evlilik hakkında olmaya başlayınca kız bu konuda tek şartı olduğunu söyler: Rıfat Bey’in Hristiyan olması. Sonra bu şartın sebebini açıklar: ‘’ hak yola davet için ırzını feda eden günahsız melekleriz’’

İlyada ve Odysseia

İLYADA :✍İlyada, kralların ve tanrıların savaşı olan, tam on yıl süren Troya Savaşı’nı anlatan ve en eski edebiyat olduğu kabul edilen destan, epik şiirdir. MÖ 7. – 8 . yy’da yazıldığı düşünülmektedir.
ODYSSEİA: ✍İlyada’nın devamıdır. Odysseus’un Truva’nın düşüşünden sonra yaptığı yolculuğu anlatır.
Her iki destanı Homeros kaleme almıştır. Manzum hikâyedir. Mitoloji haricinde edebiyata da ilgisi olan herkesin okuması gerekli diye düşündüğüm bu iki kitabı Şefik Can ‘ın ‘’Klasik Yunan Mitolojisi’’ kitabını yanınızda bulundurarak okursanız, daha keyifli ve açıklayıcı olabilir. Odysseia, İlyada’ nın devam niteliğini taşıdığı için iki kitabı aynı yazıda paylaşmak istedim.

Motive

Sizi neler motive eder?

Bir konu hakkında bilgi eksiğimi görme anı . Ardından o konuyla ilgili şeylerin araştırılmasına yardımcı olacak yazılı mataryellere ulaşma çabası ve ulaşma . Burdan sonra tamamen odaklanma başlar .

Muhadarat Romanı ve Fatma Aliye Hanım

Muhadarat ilk kadın romancımız olan Fatma Aliye Hanım tarafından yazılmıştır. Câlibe kendisinden yaşlı ve çok zengin olan Sâi Bey ile evlenir.Câlibe aslında Süha’ya aşıktır fakat önem verdiği zenginlik Süha’da yoktur.Ahlaklı,herkesi kendi gibi bilen Sâi Bey’in,ölen ilk eşinden olan, Fâzıla ve Şefik adında iki çocuğu vardır.Câlibe özellikle kendi çocukları doğduktan sonra bu iki öksüz çocuğa kötü davranır.Her eziyete susan Fâzıla söz konusu kardeşi olunca susmaz.Komşu konağın sahibesi Münevver Hanım iki öksüze anne kadar yakındır.
Câlibe entrikalar peşinde olan,kötü biridir.Bir süre sonra kalbi tekrar Süha için atar,Süha’yı konakta tutar.Süha ise bir süre sonra en acı biçimde Câlibe’den intikamını alır.Zamanında ret edilen Süha, Câlibe’nin konaktan uzaklaştırmaya çalıştığı kişiye âşıktır.Bu aşk ve Câlibe’nin amaçları Fâzıla ve Mukaddem’in olmasına bir ay kalan düğünlerini bozar.Planlı yapılan tüm kötülüklere evin cariyesi Reftar’da dahil olur.Fâzıla evlendirilerek, Şefik yatılı okula verilerek konaktan gönderilirler.
Fâzıla “madem ileride kocam olacak kişiye âşık olacağım dedim, o zaman kocama âşık olurum” gibi farklı bir düşünceyle evlendirildiği Remzi’ye âşık olur.İlk kez kadın haklarından bahseden,ilk kadın hareketleri savunucusu olan yazar bu noktada bir kadının ilk âşkından vazgeçip tekrar âşık olabileceğini vurgular.Remzi ise Fâzıla’yı sevmez,aldatır.Fâzıla mutsuzdur.Câlibe’nin kötülükleri Fâzıla’yı öyle bir noktaya getirir ki,bu noktada Mukaddem verem olur ve tedavi için romanın üçüncü bölümüne mekan olan Beyrut’a gider.Beyrut’ta başka bir aile ile tanışırız.Orada öyle bir gerçekle karşılaşılır ki finale doğru giden romanda kötüler ettiklerinin,iyiler çektiklerinin karşılığını bulurlar.
Tanzimat Dönemi eserlerinin işlediği konuların neredeyse hepsi Muhadarat romanında işlenirken,kadının irade dışı yaptığı evlilik ön planda tutulan konudur.
Osmanlı konak hayatını ilk kez kadın gözüyle işleyen bu roman tesadüfler zinciri ile kurulmuştur.Bu açıdan realizmden uzak fakat tesadüfler içindeki karakterlerin gerçekçi anlatılması açısından realizme çok yakındır.Düşürülen bir mendil, yıllar sonra bir limanda bir kişinin parmağında görülen yüzük, konağa erken gelen biri olayların akışını belirler.
Hakkında monograf yazılan ilk Türk kadın romancı Fatma Aliye Hanım‘ın bu romanında eğitimli kadın figürü,odalık,halayık gibi mevzular yer alır.
ALINTI
Felâket insanı pişirir.
Güzellik talihe hükmetmez.
Hayal ne kadar iyilik sever ve ne kadar cömerttir.
Bana hiç güler yüz göstermeyen tarihimle uyuşup geçinmek istediğim halde, yine ona yaranamadım.

Gece Postasıyla romanı incelemem.

Bilim kurgunun en ayrıcalıklı örneklerinden birini okudum.Yazar 2000’li yılların tasvirini 1900’lerin başında yapıyor.Genel bir tasvir değil,bir konuya odaklı ve bahsedeceğim. Hayli teknik detaylar vererek havacılığın /ulaşımın 2000’li yıllardaki konumunu anlatan,ne denli önemli olacağını belirten roman ulaşımım gelecekteki (yani günümüzdeki)yerine de öngörüde bulunur.İleride teknolojinin sosyal yaşamdaki etkisinin ne denli olacağını vurgular.Yazarın kurduğu dünya gerçekleşmiş midir,bunu okuyunca görürüz.
Yayınevinin yaptığı ve başlıklar altında topladığı çalışmalar bulunuyor.Bu kitap bilim kurgu- distopya- ütopya çalışmalarına ait olup Türkçeye ilk defa çevrilmiş.Yayınevinin çalışmalarından birçoğunu okudum,elimden geldiği kadar bu titiz çalışmaları paylaşıyorum.Yayınevi bir sorumluluk duygusuyla, Türkçeye ilk defa çevirdiği kitaplarla ve bazı türlere göre sistemli bir arşiv oluşturmasıyla, elini taşın altına koymasıyla, kendine hayran bırakıyor.19.yy bilim kurgu çalışmalarının ilk örneklerini okumak ve bu örneklerden biri olan Gece Postasıyla’yı ve kitapta yer alan Gece Postasıyla’nın devamı olan ve 2065 senesinde geçen A.B.C Kadar Basit’i okumak keyifliydi.A B.C Kadar basit öyküsünde insan hayatı otuz yıl kadar uzar,nüfus azalır ve insanlar zenginleşir. Çoğunluğun kararı reddedilirken ,kalabalıktan korkulur ve insanlar asla geçmişe dönmek istemez.
Zeplin 1900 de icat edilmiştir fakat 1905’te yazılan romanda yer alan,teknik detaylarıyla anlatılan zeplin,içinde barındırdığı sistem olarak gerçek değil ve icat edilmemiştir.
İki öyküde de geçmişteki inançlar önem taşımaz.Gece Postasıyla’da geçen bir cümleyi örnek olarak vereceğim :”…ya farklı diller konuşan yabancılarla dolu olsaydı ve her biri anlatılmaz işkencelerle geçecek ölümden sonraki yaşama inansaydı”Bu örnekte inanç dışında bir ayrıntı daha var.Yabancılar!İkinci öyküde daha çok önem taşıyan bu ayrıntı ile yabacılarla temasın olmadığı,mahremiyetin mühim olduğu bir dünya yaratılır.
Gece Poatasıyla’nın en önemli noktalarından biri de ulaşım /nakliye zeplinlerle sağlanır ve dünya için mühim olan tek şey ulaşımın aksamamasıdır.İnsanlar trafiği aksatmadıkları sürece istedikleri gibi yaşar.
A.B.C’yi tanımlamak gerekirse; dünyayı yöneten kişilerden oluşan ulaşım medeniyetidir.

Şık romanı hakkında .

Ahmet Mithat Efendi’nin “oğlum doğru söyle kim yazdı bu romanı?”dediği Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Şık romanını Ahmet Mithat Efendi Tercüman-ı Hakikat‘ta tefrika ettirir ve henüz on sekiz yaşında olan yazarın yeni eserler vermesi için yazarı yönlendirir.Romanda yer alan son söz bölümünü de genç yazara yardım amacıyla Ahmet Mithat Efendi bizzat kendisi yazmıştır.
Naturalist yazarlarımızdan olan Gürpınar’ın Şık romanını tıpkı İki Hödüğün Seyahati‘nde olduğu gibi hem gülerek hem karakterlere acıyarak,üzülerek okudum.
Romanda Tepebaşı,Beyoğlu ,Pangaltı,Taksim dönemin yansıtılmasıyla adeta gezilir.
Soylu bir aileden gediğini kanıtlamak için Şöhret Bey’in kendi kendine koyduğu Şatırzade namıyla,batılılaşma çabasında olan adamın düştüğü komik durumlar,düşündürücü bir biçimde işlenir.Günün modasından yana olan Şatırzade Şöhret Bey moda gereği korse giyer,pudralar sürer bir de yine günün modası gereği bir köpek sahibi olur.Roman boyunca köpeğin başına sürekli bir şey gelir ve köpek sürekli bir olay çıkarır.Şatırzade Şöhret Bey‘in maceraları arasında metresi olan Madam Potiş ile girdiği gönül ilişkisi de vardır.Bu çift hem gülünçtür hem de hallerinden ötürü acınasıdır.
Birçok romanında eski ile yeninin çatışmasını tema olarak seçen yazar ilk romanı olan Şık’ta da bu temayı seçmistir.Eskide kalamayan yeniyi taşıyamayan ,benimseyemeyen tip ve karakterler oluşturmuştur.Şöhret Bey’de onlardan biridir.
Realist akım yazarlarımızdan olan Gürpınar gözleme dayalı yazar.Yarattığı tipler nevi şahsına münhasırdır.Kendini çok yakışıklı bulan alafrangalığa özenen kendine soylu bir soyadı veren,modayı abartarak uygulayan,bu abartısına eleştiride bulunanları küçümseyen,taklitçi,çirkin ve aslında parasız bir karakter oluşturmuştur.Yazar bu tip ile sadece Şöhret Bey’i değil dönemin “Şık “larını yansıtır.
Yazarın romanlarının çoğunda kurnaz tip,tipler vardır.Taklit eden,hurafeye inanan ,cahil, algısı zayıf kişilere güldüğümüz kadar bu kurnaz tiplerin algısı zayıf kişilere yaptıklarından,onları kendi çıkarları için kullanmalarından vs dolayı acıma duygusunu da yaşarız.Bu romanda da başta metres olmak üzere birçok işini bilen,kurnaz tip bulunur.Bunlar Şöhret Bey’e acımamıza neden olan tiplerdi

Yedinci Gün kitabı ve Orhan Hançerlioğlu

Ömer dışarıdan bakıldığında kusursuz bir yaşam içindedir.Lakin gençken yaptığı tercihin sonuçlarını yıllarca içinde,bilincinde biriktire biriktire kırklı yaşlarında iç sıkıntısı duymaya başlar.Ömer bakanlıkta memur ve düzenli bir aile hayatına sahiptir.Sahip olmadığı şey ise sıradanlığın dışındaki şeylerdir.Zaten sıradanlık hissi birini rahatsız esiyorsa o kişinin kulağına sıradanlık bir şey fısıldar.Ömer’e de bir ruhsal patlama sonrasında tek gidiş yönü olan bir bileti fısıldar.Ömer İstanbul’a intihar etme amacıyla gider.Fakat bu amacını gerçekleştiremez.Çünkü anlamsız gelen,bağlılıkları olan, boyun eğişlerin olduğu yaşam alanından çıkışıyla,hayat ona başka bir alan yaratır;yaşaması için.Harekete geçtiğinden hayat ona ikinci bir şans tanır.
Tevrat’a gönderme yapan bir roman.Tevrat ‘a göre evren ve içindekiler yedi günde Tanrı tarafından yaratılır.Ömer de tam yedi günde kendi dünyasını yeniden yaratır,değiştirir.
Ardında bıraktıkları için Ömer’in gidişine bencillik diyebilir miyiz? Bence hayır.Ömer’in mutsuzluğu sadece kendi başına bir mutsuzluk değildir.Ardında bıraktığı kişiler de mutsuz ve Ömer’e ilgisizdir.
Romanda büyük bir aşka da şahit oluruz.
İstemediği,mutsuz olduğu yerden ayrılıp,ancak istediği yerde istediği şeyleri yapan birinin,mutluluğu yakalayıp yakalayamayacağının sorusu romanın sonunda yanıt bulur.
Yavaş yavaş gelen değişimler elbet etkilidir.Fakat yıllarca aynı düzende giden bir şeyleri bir anda sonlandırmak sonucun etkisini artırır.İyi ya da kötü fakat sonuç etkileyici olur ki ,Ömer için de bu böyle olacaktır.
Yaşamı boyunca kendini yapmak istemediklerini yapmaya zorlayan Ömer’in ruh hali hayli gerçekçi dille anlatılır ve kendisi için sıkıntı vericidir.

” Köstebek Yolları ” Öykü kitabı üzerine incelemem

Kendini arayan,içe dönük ve kendiyle konuşan karakterler kendilerini bulmaya çalışıyorlar. Bu kişiler hayatın içindeki kişiler ,bizim de okur olarak hayatın içinde bir biçimde rastladığımız, belki de en yakınımız olan kişiler. Karakterler bir yön,bir yol arıyorlar.Varacakları yeri biliyorlar ama yönü tayin etmeye çalışıyorlar.
Öykülerdeki karakterlerin duyguları ortak noktalarımızdan, ortak duygularımızdan oluşuyor; özlemek, terk ediş ve terk edilişlerin tortuları, vazgeçmemek,unutma çabası, ölüm acısı,avunmak …Yazarın aynı zamanda usta çevirmenin,öykülerin birinde belirttiği gibi “herkesin yaşama biçimi kendine.” Öykü karakterleri de bu duyguları, durumları “kendileri” gibi yaşıyorlar.
Öyküler,içlerinde birer hüzün barındırıyor.Yazar,bazen bu hüznü mizahi bir dille yumuşatıyor.
Ev öyküsü kitap içinde benim ayrı bir yere koyduğum öykü oldu.Bir evin gözünden bir adamı ve adamın hayatını yansıtıyor.
Sigara,bir bitişin ardından yıllar öncesini de içine katıp bir iç hesaplaşma,dün ile yüzleşme halini aktarırken yarına umutsuz bakan bir öykü .