Yaşar Kemal ‘in sözü aklıma geldi “ah savaş , seni icat eden görmesin cennet .” Şu günlerde yine çocukların öldüğü bir savaş var .Kitap savaşla ilgili.
Suriyeli yazar Memduh Hamâde yıllardır süren Suriye’deki savaşı insani açıdan işler.
Kitabın merkezinde insan vardır.
Kitapta, insanların göç hali,geride bırakılanlar,çocukların oyuncak yerine şarapnellerle oynamaları daha doğrusu oynamak zorunda kalışları, savaşın çocuk ve insan psikolojisine olan etkileri, savaşta asker olmak,savaşın tam içinde bombalarla, kurşunlarla, pusularla ,yaralılarla,ölenlerle geçen zamanları anlatır.
Anlatılanlar ağırlıklı olarak savaşın merkezinde ve çatışma alanlarında geçer.
Gerçekçi bir dille yazılmış olan kitap kayıplarla doludur; mutluluk,aileler,insanlar,mahalleler,çocukluk yılları ,koskoca hayatlar …
Savaşa hayır diyorum.
Berlin’in Nar Çiçeği
İçine kapanık ,kurallara ve sınırlara sahip ,iki çocuğu tarafından kendi hayatına terk edilmiş yaşlı bir Alman olan Frau Lemmer ile aynı apartmanda yaşayan işçi Türk ailesinin dostluğunu işler. Berlin ‘in Nar Çiçeği farklı kültürlere sahip insanların tüm önyargılara, Nazi mirası düşüncelere rağmen kurdukları samimi ilişkiyi vurgular.
Yalnızlık kavramı yaşlı Alman kadın üzerinden , gurbet kavramı Almanya’nın bir dönem aldığı Türk işçileri üzerinden aktarılırken ,roman savaş sonrasındaki Almanya’nın atmosferinde ırkçılığı, aşkı, gurbetteki işçileri, önyargı ve önyargıdan vazgeçince neler olabileceğini de işler .
Dindar Helena
İçinde otobiyografik izler de barındıran günümüzün çizgi romanının başlangıcı sayılan Dindar Helena İkiyüzlülüğü, burjuva ahlakını hiciv ile aktarır.
Ağır eleştirellere sahiptir.Wilhelm Busch bu eleştirileri çok zekice yapar. Kimi zaman isimlere kimi zaman anlatıma sakladığı ayrıntılarla eleştirilerde bulunur.Dili şiirsel olan kitap özellikle Katolik karşıtı kesimde yer bulurken evrensel olarak da dindarlık, çağdaş yaşam , bağnazlık kavramlarını işler.
Gayet düşündürücü olan kitap ,Türkçeye ilk defa çevrildi ve kitap Almanca orijinal metinle beraber yayımlandı.
“Kirli Gece” Romanı Üzerine
Roman karakteri Fethi bir anti kahramandır ve kitapta yer alan karakterlerin çoğu için bu kavram kullanılabilir.
Bir yandan bir hesaplaşma taşıyan bir yandan da bir yüzleşme barındıran kitabın türü için macera diyebilirim fakat yalnızca macera değildir.
Kararlı, asi, çılgın biri olan Fethi suç ve suçlularla bir arada yaşam sürmüştür.Şimdi ise kardeşi Can için yaptığı planı uygularken zorluklarla, hesaplaşmalarla , öç almasıyla bir çabalamaya girer.Bu çaba esnasında ailesiyle, yaşadığı yerle yüzleşir.
Fethi zaman zaman kaybolan,ailesinin onun ne yaptığını bilmediği ve derinden bir aşk yarası olan biridir.
Planlarla gittiği yolda planlar değişir, yeni şeyler düşünmek zorunda kaldığı koşullarla, sorunlarla karşılaşır.
Yer yer lirik bir anlatıma sahip olan roman birçok konuda sorular sorarken , birçok kavramı da sorgulatır.
Anlatımda diyalogdan ziyade karakterlerin içsesleri ön plandadır .
Romanda zaman, şimdi, geçmiş ,gelecek arasında adeta atlayıp durur. Dahası zamanda kırılmalar olur. Yazar bu tercihinde usta anlatımıyla okura bir karmaşa yaratmaz .Yazarın zamanı kullanış biçimi açık bir biçimde algılanır.
Kirli Gece romanda bir tablonun adı ve bu tablo Fethi’nin intikam ve yardım planının en önemli parçasıdır.

Yeşil Gözlü Kız
Bence bu hayatta her duygunun,her algılanan şeyin,her kavramın ve her durumun içi doldurulmalıdır.Bir sıralama yapmam gerekirse içi doldurulacak ilk beş mevzudan biri paradır.Şayet paranın içi doldurulmazsa çiğlikten gelen bir çürüme başlar.O çürüme gitgide topluma sirayet eder,sakillik başlar,bir süre sonra bu sakillik normalleşir.
Romanda Anadolu’dan gelip İstanbul’da hızla zenginleşen ve modernleşmeyi yanlış algılayan bir ailenin profili işlenir.Bu içi doldrulmamış bir zenginliktir.Bir dönem Anadolu’dan büyük şehre gelen insanların bir bölümü zenginleşmiştir,kendi soylarını inkâr edip yalan bir soyla asil olduklarını kurgulayıp bu biçimde yaşamışlardır.Romandaki aile de bu anlayıştadır.Ailenin yanına kökleri olan Konya’dan üniversitede okumak için Beyhan gelir.
Aile sınıf atlamıştır ve Beyhan onlar için taşralıdır.Beyhan için de aile sonradan görmedir.Dönemse eskisi gibi değildir.Demokrat Parti’nin rüzgârının esmeye başladığı, taşralığın sempati bulduğu bir dönemdir ve aile üyelerinden bazıları bu uydurma asilliğe karşı çıkmaktadır.Beyhan ise bu evde gördüklerini,sırları,sakilliği yadırgar ve yargılar.
Devlet kadrolarında,siyasette görev alan,Anadolu’dan gelen ve İstanbul’un elit yerlerinde yaşayarak geçmişlerini silme çabasında olan bir ailenin yaşadıklarını anlatan roman döneme ışık tutar.Ailenin çocuklarının bu yalan asiliğe karşı duruşları bir çatışma yaratır.Beyhan’ın evdeki varlığıysa bir yalanla kurulan bu düzene gerçeğin aynasını tutar.
Beyhan İstanbul yokculuğunda biri tarafından öpülür ve onu öpen kişi bu ailenin yoz yapısının en temel taşlarından biridir.Bu öpüş Beyhan’ın aile sırlarını ortaya çıkartmasını tetikler.
Yıllarca Konya aksanı,adeti,damgasını silmek için zahmetler çeken ailenin geçmişiyle çelişme ve çekişmesi işlenirken,şehirdeki taşralıların özlerini gizleme çabalarının yıkılışını da anlatır.
Fakat bu uydurma asillik kuşaklar arasında kimi için yıkılır kimi için ayakta kalır.Sosyal biraz da politik bir roman olan Yeşil Gözlü Kız,yozlaşmayı anlatan en iyi romanlardan biridir.
Sözde Kızlar
Cenab Şahabeddin ‘in bir sözü vardır. “1908 den bu yana gelenek ile yenilik arasında bocalıyoruz.”Çok doğru bir tahlil.Birçok romana bu bocalama yansır.Bu bocalama kimi romanda yozlaşma kimi romanda batılılaşmayı ve yeniliği yanlış anlama kimi romandaysa toplumsal sancı olarak karşımıza çıkar.Suat Derviş’in Yeşil Gözlü Kız romanı,Sözde Kızlardan farklı bir dönemde fakat temelinde bahsedilen bocalamayı anlatır.1934 yılında ölen Cenab Şahabeddin kendisinden sonra gelen bir yeniliğin yanlış anlaşılmasının İstanbul’a yansımasını adeta ön görmüştür. Yeşil Gözlü Kız’da bunu işler.Sözde Kızlar’daysa sadece bu bocalama anlatılmaz,çıkar doğrultusundaki bir kitlenin durumu da gözler önüne serilir.
Saatçi İbrahim Efendi Tarihi novellasında sahaf olan karakter eline geçen Peyami Safa‘nın çıkardığı “Türk Düşüncesi” Dergisi için şöyle bir cümle kurar : “…devrin kafası basan bir sürü adamı hep burada yazmış.” Karakter aracılığıyla yazar ne güzel bir tespit yapmıştır.
Gevezeliğim tuttu, aralarında bağ olsa da oradan oraya atlayarak anlatıp duruyorum.Sonra esas meseleye yer kalmıyor.Bu yüzden romana geçiyorum.
Kalabalık kişi kadrosuna sahip olan roman, cinayet,dolandırıcılık, takip ayrıntılarıyla polisiye tadı barındırırken hayli sürükleyicidir.
Şişli’de uzak akrabalarının yanında kalan Mebrure’nin çıkar uğruna değerlerini yitirmiş insanları tanıması onda mutsuzluk yaratır.Bu mutsuzlukla lakin amacını gerçekleştirerek İstanbul’dan Anadolu’ya döner.
Bir toplumsal yergi romanı olan Sözde Kızlar,yazarın ilk romanıdır.Mütareke yıllarının İstanbul’unda bir kesimin yozlaşmasını ,ahlak bozukluğunu anlatır.Zaviyeler,Kiralık Konak,Sadom ve Gomore vb romanlar Birinci Dünya Savaşı ve mütareke döneminin İstanbul’undaki yozlaşmayı ele alırlar.Bu romanlardan daha önce bahsettim mi hatırlamıyorum.Notlarıma bakıp,hatırladığım kadarını ekleyip paylaşmadıysam mutlaka bu romanların incelemelerini paylaşırım.Zamanında aldığım notlar ve hafızamdakiler içime sin mezse ikinci okumayı yapabilirim.Tekrar romana dönüyorum.
Peyami Safa’nın 23 yaşında yazdığı romanda yazar kendini gizlemez. Karakter aracılığıyla kendi düşüncelerini aktarır.İlk olarak tefrika edilen romanda dönemin Anadolu ile İstanbul arasındaki farkları gözler önune serilir.
Anadolu’da başlayan roman Kurtuluş Savaşı fonunda,Mütareke döneminde İstanbul’da yaşayan yüksek sınıfın yaşantısını ahlak ölçeğinde işler.
Romandaki karakterlerden olan, Manisa’dan İstanbul’a babasını aramak için giden Mebrure Anadolu’yu,bir başka karakter olan kendi çıkarı dışında bir şey düşünmeyen keyif için yaşayan,ahlak kurallarına uymayan,ülkenin içinde bulunduğu duruma aldırmayan Behiç İstanbul ve İstanbul hükümetini temsil eder. Ayrıca başka zıtlıkları temsil eden karakterler vardır.Mebrure saflığın simgesiyken Nevin, Belma ve yine Behiç kötülüğün,kurnazlığın simgesidirler.
Mütareke döneminde yer alan Turancılık ,halkçılık görüşlerinin sosyal hayata yansıması da vardır.Mebrure’nin İstanbul’da olmasının asıl amacı babasını aramaktır.Roman kayıp babanın bulunup bulunamayacağı sorusunun cevabını sonuna kadar saklar.
Yazar ilk dönem eserlerini çocukluk kitapları olarak adlandırır.Bir ve ikinci döneminde olayları ön planda tutan yazarın bu romanında da olaylar ön plandadır.Seçmis olduğu konu Mütareke devrinin toplum düzeni üzerindeki etkisi sadece bu romanının değil Bir Tereddüttün Romanı ve Biz İnsanlar romanlarının da konusudur.
Annemin Gelincik Tarlası
On iki öykünün neredeyse her biri yalnızlık,ölüm,ölümlerin ardında kalanlar ve zaman üzerine kurulu.
Yan yana olsalar da yalnız olanlar,kendi sesleriyle,boşlukla konuşacak denli yalnız olanlar…
Yalnızlık neleri doğurur? İşte her bir öykü bu noktada farklılaşıyor.Yalnızlığın doğurdukları yazarın kalemiyle içi kavura kavura aktarılıyor.
Kitabın ilk öyküsü olan Annemin Gelincik Tarlası, büyük bir acıdan doğan “elveda”nın ardındaki yalnızlığı aktarır.
Zaman Meselesi bir ailenin içindeki yalnız kalan bireyi biraz tebessüm ettirerek biraz da buruk bir tat bırakarak anlatıyor,hem de Araf’taki bir yalnızlığı.Öyküde biraz da kendi içinde hapsolmak bulunuyor.Bugün öyküsü, durmuş bir saat ile zamana ve ölüme bakış açısıyla kitapta beni çok etkileyen öykülerden biri oldu.
Bazen ne için acı çekildiğinin ismi konulmaz bazen de gerçekten beklenilen şey yerine başka bir şey yerleştirilir de onun için ağlanılır.Aslında insan neye ağladığını bilir.Beklenen öyküsünde olduğu gibi.
Savaşların sadece kaybedeni olur;Bol Teyel kitap içindeki en ayrıcalıklı öykülerden.
Oyunbozan sonu ile ters köşe yapan bir öykü.Çerçeve hayatın birdenbire değişebileceğini vurgularken Balkon öyküsü yalnızlığın bambaşka halini yansıtıyor.Ayrıca çabuk ölmek isteyenlerin aslında etrafındaki her şeyi öldürdüklerini de anlatıyor.
Evin Zor Hali öyküsünü boğazımda bir yumru ile okudum.
Genel olarak kendine has anlatımı olan öykülerin bazılarından bahsettim. Her biri beni ayrı ayrı çok etkiledi.
Günferi kitabı hakkında inceleme
22.02.2022
2022 yılında gerçekleşen olaylara faklı bir açıdan bakarken gerçekleşecek olayları kurgulayan bu tarihi anlatımda çıkış noktası yapan,temelini bu tarihe kuran güçlü bir novella.İçinde derinlik,sır katmanları saklayan kitap akıcı bir dile sahip.
Dünyanın doğal sistemini anlamayan insanın doğadan kendini ayırmasıyla onu anlamamasıyla dünyayı felakete sürüklemesini, bir yanı mutlu bir yanı karamsar olarak anlatan bir metin.
İnsanın içindeki karanlık yanların neler yaptığını ,dünyanın ve evrenin insana rağmen hâlâ insan için nasıl mücadele ettiğini anlatan kitap, yüze yakın yunus sürüsünün karaya vurmasıyla başlıyor.Bir yanıyla doğa,doğa sistemi ve dengesi,bazı canlı türlerinin yok olma olasılığı vb ayrıntılarla Ekokurguya/Ekolojik kurguya yakın bir kitap.Bir yanıyla da insanlara uygulanacak teklik kodlama uygulaması,3.Boyuttan 4.Boyuta geçen dünyada olan değişimler ,insanlığın kurtuluşunun harekete geçmesi ve bu harekete geçişin doğurduğu zorunlu değişiklikler,bu değişimin tüm canlılara biyolojik etkileri,yeni dünya düzeni,yapay depremler vb gibi birçok ayrıntıyla içinde bilimkurgu öğeleri de barındırıyor.Hatta bilimkurgudan bazen sıyrılıp,bugünkü dünya düzeninin fotoğrafını çekiyor.
Novella eski dünyanın daha iyi bir dünyaya kapılarını açmasının sancısını aktarıyor.
ALINTI
Bilmek çok güzel bir duyguydu.
Yalı Çapkını
Aşk,kıskançlık,kırgınlık, ümitsizlik,istenmeyen evlilikler bir yıla sığar mı?Bazen her şey üst üste değil iç içe gelir.
Servet-i Fünûn yazarlarından olan,Vatan gazetesi yazarlarından,Osmanlının Milli ajansında memur ve 1947 yılında milletvekilliği de yapmış olan Burhan Cahit Morkaya’nın hikâye,roman,biyografi türlerinde birçok eseri bulunur.
Evlilik kurumunun sevgiye dayandığını,sevgisiz yapılan evliliğin sorunlar doğuracağını işleyen roman aynı zamanda evlilik dışı ilişkilerin yaşattıklarını anlatır.
Beykozlu,uçarı,devlet memuru Fazıl Azmi 1911 yılında dönemin eğlence yerlerinden biri olan ve çiçeklerle,havuzlarla süslü Çubuklu’da şarkıların ve sazların eşliğinde iki kadın görür.“Meyle teskin eyle saki kalbi ateşzadımı/Pek harabım gel sevindir hatırı naşadımı’’şarkısı eşliğinde bu kadınlardan biri olan Sabiha’ya âşık olur.Bu onun için bir ilktir çünkü o ana kadar birçok çapkınlığı olsa da böyle bir hissi duymamıştır .
Yeni yeni buluşmaya başlayan çift yazın bitimiyle ve Fazıl Azmi’nin Nişantaşı’ndaki evine gitmesiyle ayrı düşer.Mektuplaşmalar sürerken bir süre sonra erkek cephesinde mektup sayısı azalır.Çünkü Fazıl eğlence hayatını arkadaş çevresinin etkisiyle sürdürür.Sabiha içinse durum ilk günkü gibidir.Fazıl ailesi tarafından bir kızla evlendirilse de o Sabiha ile mektuplaşmaya ve ertesi yaz görüşmeye devam eder.Sabiha evlendirilir ve gitgide mutsuzluğu artar.Evlendirileceği haberine karşılık Fazıl’ın umarsız tavrı Sabiha’yı kırmıştır.Fakat evlilikler çiftin buluşmalarına engel olmaz.Sabiha ve Fazıl Azmi’nin buluşmaları bir trajediye sebep olur.Bu trajedinin Sabiha’ya yansıması da psikolojik olarak yıkım olur.Çift görüşmeye devam ettikçe zaten dillenen bu görüşmeler etraftaki kişilerin dillerinde ayyuka çıkar.Yani el alem en sevdiği ve talimli olduğu işi yapar;dedikodu.
Sabiha,yaptığı ikinci evlilikte de mutlu olamaz.Fazıl Azmi‘de evliliğinde mutlu değildir.Sabiha günden güne erirken çiftin buluşmaları devam eder.Fazıl Azmi de bir değişimdedir.Başlardaki uçarı hali Sabiha’nın mutluluğunu isteyen, onu önemseyen bir hale dönüşür.
İçinde intikamın da yer aldığı roman dönemin sosyal yaşamını yansıtır.Roman psikolojik ve sosyal bir romandır.
Ferdi ve Şürekası
Yazarın gençlik dönemine ait eserlerindendir.Avrupa dönüşünden sonra İzmir’de yazdığı romanlarının sonuncusudur.
Artistik nesir denilen yazı tarzının kurucularından olan Halid Ziya Uşaklıgil gösterişli,süslü,bir dille romanlarını yazar.Bunda dahil olduğu edebiyat akımının da etkisi vardır.Daha sonra kendi yazdıklarını sadeleştirme çalışması yapar.
Eserlerinde Batılı bir düzen görülen yazarın romanlarından farklı olarak hikâyeleri daha yereldir.Fransız romancıların etkisinde realist,natüralist eserler verir.
Halid Ziya eserlerinde genel olarak diyalog kullanmaz,tahlil tarzı anlatım üzerinden gider .Ardından tasvir eder.Estetik değeri yüksek bazen ağır bir dille kaleme aldığı eserlerinden biri olan bu kitabında mensur şiire yaklaşan bir anlatım tarzı da vardır.
Ferdi ve Şürekası bir iş yerinin adıdır ve babasının ölümü üzerine ,ailenin maddi sorumluluğunu almak için babasının yıllarca çalıştığı bu yerde yirmi dört yasındaki İsmail Tayfur muhasebeci olarak çalışır.İş yeri sahibinin kızı Hacer, İsmail Tayfur’a karşı duyduğu hislerini bir deftere yazar.Bu defteri okuyan babası İsmail Tayfur’a iş yerinden bir hisse verir.Bu hisse onu ailesine damat yapma amacı taşır.Fakat İsmail Tayfur çocukluğundan beri Saniha’yı sevmektedir.İsmail Tayfur neticede Hacer’le evlenir.Bu evlilik mutluluk getirmez.İlk önce İsmail Tayfur’un psikolojisinde ardından gerçeklerle yüzleşen Hacer’in psikolojisinde çöküşler başlar.Bu çöküşlerin ardından roman bir trajediyle son bulur.Bu son yazarın çoğu romanındaki gibi hiç kimsenin mutlu olmadığı bir sondur.Trajedinin sorumluları,servetinin sağlam bir karaktere sahip,kızının sevdiği birine geçmesini isteyen baba ile İsmail Tayfur’un rahat bir hayat sürmesini isteyen annesine aittir.
Ferdi ve Şürekasında bir ayrıntı vardır.Sosyal çevrenin birey üzerindeki etkisi.İsmail Tayfur evlilik konusunda iş yerindeki arkadaşlarının etkisinde kalır.Yazar sosyal çevrenin birey üzerindeki etkisini daha sonra daha geniş bir ölçekte Kırık Hayatlar’da işler.Ayrıca İsmail Tayfur’un ikilemde kalması,seçim aşaması insan psikolojisine eğilerek işlenir.
Saniha kendini,aşkını feda edecek kadar İsmail Tayfur için fedakarlık yapar.İsmail Tayfur’u Hacer’le evlenmesi için ikna edenlerdendir.
ALINTILAR
Gözyaşları bulaşıcıdır insanın kalbinde gizli bir yer vardır ki,kendilerine benzer bir duyguya rastlayınca meydana çıkar.
Mutsuzlar,mutlularla karşılaştıkça mutsuzluklarını anlarlar.