Yoldan Düşme Zamanı

Yazarla İsabelle Severse kitabıyla tanışmıştım ve kalemine hayran olmuştum.Yoldan Düşme Zamanı güzelliğin karmaşa çirkinliğinse dinginlik getireceği gibi birçok düşünceyle güzellik ve çirkinlik kavramlarını sorgulatıyor.Bunu bir aşkla ve bir kişinin merkezinde ve bu kişinin etrafındakilerle kurduğu ilişkiler üzerinden yapıyor.Bahsettiğim aşk daha doğrusu yazarın kaleme aldığı aşk edebiyatımızdaki en ilginç aşklardan biri olabilir.Karşılıksız fakat bu karşılıksız duruma farklı bir yerden bakıyor.Tıpkı kitabın içinde yer alan diğer konulara da yazarın farklı bir yerden bakması gibi.Salt aşk romanı değil.
Romanın ana kahramanı Cemal yer yer kızdığım yer yer “neden kendine bunu yapıyorsun“ dediğim,yer yer sarılıp sırtını sıvazlamak istediğim bir karakter oldu.Hepsinin sebebini anlatacağım.Şimdilik netice olarak “Ah Cemal “diyorum.
Romanın başka bir karakteri olan Ragıp Amca ne kadar haklıydı. Ama aşk dinler mi hadi aşkı geçtim sevda dinler mi hadi dinledi,anlar mı?Cemal’de anlamıyor.Ta ki bir noktaya kadar.
Roman dıştan içe bir yolculuk. İnsanın bedeni,insanın nasıl göründüğü onun hayatını belirler mi?Yani kaderindeki ana hatlarındaki o yolları,seçimleri , çektiği acıları,mutluluğunu insanın nasıl bir yüze,nasıl bir bedene sahip olduğu belirler mi ?Yahut ne kadar etkiler?Roman karakteri Cemal’e göre yüzümüzdeki ufacık detay bile kaderimiz üzerinde oldukça etkilidir.Cemal bu düşüncesine göre sever,nefes alır,karar alır, yaşar.Cemal’e kızdığım noktalardan biridir.Cesareti de cesaretsizliği de çekingenliği de gitme halleri de bu düşüncesinden doğar.Çirkinliği onun için hem perdedir hem saklandığı yer hem de suçlamalarının doğum nedenidir,arayışının da sebebidir.Cemal çirkinliğine tahammül edemeyen,yüzüne katlanamayan biridir. İçe kapanıklığı,haleti ruhiyesi hayatında az kişinin olmasını doğurur.Romanın aşk katmanında karşılıksız aşkın yalnızlığı pekiştirmesi vardır.Romanın alt katmanlarında şu ana kadar yazdıklarımın ve yazacaklarımın insan psikolojisi ile işlenişi yer alır .
Roman çirkin ve güzel,aşk kavramları dışında yalnızlığa, gidememeye,gitmek isteyip de gidememeye,gidip de arayışa girmeye,arayışın içinde yok olup gitmeye yine de o yok oluşu aile bağları nedeniyle tam anlamıyla yapamamaya dokunuyor.İnsanlık hallerinin karanlık kuytu köşelerinde gezdiren roman ,Cemal l’in hep yarım olma yaröm kalma hali ile geride dramatik bir iz bırakıyor.Ona sarılmak istediğim nokta ise buydu.
Cemal gitme halindeyken ve gideceğini arkadaşı Ragıp Amca’ya söylemişken yolda Aslı ile karşılaşır.Bu karşılaşma Cemal’in hayatındaki dönüm noktalarından biriyken romanın da başlangıcıdır.Bu tanışma uzun uzun yürüyüşlere evrilir. Karşılıksız aşk doğar.Cemal beklentileri boşa çıkan biridir,bu daha önce de yaşadığı bildiği bir duygudur.Cemal kendini kedere alıştırmış ve kendini kedere layık görmüştür.Cemal’e kızdığım noktalardan bire de buydu.
Arkadaşı Ragıp Amca için bu aşk,Aslı ile buluşmaları bir arayıştır ama şuursuz bir arayış.
Aslı ve Cemal arasında atlanmayan,geçilemeyen bir eşik vardır.Aslı zaten duvarları olan biridir.
Celal geçmişte dilenen bir ana geri dönülebilmesini savunur. Bunu bir travma sonucu yaşar. Fakat sadece geçmişi değil alternatif geleceği de kısa süreliğine yaşar.Gerçeklikten kopma hali ile tedavi görür. Öncesinde Nisanur,şimdiki zamanında Aslı olan içinde sorular var olan,sorgulayan Cemal‘in geleceğinde bir kadın daha olacaktır.Aslında bir yer arayan,var oluş mücadelesi veren Cemal bu kadın ile var olabilecek mi,çirkinliğinin daha çirkin yanını Aslıda bırakıp,onu düşünerek yeni bir başlangıca giren Cemal aradığı yeri bulabilecek mi?Sorular romanın sonunda yanıt bulur.Roman bu noktada güçlü bir kalemin etkisiyle etkileyici bir biçimde başlangıç noktasına döner

Halid Ziya Uşaklıgil Füruzan tiyatro oyunu

Topluma ve insana dönük bir bakış açısı yakalamak, batı romanının kurduğu dünyayı oluşturmak,edebiyatımızda Halit Ziya ile başlar.Onun açtığı bu yoldan toplumu tanımlayan ve tanıyan bir kuşak gelir.
Füruzan,bir kadının aldatılmayı kabul etmeyişinin hikâyesidir.Hem gerçek hayatta hem de edebiyatta dik duran, güçlü kadın profilini bir erkek olarak çok seviyorum.
Özellikle yazıldığı ve metnin anlattığı dönemi düşünürsek Füruzan karakteri kadın figürü olarak çok güçlüdür.
Üç perdelik bir tiyatro oyunu olan metin aslında bir uyarlamadır.
Kadın erkek ilişkisini dönemin çerçevesinde işleyen oyun aşk ,kıskançlık, yanlış anlaşılma ve yanlış anlama konularını ele alır.Füruzan’ın, kocası tarafından aldatılışını kabul etmemesiyle kocasından öç almasını işlerken , yazar Füruzan’a zıt karakter olan Düşize karakteri aracılığıyla metindeki “kadın bireyciliğini” pekiştirir.

Orta Malı / Selahattin Enis

Son Saat gazetesinde Aralık 1925-Temmuz 1926 arasında tefrika edilen Orta Malı genel olarak anlatıldığı dönemin yozlaşmış yüksek sınıfını,bu sınıfın sürdürdüğü hayat biçimini anlatır.Bu anlatımın biçimi eleştireldir.Yazar yozlaşmanın, savrukluğun getirdiği kendiliğinden mizahı doğuracak ayrıntıları kullanmaz.Yazar durumu ciddi bir biçimde kaleme alır.Kıyaslarsak Hüseyin Rahmi Gürpınar bu yozlaşmaya ne kadar mizahla yaklaşırsa Selahattin Enis o kadar ciddi yaklaşır.Mevzu açılmışken belirteyim Hüseyin Rahmi Gürpınar’la ortak noktaları İstanbul yaşantısını anlatmaları ve Natüralist kalem olmalarıdır.
Natüralizmin ayrıntılarından biri olan “olduğu gibi aktarma” yazarın cinsel ilişkileri teferruatla aktarmasını doğurur.Aynı zamanda etrafına uygun olmayan,yozlaşmış,tutkuya bağlı olan kişileri ve durumları tüm çıplaklığıyla metinlerinde aktarır.Orta Malı’nda da cinsellik ve cinsel yönelimlerde çeşitlilik bulunur.Fikriye’nin annesinin üçüncü eşi erkek sevgililerini eve getirir.Evlendiği kocalarından biri yaşı geçmiş kadınları tercih eden,boğaz tokluğuna yaşayan külhanbeyidir,bir nevi jigolodur. Romanda lezbiyen ilişkiler de bulunur.Yine yayınevinden okuduğum Saime (Ercüment Talu)romanında da(sanırm bu ilklerdendir)lezbiyenlik konusu işlenir .
Yayınevinin“Türk Edebiyatında Tefrika Roman Tarihi (1831 -1928)”projesi içinde yayımlanan ve bu çalışmaya ait birçok kitap okudum.Çok titiz çalışmalar var.Latin harflerine aktarılmış orijinal metin ve günümüz Türkçesine aktarılmış metin olarak yayımlanmış.Yayınevi gününüz Türkçesine aktarılmış olan halini,tefrikaları sayfa olarak sunmuş ve bu biçimde okumak çok keyifliydi.
Romanda Fikriye’nin başından geçenler ve olaylar sırasında etrafındaki kişilerin yaşamları eleştirel biçimde anlatılır.
Fikriye katip emeklisi olan İshak Efendi ile annesi tarafından evlendirilir.Fikriye ardında dedikodularla evlenmiştir.
Natüralizm özelliklerinden olan karakterlerin kalıtım özelliklerinin bireyin hayatını şekillendirmesi,kaderlerinin bir mucize ile değişime uğramaması romandaki karakterlerin de özelikleridir.

Fikriye’nin annesinin erkeklere düşkün olması,Zertaç Hanm’ın annesinin seyis uşağıyla olan ilişkisi ,kocasını aldatması ve soya çekimle kızlarının da bu ahlak anlayışında olmaları işlenir.
Fakirlikle,Fikriye’nin cinsel isteklerine yetersizlikle Fikriye ve İshak Efendi evliliği sürer.Fikriye annesinin kendini,yeni yaptığı evliliği düşünmesiyle Hacı Necmi Bey konağına hizmetçi olarak verilir.Ardından Hacı Necmi Bey’in kardeşi Celile Hanım’ın üç kızla yaşadığı konağına gönderilir.Fikriye’nin konak değiştirmesinin ilginç,önemli bir sebebi vardır ve Fikriye için önemli olan arada uğradığı eşinin izbe evine temelli gitmemektir.Erkeklere düşman olan Celile Hanım‘ın köşkünde sevinç,eğlence,zevk vardır.Fikriye burada Şadan ismini alır.Roman bu noktada lezbiyenliği işler.Fikriye yani Şadan yeni olandan, değişiklikten yanadır.Köşkün misafirlerinden olan,babası Abdülhamid devrinde paşa olan morfinman Zertaç Hanım’ın daveti ile Zertaç Hanım’ın köşküne gider.Bu köşkte de genç erkeklerle birlikte olan Zertaç Hanım’ın yaşantısına dahil olur.Fikriye’nin çevresi sürekli değişir.Okur olarak farklı hayatlara şahit oluruz.Fikriye, Zertaç Hanım’ın konağında tanıdığı Sedat’ın evine yerleşir .Trajik bir olayla bu evden ayrılır. Madam Anjel’in evine gider. Orada zamanında eşcinsel ilişkiler yaşayan,kadın eşyalarına dokunmaktan,bu eşyaları koklamaktan zevk alan Paşa gibi kendine has kimliklerle tanışır .Bu eve arada sırada uğrarken Zertaç Hanım’ın evinde tanıdığı neyzenin evine de gider.Neyzen Tevfik’i simgeler.Bir süre kendi evi ile başka evler arasında dolanır .
Fikriye girdiği evlerde bir çevre edinir.Bu çevre ve parası sayesinde bir eve çıkar ve yanına acıdığı kocasını alır.Kocası İshak, Fikriye’nin yardımıyla köhne bir evde yaşarken Şişli’de yeni bir hayata uyum sağlamaya çalışır.Yarı aç yarı tok yaşadığı zamanları düşünerek karısının yaptıklarını,onun hayatını kabullenir.
Fikriye ne yaşarsa yaşasın evlidir ve kocası onu gelir kaynağı olarak görür.
Çingeneler hikâyesi yüzünden genel ahlaka uygun olmadığı gerekçesiyle mahkemeye verilen yazar cinselliği metinlerinde olduğu gibi aktarır.
Romanda dönemin meyhaneleri gibi yerlerin ayrıntılı anlatımları vardır.Bu noktada Reşat Ekrem Koçu’yu anmadan edemem.Koltuktan Gedikliye, yumruk mezesinden tezgah müşterisine kadar meyhaneleri çok güzel anlatır.
ALINTILAR
Aşk,en nazik insanı bazen ne kaba,ne ilkel bir seviyeye indiriyordu.


İstanbul çok dert çekmiş,çok kahır görmüş bir şehirdir.


Acıyı duymayan insan ne acınacak mahluktur.

Deniz Çağlar’ın yazmış olduğu Kamil öykü kitabı üzerine bir yazı .

Yaşadığımız salgın süreci edebiyatımıza, dünya edebiyatına ilk zamanlarda usul usul daha sonra hızla girmeye başladı.Son zamanlarda okuduğum deneme(Elif Şafak),öykü,roman, şiir kitaplarında sıkça rastladım.Pandemiyle ilgili sürecin içinde okuduğum Oya Bardar’ın 80 Yaş Zor Zamanlar Günlükleri kitabıydı.Deniz Çağlar’ın öykü kitabının giriş öyküsü olan Kâmil de pandemide yaşamına son veren, vefat eden 102 müzisyen anısına yazılan bir öykü.
Yazar öyküde pandemide işsiz kalan bir müzisyeni bir karganın gözünden anlatıyor.Ayrıca kitap içindeki başka öykülerde de pandeminin izleri var.
Bazı öykülerden bahsedeceğim
Kitabın ikinci öyküsü olan Cenazede öyküsü kısacık ve çok etkileyici bir öykü.
Kırkı Çıkmadan,birbiriyle gerçek anlamda geç tanışan baba evlat hikâyesini acı bir zemine inşa ederek anlatan bir öykü.

Açık,dupduru anlatıma sahip öyküler, gerçek ve fantastik olmak üzere iki dünyada geçiyor.
Karakterler güçlü,umutlu,uyumsuz,kendini arayan ya da kaybolmuş ama kendini aramayan ,kendi düzeni içinde olan ya da kendi düzenini kaybetmiş ,hesaplaşan kişiler.
Haydi Bismillah Yeni Başlangıçlara öyküsünde yıllar sonra açığa çıkan iki arkadaş arasındaki sır Türkiye’nin yakın tarihindeki siyasi atmosferin temeline kurularak işlenir.Benim Adım Deniz öyküsü de 80 darbesi üzerine kuruludur.Hamama Yılan Girmiş kitap içinde yer alan,Şahmeran efsanesi üzerine kurulu kitaptaki fantastik öykülerden biridir.Kıtmir’de halk efsanelerine dayanan bir öyküdür.
Ceci N’est Pas une Patlıcan sonu itibarıyla şaşırtan bir öykü.Helezonik İyon Tüpleri ise yine sonu itibarıyla tebessüm ettiren öykülerden.
Spekülatif kurguya sahip Survivor V.2.1 öyküsünü okurken içimden “bu öykü keşke bir novella yahut roman olsa”dedim.
Saliha ise bu topraklardaki kadının öyküsüdür.
ALINTILAR
“solmak “ diye mırıldanıyorum masamın üzerindeki çerçeveden bakan yirmili yaş fotoğrafıma.
Başından beri aynı yolda görünsek de farklı şeritlerde ve farklı hızlarda ilerliyorduk.Ben yeşil ışığı beklerken,sen kırmızıda ceza yiyeceğini bile bile geçerdi

Savaş Günlükleri

Yaşar Kemal ‘in sözü aklıma geldi “ah savaş , seni icat eden görmesin cennet .” Şu günlerde yine çocukların öldüğü bir savaş var .Kitap savaşla ilgili.
Suriyeli yazar Memduh Hamâde yıllardır süren Suriye’deki savaşı insani açıdan işler.
Kitabın merkezinde insan vardır.
Kitapta, insanların göç hali,geride bırakılanlar,çocukların oyuncak yerine şarapnellerle oynamaları daha doğrusu oynamak zorunda kalışları, savaşın çocuk ve insan psikolojisine olan etkileri, savaşta asker olmak,savaşın tam içinde bombalarla, kurşunlarla, pusularla ,yaralılarla,ölenlerle geçen zamanları anlatır.
Anlatılanlar ağırlıklı olarak savaşın merkezinde ve çatışma alanlarında geçer.
Gerçekçi bir dille yazılmış olan kitap kayıplarla doludur; mutluluk,aileler,insanlar,mahalleler,çocukluk yılları ,koskoca hayatlar …
Savaşa hayır diyorum.

Berlin’in Nar Çiçeği

İçine kapanık ,kurallara ve sınırlara sahip ,iki çocuğu tarafından kendi hayatına terk edilmiş yaşlı bir Alman olan Frau Lemmer ile aynı apartmanda yaşayan işçi Türk ailesinin dostluğunu işler. Berlin ‘in Nar Çiçeği farklı kültürlere sahip insanların tüm önyargılara, Nazi mirası düşüncelere rağmen kurdukları samimi ilişkiyi vurgular.
Yalnızlık kavramı yaşlı Alman kadın üzerinden , gurbet kavramı Almanya’nın bir dönem aldığı Türk işçileri üzerinden aktarılırken ,roman savaş sonrasındaki Almanya’nın atmosferinde ırkçılığı, aşkı, gurbetteki işçileri, önyargı ve önyargıdan vazgeçince neler olabileceğini de işler .

Dindar Helena

İçinde otobiyografik izler de barındıran günümüzün çizgi romanının başlangıcı sayılan Dindar Helena İkiyüzlülüğü, burjuva ahlakını hiciv ile aktarır.
Ağır eleştirellere sahiptir.Wilhelm Busch bu eleştirileri çok zekice yapar. Kimi zaman isimlere kimi zaman anlatıma sakladığı ayrıntılarla eleştirilerde bulunur.Dili şiirsel olan kitap özellikle Katolik karşıtı kesimde yer bulurken evrensel olarak da dindarlık, çağdaş yaşam , bağnazlık kavramlarını işler.
Gayet düşündürücü olan kitap ,Türkçeye ilk defa çevrildi ve kitap Almanca orijinal metinle beraber yayımlandı.

“Kirli Gece” Romanı Üzerine

Roman karakteri Fethi bir anti kahramandır ve kitapta yer alan karakterlerin çoğu için bu kavram kullanılabilir.
Bir yandan bir hesaplaşma taşıyan bir yandan da bir yüzleşme barındıran kitabın türü için macera diyebilirim fakat yalnızca macera değildir.
Kararlı, asi, çılgın biri olan Fethi suç ve suçlularla bir arada yaşam sürmüştür.Şimdi ise kardeşi Can için yaptığı planı uygularken zorluklarla, hesaplaşmalarla , öç almasıyla bir çabalamaya girer.Bu çaba esnasında ailesiyle, yaşadığı yerle yüzleşir.
Fethi zaman zaman kaybolan,ailesinin onun ne yaptığını bilmediği ve derinden bir aşk yarası olan biridir.
Planlarla gittiği yolda planlar değişir, yeni şeyler düşünmek zorunda kaldığı koşullarla, sorunlarla karşılaşır.
Yer yer lirik bir anlatıma sahip olan roman birçok konuda sorular sorarken , birçok kavramı da sorgulatır.
Anlatımda diyalogdan ziyade karakterlerin içsesleri ön plandadır .
Romanda zaman, şimdi, geçmiş ,gelecek arasında adeta atlayıp durur. Dahası zamanda kırılmalar olur. Yazar bu tercihinde usta anlatımıyla okura bir karmaşa yaratmaz .Yazarın zamanı kullanış biçimi açık bir biçimde algılanır.
Kirli Gece romanda bir tablonun adı ve bu tablo Fethi’nin intikam ve yardım planının en önemli parçasıdır.

Yeşil Gözlü Kız

Bence bu hayatta her duygunun,her algılanan şeyin,her kavramın ve her durumun içi doldurulmalıdır.Bir sıralama yapmam gerekirse içi doldurulacak ilk beş mevzudan biri paradır.Şayet paranın içi doldurulmazsa çiğlikten gelen bir çürüme başlar.O çürüme gitgide topluma sirayet eder,sakillik başlar,bir süre sonra bu sakillik normalleşir.
Romanda Anadolu’dan gelip İstanbul’da hızla zenginleşen ve modernleşmeyi yanlış algılayan bir ailenin profili işlenir.Bu içi doldrulmamış bir zenginliktir.Bir dönem Anadolu’dan büyük şehre gelen insanların bir bölümü zenginleşmiştir,kendi soylarını inkâr edip yalan bir soyla asil olduklarını kurgulayıp bu biçimde yaşamışlardır.Romandaki aile de bu anlayıştadır.Ailenin yanına kökleri olan Konya’dan üniversitede okumak için Beyhan gelir.
Aile sınıf atlamıştır ve Beyhan onlar için taşralıdır.Beyhan için de aile sonradan görmedir.Dönemse eskisi gibi değildir.Demokrat Parti’nin rüzgârının esmeye başladığı, taşralığın sempati bulduğu bir dönemdir ve aile üyelerinden bazıları bu uydurma asilliğe karşı çıkmaktadır.Beyhan ise bu evde gördüklerini,sırları,sakilliği yadırgar ve yargılar.
Devlet kadrolarında,siyasette görev alan,Anadolu’dan gelen ve İstanbul’un elit yerlerinde yaşayarak geçmişlerini silme çabasında olan bir ailenin yaşadıklarını anlatan roman döneme ışık tutar.Ailenin çocuklarının bu yalan asiliğe karşı duruşları bir çatışma yaratır.Beyhan’ın evdeki varlığıysa bir yalanla kurulan bu düzene gerçeğin aynasını tutar.
Beyhan İstanbul yokculuğunda biri tarafından öpülür ve onu öpen kişi bu ailenin yoz yapısının en temel taşlarından biridir.Bu öpüş Beyhan’ın aile sırlarını ortaya çıkartmasını tetikler.
Yıllarca Konya aksanı,adeti,damgasını silmek için zahmetler çeken ailenin geçmişiyle çelişme ve çekişmesi işlenirken,şehirdeki taşralıların özlerini gizleme çabalarının yıkılışını da anlatır.
Fakat bu uydurma asillik kuşaklar arasında kimi için yıkılır kimi için ayakta kalır.Sosyal biraz da politik bir roman olan Yeşil Gözlü Kız,yozlaşmayı anlatan en iyi romanlardan biridir.

Sözde Kızlar

Cenab Şahabeddin ‘in bir sözü vardır. “1908 den bu yana gelenek ile yenilik arasında bocalıyoruz.”Çok doğru bir tahlil.Birçok romana bu bocalama yansır.Bu bocalama kimi romanda yozlaşma kimi romanda batılılaşmayı ve yeniliği yanlış anlama kimi romandaysa toplumsal sancı olarak karşımıza çıkar.Suat Derviş’in Yeşil Gözlü Kız romanı,Sözde Kızlardan farklı bir dönemde fakat temelinde bahsedilen bocalamayı anlatır.1934 yılında ölen Cenab Şahabeddin kendisinden sonra gelen bir yeniliğin yanlış anlaşılmasının İstanbul’a yansımasını adeta ön görmüştür. Yeşil Gözlü Kız’da bunu işler.Sözde Kızlar’daysa sadece bu bocalama anlatılmaz,çıkar doğrultusundaki bir kitlenin durumu da gözler önüne serilir.
Saatçi İbrahim Efendi Tarihi novellasında sahaf olan karakter eline geçen Peyami Safa‘nın çıkardığı “Türk Düşüncesi” Dergisi için şöyle bir cümle kurar : “…devrin kafası basan bir sürü adamı hep burada yazmış.” Karakter aracılığıyla yazar ne güzel bir tespit yapmıştır.
Gevezeliğim tuttu, aralarında bağ olsa da oradan oraya atlayarak anlatıp duruyorum.Sonra esas meseleye yer kalmıyor.Bu yüzden romana geçiyorum.
Kalabalık kişi kadrosuna sahip olan roman, cinayet,dolandırıcılık, takip ayrıntılarıyla polisiye tadı barındırırken hayli sürükleyicidir.
Şişli’de uzak akrabalarının yanında kalan Mebrure’nin çıkar uğruna değerlerini yitirmiş insanları tanıması onda mutsuzluk yaratır.Bu mutsuzlukla lakin amacını gerçekleştirerek İstanbul’dan Anadolu’ya döner.
Bir toplumsal yergi romanı olan Sözde Kızlar,yazarın ilk romanıdır.Mütareke yıllarının İstanbul’unda bir kesimin yozlaşmasını ,ahlak bozukluğunu anlatır.Zaviyeler,Kiralık Konak,Sadom ve Gomore vb romanlar Birinci Dünya Savaşı ve mütareke döneminin İstanbul’undaki yozlaşmayı ele alırlar.Bu romanlardan daha önce bahsettim mi hatırlamıyorum.Notlarıma bakıp,hatırladığım kadarını ekleyip paylaşmadıysam mutlaka bu romanların incelemelerini paylaşırım.Zamanında aldığım notlar ve hafızamdakiler içime sin mezse ikinci okumayı yapabilirim.Tekrar romana dönüyorum.
Peyami Safa’nın 23 yaşında yazdığı romanda yazar kendini gizlemez. Karakter aracılığıyla kendi düşüncelerini aktarır.İlk olarak tefrika edilen romanda dönemin Anadolu ile İstanbul arasındaki farkları gözler önune serilir.
Anadolu’da başlayan roman Kurtuluş Savaşı fonunda,Mütareke döneminde İstanbul’da yaşayan yüksek sınıfın yaşantısını ahlak ölçeğinde işler.
Romandaki karakterlerden olan, Manisa’dan İstanbul’a babasını aramak için giden Mebrure Anadolu’yu,bir başka karakter olan kendi çıkarı dışında bir şey düşünmeyen keyif için yaşayan,ahlak kurallarına uymayan,ülkenin içinde bulunduğu duruma aldırmayan Behiç İstanbul ve İstanbul hükümetini temsil eder. Ayrıca başka zıtlıkları temsil eden karakterler vardır.Mebrure saflığın simgesiyken Nevin, Belma ve yine Behiç kötülüğün,kurnazlığın simgesidirler.
Mütareke döneminde yer alan Turancılık ,halkçılık görüşlerinin sosyal hayata yansıması da vardır.Mebrure’nin İstanbul’da olmasının asıl amacı babasını aramaktır.Roman kayıp babanın bulunup bulunamayacağı sorusunun cevabını sonuna kadar saklar.
Yazar ilk dönem eserlerini çocukluk kitapları olarak adlandırır.Bir ve ikinci döneminde olayları ön planda tutan yazarın bu romanında da olaylar ön plandadır.Seçmis olduğu konu Mütareke devrinin toplum düzeni üzerindeki etkisi sadece bu romanının değil Bir Tereddüttün Romanı ve Biz İnsanlar romanlarının da konusudur.