” Kamburuma Üç Sebep ” Adlı Öykü Kitabı Üzerine Yorumum

Acı dünya kirası mıdır,bilmem? Şayet öyleyse ne uğruna ödenir, yaşamak için mi,mutlu anlara karşılık mı?Bir de o acıyı hep hissedenler vardır.Ne yapsa nereye gitse silinmez acı,hani tebdili mekânın ferahlık getiremediği kişiler.Kitaptaki öykü kişileri genel olarak böyle. Her öykü bir başka kişinin başka acısını anlatıyor.Umutla biten öyküler değiller ama okuyunca sizi dibe de bastırmıyorlar.Her öykü,sonunda“hayat !”dedirtiyor.En azından anlatılan öykü kişisinin hayatı için.
Yazarla,Taşın Dediği öykü kitabıyla tanıştım.Bilinen Tüm Zamanlar kitabı derken Kamburuma Üç Sebep,yazardan okuduğum üçüncü kitap.Dil üç kitapta da sade,betimlemeler güçlü.Taşın Dediği kah güldürmüş kah ağlatmıştı.Gelin görün ki Kamburuma Üç Sebep hayli içimi yaktı.Anlatım bu iki kitapta farlı,ortak yönse yazarın acının tarifini,insana ve insan hayatına yansımasını ajitasyon yapmadan,gerçekçi bir biçimde,sıradan bir şeyin içine dahil ederek yazıyor olması.Acıyı farklı açılardan anlatıyor.
Diyeceksiniz ki;Nedir öykülerde bu kadar acı olan.Fark edilmek isteyen kişiler var,dünyada ve kendi hayatlarında yer arayanlar ,fark edilmemek isteyenler, görünmeyenler,görünmezliği seçenler var.Tüm bu isteklerin sebebi,temeli anlatılıyor aslında. Acıda bu noktada başlıyor.
Günahtan muaf doğan bir bebeğin,ne yürüyebilen ne konuşabilen çocuğun ve durumun anne ve babaya psikolojik etkileri Gökte Uçan Hûma Kuşu’nda işlenir.Çocuğundan önce ölmemesi gerektiğini bilen babanın kızıyla kurduğu bağ etkileyicidir.
İntihar,Persone Non Grata (İstenmeyen kişi anlamına gelir) öyküsünde üç bölümde farklı bir biçimde işlenir.
Her insanın içinde var olan, bazen bir kazı bazen bir anda ortaya çıkan karanlık yanlarını da yansıtan öyküler bulunur.
Öykülerde bekleyenler var. Kızının yeşil demesini,şiirlerinin basılmasını,yirmi yıldır aşkının kabul görmesini bekleyenler…
Dış görünümü yüzünden saklanan kişiler,an gelip de saklanamayanlar ve bu kişilerin aile,çevre ilişkileri anlatılır.Bazen eksik bir uzuv bazen bir kambur bazen de sirkte çalışan çirkin bir yüzdür saklanmanın,görünmez olmak istemenin sebepleri.
Dünyanın hem içi hem dışında olamayan,kalabığın dışında kalan,uykuya zor dalan,bir fotoğrafta genç kalan,insalar arasında görünmez olan, celladın oğlu olup infaz edilen vb kişilerin yaşamlarından kesitler sunan öyküler beni çok etkiledi.
Kitap bittiğinde yazarın her öyküde kurduğu acı dünya gözümün önünden kahramanlarıyla geçti.Hissiyatım acımak değildi,dertlerini dinlemiş ve onlar yoluna ben yoluma gitmişim gibiydi.Hani hayatta da olur ya birileri ağır bir şeylerden bahseder,çare bulmanız için değil,sadece bahsederler.Anlık acının ortağı olursunuz.Hissim tam da bunun gibiydi.Karakterlerin hayatları ve acıları ağır,varlıkları tüy gibi hafifti.Çünkü her biri acı çekmenin en kibar hâlini biliyordu;Sadece kendilerine yük olmayı.

Akile Hanım Sokağı

Yazar edebiyat hayatına meşrutiyetle başlar.Yazar aynı zamanda Kuvâ-yi Milliye hareketine dahil olur.
Yazar,çok kadınla evliliğe karşıdır ve kocasının bir kadınla daha evlenme isteği üzerine ondan ayrılır.
Yetim kız okulları kuran,yurt içi ve yurt dışında konferanslar veren,yetimler evini düzenleyen, öğretmenlik yapan,Onbaşı ,başçavuş rütbeleri olan yazar Cumhuriyet ilanıyla Türkiye’den ayrılır.
Akile Hanım Sokağı bir değişimin olumlu ve olumsuz yanlarını anlatan bir romandır.
1950’lerin İstanbul yaşam tarzını ve İstanbul’un geçirdiği kültür değişimini anlatan roman,ilk olarak Hayat mecmuasında tefrika edilir.
Nermin ve Tarık Ankara’da sakin bir hayat süren on beş yıllık evli çifttir.Tarık’ın iş için yurt dışına gidişiyle Nermin İstanbul’a onu büyüten teyze ve eniştesinin yanına gider.Eniştenin konağı Akile Hanım’ın konağıyla karşı karşıyadır.Üç bölümden oluşan kitapta bu konaklardaki hikayeler aktarılır.Bu hikâyelerin ortak noktası Akile Hanım Sokağı’nda geçmeleridir.Dönem olarak birbirinden farklı dönemleri aktarır.Sokak bir sentezdir;hem geçmişin konak yaşamını,hatıralarını hem virane evlerini barındırırken değişen yaşam tarzlarını içerir.
Sosyal alanda değişen yaşam biçimi,değişimler şahıslar aracılığıyla verilir.Değişen yapının yeni ilişkileri,yeni müzikleri,striptiz gibi yeni eğlence anlayışları,kuşaklar arası doğan farklar,aile ilişkilerindeki yenilikler,kadının sosyal hayattaki yeni yeri,yeni moda romanın önemli noktalarıyken modernleşmenin iyi ve kötü tarafları yansıtılır.Sinekli Bakkal’da olduğu gibi bu romanda da geleneği ve Batıyı temsil eden sembol şahıslar vardır;Akile Hanım geleneği Nermin ise Türkiye’nin yeni yüzünü simgeler.İki roman farklı dönemleri anlatır.
Sokakta bir yanda açık giyinen bir yanda da çarşaflı kadınlar vardır.
Roman dönemin Ankara ve İstanbul yüksek kesiminin yaşantısından ayrıntılar verir.Türkiye’nin değişen yaşam biçimini insan ilişkilerine yansımasıyla da anlatır.
Romanda bazı aile sırları vardır ve şaşırtıcıdır.
Gerçek adı başka olan sokak,adını zamanında Abdülhamid döneminin sadrazamlarını,İttihat ve Terakki’nin birkaç önemli kişisini,şairleri,yazarları ağırlayan Akile Hanım’ın konağından alır.

Pembe Maşlahlı Hanım

Abdülhamid’in bir döneminin ana hatlarından biri olan baskıcı ,yasaklı rejimini birçok açıdan okudum.Jurnalciliğin sebep olduğu hayatların dramını vb. Fakat aynı rejime komediyle bakmak az rastlanan bir durum.Yasaklar nasıl ihlal edilir!İhlal edilirken hangi komik durumlar ortaya çıkar,bu üslupla,bu bakış açısıyla istibdat dönemini çok az kitaptan okudum.O kitapların en önemlilerinden biri.
Tarih sadece tarih kitaplarından anlaşılmaz.Tamamen kurgu haricinde kalan konusu tarih olmasa da bir dönemi yansıtan gözleme dayalı yazılmış, yazarının romanında yahut hikayesinde anlattığı dönemde yaşamış olmasıyla kuvvetlenen tahlil ve delillerle yazılmış kitaplardan da tarih adına büyük edinim kazanılır.Her şeyden önce tarih kitaplarından öğrenilenler anlaşılır.Misal herhangi bir otelin,terzinin,gezinti yerinin anlatıldığı dönemdeki ismi,yeri, eşyaları vs ne kadar gerçekse anlatılan atmosfer,siyasi iklim ve buna bağlı hadiseler de o kadar gerçektir.İnsanların Sarayburnu diyemediği,yasaklı kelimelerden dolayı yeni deyimler bulmak zorunda olduğu bir dönemi iki karakterin konuşmasından algılayabiliriz.Bu gerçektir. Yaşanmıştır yani tarihtir.Bu konuyla ilgili fikrimi Zülfü Livaneli’nin “Kaplanın Sırtında” kitabından bahsederken daha uzun belirtmiştim.Dileyen olursa okuyabilir.
Yazar bir İstanbul anlatıcısıdır Bunu romanlarının,hikâyelerinin içinde büyük bir ustalıkla yapar.Eski İstanbul’un Kâğıthane,Feneryolu,Çamlıca ,Çiftehavuzlar,Velifendi gibi yerlerini,çeşitli pazarlarını ,çarşılarını,meyhanelerini, sokaktaki yumruk mezesi meyhanelerini eserlerinin içinde bulundurur.Kel Hasan’ın tiyatrosu,kantocular,dönemin ünlü oyuncuları,şarkıları ve türküleri edebiyatının içindedir.İstanbul’un kenar mahallesi kadar yüksek tabakası da yazdıklarında yer alır.Bohçacı kadınlar,fuhuş yapanlar,odalıklar,tulumbacılar,esnaflar vb.Tüm bu kişiler ve bu kişilerin başından geçenler farsa yakın bir dille aktarılır.Komiktir, eğlencelidir bir o kadar da gerçeği yansıtır.Gözleme dayalı olarak bir sorunu,toplumsal herhangi bir durumu ele almaz ama bahseder.
Komik olanı aktarırken bazen abartıya yönelir.Bu abartı hadisede değil karakter ve tiptedir.Dönemin yaşantısı kanlı canlı önümüze serilir.Anlatıldığı dönemin terzileri,otelleri araba çeşitleri, ulaşım araçları,sokakları vs adeta gözümüzde tam olarak canlanır.
Romanda 2.Abdülhamid döneminin gizlenerek yapılan çapkınlıkları dönemin yasaklı eğlenceleri ve eğlence yerleri zemininde anlatılır.Yazar bu anlatımı edkiden fuhuş yolunu seçmiş Pembe Maşlahlı kadın ile yapar ve biz okur olarak kitabı aslında bir anı defterinden okuruz.
Yazar kitabında yer alan resimleri kendi çizer.Anlattığı dönemin İstanbul’unun dilini yansıtır.O günün deyimleri sık sık karşımıza çıkar.
Her tabakayı anlatmasından ötürü her kesimin adetleri, yaşam biçimi,incelikleri, konuşma biçimi satırlarına yansır.
Baskıcı bir rejim içinde eğlenceli bir yaşaın olabileceğini,baskı altındayken renkli bir yaşamın olabileceğini gözler önüne serer.
Pembe Maşlahlı Hanım’ın adı Hayriye’dir.On yaşındayken annesi ölmüştür ve üvey annesi onu evden uzaklaştırmak için evlendirir.Düğün gecesi bile eve geç gelen sarhoş kocası kantocu Kamelya’ya aşıktır.Her gün hakarete uğrayan Hayriye ne üvey anne ne de koca evinde sevilir.Kamela’ya âşık biri dönemin jurnalcilik havasından yararlanarak bir iftirayla sarhoş kocanın Bulgaristan’a firar etmesine neden olur.Yüzü gülmeyen,kadınlık gururu kırılan ve bebeğini kaybeden Hayriye koca evinden ayrılır geçmişi karanlık olan Kanarya Hanım’la yaşamaya başlar.Giydiği pembe maşlah nedeniyle ünlenemeye başlarken içinde bir intikam duygusu da boy gösterir.Gezme yerlerinde peşinde her tabakadan erkek koşar.Peşinde çok kişi olsa da o Tayfur’a gönlünü kaptırır.Uzun süre haber almadığı için bir müddet şehirde onu arar durur.Güzelliği ile canlar yakan bu kadına evli Topaç Molla Bey Sarıyer’de bir ev tutar kendi de yan eve taşınır.Bu arada Topaç Molla Bey Tayfur’un kayınpederidir.Mahalle dedikoduyla çalkalanırken annesinin rezalet çıkarmasıyla buradan kaçar yerineyse babası gelir.Bitişik evde Pembe Maşlahlıyı görünce aşık olur.Kazasker Dânâ Efendi’nin karısı oğlunu kadının elinden kurtarır fakat kocası Pembe Maşlahlıyla evlenir.Bu evlilik hilelerle olur.Dönemin siyasi havasını romanlarına yansıtan yazar bu romanda hafiyeliği yansıttığı gibi,Jön Türkler’le bir bağı olduğunu söyleyip sarhoş kocanın kaçmasını sağladığı gibi Meşrutiyetin ilanını da romanında kullanmıştır. Meşrutiyet ile Kazasker Sinop’a sürülür.Dengelerin nasıl değiştiğini görürüz.Sarhoş, kumarcı kocaysa değişen siyasi iklimle İstanbul’a döner.Hürriyet kahramanları arasında anılır.Bu ikilikler hayli komiktir.Dönüşüyle beraber nice canlar yakan karısına âşık olur.Mutlu bir sonla biten roman dönemin siyasi iklimini her adımda hissettirir ve hayli komiktir.
ALINTI
Kişi kendisini kederle altüst ederse ,feleğin getirdiğine tahammül edemez,gürleyip gider.

HAC YOLUNDA CENAB ŞAHABETTİN

Cidde yolculuğu vesilesiyle yazdığı Hac Yolunda,Servet-i Fünûn’un tüm özelliklerini barındırır.
Topluma yön vermek amacında olmayan ,katı bir biçimde sanat sanat içindir anlayışını ürettiklerinde yansıtan yazarın ,şairin Hac Yolunda kitabı bir gezi kitabıdır.Hac Yolunda kitabından sonra Avrupa Mektupları’nı kaleme alır.Yazar şairliğinin etkisiyle anlatımını şiirsel kurar.Hac Yolu yazarın Suriye’ye yaptığı seyahatinden gözleme dayalı görüşler,izlenimler içerir .
Tarih,coğrafya bilgisi içeren metin gidilen yerlerdeki insanları da gözlem gücüyle süslü bir dille anlatır.
“Bence Allah’ın yarısı aşk,yarısı şiirdir”diyen şair ve yazarın ilk olarak şiirleriyle sonra özlü sözleriyle ardından makaleleriyle ,denemeleriyle tanıştım.
Şiirlerini ilk zamanlarında Divan şiiri etkisinde yazan şair ardından Batıya yönelmiştir.Şiirlerinde Parnasizm etkisi oluşur ve Servet-i Fünûn’a Paris’te tanıştığı bu akımı getirir.
Hac Yolunda,şairin kaleminin özellikleri ve kalemini kullanma biçimiyle sadece bir gezi kitabı değil,edebi bir seyahat kitabıdır.
Hac Yolunda 1896-1898 yılları arasında Servet-i Fünûn’da yayımlanan on yedi mektuptan oluşur.1909’da kitap olarak yayımlanır.
Kitap yolculuğun yapıldığı vapurun kalkışıyla başlar.Vapur İstanbul’dan yola çıktıktan sonra yazar yolculardan bahsetmeye başlar.Yolculuk sırasında tanıştığı yahut gördüğü kişileri tahlil eder.Ayrıca bindiği vapur ve genel anlamda vapur yolculuğu hakkında da bilgiler paylaşır.Güçlü bir gözleme dayanan bu ilk bölüm çeşitli insan profillerini aktarır.Ardından yanaşılan limanların tarihinden ve o gününden bahseder.Bu yerleri neredeyse her açıdan anlatır.Kitap içinde eski Yunan ve yolculuğun yapıldığı zamanki Yunan kültürü,sosyal hayatı, sanatı kıyaslanır .

Gri Adam kitabı üzerine

Kırsalda geçen hikâyeler kırsaldaki insanı,kırsaldaki insanlık hallerini işliyor.Kırsal yaşamı bazen gizemli bir temele oturtan yazar bazen de kırsaldaki insanların sıradan yahut ilginç ilişkileriyle kendi büyüdüğü çevreyi yansıtıyor. Kitapta dört hikâye var.Bu dört hikâyede kırsaldaki insanın anlayışı,yaşam biçimi yansıtılıyor,onların yaşam mücadeleleri,umutları aktarılıyor.
Şehirden çiftlik hayatına bir yıl önce gelen Sylvia ormanda yolunu kaybetmiş bir avcıyı anneannesinin evine götürür. Sylvia ile avcının ortak bir noktaları vardır.Küçük kız avcının aradığı kuş türünü bilir fakat cömert bir teklife karşılık sırrını paylaşacak mıdır? Beyaz Balıkçıl hikayesinde küçük bir kızın hayvan sevgisi ile cömert bir teklif arasındaki seçim işlenir.Benim kitapta en çok sevdiğim hikâye oldu.
Çiftçi Finch hikayesi,kırsal hayatın zorluklarını bir aile üzerinden ve fedakârlık zeminine kurulu olarak ve çabayı ,emeği,azmi vurgulayarak anlatır. Durum hayli farklı olsa da hikâyede yer alan baba karakterini “baba” figürünün çizilmesi,babanın hastalığı,bu hastalığın çiftçiliğe yansıması ayrıntılarıyla Willa Calher ‘in yazdığı Komşum Rosicky‘de yer alan Rosicky karakterine çok benzettim.Hikayede beni etkileyen,hayatın karşımıza çıkardıklarını olduğu gibi kabul edip ve o kabul ettiklerimizle yeni planlar yaparak,başarının olabileceği savıydı.Talihin yönünü koşullara göre şekillendirerek değiştiren bir kızın hikâyesidir.
Gri Adam esrarengiz bir hikâyeyken metafor yüklüdür. Kitabın son hikâyesi olan Sahil Karanfili hayatını tembel olarak geçiren Jeryy Lane ile hali vakti yerinde olan,çalışmayı seven Ann Floyd‘un evliliklerini ,zıtlıklarıyla bir araya gelen bu çiftin akıbetini işler.Bir kadının yalnızlık korkusuyla verdiği ve hayatının dönüm noktası olacak kararı kırılan gururuyla bir drama dönüşür.
ALINTILAR
İnsan yapmak zorunda olduğu şeyi yapmayı öğrenmeliydi.

Çok Bilen Çok Yanılır

Tanzimat edebiyatında ikinci dönemi başlatan yazarın intikam duygusunu işlediği Çok Bilen Çok yanılır tiyatro oyun metni kıskançlık,hırs,bulunduğu mevkii çıkar uğruna kullanmak gibi konuları içinde barındırır.Dönemin oyunlarının sonunda genelde kötüler cezasını çeker.
Kıskanç ve kötülük yapmayı göze alan biridir Azmi Efendi.Hakimdir ve Kaymakam Edip Efendi ile anlaşamaz.Kaymakamın kızı Lütfiye Hanım’ı Halep valisinin oğlu İhsan Bey istemektedir.Azmi Bey ise buna engel olmak ister.İhsan Bey yoksul bir gezgin kılığına girer ,kimliğini saklar.Azmi Bey yoksul gezginin gerçek kimliğini bilmez ve kaymakama kötülük yapmak için onu İhsan Bey olarak tanıtır ve Lütfiye ile evlenmesini sebep olur.Lütfiye ise gerçeği öğrendiğinde Azmi Bey’den intikam almak ister.Oyunda aslında bu noktada başlar.
Tüm olan biteni komedi olarak işleyen oyunda Lütfiye intikamını alabilecek mi,Azmi Efendi kendi kazdığı kuyuya kendisi mi düşecek,yoksa kötülük yapan kötülük bulmayacak mı?Sorular dört perdelik oyunun sonunda yanıt bulur.
Yayınevinin baskısında Namık Kemal’in”Tiyatro Hem Okumak Hem Oynamak İçindir”başlıklı çok güzel bir yazısı bulunuyor .
Tanzimat döneminde tiyatro metni üretimi oldukça fazlayken Tanzimat edebiyatının ikinci dönemindeki Hamit tiyatrosunda alışılagelmiş üç birlik kuralının bozulduğu görülür.

GÜZİDE SABRİ’NİN NECLA ROMANI İNCELEMESİ

İhanetin,toplum baskısının ,dedikodunun,para uğruna kurulan menfaat ilişkilerinin,bir kadının ayakta kalmaya çalışmasının,aile ilişkisinin işlendiği bir romandır.
Yazarın diğer romanlarından farklıdır.Yazarın genel olarak kullandığı yüksek kesimin yaşadığı yalılardan,köşklerden mekân olarak İstanbul’un kenar mahallelerine geçilmiştir.
Roman düşmüş bir kadını ve kadının tek başına ayakta kalma çabasını ve bu çabanın zorluğunu işler.
Necla ve İrfan kız kardeştir.Onların amacı yaşam savaşı içinde yaşamaktır,hayatta kalmaktır.
Yazarın bu romanında yine diğer romanlarından farklı olarak bir ayrıntı bulunur.Belirteceğim ayrıntı yazarın Leyla romanı için de geçerlidir.Bu iki romanda evliliği düşünmeyen,özel ve iyi eğitim görmemiş,yüksek tabakadan olmayan,aşkın bin bir halinden birine tutulup ıstırap içinde olmayan,dönemin dertleri ve toplumsal sıkıntılarıyla ilgilenen karakterler bulunur.
Kadri ve Sadiye’nin kızları olan İrfan ve arada onların yanına uğrayan Necla kırık dökük bir evden yeni bir mahalleye taşınırlar.Necla’nın arada sırada görülmesi mahallede bir dedikodu mevzusudur.
Neclanın hayat hikâyesi,öncesi zordur.
Necla aslında bir konağa annesi tarafından evlatlık olarak verilmiştir.Kocasının ölümüyle evlendiği ikinci eşi Kadri,ardıdan İrfan’ın doğumu derken Necla evde istenmeyen kişi olmuştur.Necla kardeşine çok düşkündür.Necla kaldığı konaktan kaçar.Kaçma sebebi Kami’dir.Kâmi kaldığı konağın sahibi Nazlı Hanım‘ın yengesidir ve ona âşıktır ve Kâmi’den gebe kalmıştır.Hamilelik sürecinde saklanmak için Kami’nin sütninesinin yanına gider.Fakat Kami bir mektup ile ondan ayrılır.
İlk darbeyi annesinin onu konağa satmasıyla ikinci darbeyi sevdiği adamın onu hamileyken bırakmasıyla yiyen Necla,evlat acısıyla sınanırken sütninenin yanında kalır.Bir fabrikada çalışmaya başlar.Sütninenin baskısıyla fabrikatörle beraber yaşamaya başlar.Yıllar sonrada düşkün olduğu kardeşini görmeye gider.Maddi manevi ailesinin sorumluluklarını üstlenir,özellikle İrfan ‘ın.Ailesinin yanına gidip gelmesi bu aşamada başlar.Fabrikatörün ailesinin bu ilişkiyi öğrenmesiyle Necla elindeki sınırlı imkanlarla İrfan’a yardımcı olmaya başlar.Fabrikatörün yokluğu Necla için üçüncü darbedir.Aile ise Necla’ya ikinci kez ihanet eder.Hayat Necla’ya onun canı kadar sevdiği kardeşinin ihanetiyle dördüncü darbeyi vurmuştur.Necla’nın sevdigi adamsa yıllar sonra pişmanlık içindedir.
Bir annenin evlatlarını yanlış yönlendirmesiyle acılar yaşayan iki kardeşin yolu bir tesadüfle kesişir.
Necla ne yaşarsa yaşasın hayatına acı anlamda yön veren en önemli sebeplerden biri olsa da aşkını unutmamıştır ve yaşadığı her zorluğun mükâfatını alır.Romanın diğer karakterleri için nihayet trajedidir.
Romanın etkileyici yanlarından biri karakterlerin değişimidir.

Kara Kaplı

Her insanın içinde bir kara kaplı vardır,bir gün sayfaları açılır;ya hesap sorulur ya hesap verilir ya da hesap verecek,soracak kadar hâl olmadığından sadece okunur kapatılır.Lakin bir gün mutlaka içimizdeki kayıt tuttuğumuz o kara kaplı defter açılır.Gerçek manasıyla zamanında kadıların hüküm vermek için baktıkları kara kaplı bu öykü kitabındaki kişileri hükümsüz kılar.Karakterlerin hiçbiri bir ceza vermez,cezasını da çekmez.Öykülerin genelinde geçmişinde umutlu olan kişiler var.Bugünleriyse hayal kırıklığıyla,vazgeçişlerle yaralar,kayıplarla dolu.Yine de derinde bir yerde umutları var.
Kitaptaki her öykü bende bir iz bıraktı.Bazılarından bahsedeceğim.
Geçmişle kesilmeyen hesabın bugüne iz iz,kesik kesik,yara bere yansıması …Ağır bir öyküydü Adımı Çaldılar.
Umutlarını kaybetmiş,bir takım şeylerden vazgeçmiş ama bir bekleyişte olan birini anlatan,aşkın bin bir halinden birini yansıtan Konuşmadan Anlaşırız içimi hayli burktu.
Sevdiği birini kaybedenlerin bildiği acıyı yoğun bir şekilde yansıtan Baharlar Soldu,ne yalan söyleyeyim bitince gözümü kuruttu,beni en çok etkileyen öykü oldu.
İstanbul’da tutunmaya çalışan Rasim Bey’in hikâyesini anlatan Ele Güne Karşı kitabın tebessüm ettiren bir öyküsü.
Kitap,insan ruhunu,psikolojisini derin karakterler üzerinden işleyen,betimlemeleriyle ayrıcalıklı,açık,duru anlatımıyla güçlü öykülerden oluşuyor.
Yaralı şimdiki zamanın sahiplerinin genellikle yakın-uzak geçmişlerine dönen öyküler duygu olarak yoğundu.Vedalar, kaybetmeler,çaresizlik,vazgeçmeler,vazgeçmeye yakın durmalar,umutsuzluklar derken içi kavuran öyküler.Bu kavramları karakterler sıradan,alışılmış bir şey olarak yaşıyor.Bu da öykülerde bahsedilen acılara, durumlara,olaylara daha güçlü bir etki katıyor.

Meşhedi ile Devrialem

“Bir millet mutlu olmak arada sırada gülmeye muhtaçtır.Hiç gülmeyen millet,daima eziyet gören çocuklar gibi çelimsiz olur.Neşe gerek tek tek insanların ve gerek toplumun ruhî gıdasıdır.”Romanda geçen bu cümle adeta Ercüment Ekrem Talu’nun üstlendiği misyonlardan birini aktarır.Toplumun dertlerini ,yaşanan herhangi bir sorunu ,durumu güldürerek düşündüren bir yazardır.
Macera,komedi,eleştiri barındıran,mübalağa barındıran ve bir yandan da gözlemin etkisiyle gerçekçi olan harika bir roman okudum.
Meşhedi bir mizah karakteri, kendisi İranlı.Bu karakter Yusuf Ziya Ortaç’ın sahip olduğu Akbaba mizah dergisinde doğar. Cumhuriyetin ilk dönemlerinde yayınlanan Meşhedi’nin maceraları daha sonra romanlarda devam eder. Recaizâde Mahmut Ekrem’in üçüncü oğlu olan,Milli Mücadele konularında da romanlar yazan, Atatürk’ün ilk genel sekreteri olan yazar bir başka romanı olan Şevketmeab’ı Atatürk’e ithaf etmiştir.İlk mizah romanında Evliya Çelebi’nin üslubunu taklit ederek Çelebiyi 1919-1925 İstanbul’unda dolaştırmıştır.Erotizm izleri taşıyan hikâye ve romanlarda yazmıştır ki Şevketmeab bunlardan biridir.
Meşhedi onun unutulmaz karakteridir.Zamanında büyük ilgi gören bu karakter ve etrafındaki tipler Geleneksel Türk Tiyatrosu’ndaki tiplerden uyarlanarak oluşturulmuştur.Bu romanda yer alan Meşhedi, ,Çekkirge’fendi,Torik Necmi oluşturduğu tiplerdendir.Geleneksel Türk Tiyatrosundaki tipler ile bu tipler tam olarak örtüşmez,bu sadece çıkış noktasıdır,tiplerde yararlanılarak yeni tipler yaratılmıştır.
Millî edebiyat döneminde eser veren yazar Cumhuriyet döneminde de üretimine devam eder.Özellikle 1928 sonrası dergilerde genel olarak mizah hikâyeleri rağbet görür.Bu hikayelerin ortak özellikleri sade bir dille yazılmalarıdır ki karakterlerin diyalogları da buna uyar.Karakterlerin şiveleri vardır hatta abartılıdır.Hepsi neredeyse İstanbul’da geçer ve dönemin yaşantısını gerçekçi olarak yansıtırlar.Roman tek bir farkla bu ortak özelliklerin hepsine uyar kısmen İstanbul’da geçer zira adından anlaşılacağı üzere bir dünya gezisi romanıdır.
Abartıya düşkün,yufka yürekli Meşhedi Cafer’in ayrılmaz dostu Torik’tir.Torik Necmi terbiyeden eksiktir lakin dürüstlüğü ,yardımseverliği, dostluğu tartışılmazdır.Yazıldığı dönemde Nasrettin Hoca ile eş tutulan Meşhedi Cafer tipi ve onun etrafındaki tipler çok eğlencelidir.
Roman,Meşhedi’nin İstanbul’da canının sıkılması üzerine arkadaşı Çekkirge’fendi’ye dünyayı gezmek istediğini söylemesiyle ve arkadaşının bunu kabul etmesiyle başlar.Avn-i Huda vapuruna binerler ve maceraları başlar.Sürekli başlarına bir şey gelir.Aşk,hapis,dolandırılma, dolandırma,gidilen ülkelerin adetlerini bilmemekten kaynaklı sorunlar komik ve eleştirel üslupla aktarılır.Bazen olmayan bir ülkenin hükümdarı bazen profesör olan kahramanlar, Paris,Brüksel,Londra, Yokohama,Montekarlo,Nis, Marsilya,New York,Çin, Hindistan ve Meşhedi’nin memleketi İran’a giderler.Her yerde onları bir macera bekler.Gidilen ülkelerin birinde devrim olur ve o ülkede dış ülkelerin söz hakkı olması üzerine gurur verici şöyle bir cümle yazılmıştır:Bizim Mustafa Kemalimiz yok ki!”
Tipler Zaman zaman gezilen yerlerde zor Mütareke yılarının İstanbul’unu hatırlar. Romanım milliyetçiliği irdeleyen bir yönü de vardır.
Romanın sonunda romanda tüm yaşananlar yazarın rüyası olarak yansıtılır.

Gece Hikayeleri

1838 yılında doğan Emin Nihad Bey Osmanlı’nın ilk hikâye yazarıdır ve 1880 yılında ölmüştür.
Kitap kış gecelerinde bir araya gelen dostların birbirlerine anlattıkları gençlik hikâyelerinden oluşur. Hikâyeleri tanıtmaya çalışacağım.
✍BİR OSMANLI KAPTANIYLA BİR İNGİLİZ KIZININ SERÜVENİ: Başkarakter Nacid, Türk hikâye ve romanında Avrupa’ya eğitim için giden ilk karakterdir.
Hikâyede doğu batı kültürünün, anlayışının farklılıkları değerlendirilir. Nacid Bey’in, sonunda annesine hak verdiği bir aşk hikâyesi…
✍VASFİ BEY İLE MUKADDES HANIM’IN MACERASI: Vasfi Bey Mukaddes Hanım’ı gördüğü ilk anda ona âşık olur. Bu konuda yardım alabildiği, derdini açabildiği kişi kölesidir. Hizmetindeki kişi sayesinde mektuplaşmalar başlar. Vasfi Bey’in babası onu başka biriyle evlendirmek istemektedir. Mukaddes Hanım’ın babasının ise Trabzon’a tayini çıkar. Vasfi Bey ‘in kölesi ise hayatları etkileyecek bir şey yapar. Engellere rağmen bu iki âşık kavuşabilecekler mi? Çingeneler baktıkları falda onları kavuşuyor görseler bile bu dünyada ölüler nasıl kavuşabilir?
✍ATİYE HANIM YAHUT İHSAN HANIMLA UŞAĞININ MACERASI:  Atiye çocukken kaybolur. Kaybolması üzerine bir adam tarafından bir tütüncü dükkânında bırakılır. Atiye orada otururken bir hizmetli tarafından beyi için evlatlık olarak alınır, büyütülür. Büyük bir servet sahibi olur ve gözü parasında olan biriyle evlenir. Evlendiği kişi ihanet içerisindedir ve Atiye Hanım bu adamdan boşanır ve onu gerçekten seven biriyle evlenir.
✍BİNBAŞI RIFAT BEY ‘İN MACERASI: Rıfat Bey bir yabancı tarafından evine davet edilir ve bu adam iki kızıyla Rıfat Bey’i baş başa bırakıp evden ayrılır. Kızlardan küçük olanı Rıfat Bey’le yatak odasında sohbet eder. Sohbet evlilik hakkında olmaya başlayınca kız bu konuda tek şartı olduğunu söyler: Rıfat Bey’in Hristiyan olması. Sonra bu şartın sebebini açıklar: ‘’ hak yola davet için ırzını feda eden günahsız melekleriz’’