1989 George Orwell

Bir distopya, protesto, uyarı olan 1984 hakkındaki bu yazım yorum bölümüne taşacak.
Neredeyse her distopyada olan dikta rejimi 1984 romanında da var.Rejimin diktatörü,hatasız olan,her evde,her yerde fotoğrafı bulunan,yaşanan iyi şeylerin tek kaynağı olan, Büyük Birader’dir.Posterleri altında BÜYÜK BİRADER’İN GÖZÜ ÜSTÜNDE yazar ve öyledir.Korku politikası ve tek güç insanları bastırmıştır.Bir süre sonra bu korku ile bastırılmışlık,insanlarca ilgilenilmez, doğal,içgüdüsel bir biçim almıştır.Sisteme karşı olanların sonu bellidir ve zaten sisteme karşı olan, o sonu bilerek yapılmaması gerekeni yapar.Törenlerde, Nefret Haftası diye adlandırılan törenlerde, idam cezalarında, toplama kamplarında mutlak son sistemce vurgulanır.Çalınan marşlarda liderin büyüklüğü pekiştirilir.Romanda yer alan Winston ve Julia sisteme karşı çıkar, aslında muhalif olmak mümkün değildir.
1984 dünyasında bölgeler vardır: Doğuasya, Avrasya, Okyanusya.Ayrıca bu üç gücün hakimiyet kurmaya çalıştığı küçük bölgeler vardır.Üç gücün ideolojisi aynıdır.Büyük Birader’in yönettiği ülke Okyanusya’dır.Bu totaliter ülkeler arasında dengeler sürekli değişir ve sürekli bir savaş hali vardır.Bu güçler dünya nüfusunun beşte birinin yaşadığı, üç devletin de sınırı dışındaki yer için savaşır.Bu bölgeler sürekli bu üç gücün köleliğindedir. Bu yüzden savaşlar hiç bitmez.Birbirlerinin topraklarını fethetmezler,bu onlara bir şey kazandırmaz:Savaşlar toprak almak için değildir,toplum yapısını taze tutmak,korumak içindir.Bu yüzden “Savaş Barıştır” Okyanusya Devleti’nin sloganlarından biridir.
Tele ekran ile herkes izlenir, her şey kayıt edilir.En büyük suç düşünme suçudur ki Düşünce Polisi bu iş için vardır.Çocukların anne babasını ispiyonlamaları, küçücük bir mimikle rejime karşı mutsuz olduğu düşünülenlerin ihbar edilişleri, sisteme bağlılıktan kaynaklanır.
Büyük Birader yanılmaz,rejimden önce icat edilenler bile rejimin icadıdır,vaatler tutulmazsa vaat edilen kayıtlar silinir ve ortada sorun kalmaz.Bunun için bakanlıkta bir bölüm vardır. Aslında her şey silinir. Kitaplar,sokak isimleri, tarihi binalar, dil yok edilir(“yenisöylem”adında bir dil kurulur).Geçmiş yoktur.Geçmis sistemin izin verdiğidir,sürekli düzenlenir,tarihi kahramanlar yaratılır.Partinin her öngörüsünün doğru çıktığını kanıtlamak için partinin her söylemi, istatistikleri duruma göre düzenlenir.Okyanusya ve Avrasya bir ara bağlaşma yaşamıştır fakat bu ret edilir ve bu herkesçe bir anda kabul edilir.Bu kabul edişler artık içgüdüseldir, aksi mümkün değildir.
Meydanlardaki ekranlarda her şeyin yolunda olduğuna, ülkenin zenginleştiğine ama savaş çıktığı için zor günler geçirdiklerine dair yalan haberler yayımlanır.
Bu ideolojinin sürebilmesi için tek tip bir yaşamın kurulması, baskının olması, korkunun salınması, geçmişin silinmesi, bireyi özünden ayırıp bireyin düşünceleri dahil kontrol altında tutulması gerekir.
Geceleri tutuklanmalar, kişilerin ortadan kalkması(buharlaşma olarak tanımlanıyor), en az yirmi beş yıllık çalışma kampları korkuyu beslerken, sürekli izletilen Nefret filmleri kitleyi sisteme bağlar, durumu olağanlaştırır, yine aynı tanımı kullanacağım, içgüdüsel bir durum oluşturur.
Ayrıca” çiftdüşün “metodu ile her şey anlam kazanır, mantık bulur.Bu zıtlıklarla kurulan bir mantıktır. İktidar çelişkilerin uzlaştırılmasıyla sonsuza kadar korunabilir. Bu zıtlıklar çiftdüşün düşünme sisteminin temelidir.
Amaç bir ailenin mal varlığı, gücünün sürmesi değil amaç sistemin devamlılığı ve kusursuz olduğunun sonsuza dek kanıtlanması.Büyük Birader’in sevilmesidir.Bu yüzden yoldan sapanlara yapılan işkencelere iyileştirme, tedavi denir.
Devletin yapısı : BÜYÜK BİRADER ;Tüm erdemler,başarılar ondan kaynaklanır, yanılmazdır. İÇ PARTİ; Nüfusun %2’sini oluşturur,zengindir, lüks içinde yaşar,devletin beynidir.DIŞ PARTİ; Devletin eli koludur.Winston bu kesimdendir.PROLETERLER:Nüfusun %85’ni oluşturur.Çalışıp üreyen ve ölen, kaderlerine teslim edilmiş,sığır gibi yaşadıkları için önemli görülmeyen,denetim altında tutulmaları kolay olan,düşünceleri olmadığı için düşünmeleri serbest olan kesimdir.Zaten parti sloganlarından biri “proleterler ve hayvanlar özgürdür” der.Bu yoksul sınıf, lidere bağlıdır,İç ve Dış Parti aksine proleterlere cinsellik serbesttir.Sosyal yaşam alanlarında yerleri ayrıdır.Fakat bu sınıf farkı her şey için geçerli değildir.Örnek vermem gerekirse, proleterlerin çocukları partide görev alabilirler,bunun için 16 yaşında sınava girerler.Amaçlardan biri proleterlerin üremesidir. Diğer vatandaşlar için seks yasaktır,kadının bundan zevk alması söz konusu olamaz.Parti üyeleri için seks sadece sisteme bağlı çocuk doğurmak adına olmalıdır.Seks Karşıtı Gençlik Birliği vardır ve simge olarak bele bağlanan bir kuşak kullanılır.Boşanmak yasaktır.Buna rağmen bakanlıkta pornografik dergiler basılır, bu proleterler içindir. Proleterler gizli bir iş yaptığını zannederek bu dergiyi edinirler.Aslında her şey kusursuz planlanmış bir oyundur.
“Çiftdüşün” e dayanarak Barış Bakanlığı savaşın, Gerçek Bakanlığı yalanların, Sevgi Bakanlığı işkencenin, Varlık Bakanlığı yokluğun bakanlıklarıdır.
Winston, bir günlük tutmaya başlar ve suçu başlamış olur.Julian ile birbirlerine âşık olurlar, gizlice buluşmalar başlar ve sisteme karşı isyana odaklanırlar.Bu iki âşık birbirini kaybetmek hariç her şeyi göze alır, sondan kaçamayacaklarını bilerek…Peki Winston ‘un isyanı nasıl sonuçlanır?Kollektif bir beyne sahip sistem yanılmış olabilir mi?Sistem dağılır mı? Winston mutlak son denileni değiştirebilir mi? Ya da rejim gerçekten hiçbir çürük elmaya izin vermeyecek gibi mi kurulmuştur? Günün sonunda tek bir amaç vardır Büyük Birader’in sevilmesi ve rejime ait pirüpak insan olmak.Winston Büyük Birader’i sevecek mi?

Kristal Lanetli Kan

Masumiyetin de suçlar gibi kanıtlanması gerekebilir.Roman bana en çok bunu hissettirdi. İstanbul cinayet büro başkomiseri Nihat, Afrin’de ekibiyle pusuya düşürülen ve ensesinden yaralanan,sekiz ameliyat geçiren,ağır tedavi sürecinden geçen, konuşma yetisini kaybedip geri kazanan ve tedavi sonunda kendisini eskisi gibi yetenekli bulmayan İlhan’la çalışmak ister.İstanbul cinayet masasından gelen teklife karşılık İlhan hayatta harekete geçme kararı alır.Bu teklifi kabul eder ve İstanbul’a gittiğinde kendini karışık bir cinayet dosyasının içinde bulur.Tüm ekip bu cinayeti daha doğrusu cinayetleri çözmekle uğraşmaktadır.Çünkü katil ikinci cinayetini islemiştir.Katil birbirinden bağımsız,bağlantısı olmayan insanları öldürmektedir ve bedenlerinde işaretler bırakmaktadır.Bir seri katille karşı karşıya kalan İlhan, başkomiser aracılığıyla psikolojik sorunları nedeniyle görevden bir müddet uzaklaştırılan şahsına münhasır,omuzunda bir cini olduğunu söyleyen Kristal ile tanışır ve onunla ikili olurlar.Kristal en küçük ayrıntıları fark eden,ayrıntıları birbirine bağlayabilen,her izde doğru tahminler yürütebilen biridir.
Bir seri katil hayli zekice hareket etmektedrir.Cinayetlerde kullanılan bıçak aslında katil tarafından kurbanlar öldürüldükten sonra kullanılır.Katil ilk önce kurbanını zehirler ardından bıçakla bedenlerde belli işaretler bırakır.Ortada iki kurban varken bulunan kadın kemikleri aynı katil tarafından mı üçüncü cinayetin işlendiği sorusunu doğurur.Tam bu durumla ilgilenilirken yeni bir Cüneyt haberi ulaşır. İkili bir şeyleri açığa çıkarttıkça açıklığa kavuşturmaları gereken yeni şeyler ortaya çıkar.Tüm süreçte İlhan kendini tanımaya ve kendinde olan farklılıkları görmeye başlar .
Katil kim şablonuyla yazılan,katil kim sorusunun hakkını son sayfaya kadar veren, nefes nefese,sürükleyici roman alt metinleriyle, karakterlerinin renkliliğiyle,karakterlerin psikolojileriyle salt bir polisiye değildir.
Aslında işlenen cinayetlerin tesadüf zinciri olmadığı anlaşılır .Kristal’in geçmişi ve ailesi ne kadar karanlık olabilir,bilinen ölümlerin hepsinin uzaktan yakından Kristal ile ilişkisi olması tesadüf mü,katil tek başına mı işbirlikçisi var mı, katil teşkilat içinden olabilir mi yahut bu şüpheyle katil hedef mi şaşırtıyor,yöntemleri farklı ölüm sebebi aynı olan cinayetleri kim işliyor ?Hatta bu cinayetlerin bir anlamı var mı?Tüm sorular son sayfalara doğru yanıt bulurken katil açığa çıkartılıyor.

DÜŞMAN YARATMAK

Yazarın deneme türünde kaleme aldığı rastgele yazılardan oluşan, işlediği,üzerinde durduğu konulara hayli faklı perspektiften bakan bir kitap.Konular öylesine seçilmiş değiller.Rastgele tanımı da aslında öylesine yazılar anlamında değil.Bilakis üzerinde hayli disiplin kurulmuş,ince elenmiş sık dokunmuş düşüncelerden oluşur. Kitabın amaçlarından biri hem konuşanı hem dinleyeni eğlendirmesidir.
Her yazının altında yazılma gerekçesi belirtilir.
Üç farklı konuşmanın sentezi olan,kendini Tanrı’ nın yetkili temsilcisi sanan Hugo’nun abartılı kalemini incelediği “Maalesef Hugo ! Abartı’nın Poetikası”,yayımlanan iki makalenin sentezi olan WikiLeaks Üzerine Düşünceler,Cennette Embriyolara Yer Yok ve bir taksi şoförünün Eco’ya sorduğu “İtalyanların düşmanı kimler?” sorusuyla başlayan,bir düşman yoksa o düşmanın yaratıldığı çünkü bir toplumun var olabilmesi için düşmanı olması gerektiği, düşmanın farklılıklardan yaratıldığı sonucuna varan,bir düşmanı yaratırken hangi ayrıntıların kullanıldığı üzerine ilginç tespitlerde bulunan ve editör tarafından kitabın adı seçilen yazı Düşman İnşa Etmek,atasözleriyle yönetilen bir ülkeden bahseden Eski Köye Yeni Adet yazıları kitabın en etkileyici bölümleri.Eski Köye Yeni Adet, adı Mutluluk Cumhuriyeti olan ütopik bir cumhuriyetin yıkılışını ve neden yıkıldığını hayli ironi barındıran,mizahi bir dille anlatır.
Yazılar,yazılardaki düşünceler yer yer Cicero ,Sartre,Wagner, Shakespeare,George Orwell,Dante metinleriyle örneklendirilir.Bazı yazılarında işlediği konuyla ilgili olarak Nietzsche ‘nin,Platon ‘un vb .kişilerin düşüncelerini kendi görüşlerine destek olarak kullanır ya da konuya ait görüşlerine göre düşüncelere itiraz eder.Tarihte gönderilen mektuplarla,verilen fetvalarla,ilahilerle, yazılan şiirlerle,1477 tarihli bir soruşturmanın zabıtlarıyla konuyla ilgili düşüncelerini destekler ya da bunlara karşıt düşünce oluşturur.
Bilim insanı,düşünür Umberto Eco‘nun savaş ve barış konusundaki düşünceleri carpıcıdır.Özellikle düşman yaratmada savaşın neden var edildiği konusu hakkında; “Savaş bir toplumun kendini bir “ulus” olarak görmesini sağlar;savaşın karşı ağırlığı olmasa,hükümetler kendi meşruiyet alanlarını bile oluşturamazlar; sınıflar arası dengeyi sağlayan ve antisosyal unsurlardan yararlanılmasına izin veren tek şey,savaştır.Barış, istikrarsızlığa ve gençler arasında suça yol açar; savaş,bütün başıbozuk güçleri en doğru şekilde yönlendirerek onlara “statü” kazandırır.”
Biçimi elle tutulmaz olan. Maddeyi oluşturan diğer elementleri içermeyen ama tüm elementlerin içerdiği ateşin insan için var olan farklı anlamlarını,ilahi element olarak ateş,cehennem ateşi,simya ateşi,sanatın kaynağı olarak ateş,ilahi tezahür olarak ateş,yeniden hayat veren ateş alt başlıklarıyla işlediği Alevler Güzeldir bölümü etkileyicidir .
Düşünüre göre görünürde bir skandal olan ama tarihte bir nevi yeni bir çağ açan WikiLeaks üzerine yazdığı WikiLeaks üzerine düşünceler yazısı çok etkileyicidir.Yazara göre bundan sonra gizli buluşmaların,gizli ilişkilerin,toplantıların nasıl yapılacağı ve kayıt altına alınmalarının nasıl olacağı öngörüsü şaşırtıcıdır.
“Adalar neden asla bulunamaz?”bölümü içinde “adalar neden bu kadar büyüleyicidir?”gibi birçok soru barındırır ve Umberto Eco bu soruları hem sorar hem yanıtlar.
ALINTI
Düşman sahibi olmak sadece kimliğimizi tanımlama açısından değil,aynı zamanda kendi değer sistemimizi ölçebilmek için bir engel edinmek ve o engelle yüzleşirken kendi değerimizi sergilemek açısından da önemlidir. Dolayısıyla düşman yoksa onu inşa etmek gereklidir.

Pitsim Garı

Uzay operası,distopya, ütopya bilim kurguda en çok sevdiğim alt kollardır. Roman hem ütopya hem de distopya içerir. İnsanın yaptığını başka hiçbir canlı yapmaz. Kendi cehennemini bile yaratabilir ki roman böyle bir yerin anlatımıyla başlıyor.Bu yerin adı Büyük Dünya.Anlamını yitirmiş kavramların olduğu,yaşamın anlamsızlaştığı,çok az kişinin duygu taşıdığı, genelde hissin olmadığı bir yer.İleri seviye teknoloji ve yönetimin sebep olduğu bu distopik dünyada insan artık yarı insandır.En temel duyguları hissetmek isteseler de bu mümkün değildir.Bir yandan da ütopiktir bu dünya. Savaşlar,yoksulluk , hastalık,ülke sınırları, siyaset,rekabet,iktidar yoktur.Fakat tüm bu pozitif haller negatif bir durumu doğurur;insanlar hissizleşir,hissizdir.
Büyük Dünya için bir umut doğar.Bir başka dünya keşfedilir.Kendi kurtuluşlarını his uyanışına bağlayan yarı insanlar normal insanlara ulaşıp,onlarla tanışıp tekrar duyguları yaşamayı planlar.
Sekiz seçilmiş kişi Büyük Dünya’dan Küçük Dünya’ya yolculuk edeceklerdir.Bu yolculuk için Pitsim Gar’ı yapılmış gösterişli bir törenle açılmıstır.Bir amacı vardır. teknolojide üst seviyede olan,ekosistemi bozuk ,insan dışı varlıkların sayısının azaldığı,özel günlerin hatırlanmadığı Büyük Dünya insana dair tüm nitelikleri kaybetmiştir,insanların hisleri yoktur.Hisleri olmayan bu dünyada her şey anlamsızlaşmıştır. .Gelişmekte olan Küçük Dünyaya büyük Dünya’dan hisleri tam olarak körelmemiş insanlar gönderilmek üzere seçilir.Seçilen ve aracı kullanan toplam dokuz kişi Küçük Dünya’ ya vardıklarında kendilerini dünyanın geçmiş tarihlerinde bulurlar.Büyük Dünyaya göre medeniyet ve teknoloji hayli geridir.Hem de en az beş yüz sene.Kendilerini buldukları ilk yer 1215 İngiltere’sidir.Tarihten bildiğimiz birçok olayın, her yüzyılda yaşanan önemli olayların ve kişilerin okur olarak yazarın absürt anlatımıyla tekrar üzerinden geçeriz .Yazar tarihi olayları kendine has biçimde yorumlar .
Seçilmiş kişiler Yeni Dünya’da ve bu dünyanın koşullarında gitgide elenirler.Aralarından sadece biri Büyük Dünya’ya dönebilir lakin bu dönüş,keşfi düzenleyen kişinin, sitemin aklına gelmemiştir.Çünkü amaç aslında farklıdır.Sonunda ters köşe yapan roman hayli sürükleyiciydi.

Ürperti

Fantastik serinin ilk kitabı olan Ürperti’yi,Beklenti sonra Ebedi daha sonra da Günahkâr kitapları takip eder.Klişe bir konusu var;kurt adamlar. Bu klişe konunun içinde bir kurt adamla bir kızın aşkı işlenir bu aşkın merkezinde bağlılık,vefa, çaba bulunur.Diğer fantastik kitaplara nazaran duygusallığı hayli fazla olan bir kitap.
Anlatımda mütemadiyen gerçek dünya ile orman arasında gidip gelme bulunur.Sam tıpkı diğer kurtlar gibi hava soğuduğunda kurda dönüşür,yazın ya da hava ısındığında ise insan olur.Fakat bu değişim her bedende farklı olduğu gibi süreç her defasında uzamaktadır.
Çocukken kurtların saldırısına uğramış olan Grace’i dönüşüm geçiren Sam kurtarır.Yıllarca biri insan biri kurt olarak birbirlerini izleyen Grace ve Sam’in sınanmalarla dolu aşk hikayeleri Sam vurulup insana dönüşünce başlar.Grace, Sam’e o daha kurtken aşıktır.Aslında sadece aşk değil Sam’i Sam yapan her ne ise onu görmüştür.
Kitabın ilginç yanlarından biri Sam’in kurt olduğu zamanda Grace’in onunla kurduğu iletişimdir.
Aynı zamanda insanların kurda dönüştüğünü anlamasındaki süreç etkileyici biçimde işlenir.Romanın heyecan yaratan yanıysa kurt adamların(kurt insanların )soğuk havalarda kurt sıcak havalarda insan olmaları ve bu değişimin insanlar arasındaki yaşama yansımasıdır ki insanlar arasındaki yaşamda aşk faktörü olunca bu durum içinde duygusallığı da barındırır. Kurtların gitgide daha seyrek insana dönüşmeleri Sam’i endişelendirir.Çünkü Grace ile olan bağı hayli güçlenmiştir.Dönüşüm kurttan kurda değişirken ne kadar uzun süre kurt olarak kalınırsa insana dönüşmek için o kadar sıcak hava gereklidir.Bir daha insana dönüşmeme ihtimalleri ve son yazlarını yaşama ihtimalleri bulunur.Ayrıca yeni kurda dönüşenler daha sık insana dönüşür. Yardımlara ihtiyaçları olur. Bu ayrıntılar romanın olaylarını da belirler. Ortada kurt adam sırrı vardır bu sır bir arkadaş çevresinde artık paylaşılmaya başlanır, yardımlaşmak kaçınılmazdır.
Isırılsa da bedeni değişmeyen,kurda dönüşmeyen Grace,Sam’ in kurda dönüşmemesi için çabalar.Kitabı diğer kurt adam klişesinden ayıran ayrıntı kurtların insana dönüşme,insanın kurda dönüşme koşullarıdır.
Grace,yeni ısırılan ve sık sık dönüşümler geçiren Jack’in dikkatini çeker ve olayın çözümü için onu tehdit eder ve bu durum diğer kurt adamlar ve insanlar için tehdit oluşturur.
Grace,ısırılan Olivia ve Jack’in kardeşi bir çareye odaklanırlar bu çarenin işe yarayıp yaramayacağı belli değildir ve serinin ilk kitabı kayıplarla,çarenin her bedende işe yarayıp yaramadığının belirsizliğiyle,heyecanlı biçimde biter.
Kitabı kurt atan klişesinden ayıran bir başka ayrıntı karakterlerin psikolojilerini işlemesidir. Mutsuz aile hayatları, karakterlerinin iyi ve kötü yanları tüm olaylara psikolojileri ile beraber etki eder.

Perondaki Son Tren

Para … Bazen insanın en çok sınandığı şey.Hak yemedim,yemem diye diye yenilen haklar.Yahut gözünün içine baka baka, bir hayatı başka biçime sokacak kadar bile isteye yenilen maddi haklar.Bu maddi haksızlık yapılırken ekseriyet karşıdaki kişinin manevi hakları da görülmez.Hatta bu manevi haklar yenilen maddi haklara göre hayatları daha fazla etkiler.Roman karakterleri Asaf,Firuze,Firuzan‘ın hayatları en yakınları tarafından gasp edilmesi ile şekillenir.Bir ailenin mal aile içinde,soy içinde kalmalı anlayışıyla yaptığı haksızlık üç kardeşin hayatını baştan sona etkiler.Kirli oyunlarla, adım adım yapılan planlarla bir ailenin soyu sırlarla dolacaktır ki bu sırlar ortaya çıktığında maddi ve manevi zararlar telafisi olmayacak boyutta olur.
En yakınlarından gördükleri haksızlıkla büyüyen üç kardeşin özellikle kardeşlerden Asaf ‘ın hayat hikayeleri etkileyici biçimde aktarılır.
Anne soyları saraya dayanan,baba soyları asil olarak kabul edilen üç kardeşin hayatı varlık içinde yoklukla, sevgisizlikle geçer. Özellikle Asaf’ın ideal olanı hedef alıp,ona ulaşma çabası,paraya, mülke önem vermemesi, onuru onun karakterini inşa ederken hayatını da biçimlendirir.
İnsanlar para uğruna ne kadar kötü olabilirler,en yakınındaki kişilere ne kadar kötülük yapabilirler ?Roman yaşanmış bir hikâye ile bu soruların cevabını verirken,1800 ‘lere uzanan hikayesiyle genel olarak içinde bir dram barındırır.Aile sırları karanlıktır.Roman sırları oluşturan iyi ve kötü niyetlerin,çaresizliklerin ve çıkarların adeta üç kardeşin kaderini nasıl belirlediğini aktarır.

Kayıp Anahtar

Başlarda polisiye,ortaya doğru polisiye ve gerilim, sonlara doğruysa kendini tamamen gerilime bırakan ve zekice kurgulanmış bir roman. Ayrıntılar birleşirken beni kendine hayran bırakan bir kitap oldu.
Alışılagelmiş polisiye kalıplarından uzak olan bu roman belli bir noktaya kadar katilin başta bilinmesinden mütevellit katilin peşindeki kişi cinayeti aydınlatacak mı, katili adalete teslim edebilecek mi sorularıyla ilerler.Oysa kitap sona yaklaştığında “katil kim?” sorusu alevlenir.
Ortada eski bir öğretmen ve aynı zamanda bir yazar,bir arkadaş grubu ve iki maktul var. Esra öldürülenlerden biri. Esra’nın boğularak öldürülüp cesedinin göle atılması ve bir yıl geçtikten sonra bulunması üzerine, yazar Tufan gerçek bir roman yazma tutkusuyla cinayeti çözmeye çalışır.Onu buna sevk eden şeyse Esra’nın hayaletinin sesidir. Esra katilinin bulunmasını yazara fısıldar.Tufan her izin peşindeyken birçok kişiyle tanışır.Adım adım cinayetin sebeplerine, katile yaklaşır.Lakin görünen göründüğü gibi değildir.Sonu itibariyle ters köşe yapan roman gerilim yüklü olarak biter.

KIRIK HAYATLAR

Yazarın diğer romanlarından hayli farklı olan bir eser.Hem konudan hem de bu farklardan bahsedeceğim.
Daha önce yazarın birçok kitabını elimden geldiği kadar yorumlamıştım.Mai ve Siyah gibi birçok romanı Servet-i Fünûn’da dergi kapatılana kadar yayımlanır.Bu romanlardan biri de Kırık Hayatlar’dır.Yazarın son romanıdır.Diğer romanlarından farklı olarak Servet-i Fünûn‘da tefrika edilirken dergi kapatılır .Yarım kalan roman ilk tefrikadan yirmi üç yıl sonra kitap halinde basılır.Diğer romanlarından,özellikle Mai ve Siyah ile Aşk-ı Memnu’da olan süslü anlatım biçiminden farklıdır.Karakterler açısından da farklıdır,bu romanında kişiler hayatın içindedirler.
Ömer Behiç ve Vedide sekiz yıllık evlidirler.İki çocuk sahibi olan çift yeni taşındıkları Şişli’deki evlerinde mutlu bir hayat sürer.Doktor olan Ömer Behiç’i beğenen ve onunla tanışmak isteyen Neyyir bir hastalık numarasıyla Ömer Behiç’i evine çağırır.Hayatlarını zengin erkeklerin paralarıyla sürdüren iki kardeşten biri olan Neyyir amacına ulaşır.Gizli buluşmalar başlar.Bu buluşmalar esnasında Ömer Bey’i sıkıntıya,buhrana sokacak gelişmeler,iç hesaplaşmalar olur.Kızlarından biri menenjit olur,karısı aldatıldığından şüphelenir.Neyyir’in varlığından dolayı karı koca arasında oluşan uzaklaşma ilişkilerine yansır.Doktorun tüm iç hesaplaşmalarına rağmen Neyyir‘e olan tutkusu devam eder.Bu noktada yazar insan psikolojisine eğilir.
Acı bir olayın etkisi,neticesi ile doktor evine geri döner fakat dramlar,trajediler yaşanmıştır!
Romanda sadece doktorun ve ailesinin acıları,onların kırık hayatları işlenmez.Ferruh,Şekure,Refet karakterleri bir aşk üçgeninin içindedir ve bu aşk onların da hayatlarını kırar döker.Suzidil karakteriyle Mehmet Ali karakteri evlenmiş,hasta bir çocukları olmuştur.Ev içinde alkol,şiddet,kaynana etkenlerinden huzur yoktur.Bu kişilerin de hayatları kırıktır.Roman karakterlerinden Mürüvvet Hanım’ın akıbeti,Andelip‘in kocasından boşanmasından dolayı duyduğu pişmanlık,Talat Bey’in kendi hayatında annesinin söz hakkı olması yüzünden bu karakterlerin hayatları hayli kırıktır.
Edebiyatımızda modern romanın kuruluşunu ve alacağı yolu hazırlayan yazar romanlarında sosyal çevrenin bireyi etkilemesini işler.Bunu genelde bir aile üzerinden anlatarak yapar fakat bu romanında daha geniş kitle üzerinden bu durumu işler.Tek bir ailenin değil birçok kişinin dramını işler.Bu ayrıntıyla da diğer romanlarından farklıdır.

Bir Hanımefendinin Ölümü

Ölüm ve ayrılık.Nedeni ne olursa olsun ayrılık zor, ölümse ayrılığın en acı hali.Yazar hem ölümü hem ayrılığı iki öyküde ayrı ayrı işler.
Para para para … Neydi o şarkı?Varlığı bir dert yokluğu yara…Para ile olan bağları insanları tanımanın yollarından biri.Öykü paranın insanlar üzerindeki etkisini varlıklı bir hanımefendinin,bir annenin ölümüyle işler. Çocukları,çocuklarının eşleri o henüz hayattayken zaten para uğruna onun adına kararlar alırlar.Fakat hem kendi aralarında hem evin çalışanları arasındaki çıkar ilişkisi hanımefendinin ölümüyle artar.
Hayruş Hanım’ın intiharı sonrasında etrafındaki kişilerin aslında neye değer verdiklerini anlatan öykü,kitabın birinci öyküsüdür.Hayruş Hanım dünyanın artık kendine göre olmadığını düşünen, zamanın gerisinde kalmış ,duygusal bağı olan konaktan çocukları tarafından konağın bulunduğu yere otel yapmak istemeleriyle çıkartılıp Bebek’te apartmana yerleştirilmiş ,çocuklarıyla hala ilgilenen bir kadındır.Eski günleri düşünür.Değişen zamanın yozlaşan insanları en yakınlarıdır; çalışanları,çocukları, çocuklarının eşleri ve torunları.İntiharı sonrasında bu kişilerin çıkarları çakışır. Hanımefendi daha gömülmeden miras peşine düşenler,evden para ve eşya çalanlar, pazarlığa girenler,neyi nereden nasıl koparacaklarını düşünürlerken bu intiharın sebebini de bulmaya çalışırlar. Çıkarlar çakışırken aile sırları da dört bir yana saçılır.İyi yürekli,titiz, insan düşkünü hanımefendinin ardından çıkarsız ağlayan bir kişi yoktur.Oysa her aile üyesi zaten varlıklıdır.Daha sağlığındayken çalınanlardan geri kalan hanımefendinin değerli eşyaları,o öldükten sonra herkes için sanki hatırası olmayan sadece maddi değeri olan şeylerdir.
Kitabın ikinci öyküsü Ada. Birbirini seven fakat bir arada yapamayan bir çift boşanır.On yedi yaşındaki kızları hakkında konuşmak amacıyla kadın,ressam olan kocasının adalardaki evine gitmek için vapura biner.Yolculuk boyunca evliliklerinin neden sürmediğini düşünür. Kızıyla yaşadığı problemleri,kızının üniversiteye gitmek istemeyişini,kocasından neden ayrıldığını, hayatındaki yeni erkeği düşünür durur.Adaya vardığında,eski kocasıyla bir araya geldiğinde de bu düşünceler devam eder. Onu hala sevip sevmediği sorusundan kaçarken pişmanlığı hissettiği anlardan kaçar.Dönüş yolunda da düşünceleri devam ederken adaya gidişinin esas sebebi olan kızları hakkındaki konuyu eski kocasıyla konuşmadığını fark eder. Bu iç hesaplaşma hem gidiş hem dönüş yolculuğunda hem de adada sürüp giderken öykü biten bir evlilik üzerinden çiftlerin ayrı ayrı olan hedeflerinin evliliğe yansımasını, kadının tek başına ayakta durmasını,mutsuzluğu, gururu işler.Biten bu evliliğin haklılık terazinin iki kefesinden birinde kadın ve diğerinde adam duruyorsa,okur olarak görürüz ki terazinin ağırlığı eşittir.Öyküde en çok beğendiğim ayrıntı bu hissi uyandırmasıydı.
ALINTILAR
Bilgisiz özgürlük ne işe yarar.

ATLETLİ ADAM

Kitap öykü kitabı olarak geçiyor lakin deneme tadı da var . Kitap içinde yer alan öykülerin bazılarından bahsedeceğim . Uçmak öyküsü bir kızın kayboluşu ve bir dedektif tarafından aranmasını anlatırken arayışın farklı biçimleri ele alınıyor. Ev öyküsü kendi toprağından olan birilerine yabancılaşmayı kimlik üzerinden anlatan etkileyici bir öykü. Yazar öykülerini Almanca yazıyor ve öyküler Türkçeye çevrilmiş.
Sahipsiz Bölgedeki Lisa mutsuz bir kenar mahallede geçiyor.Lisa ‘nın hikâyesi birkaç öyküyü oluşturuyor.
Öykülerde genelde şehir , mutsuzluk ,umutsuzluk vatansızlık, ait olma ve olamama konuları var.
Bazı öyküler açık anlatıma sahipken bazıları kapalı anlatıma sahip.

ALINTILAR
✏️Her şeyi unutmak sana acı vermiyor mu ?
✏️Sesler bazen, yalnızlığı emen süngerler gibidir.
✏️İnsanlar ancak , kendi kararlarını kendiliğinden verdikleri zaman mutlu oluyorlar.Önünde sonunda bunlar , elverişsiz kararlar da olsa.
✏️Sevgi , kişiyi çözümsüz gibi görünen durumlardan kurtaran biricik güvenilir silahtır.