Ve Tanrı Öl Dedi İnsana

Yayınevi yayımladığı kitapları belli baslıklar altında topluyor.”Ve Tanrı Öl Dedi İnsana” söylev başlığı altında yer alıyor.
Kitap altı bölümden oluşuyor.İlk bölümde yedi günde evrenin yaratılışı bulunuyor.Sistemin,düzenin kuruluşu…Daha sonraki bölümler bu birinci bölüme “adanıyor.”Çünkü Tanrı’nın yedi günde yarattığı düzen içinde o her güne yazarın bir sözü var. O söz biraz sitem dolu.
Şiirsel bir dili var.
Kitaptaki her bölüme resimler,fotoğraflar eşlik ediyor.
Kitap içinde var oluş, ölüm ,dünya hakkında hayli soru bulunuyor.Hâl boyle olunca düşündürüyor.Anlatıcı Tanrı’ya soruyor : “Var olmak iyilik mi senden bize ?
Günün gecenin, yerin göğün ,yerde tohumun,bitkinin suda canlıların yaratılışı ve insanın muammaya ayak basışıyla başlayan ve benim kitapta en çok hissettiğim şey olan; “insan acısı’’ anlatılıyor.Bu var olmaktan gelen bir acı.
Kitabın ikinci bölümü olan Ophelia’yı üçüncü bölüm olan Delinesir takip ediyor.“Öleceğini hatırla” anlamında olan Memento Mori kitabın dördüncü bölümü.Bugünü ilk günle kıyaslayıp ,bugünü sorgulayan Düşkıran beşinci bölüm.Bu bölümde anlatıcı şöyle diyor : “Tesellisi olmayan bir suskunluktur geçmiş.”Nilgün kitabın altıncı bölümü.Nilgün Marmara’nın Savrulan Beden şiirinin “olduğum gibi ölmeliyim,olduğum gibi…”dizesiyle bitiyor.

Şeytanın Çırağı

✍️Biri  başka birine suçlu kişiliği yükleyebilir mi?
Adalet ve suçun görünmeyen yanları olabilir mi?
Bu iki soru üzerine kurulu,psikolojik tahlillerle dolu iki öykü…

✍️Kitap, Şeytanın Çırağı ve Onları Öldürdü mü? adlarında iki polisiye,dedektif öyküsünden oluşur.İçinde hayli gizem,hayli şüphe barındıran bu iki öykünün kendilerine has şaşırtıcı yanları bulunur.

✍️İlk öykü Şeytanın Çırağı’nda genç bir kadının öldürülmesi üzerine sorumlu tutulan kişi davaya bakan savcıya mektup yazar.Bu mektup biraz yardım isteme biraz da hesaplaşma amacı barındırır.Savcı Tsuchida aynı zamanda cinayetten sorumlu tutulan kişiyle gençlik yıllarından arkadaştır.Zaten hikâyenin temeli bu arkadaşlığa dayanır.Yazılan mektupta ilginç ve düşündürücü bir biçimde savcı suçlanır.Başında ”belki de aslında katil ben değilim “ yazan mektubun sonlarına doğru suçlanan kişinin ne demek istediğini anlarız .Sonu itibarıyla çarpıcıdır.

✍️Onları Öldürdü mü? öyküsü adı gibi öykü boyunca bu soruyu sordurur.Bir avukat bir ihtimale dayanarak,suçunu itiraf eden bir suçlunun suçsuzluğunu açıklamaya ,ortaya çıkarmaya çalışır.Suç ve adalet kavramlarını sorgular,suç kavramının ve adaletin görünmeyen yanlarını ortaya çıkarır.Öykü dönemin Japonya’sının toplumsal konusu olan servet uğruna yapılan zorla evliliği de işler,eleştirir. Sonu itibarıyla okuru kendi tahminiyle baş başa bırakır.
İki öyküde de suçlu psikolojisi incelikli bir biçimde işlenir.

✍️Her iki öykünün ortak noktası suçlu,suç,adalet kavramlarını okurken sorgulatmasıdır ve suçlu psikolojisini,suça nelerin meyil ettirebileceğini vurgulamasıdır.

ALINTI

✏️Hayat güller serpilmiş bir yol değildir.Bir savaştır;savaşmalıyız.

HAKKIMDA KAÇ YEMİN EDİLMİŞTİR

Anneanneye adanan bir şiir kitabı.Şiirlerin temellerini oluşturan ayrıntılardan biri “geçmiş”.Fakat geçmişe takılı kalmış değil.Şimdiki zamanı anlatan anın temelini oluşturan geçmişe selam verir nitelikteler.Hâlâ cüzdanında vesikalık taşıyan,anneanne bahçesini hatırlayan dizeler…Lakin belirttiğim gibi dili miş’li, di’li zamanlara takılıp kalmamış,şimdiki zamanın şiirleri.Ölümden,hayattan,aşktan, özlemekten,ölümün taraflarından bahseden şiirler var.
Beni şiirler kadar önsöz de etkiledi ve alıntı niyetine paylaşıyorum.Çünkü önsöz içinde anlam,anlam içinde de derin manalar taşıyor.”Bir şey söylemek bir şey yapmaktır.Eğer böyle olmasaydı ölülerin sözlerine kulak asmazdık.Kopuşun şimdiki zamanında ipleri överdik.Hiçbir yalan övgüye inanmaz.Fani olmayı öğrenmenin bir karış ilerisinde şiir var. Kendini öldürmenin hâlâ makul bir gerekçesi yok.Gez göz arpacık.Söylem ölür eylem ölmez.”
Şiirlerin dili açık,anlattıklarıysa hayli ağır.Son zamanlarda yeni şairlerimizden çok şiir okudum ve çoğu kapalı anlatıma sahipti.Şahsi beğenimde anlam kapalılığının kendime göre bir miktarı var.O miktar,o ayar beğeni durumumu belirliyor.Bu kitaptaki şiirlerin anlam kapalılığı benim için kıvamındaydı.Gayet açık anlatımı olan şiirlerdeyse dilin kullanılışı beni mest etti.
Şu iki mısra canımı pek bir acıttı: “Allah en büyüktür sıralamayı bozdu/Önce babalar gelirdi sonra akşam çünkü”
Ne kadar anlaşılmazsam o kadar şairim anlayışından uzak,son dönemde okuduğum en iyi şiir kitaplarından biri oldu.

Fatih Harbiye Romanı ve Peyami Safa

Sözde Kızlar ile başlayan roman üretimine birçok roman katan Peyami Safa’nın Fatih Harbiye romanından bahsedeceğim.
Yazar,Sözde Kızlar’ı,diğer kitapları olan Mahşer ve Canan’ı çocukluk kitapları olarak adlandırır.İkinci dönemindeyse tekniği ön planda tutmadığını belirtir.Bu döneme ait eserlerine örnek olarak Bir Akşamdı ve Şimşek kitaplarını verebilirim.Üçüncü dönemine ait romanlarınaysa Dokuzuncu Hariciye Koğuşu,Fatih Harbiye ,Bir Tereddüttün Romanı kitaplarını örnek verebilirim.Bir Tereddüttün Romanı ve Dokuzuncu Hariciye Koğuşu kitaplarında yazar ilk döneminin aksine olayları ön planda tutmaz.Ruh çözümlemelerini yansıtır.
Mütareke döneminin toplum üzerindeki etkisini sıkça işleyen yazar,Fatih Harbiye romanını cumhuriyet döneminde Batı ile Doğudan birini seçme zeminine kurar.Romanlarını zıtlıklarla inşa eder.Örnek vereceğim.Bir Tereddüttün Romanı boyun eğmek ve razı olmak,inanmak ve inanmamak,zıtlıkları üzerine kuruludur.Tanzimat,Mütareke Dönemi ve sonrasında sıkça işlenen Batılılaşma Fatih Harbiye ‘nin de temasıdır.Romanda arada kalma hissi ağır basar ve bir seçim söz konusudur.
Konservatuar öğrencisi Neriman Fatih’te yaşamaktadır.Şinasi ile nişanlıdır.Fatih Harbiye tramvayı Neriman’ı sıklıkla Beyoğlu yaşantısına götürür.Buradaki yaşam,şıklık,Neriman’ı her defasında etkiler.Neriman ilk defa duyduğu kelimelerin büyüsüne kapılır Maksim, Löbon gibi mekanların atmosferine hayran kalır.Ayrıca bu yaşantının içinde olan Macit’te Neriman’ın hayran olduğu bir başka kişi ve konudur.Fatih Harbiye tramvayı gidip geldikçe Neriman iç dünyasında Şinasi ile Macit’i kıyaslar,Macit’in Şinasi’den çok daha etkikeyici oluğunu düşünür.Mukayese ettiği sadece kişiler değildir.Konservatuar eğitimindeki ud ve Doğu müziğini Batı müziğiyle,Fatih mahallesindeki yaşamı,Fatih’teki dükkânlar,insanlar ile Beyoğlu’ndaki dükkânlardaki insanları,mağazaları ve sosyal yaşamları karşılaştırır.Kendini Beyoğlu’na ait hisseder.Yani Batıya.
Git gide Neriman’ın iç dünyasında nişanlısından ve Doğu kültürünü benimsemiş babasından ve mahallesinden bir kopuş başlar.
Fatih ve Harbiye her ne kadar birbirine bir tramvayla bağlansa da iki ayrı uçtur.Tramvay gidip geldikçe iki ucu birbirine bağlar görünse de aslında Neriman’ın içinde bir düğüm oluşturur.
Batılı hayatı yaşama hissi,iki kişi ve Batı ile Doğu arasında kalmanın,aslında bir sancının romanıdır.Roman sadece bir kişinin iç dünyasının sancısını yansıtmaz.Neriman’ın Şinasi’den kopuşunu Şinasi’nin iç dünyası aracılığıyla aktarır.Ayrıca yazar, medenileşme sürecindeki her şeyin sancısını aktarır. Yüzyıllardır alışılmış,kabul edilmiş,yaşanmış Doğu kültürünün Batıya yönelişinin sonucunda oluşan toplum ve aile üzerindeki etkilerini işler.
Yazar Doğu ve Batı arasında bir tercih yapmış gibi görünse de aslında Doğu ve Batı’nın birbirinden ne denli ayrı olduğunu aktarırken iki farklı ucun hüzünlerini de yansıtır.
Yazarın üçüncü döneminin özelliklerinden olan karakterlerin ruh çözümlemeleri,iç dünyalarının aktarılması romanı eşsiz kılan ayrıntılardandır.
Sevdiğiniz birinin sizden an be an kopuşu acıdır ve yazar bu durumu Şinasi’nin psikolojisi ile okura verir.Romanın en hüzünlü yanlarındandır.

Zaehir

Deneme ve hikâyelerden oluşan kitabın yazılma amacı sözünü içinde tutmak istememektir.Çünkü yazar diyor ki “ zahir olmayan,gün gelir zehir olur.”
Aşktan,tek taraflı aşktan,özlemekten,kadın erkek ilişkisinden,kadından,biri gidince ona duyulan sevginin anlaşılmasından,ayrılıktan, vazgeçmekten,vazgeçememekten, beklemekten bahseden,hayatlara dokunan olayları konu alan deneme ve hikâyelerin bulunduğu kitabın açılışını “ Kapılar”yazısı yapıyor.Ardından kısa ve etkili birçok deneme ve hikâye art arda geliyor.
Karakterler genelde yalnız ya da biriyle beraber olsalar da içe dönükler.Karakterlerin bir iç hesaplaşmaları,iç sesleriyle konuşma ve iç seslerini duyma halleri var.Hepsi hayatı yaşıyor;acıdan,mutluluktan ve birçok duygudan kaçmıyorlar.
Toplumun,adetlerin tanımladığı ve dayattığı namus kavramına isyan niteliği taşıyan Namus,Ejderha Soluğu,Kentsel Döv(n)üşümlü Aşklar,yarım yaşayan ama tam ölecek olan bir adamın hikâyesini anlatan Tütün Kolonyası,Mış Mış Mış öyküleri kitap içinde yer alan beni etkileyen öyküler/denemeler oldu.

Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı

✍️İzmir’den İstanbul’a geldiğim ilk zamanlardı.Telefonum çaldı.”Bir sinema filmi var,az lafınız olacak,görüşmeye gider misiniz“diye soruldu.Meslekte ilk zamanlarım.Hangi iş olursa gidiyorum ama kamera,sinema vs geçmişim yok.Zaten belli bir geçmişi de isteyecek bir rol değildi. Telefondaki kişiye rolümü sormak saçma olacaktı.Zaten az laf demek belki bir iki kelime demek. İçimden dedim ki;figüranlığı şimdilik düşünmüyorum.Telefondaki kişi “takılmayın bir iki sözünüzün olduğuna,kamera önü geçmişiniz de yok,deneyim olur“dedi.Filmde kimlerin olduğunu sordum.İlk ismi duyunca koltuğa oturdum ikinci isimde koltuktan kalktım üçüncü isimde görüşme yerini not almak için çekmeceden kalem kâğıt aldım vs.Bana söylenen ilk isim Ayşen Gruda ikinci isim Hülya Koçyiğit üçüncü isim Halit Akçatepe ardından Mehmet Ali Erbil ve çok ama çok değerli birçok ustaydı.”Kabul edilirseniz yönetmen Kartal Tibet olacak“dendi.
✍️Kabul edildim. Sınıftaki öğrencilerden biri oldum.Hababam Sınıfı Merhaba,2003 yılında çekilirken bir buçuk ay gerçekten okul gibi her gün sete gittim.Sınıfta figüran öğrencilerden olduğum için her sahnede her usta oyuncuyla birlikte oldum.Çok şey öğrendim.İzledim.Nasıl oynadıklarından setteki her duruma kadar gözlem yaptım.Çok güzel anılar biriktirdim.İyi ki “deneyimim yok ama figüran da olmam” dememişim.İyi ki o elemeye gitmişim iyi ki seçilmişim de saydığım ve saymadığım ustalarla bir arada olmuşum,onlarla tanışmışım.
Kitaba geçiyorum.
✍️Hababam Sınıfı eğitim sistemindeki sevgisizliği,disiplinin korku üzerinden kurulmasının yanlışlığını,eğitim sistemindeki çarpıklığı,göstermelik saygıyı anlatır.Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı çok eğlenceli bir tiyatro metnidir.İçinde Badi Ekrem’i Hafize Anası ,kulakları duymayan öğretmeni,müfettişi,öğrencileri ile sınıfın sınıfta kalmaya sürüklenen maceraları anlatır.İlk defa1957’de kitap olarak yayımlanan Hababam Sınıfı yazarın eğitim hayatındaki anılarını içerir.Roman,ardından tiyatro oyunu olarak kaleme alınır ve kapalı gişe sergilenir.Sinema filmleriyse hepimizin sanırım severek izlediği filmlerdir.Bu yıl tiyatro eğitimi için gittiğim bir okulun yıl sonu oyunu olacak.Hababam seninle yollarım ne güzel kesişti.

Üsküdar’ın Kimliği Kitabı Üzerine

✍️Üsküdar’ın kimliği , “insan yığınını toplum yapan nüfus değil sahip olduğu kültürdür” cümlesiyle beni hemen kitaba bağlayan yazarın incelikle ,ayrıntılarla yazmış olduğu sosyoloji dalında bir kitap.
✍️Kitap, toplumsal bellekte kadınlar “şehri” olarak kimlik edinen Üsküdar’ı geniş bir yelpazede anlatır.
✍️Kimliği,kültürü,bir kentin kimliğini ve olmazsa olmazlarını tanımlayarak başlayan kitap,Üsküdar’ın kimliğinin analizini sosyal ilişkiler,tarihi,psikolojisi ,sosyolojisi ile yapar.
Bireysel ihtiyaçları karşılayan hane tasarımlarıyla,topluma açık mekanların da fonksiyonunu yitirmiş ve ”seyirlik” olmuş halleriyle,yeni mekânlarıyla öz kimliğine aykırı oluşuna dikkat çeker. Kimliğini,tutarlılığını,tarihi ağırlığını kaybettiğini vurgular.
✍️Geniş bir biçimde Üsküdar’ın tarihi kimliğini açıklayan kitap,coğrafi ,dini ,etnik kimliklerini de irdeler.
✍️Evliyaları, camileri, hamam ve kervansarayları, hastaneleri, medreseleri,çeşmeleri,konak ve köşkleri, sanatçıları, bahçeleri ile Üsküdar’ı yakından tanımamızı da sağlar.
✍️Eğitim,mimari, ekonomi,siyasal durum, psikoloji, ahlak ayrıntılarıyla Üsküdar’ın imajı da tanımlanır.Yaşanılan bir yerin kimliğinin olabilmesi için tarihe bağlı yaşanması gerekir ki kitapta Üsküdar’daki tarihe ait yapıların nasıl yıpratıldığına ya da yok edildiğine dikkat çekilir. 
✍️Yazar kitabını şu görüşüyle bitirir “ Üsküdar tarih ve geleneğine uygun olarak ancak bir kültür şehri olabilir.”

#üsküdar
#üsküdarınkimligi
#mahmutkaraman
#sosyoloji
#araştırmakitapları
#istanbul
#kızkulesi

Banliyö Kıraathanesi

Başta bahsedeceklerim romandan kısmen bağımsız ve bağlantılı olacak.Kuşaktan kuşağa geçen mekânlar ve o mekânların yaptığı işler vardır.Bunlar bizim ülkemizde pek az.Biz yıkmayı,zamana göre şekillendirmeyi,siyasi etkilerle yapı ve içindeki yaşamı yeniden,özüne alakasız biçimde kurmayı seviyoruz,tercih ediyoruz.Avrupa’da üç kuşak çayhane,otel vb mekânların sahibi olan aileler var.Hatta üç kuşaktan fazla.Bizdeyse genelde kapanan mekânlar oluyor bu tip mekânlar.Haberi gelir ve o an içim bir cız eder.Misal Lale Plak,Lebon ve Markiz pastaneleri,İnci’nin yer değiştirmesi ve değişim sebebi, Beşiktaş’taki Pando Amca’nın kaymakçı dükkânı vb.Evet,hayatını sürdüren mekânlar elbette var.Kohen Kardeşlerin kitapevi(zamanında yer değiştirse de kuşak olarak işi birbirinden devralmıştır ve kıymetli bir hikayedir,Türkiye’nin en eski kitapevidir.),Gümüşsuyunda Ayazpaşa Rus lokantası vardır ama kuşak ayrıntısına hakim değilim,Eminönü’nde Kuveloglu Han’da bulununan Osmanlı’ya dayanan ve geleneğe göre üreten pideci vb.Varlığına ne kadar örnek verirsem vereyim yok olan mekânlar çok fazladır.Konuyu daha fazla uzatmadan kitaba bağlayacağım zira yorumun devamı kaydırmalı olarak görsele de sığmayacak. Romanda Banliyö Kıraathanesi de kuşaktan kuşağa geçen, gerçek anlamda bir kıraathanedir; kelimenin kökü itibarıyla “okumaların” yapıldığı o eski kıraathanelerdendir.Lakin şu bizim sürdüremediğimiz mekânın devamlılığı konusundaki sebeplerden biri olan rant ile başı derttedir.
Rant anlayışına,dinin paraya ve iktidara nasıl maske olduğuna,tarikat ve vakıflarla maddi ve ideolojik örgütlenmeye ve bu örgütlenmenin kendi sisteminin yarattığı insan tipini ortaya çıkarmasina,80 döneminin öncesi ve sonrasına,dönemin tutuklularına yapılan işkencelere değinen,bir yanıyla politik bir romandır.
Anlatımda kıraathaneye biraz da kişilik yüklenmiştir.Bunda müdavimlerinin de etkisi bulunur.İstanbul’un dönüşümüne kafa tutan bir mekândır.
Müdavimleri 80 zamanında tutuklanıp mahpushane yüzbaşısı tarafından işkence gören,yazmayı seven Çıyan,taksi şoförü Feşmekan, dökümhanesi bulunan Kerkenez,Boncuk ve Karadır.Hepsinin işkenceden kaynaklı travmaları vardır ve hepsi yüzbaşından intikam almak gayesindedir.Kıraathanenin yaşlı müdavimleri de vardır.Sofu ve gençlerin baba dedikleri yaşlı, sol görüşlü Celalettin ve Zeynel Bey.Yaşlı karakterle geçmişin unutulmasına,toplumun nasıl alzheimer edildiğine şahit oluruz.
Gençlerin sevgilileri vardır ki geçmişin sert izleri aralarındaki aşk ilişkilerini şekillendirir.
Nusret ise dededen kalan,baba yadigârı kıraathanenin sahibidir.Romanda ocakçı ve ne zaman bahsi geçse okşamak istediğim Çiroz adlı kedi zamana her şeyiyle direnen kıraathanenin içindedir.
Romanda geçmişiyle yüzleşen,ölüm korkusu olan yüzbaşı yeni bir planın parçası, piyonu olarak bu kıraathanenin etrafındadır. Kıraathanenin gençleriyse onun evinin etrafındadır.
Romanda ,Kazancakis’in “insan ruhu dünyanın en emperyalist gücüdür; fetheder fetheder ama hiçbir zaman fethettikleriyle yetinmez” dediği insan tipleri vardır.Haliyle bu insanlara hizmet eden her devrin adamı olan kişi de bulunur ki bu kişi tam da kıraathanenin içindedir ve ihbarcıdır.
Kentleşme adına ,rant uğruna banliyölerin yıkılıp yeniden inşa edilişi, bu uğurda yapılanlar ve 80 döneminin işkenceci yüzbaşısından intikam alma planları iç içe anlatılır.Haliyle her iki uçta bulunan karakterlerin yolları amaçları doğrultusunda Banliyö Kıraathanesinde kesişir.
Kıraathane kendine has adetleriyle varlığını sürdürebilecek mi,Kiraathane ve etrafı rant uğruna yok edilecek mi, yüzbaşından intikam alınabilecek mi, ihbarcının akıbeti ve müdavimlerin akıbeti ne olacak, kıraathane icindeki ihbarcı kim ?

Aşkımı Öldürdüm Romanı Üzerine İnceleme

Önce göğe çıkarılan sonra gökten yere fırlatılan bir kadındır Ferhunde.Kocası Fuat narsist özelliklere sahipken Ferhunde güçlü bir kadını daima içinde barındırır. Onun gücünü tamamen dışa vuransa yine bir aşktır.
Yayınevinin “Türk Edebiyatında Tefrika Roman Tarihi(1831-1928) “başlıklı projesine ait olan çalışmalar çok kıymetli.Bu çalışmaya ait kitapların birçoğunu okudum, paylaştım.Aşkımı Öldürdüm romanı da bu titiz çalışma dizisine ait.Türk edebiyatında kaybolmuş,adı geçmeyen,biliçli yahut bilinçsiz adı silinen yazar ve eserleri Tefrika Dizisi ile biz okurlara özenli çalışmayla ulaştıran yayınevi,Aşkımı Öldürdüm romanını Latin Harflerine Aktarılmış Orijinal Metin ile Günümüz Türkçesi olarak yayınlamış.Günümüz Türkçesini gazete sayfalarından okur gibi okumak çok keyifliydi.Yine yayınevinin Orta Malı romanı çalışmasını da bu biçimde okumuştum.
Belkıs Sami Boyar,Halide Edib Adıvar’ın kız kardeşidir.
Roman bir aşk hikâyesini işler.Bu aşk hikâyesini genel olarak ana karakter olan Ferhunde’nin günlüklerinden okuruz.Birbiriyle olan bağları kopmuş Ferhunde ile Fuat on yıllık evlilerdir.Evliliklerinin son üç yılında müzisyen olan Fuat’ın müzik grubunun solisti Nadire ile ilişkisi vardır,bu ilişki eşi ve herkes tarafından bilinir.Fuat ve Nadire turnedeyken Ferhunde Ferit ile tanışır ve Ferhunde’nin hayatı bir değişime uğrar.Roman mutsuz bir evliliği,aldatılmayı,aldatmayı bir kadının iç dünyasından yansıtır.
Ferhunde güçlü bir kadın profilidir. Evet aldatıldığı halde evliliğini sürdürür lakin bu güçsüzlüğünden değildir.Karakter olarak yaşadığı dönem düşünülürse kendi hayatını kontrol etme çabasıyla,nihayette Fuat’tan boşanmak istemesiyle,bir kadın olarak yalnız kalmak istemesiyle,feminist yanıyla dik duran güçlü bir kadındır.Bir yanıyla da erken cumhuriyet kadını izlerini taşır.Etrafın ne dediğini umursamaması da onun güçlü olduğunu gösterir.Ferhunde özgürlüğüne de düşkündür.
Roman dönemin sosyal;özellikle ağırlıklı olarak “üst sınıfın” yaşamını aktarır.Bu sınıf içindeki ilişkiler,bu sınıfın eğlenceleri,ev ve sosyal yaşamları ayrıntılarla işlenir.
Bağları kopan bir evliliği, Ferhunde’nin kocasının bir başka kadına aşık oluşunu bilmesi,bu aşka şahit oluşu ve bu durumu genel anlayıştan uzak bir bakış açısıyla yaşaması,kadınlar arasındaki cinsel ilişki roman boyunca farklı bir biçimde işlenen ayrıntılardır.
Evliliğinin ilk yıllarında mutlu olan Ferhunde evliliğinin son üç yılında kocasıyla sevgi ve cinsellik adına bir şey yaşamaz.Onu aldatmalarına karşılık affetmez,böylelikle karı koca ilişkisine son verir lakin birlikte yaşarlar;birlikte yemek yerler, beraber davetlere giderler vs.Kocasından yan yanayken vazgeçişi Ferhunde’yi ilk zamanlar yaralasa da sonunda içinde bir boşlukla,kocasına karşı bir şey hissetmemesiyle kalır yani aşkını öldürür.Roman Ferhunde’nin iç dünyası ile dış dünyaya yansıttıklarını ayrıcalıklı bir biçimde anlatır.Özellikle Ferit’in Ferhunde’nin hayatına girmesiyle uzun zamandır bomboş olan hayatının yeniden var olması karakterlerin iç çatışmalarıyla etkileyici bir biçimde aktarılır.
Ferhunde kocasının zamanında onu bencilikle ve kendi için sevdiğini, Ferit’inse kendini hiç düşünmeden onu sevdiğini fark eder.Ferhunde Ferit ile geleceği hakkında kararlar alırken kaderin acı yanıyla yüzleşir.Sonu hayli hüzünlü biten roman güçlü bir aşkı işler.

Rastgele Fırça Darbeleri

Kadının kaderi hemen hemen her coğrafyada aynı.Ataerkil düzen. Hatta bu düzeni farkında olmadan yahut farkında olarak destekleyen kadınlar bu kaderin çizgisini belirginleştiriyor.Romandaki kayınvalide karakterinin oğluna düşkünlüğünden dolayı kendisi gibi kadın olan gelinini görmezden gelmesi gibi.
Margie ressam olmak ister ve bunun için hayli çaba sarf etmektedir.Margie Ürdün asıllı Yousef ile tanışır ve evlenir.Çocukları olduktan sonra Ürdün’e taşınırlar.Margie’i orada zor günler beklemektedir.Yousef’in annesi oğlunu aşırı derecede korur.Margie’i ise görmezden gelir.Daha acısı Yousef bu duruma sessiz kalır.
Margie bu onur kırıcı duruma daha fazla dayanamaz,katlanmaz ve Yousef’i terk eder.Bu terk ediş sebepleri içinde yaşanan kültür farkı da vardır.
Amerika yolculuğu sırasında Tom ile tanışır.Ürdün’den oğluyla beraber Amerika’ya dönen Margie bir süre sonra Tom ile evlenir.Lakin bu defa ezilmeye çalışan sadece kendi değil,dört yaşındayken babasının yanından annesiyle ayrılan,öz babası hakkında hiçbir bilgisi olmayan oğludur.Tom’un öz çocuğu Margie’nin oğlu Philip‘i ezmekte Margie ise Tom tarafından aşağılanmaktadır. Tarih kendini tekrar eder ve Margie Yousef’i terk ettiği gibi Tom’u da terk eder.Bu süreç ve aslında tüm süreçler Margie için sancılı geçer.
On dört bölümde oluşan romanda sonlara doğru bir aile sırrının ortaya çıkışına şahit olurken roman boyunca ayakta durmaya çalışan bir kadının mücadelesini,kırgınlıklarını, resme tutkusunu,ataerkil düzende yaşadıklarını okuruz.