Bir insanın içine şüphe düştü mü ne yuva pembedir ne de dünya,dört bir yan pembesi gitmiş tozdur.Füsun için de bu böyle olacaktır.Şüphe haklı bir sebebe dayanıyorsa ve bir gerçek yansıtıldığı gibi değilse ve o gerçeği sonunda kişi öğreniyorsa,gerçek sert olsa dahi gizlenilmiş halinden daha önemlidir. Füsun geçmişini aydınlatmaya çalışır.Roman ailesinin kendisinden bir şeyler sakladığını sezip mektuplarla,tanıklarla ,duyduklarıyla,annesi ile teyzesinin bazı durum ve kişilere verdikleri tepkileriyle, gazete haberleriyle bu sezginin üzerine adım adım giden Füsun ‘un geçmişiyle yüzleşmesinin hikayesini anlatır. Aşkı,bir cinayetin çözülmesini ve ihaneti barındıran roman Yakacık’ta inzivaya çekilmiş teyze ve annesi ile yaşayan Füsun ‘un iç dünyasını,onun büyümesini,bir aile sırrını akıl yürüterek çözmesini,siyah leke olarak adlandırdığı bu sırrı çözmeye çabalamasını işler.Füsun okurun gözü önünde büyür.Çekirdek ailenin dışına çıkar. Roman 1900‘lü yılların öncesinden 1928 yılına uzanır. Bu kadar geniş zaman dilimini kapsasa da bu zaman dilimindeki önemli tarihi olaylar romana pek yansımaz .Romanın sonlarına doğru dönemin salon hayatına az da olsa şahit olunur. Roman Füsun’un çocukluk, gençlik,büyüme ve olgunlaşma evrelerini anlatırken roman karakterinin oluşum ve sonunda vardığı ideal durumu ile bir “bildungsromandır.” Bu roman türünde tıpkı Füsun karakteri gibi karakterin yaşam evreleri işlenir ve karakterin hayattaki rolünü bulması, toplumdaki yolunu bulması ile nihayete erer.Bu bulma hali tabii ki bir olayla anlatılır. Hikayesi genelde çocukluktan başlayan genç bir karakterin olgunluğa erişmesi olarak da tanımlanabilir.Karakterin gelişim yıllarına şahit olunur. Emma,Uğultulu Tepeler, Kuyucaklı Yusuf,Dokuzuncu Hariciye Koğuşu aklıma gelen bu türe ait diğer kitaplar. Kitabın ilginç bir ayrıntısı vardır. Romandaki baba karakteri belli bir noktaya kadar katil ve kurbandır,ortada bir aşk cinayeti vardır Yazar da şahsi hayatında bir aşk cinayetine kurban gider.Cumhuriyetin ilk döneminin gazeteci ve yazarı Hikmet Şevki’nin Pembe Yuva romanı ilk olarak tefrika olarak yayınlanır.Koç Üniversitesi Yayınlarının “Türk Edebiyatında Tefrika Roman Tarihi(1831 _1928)”başlıklı çalışmasıyla romanı tanıdım.Zira yayınevi bu çalışmayla bazıları bilinçli bazıları kasıt olmadan gazete ve dergi sayfalarında unutulan birçok eseri ve yazarı gün ışığına çıkarıyor. Romanın en çarpıcı yanı bir sırrın gölgesinde büyüyen,bu sırrı çözmek için çaba harcayan Füsun’un aile sırrını çözdükten sonra başka bir sırla hatta çok daha ağır bir sırla hayatını sürdüreceğidir.Son sayfalara kadar tam anlamıyla çözülmeyen sırlar son sayfalarda etkileyici biçimde ortaya çıkar .
Kitapta yer alan her konu güncelliğini koruyor.Kitapta bahsedilen konular beş başlıkta toplanmış.Başlıklara ait konularda çağın temel sorunlarına çözüm aranıyor. Televizyonda ikinci defa canlı olarak yayınlanan,çocukluğumun korkularından biri olan Körfez Savaşı yıllarında yayımlamış Savaşı Düşünmek yazısı sıcak savaştan söz ediyor.Savaşın anlamsızlığını irdelerken, savaşın vereceği zararlardan, savaşın artık cephede kalmayacağından bahsediyor . Savaş hakkında düşündürücü ilk bölümden bir alıntı paylaşıyorum:“Savaş yapılamaz,çünkü çok hızlı bir bilgi akışı,sürekli kıtalar arası göçün yaşandığı bir toplumun varlığı ile yeni savaş teknolojisinin doğasının birleşmesi savaşı imkansız bir akıl dışı hale getirmiştir.Savaş, savaşın yapılma nedenleriyle çelişki içindedir.” Ebedi Faşizm kitapta en çok sevdiğim bölüm oldu.Faşizmin temellerinden bahsederken ilginç tespitlerde bulunuyor. Aşırı milliyetçiğin etkisinden bahsediyor.Faşist yönetimde bulunacak on beş özellik sayılıyor. Basın Hakkında yazısında basının tarafsız olamayacağının sebeplerini aktarıyor ve bu konuda yine ilginç tespitlerde bulunuyor . Öteki Sahneye Girdiğinde bir rahibe yazdığı mektup.İnanç ve inançsızlık karşılaştırma ile işlenirken din ve ahlak ilişkisi vurgulanıyor . Göç üzerine olan Göçler , Hoşgörü ve Hoşgörülmezlik yazsısı güncelliğini koruyan bir yazı.Göçlerin ileride yaratacağı olumlu ve olumsuz sonuçları üzerinde duruluyor . Kitap genel olarak 20.yy ‘da yaşanan olayları geçmişte yaşananlarla kıyaslarken işlediği konulardaki alışılagelmiş ahlak yasalarını sorguluyor,sorgulatıyor ve problemlere çözüm üretiyor, açmazlarda yol gösteriyor.İşlediği konularla alakalı neyi yapmanın iyi olacağı neyi yapmamak gerektiği hakkında fikir veriyor.
1Nisan 1954 Tarihinde çıkan kitap için Ferit Edgü şöyle der: “ Sait Faik’in,son en son kitabı o gün çıkmış.O gün almışım.O gün hatmetmişim.O Günlerde böyleydi sevdiğimiz yazarların kitabını dört gözle bekler, çıktığını duyar duymaz alır,alır almaz da okur sonra bir daha okurduk.” Tüneldeki Çocuk,Az Şekerli ve Alemdağ’da Var Bir Yılan kitapları yazarın üçüncü dönemine aittir.Gerçekçi anlatıma sahip olan yazarın bu döneminde kalemine sürrealizm hakimdir.Yine bu dönemindeki üretiminde eşcinsellik ayrıntısı bulunur. Yazarın ilk dönemine ait İstanbul ile ilgili fikirleri değişmiştir.İstanbul sevgiyle anlatılmaz.Özellikle Alemdağ’da Var Bir Yılan öyküsünde İstanbul çirkin bir şehir olarak tanımlanır.Üçüncü döneminin öykülerinde yalnızlık odaktadır,bu döneminde karakterler hemen hemen aynıdır ve yazar imgelem kullanır.İmgelem bu kitabında Yalnızlığın Yarattığı İnsan öyküsünde yoğundur.Yazarın ilk dönemini yansıtan,belirgin biçimde ilk döneminde görülen insan sevgisi ikinci döneminde git gide azalır ve üçüncü döneminde yok olur.İkinci döneminin belirgin özelliklerinden olan devrik cümle kullanımı yer yer üçüncü döneminde devam eder ki kitabın adına baktığımızda bu çok aşikârdır. “Yazmazsam çıldıracaktım”diyen Sait Faik’in bu kitabında yer alan öyküler ölümü öncesi yayına hazırladığı son öykü kitabıdır,yenilikçidir, gerçeküstücü öğeleri barındırır.Kitapta yer alan bazı öykülerden bahsedeceğim. Çarşıya İnemem öyküsü yazarın mutsuzluğunu çoğaltan etrafın durumuna bir tepkidir;yasaklar !İnsanın yaşamla ilişkisini yansıttığı öykülerde insanın karşılaştığı durumlar,bu durumlara karşı hissettiği ve yaptıkları işlenir.Yazar bu kitabındaki öykülerde gerçeği çok boyutla anlatma biçimini dener.Okuduğum baskıda Fikret Ürgüp’ün kaleme aldığı Sait Faik Realitesi adlı bir son söz yazısı bulunur. Yazarın bu kitabında eski tarz hikayeye bir isyan vardır ayrıca yazarın kendi hayatına da isyanları öykülerin zeminini, üslubunu oluşturur.Özellikle etrafın hükümlerini umursamayan bir yazarın kaleminin üretimi bulunur. Palto cebine saklanan,dostunu öldüren bir katil,simit susamanın pire olduğu gerçek üstü unsurların kullanıldığı Öyle Bir Hikaye şehir yaşamının insanı nasıl yalnızlaştırdığını vurgular.Yalnızlık üzerine kurulu bu öykü İstanbul’un yollarında geçer.Anlatıcı yalnızlığından kurtulmak için hikâyeler üretir. Kitabın ikinci öyküsü olan Yalnızlığın Yarattığı İnsan tıpkı ilk öykü gibi yalnızlık temasını işler.Bu öykülerde ve kitaptaki bazı öykülerde toplumdan uzaklaşmış,kopma noktasına gelmiş bireyin bunalımlı ruh hali vardır ve bu birey hayallerine sığınır.Bu öyküde mutluluğa hayal dünyasında kavuşulur fakat mutluluk kaybedilir.Gerçeküstü anlatım gerçekçilikle iç içedir.Alemdağ’da Var Bir Yılan Öyküsünün anlatıcısı ile Yalnızlığın Yarattığı İnsan öyküsünün anlatıcısı aynı kişidir.Ayrıca dört öyküde Panco(anlatıcının arkadaşı)bulunur.Kitabın ilk dört öyküsü Panco ve anlatıcı ilişkisini de yansıtır.Öyküde İstanbul’un insanı bunaltması, şehir yaşamının insanı yalnızlaştırdığı vurgulanır ve Alemdağ’ınınsa doğasıyla, anılarıyla nasıl iç açtığını İstanbul’la olan zıtlıklarıyla aktarır,iki mekanı kıyaslar. Edebiyatımızın gerçeküstü tarzını şiirden önce öyküye sokan kitabın dört öyküsü bir dörtlemedir.Dördüncü öykü,ilk üç öyküde anlatıcının arkadaşı olan Panco’nun yine yer aldığı Panco’nun Rüyası öyküsüdür.Anlatıcı Panco’dan ayrı kalmanın acısını yaşar. Panco karakteri aynı zamanda yazarın son dönemdeki ruh halini yansıtır. Hikayelerinizi nasıl yazıyorsunuz?Bu soruyu yazarın hayranı genç bir yazar sorar.Yazar genç yazara cevap verir,Eftalikus ‘un Kahvesi Öyküsü bu durumdu işler.Hişt …Hişt öyküsü hişt sesi nereden geliyorsa geliyor ve yeter ki biri hişt desin…Bu öykü ayrıca şiirsel gerçekçidir.Yazımın ortasında belirttiğim yasaklar Çarşıya İnemem öyküsünde işlenir.İnsanoğlunun acımasızlığının vurgulandığı öyküler yer alır. Yani Usta Öyküsünde geçmişe özlem bulunur özellikle dostluğa!Öyküler yalnızlık karamsarlık,şehir yaşamının insanda yarattığı buhran, sözlerin tutulmaması gibi konular barındırsa da bir yanlarıyla umut verirler.İki Kişiye Bir Hikâye öyküsünde balıkçı “Dünya,çaresiz dünyadır”derken,anlatıcı “insanlar dünyaya çare bulacaklar “der. Rıza Milyon-er öyküsünde Rıza, İkinci Dünya Savaşı’nın çıkmasıyla Milyoner olacağını düşünür,hesaplar.Soyadını bile bu inancı uğruna para harcayarak milyoner olarak değiştirir.Bir hastalığı vardır;Uyurgezerdir.Acaba Rıza milyoner olabilecek mi? Dülger Balığının Ölümü’nde insan ve ölüm teması dülger balığının özelliklerinin betimlenmesi ile aktarılır.Yazar bu hikayeyi öleceği yıl yazmıştır.Kafa ve Şişe öyküsünde Panco yine arkadaş karakteri olarak karşımıza çıkar. Dolapdere öyküsünde Beyoğlu, Elmadağ,Dolapdere’nin sosyal dokusu ayrıcalıklı bir biçimde aktarılır.Bir Hastalık öyküsü bir saplantıdan bahseder;Milletvekili hastalığı, saplantısı.Bu ruhsal bir hastalıktır.Rahmet Hoca Bu hastalığa tutulmuştur.Makam peşindeki insanın içinde bulunduğu duruma hiciv ile yaklaşır.Yılan Uykusu kitabın son öyküsüdür ve gerçeküstücülüğün kitaptaki doruk noktasıdır.İnsanın kim olduğunu tanıma arzusu vardır.Yani Usta Öyküsünde sorulan sorular vardır.Şu dünyada ne gördüm?Nereye geldim?Neden gidiyorum ? Ne yaptım? Yılan Uykusu’nda bu sorular daha da kuvvetlenir.Gerçek ve düş iç içedir. ALINTILAR ✏️O seni anlarsa değil,sen onu anlarsan bir şeyler olacak. ✏️Yıllardı durulmayan istasyonlardan geçer gibi geçiyor be
Nesnelerin,uzuvların ön planda olduğu,cesur ve bir o kadar şaşırtıcı ve kendine hayran bırakan öykülerden oluşan bir kitap. Nesnelerin çağrıştırdıkları üzerine kurulu olan öyküleri okumak keyifliydi. Kitap içindeki Hazreti Patates öyküsü bence edebiyatta inanç ve din kavramları üzerine yazılmış en ilginç öykülerden biri. Bir kadının itirazı ile gökten neler yağabilir?Hem de sonunda herkes tarafından kıyametin yaklaştığını düşündürecek kadar.Gökten Yağanlar ilginç bir öykü. Keyifli fakat kolay bir kitap değil.Dili açık, duru lakin alt metinler,kurgular ve öykülerin dertleri,söylemek istedikleri ağır ,düşündürücü.Hâl böyle olunca okurken dura kalka yol alınıyor. Bıkıp usanacak ama çekip gidemeyecek kadar uzun zamandır birlikte olan Mesut ile Esra’nın ilişkisinden kesit sunan Otomatik Ağız farklı bir bakış açısıyla kitap içinde kendine hayran bırakan öykülerden biri. Kitaba adını veren Kusura Ayna distopya sayılacak bir öykü. Bir çantanın gözünden bir kadın portresi çizen Çanta öyküsü kitap içindeki ayrıcalıklı öykülerden. Evvel Rüya İçinde bilinçaltına eğilirken sonu itibarıyla yine çarpıcı olan öykülerden biri.
Zıtlıklar üzerine kurduğu bir felsefeyle,bu felsefeyi her aşamasında kullandığı analitik psikolojinin kurucusu Carl Gustav Jung’u tanımak adına, Freud ile ilişkilerini ve bağlarını ,fikir ayrılıklarına rağmen nezaket için de mektuplaşarak konuşmalarını bilmek adına, Jung öğretilerini anlamak, yaptığı çalışmaları ve bu çalışmalara bağlı ortaya koyduğu sonuçları anlamak adına,Jung’un ekolünü çocukluğundan itibaren nasıl kurduğunu bilmek adına mühim bir kitap. Rüyalar,mitler,semboller izinde bir keşif ve bireyselleşme esnasında ortaya çıkan “kişilik tiplerinin” arayışına varan bir kitap.Jung,ruhun derinliğine inerken sembol,figür,mit,ilkel insan ritüellerinin peşine düşer.Onun arayışında ve vardığı noktada felsefe ile psikoloji iç içedir.Jung ‘un psikoloji ekolünün özü bireyselleşme süreci vaat etmesidir. Freud’dan ayrıldıktan sonra analitik psikoloji ekolü ile bir dönem başlatan Jung,kollektif bilinç dışı,anima,çağrışım testi, psikolojik tipler gibi kavramların yaratıcısıdır Freud ile ayrıldıkları nokta Jung’un Freud’un bilinç dışı kavramına ekleme yaptığı, Freud ‘un bilinç dışı kavramından farklı olan “dili semboller,iletişim kanalıysa rüyalar olan” kolektif bilinç dışı kavramıdır. Evrim ile insan zihni biçimlenmiştir.Haliyle geçmişi ile bireyin bir bağı vardır.Bu geçmiş salt çocukluk değil bireyin ailesinin de evrimini içerir. Kitabın adı aslında kitabın yönlendirmesi;Deneyimleyerek anlamayı seçen Jung,içimize bakmamız gerektiğini, kendimize değer vermemiz gerektiğini,birey olma sürecinde insanın gelişiminin dışa bağlı değil benliğine yönelerek mümkün olacağını savunur.Jung ‘un psikolojisinin temel fikri olan bireyselleşme yani bütünleşme durumu şudur:Kişinin ruhunu keşfetmesi,tüm kıyafetlerinden arınmasıdır.Böylelikle yaşam anlamlı ve sağlıklı,mutluluk dolu olabilir.Bu düşüncesinin temelini seanslara katıldığı transa geçen insanların hallerini gözlemlemesi kurar. Freud ile fikir ayrılıkları özellikle libido ve bilinçaltı kavramları üzerine olur. Çocukluk yıllarından yaşamının son safhasına kadar süren bir yalnızlığı vardır. Tanrı tanımı etkileyicidir. Zıtlıklar üzerine kurulu felsefesini analitik psikoloji ekolünün her aşamasında kullanan Jung,zıtlıklardan doğan gerilimin enerjiyi yarattığını savunur.Bu fikrine göre Tanrı’yı yorumlar.Rüyaları ise kişiye özel,hayattan kopuk olmayan ve kendi başına hareket etmeyen olaylar olarak değerlendirir.Rüyaların işlevini de psikolojik dengemizi düzeltmeleri olarak kabul eder.
Şükrü Erbaş’ın 2019–2022 yılları arasında yayımlanmış yazılarından oluşan Sitem Taşları içinde şaire ait şiir de barındırır. Kitap genel olarak Şükrü Erbaş’ın tanıdığımız ve benim hayran olduğum felsefesine dayanıyor: İnsanın acısını insan alır.Fakat bu defa bu felsefe diğer yazılarına göre özellikle bu kitabında Küçümsenmiş İçtenlik bölümünde daha sert olan ,içi boş şeylerle doldurulan, çürümenin olduğu bir dünyanın içinde varlığını sürdürüyor.Bir o kadar da daha güzel bir dünya için umutlu… Aşk ve söz/yazı ilişkisini,umudun ehemmiyetini ve emniyet sağlama gücünü,büyümenin ne olduğunu,birçok yönüyle ve birçok fikirle şiiri,yazan kişinin kendi üslubunu bulma evresini, yazmayı,”önce kalabalığı öğretti bana,şimdi yalnızlığı öğretiyor “ dediği dünyayı,biz ve ben kavramlarını,okur ve yazarı,umudu,sözün gücünü,roman ve şiir arasındaki farkı,sosyal medyayı,abdallığı,edebiyatı,salgın ile edebiyat ve üretim sürecini,yaşadığımız salgının edebiyata,yazara,okura, metne,yayınevlerine,kitap fuarlarına yansımasını işler. Diğer deneme kitaplarından bir farkı var.Davet edildiği konuşmalardaki ruh halini aktarıyor,şiir yazmaya dair kişisel görüşlerini belirtiyor,neden yazmaya başladığını anlatıyor.Şu ana kadar okuduğum Şükrü Erbaş kitapları(deneme)arasında şair ilk defa bu denli kendinden bahsediyor.Bu da kitapta yer yer okur ve yazar sohbet ediyor havası oluşturuyor . Sitem Taşları bölümü on üç alt bölümden ve ayrı ayrı başlıklarla diğer bölümlerden oluşuyor ve yukarıda belirttiğim konuları işliyor.Neredeyse her bölüm içinde epigraflar bulunuyor. Salgın Sonrası Edebiyat bölümünde Şükrü Erbaş’ın kaygıları kitap ve okur ilişkisinde yoğunlaşıyor.Yazının sonuna doğru bulunmuş olduğu öngörü günümüze baktığımızda doğru çıkmış oluyor: Edebiyat salgın öncesindeki gibi kapsadığı her alanda sürüyor ve salgın edebiyata giriş yapıyor. Son dönemde okuduğum kitaplarda ben de bunu çok görüyorum ve daha önceki incelemelerimde salgının edebiyata girişi hakkında birkaç kelamım bulunmakta.
Tasvir-i Efkar gazetesinde tefrika edilen romandır. Ahmet Hikmet Müftüoğlu Edebiyat-ı Cedide devrindeki yazıları ve Türkçülük akımı yazıları olarak iki dönem içinde eserler vermiştir.Yazı hayatında çeviriler de yapmıştır.Öz Türkçe yazdığı metinler de bulunur.Edebiyat-ı Cedide döneminde yazdıklarının dili epey ağırdır.Mensur şiir havası taşıyan hikâyeler de yazmıştır.Türkçülük akımının başladığı dönemdeyse dili sadeleşir.Servet-i Fünûn dönemi hikâyelerini Haristan ve Gülistan adlı kitapta toplar.Meşrutiyet sonrası yazdığı hikâyeleri Çağlayan kitabında toplar. Yazar edebiyatının ikinci döneminde tarihin üzücü olaylarını halk edebiyatı izleriyle kaleme alır. Turancılık akımına dahil olan yazarın Gönül Hanım kitabı,Türkçülüğün anlatıldığı ilk romanlardandır.Aynı zamanda esir düşülen kamptan kaçma,sahte pasaportla yolculuğa çıkma,tapınak ve abidelerde iz sürme,araştırma yaparken yaşananlar gibi ayrıntılarla bir macera romanıdır. Okurken İlk Türk yazılı eserlerinin izini süren bir ekiple tapınaklarda,yazıtlarda gezilir.İçinde aşk hikâyesi de barındıran Gönül Hanım milliyetçilik kavramına yoğunlaşır. Gönül Hanım Sefer Heyeti,Türk tarihini ve yazılı ilk eserlerini araştırmak için bir tren yolculuğuna çıkar.Romanda bu yolculukta yaşananlar macera zemininde aktarılırken,Türk tarihi hakkında bilgiler bulunur. Romanda Türkçülük adına bir tez vardır.Biz benliğimizi tanımazsak kimse bizi tanımaya tenezzül etmez.
Kitap içinden çıkan ve bir Balkan yemeği olan palaçinka tarifi ile kitabı okumaya başladım.En kısa sürede denenecek. Palaçinka kitaba adını veren ilk öykü ve neredeyse kitaptaki her öykü gibi hafif bir hüzünle biten bir öykü. İllüstrasyonlarını da çok sevdiğim kitapta beni en çok etkileyen ayrıntı öykülerin hepsinde ya durumla ya karakterle bir tanışık hissinin olmasıydı. Amcaoğlunun yanına tatile giden adamın orada Şerafettin’le yaşadıklarını anlatan “Ben,Datça,Bir de Şerafettin öyküsünün dupduru olan diline hayran kaldım. Huysuz ve kuralları olan Cevahir Hanım’ın ve sandıkta sakladığı buruşuk gömleğin hikâyesini anlatan öykü ve belli bir yere kadar beni yer yer tebessüm ettiren,kitap içinde beni etkileyen öykülerden biriydi.Bir torun gözünden Cevahir Hanım anlatılırken,onun sakladığı,taşıdığı hatırasına da şahit olunur.Öykü ben de buruk bir tat bıraktı. Ay tutulması hayli acı bir öyküyken ,ütü yapmayı seven Salim’in hikâyesini anlatan Bir Çay Bardağı Hayat sorular sorduran bir öykü oldu. Karasinek öyküsü de kurgusu ve sonu ile kendine hayran bıraktı. Akide şekeri seven,misafir için saklananları yediği zaman ceza olarak iple masaya bağlanan adaşım Mustafa’nın hikâyesini anlayan ,kuralcı bir evin kasvetini hissettiren Bir Avuç Akide Şekeri kitap içindeki özel öykülerden biriydi. Kitabın son öyküsü olan Floyen Tepesi bir emanetin teslimini anlatan kırık dökük bir öyküydü.
Cam,plastik,metal,kağıt için kavga edenler,bunlar için adam bıçaklayanlar,ekmeğini alın teri ile çöpten çıkaranlar,çöplükte yaşayıp oranın ezileni ve sömüreni olanlar ve şehrin en büyük geri dönüşüm çöp işletme fabrikasının sahibi olanlar,belediyenin çöp arabasının şoförü ve ailesi …Bu insanların hayattaki yolu bir dağın efsanesinin eteklerinde birleşir .O dağsa çöp dağıdır. Çöp toplayarak yaşayanlar yoksul değildirler yaşadıkları yoksulluktan daha fazlasıdır . Onlardan biri olan onurlu, tertemiz bir aile bir gün çöpte bir şey bulur ve o günden sonra hayatları iyi ve kötü şeylerle asla eskisi gibi olmaz . Trajik gelişmelerle varlıklı bir ailenin sırlarının ailenin iş adamı olan oğlu Levent tarafından öğrenilmesiyle, Levent’in eşinin sınıf farkına karşı tutumlarıyla ve yoksul bir mahallede İngilizce öğretmeni olmayı tercih etmesiyle çöpten ekmeğini kazananların yolları kesişir. Bu roman küf,dışkı,pas,ekşi ve ağır bir kokuya sahipken bir ailenin huzuru,mutluluğu ve onuru ve bu ailenin etrafındaki iyi insanlar tüm bu pis kokuları bastırır.Ya kötüler?Tüm bu kokulardan daha ağır kokarlar… Çöpten dağ,mucizeler yaratır hikayeler doğurur,trajik yaşanmışlıklara neden olur ve tüm yaşananlar efsane doğurur.. Görünmeyen hatta görülmek istenmeyen kişileri,hayatları anlatan roman içindeki karakterleriyle,yaşananlarla beni hayli etkiledi. ALINTILAR Hayat gerçekleşmesini beklediğimiz düşlerden başka neydi ki? Birbiriyle kesişen küçük noktalardaki ayrıntılardan yaratılır hayatlar çoğu kez;Çığlar oralarda düşer heyelanlar oralarda olur,faylar oralarda kırılır.
Goethe’nin Alman edebiyatının ilk mektup romanı olan Genç Werther’in Acıları kitabı roman karakteriyle insanları intihara sürükler.Gençler karakterin giydiği çizmeleri,mavi ceketi sarı yeleği giyer ve intihar ederler.Bir de bizim tarihimizde bir intihar olayı vardır.Fakat bu bir kurgu roman karakterinin intiharı değildir,hayatın içindeki birinin ölümüdür.İntiharın basında yer almasıyla Osmanlının 1887 yılında İstanbul’da da bir intihar salgını başlar.Osmanlının başta İslam olmak üzere tüm anlayışına aykırı intihar kavramıyla halk şaşkındır.Şaşkın olunduğu kadar intihar edenler de sıklaşır.Önlem olarak eczanelerden ağrı kesiciler kaldırılır,okullarda din eğitimi sıklaştırılır.İntihar haberi, intihar içerikli yazılar basında Abdülhamid tarafından yasaklanır.İntihar eden kimdir? Dönemin aydını,kalemi gelecek vaat eden,asker,dönemin romantizm akımına karşı edebiyatta realizm ve natüralizmi savunan,bu anlayışlarla eser ve yazılar üreten,hayat felsefesinde materyalizmi benimseyen ve pozitivist olan,bu sebeplerden eleştiri yağmuruna tutulan Beşir Fuat’tır. Savunduğu felsefesi eleştirilse de Beşir Fuat intiharını bile bilimsel bir deneye dönüştürmüştür.Yani tüm saldırılara karşı düşüncelerinden ödün vermemiştir,son anına kadar görüşlerini savunmuştur. Türk romanını natüralist örneklere açan Beşir Fuat intihar eder ve bedenini kadavra olarak tıp okuluna bağışlar.Tanzimat edebiyatı yazarları arasında gerçekçiliği irdeleyen ve yaklaşan tek kişidir.Peki neden ve nasıl intihar eder?Bahsedeceğim. Annesi şizofreni hastasıdır ve onu kaybettikten sonra asla eskisi gibi olamaz.Doktorların annesinin hastalığının onda da görülebileceğini söylemeleri onu iyice dibe çeker.Buhran içindeki hali evliliğine yansır ve oğlu Namık Kemal’i kaybedişi onu çöküşe sürükleyen başka bir nedendir.Bileklerini keserek intihar eder ve adım adım dostu Ahmet Mithat Efendi’ye ölümünü,ölüm anını aktarır. Biraz da Ahmet Mithat Efendi’ den bahsedip kitaba geçeceğim. Ahmet Mithat Efendi’ye kadar edebiyatımızda halka hitap etmiş,toplumun meseleleriyle ilgilenmiş bir yazar yoktur.Yine Ahmet Mithat Efendi’ye kadar yazarlar “seçkin“ kesime hitap ederlerdi.Hakın anlayabileceği metinleri küçümserlerdi.Ahmet Mithat Efendi ise topluma okuma keyfini aşılamıştır.Her alanda kalem oynatan yazar edebiyatın sadece yazma kısmında değil okur kısmında da hizmet etmiştir.Toplumun fikrini,zevklerini terbiye etme odaklı eserler vermiştir.Ahmet Mithat Efendi aynı zamanda metodu olan,gerçek bir okurdur.Ne yazık ki kütüphanesi ölümünden sonra satıldığında kitaplarının arasında not kâğıtları,kitap sayfalarında altı çizili satırlar görülmüştür.Ahmet Mithat Efendi yeni yazarları edebiyatımıza katar.Destekler, Fatma Aliye Hanım,Gürpınar aklıma gelen ilk isimlerken yazar kitabın anlattığı kişi Beşir Fuat’ı da över. Yavas yavaş kitaba geçiyorum. Ahmet Mithat Efendi ile Beşir Fuat henüz üç yıllık dostur. Beşir Fuat Ahmet Mithat Efendi’ye mektuplar yazar. İkisinin gerçekçilik anlayışı faklıdır. Kitap bir biyografi kitabıdır.Aynı zamanda intihar üzerine bir inceleme kitabıdır.Ahmet Mithat Efendi Beşir Fuat’ı nasıl tanıdığını,onun karakterini ,dostluklarını,intiharını anlatır, intihar öncesinde kendisine yazılan başkalarına yazılan Beşir Fuat’ın mektuplarını paylaşır.Beşir Fuat’ın intihar ederken yazdığı satırları da kitabında aktarır.Kitap Ahmet Mithat’ın materyalizmi anlattığı ,intiharla ilgili düşüncelerinin yer aldığı ve gençlere bu konularda çıkarım yapmaları amacıyla yazılmış bir yazısı ile son bulur. Beşir Fuat nasıl intihar etmiştir ?Bileklerini keser ve acıyı hissetmemek için boyun ve bilek damarlarına kokain şırınga eder ve ölüm anını üstat olarak hitap ettiği Ahmet Mithat Efendi’ye yazdığı mektupta an be an anlatır.