“Kirli Gece” Romanı Üzerine

Roman karakteri Fethi bir anti kahramandır ve kitapta yer alan karakterlerin çoğu için bu kavram kullanılabilir.
Bir yandan bir hesaplaşma taşıyan bir yandan da bir yüzleşme barındıran kitabın türü için macera diyebilirim fakat yalnızca macera değildir.
Kararlı, asi, çılgın biri olan Fethi suç ve suçlularla bir arada yaşam sürmüştür.Şimdi ise kardeşi Can için yaptığı planı uygularken zorluklarla, hesaplaşmalarla , öç almasıyla bir çabalamaya girer.Bu çaba esnasında ailesiyle, yaşadığı yerle yüzleşir.
Fethi zaman zaman kaybolan,ailesinin onun ne yaptığını bilmediği ve derinden bir aşk yarası olan biridir.
Planlarla gittiği yolda planlar değişir, yeni şeyler düşünmek zorunda kaldığı koşullarla, sorunlarla karşılaşır.
Yer yer lirik bir anlatıma sahip olan roman birçok konuda sorular sorarken , birçok kavramı da sorgulatır.
Anlatımda diyalogdan ziyade karakterlerin içsesleri ön plandadır .
Romanda zaman, şimdi, geçmiş ,gelecek arasında adeta atlayıp durur. Dahası zamanda kırılmalar olur. Yazar bu tercihinde usta anlatımıyla okura bir karmaşa yaratmaz .Yazarın zamanı kullanış biçimi açık bir biçimde algılanır.
Kirli Gece romanda bir tablonun adı ve bu tablo Fethi’nin intikam ve yardım planının en önemli parçasıdır.

Yeşil Gözlü Kız

Bence bu hayatta her duygunun,her algılanan şeyin,her kavramın ve her durumun içi doldurulmalıdır.Bir sıralama yapmam gerekirse içi doldurulacak ilk beş mevzudan biri paradır.Şayet paranın içi doldurulmazsa çiğlikten gelen bir çürüme başlar.O çürüme gitgide topluma sirayet eder,sakillik başlar,bir süre sonra bu sakillik normalleşir.
Romanda Anadolu’dan gelip İstanbul’da hızla zenginleşen ve modernleşmeyi yanlış algılayan bir ailenin profili işlenir.Bu içi doldrulmamış bir zenginliktir.Bir dönem Anadolu’dan büyük şehre gelen insanların bir bölümü zenginleşmiştir,kendi soylarını inkâr edip yalan bir soyla asil olduklarını kurgulayıp bu biçimde yaşamışlardır.Romandaki aile de bu anlayıştadır.Ailenin yanına kökleri olan Konya’dan üniversitede okumak için Beyhan gelir.
Aile sınıf atlamıştır ve Beyhan onlar için taşralıdır.Beyhan için de aile sonradan görmedir.Dönemse eskisi gibi değildir.Demokrat Parti’nin rüzgârının esmeye başladığı, taşralığın sempati bulduğu bir dönemdir ve aile üyelerinden bazıları bu uydurma asilliğe karşı çıkmaktadır.Beyhan ise bu evde gördüklerini,sırları,sakilliği yadırgar ve yargılar.
Devlet kadrolarında,siyasette görev alan,Anadolu’dan gelen ve İstanbul’un elit yerlerinde yaşayarak geçmişlerini silme çabasında olan bir ailenin yaşadıklarını anlatan roman döneme ışık tutar.Ailenin çocuklarının bu yalan asiliğe karşı duruşları bir çatışma yaratır.Beyhan’ın evdeki varlığıysa bir yalanla kurulan bu düzene gerçeğin aynasını tutar.
Beyhan İstanbul yokculuğunda biri tarafından öpülür ve onu öpen kişi bu ailenin yoz yapısının en temel taşlarından biridir.Bu öpüş Beyhan’ın aile sırlarını ortaya çıkartmasını tetikler.
Yıllarca Konya aksanı,adeti,damgasını silmek için zahmetler çeken ailenin geçmişiyle çelişme ve çekişmesi işlenirken,şehirdeki taşralıların özlerini gizleme çabalarının yıkılışını da anlatır.
Fakat bu uydurma asillik kuşaklar arasında kimi için yıkılır kimi için ayakta kalır.Sosyal biraz da politik bir roman olan Yeşil Gözlü Kız,yozlaşmayı anlatan en iyi romanlardan biridir.

Sözde Kızlar

Cenab Şahabeddin ‘in bir sözü vardır. “1908 den bu yana gelenek ile yenilik arasında bocalıyoruz.”Çok doğru bir tahlil.Birçok romana bu bocalama yansır.Bu bocalama kimi romanda yozlaşma kimi romanda batılılaşmayı ve yeniliği yanlış anlama kimi romandaysa toplumsal sancı olarak karşımıza çıkar.Suat Derviş’in Yeşil Gözlü Kız romanı,Sözde Kızlardan farklı bir dönemde fakat temelinde bahsedilen bocalamayı anlatır.1934 yılında ölen Cenab Şahabeddin kendisinden sonra gelen bir yeniliğin yanlış anlaşılmasının İstanbul’a yansımasını adeta ön görmüştür. Yeşil Gözlü Kız’da bunu işler.Sözde Kızlar’daysa sadece bu bocalama anlatılmaz,çıkar doğrultusundaki bir kitlenin durumu da gözler önüne serilir.
Saatçi İbrahim Efendi Tarihi novellasında sahaf olan karakter eline geçen Peyami Safa‘nın çıkardığı “Türk Düşüncesi” Dergisi için şöyle bir cümle kurar : “…devrin kafası basan bir sürü adamı hep burada yazmış.” Karakter aracılığıyla yazar ne güzel bir tespit yapmıştır.
Gevezeliğim tuttu, aralarında bağ olsa da oradan oraya atlayarak anlatıp duruyorum.Sonra esas meseleye yer kalmıyor.Bu yüzden romana geçiyorum.
Kalabalık kişi kadrosuna sahip olan roman, cinayet,dolandırıcılık, takip ayrıntılarıyla polisiye tadı barındırırken hayli sürükleyicidir.
Şişli’de uzak akrabalarının yanında kalan Mebrure’nin çıkar uğruna değerlerini yitirmiş insanları tanıması onda mutsuzluk yaratır.Bu mutsuzlukla lakin amacını gerçekleştirerek İstanbul’dan Anadolu’ya döner.
Bir toplumsal yergi romanı olan Sözde Kızlar,yazarın ilk romanıdır.Mütareke yıllarının İstanbul’unda bir kesimin yozlaşmasını ,ahlak bozukluğunu anlatır.Zaviyeler,Kiralık Konak,Sadom ve Gomore vb romanlar Birinci Dünya Savaşı ve mütareke döneminin İstanbul’undaki yozlaşmayı ele alırlar.Bu romanlardan daha önce bahsettim mi hatırlamıyorum.Notlarıma bakıp,hatırladığım kadarını ekleyip paylaşmadıysam mutlaka bu romanların incelemelerini paylaşırım.Zamanında aldığım notlar ve hafızamdakiler içime sin mezse ikinci okumayı yapabilirim.Tekrar romana dönüyorum.
Peyami Safa’nın 23 yaşında yazdığı romanda yazar kendini gizlemez. Karakter aracılığıyla kendi düşüncelerini aktarır.İlk olarak tefrika edilen romanda dönemin Anadolu ile İstanbul arasındaki farkları gözler önune serilir.
Anadolu’da başlayan roman Kurtuluş Savaşı fonunda,Mütareke döneminde İstanbul’da yaşayan yüksek sınıfın yaşantısını ahlak ölçeğinde işler.
Romandaki karakterlerden olan, Manisa’dan İstanbul’a babasını aramak için giden Mebrure Anadolu’yu,bir başka karakter olan kendi çıkarı dışında bir şey düşünmeyen keyif için yaşayan,ahlak kurallarına uymayan,ülkenin içinde bulunduğu duruma aldırmayan Behiç İstanbul ve İstanbul hükümetini temsil eder. Ayrıca başka zıtlıkları temsil eden karakterler vardır.Mebrure saflığın simgesiyken Nevin, Belma ve yine Behiç kötülüğün,kurnazlığın simgesidirler.
Mütareke döneminde yer alan Turancılık ,halkçılık görüşlerinin sosyal hayata yansıması da vardır.Mebrure’nin İstanbul’da olmasının asıl amacı babasını aramaktır.Roman kayıp babanın bulunup bulunamayacağı sorusunun cevabını sonuna kadar saklar.
Yazar ilk dönem eserlerini çocukluk kitapları olarak adlandırır.Bir ve ikinci döneminde olayları ön planda tutan yazarın bu romanında da olaylar ön plandadır.Seçmis olduğu konu Mütareke devrinin toplum düzeni üzerindeki etkisi sadece bu romanının değil Bir Tereddüttün Romanı ve Biz İnsanlar romanlarının da konusudur.

Annemin Gelincik Tarlası

On iki öykünün neredeyse her biri yalnızlık,ölüm,ölümlerin ardında kalanlar ve zaman üzerine kurulu.
Yan yana olsalar da yalnız olanlar,kendi sesleriyle,boşlukla konuşacak denli yalnız olanlar…
Yalnızlık neleri doğurur? İşte her bir öykü bu noktada farklılaşıyor.Yalnızlığın doğurdukları yazarın kalemiyle içi kavura kavura aktarılıyor.
Kitabın ilk öyküsü olan Annemin Gelincik Tarlası, büyük bir acıdan doğan “elveda”nın ardındaki yalnızlığı aktarır.
Zaman Meselesi bir ailenin içindeki yalnız kalan bireyi biraz tebessüm ettirerek biraz da buruk bir tat bırakarak anlatıyor,hem de Araf’taki bir yalnızlığı.Öyküde biraz da kendi içinde hapsolmak bulunuyor.Bugün öyküsü, durmuş bir saat ile zamana ve ölüme bakış açısıyla kitapta beni çok etkileyen öykülerden biri oldu.
Bazen ne için acı çekildiğinin ismi konulmaz bazen de gerçekten beklenilen şey yerine başka bir şey yerleştirilir de onun için ağlanılır.Aslında insan neye ağladığını bilir.Beklenen öyküsünde olduğu gibi.
Savaşların sadece kaybedeni olur;Bol Teyel kitap içindeki en ayrıcalıklı öykülerden.
Oyunbozan sonu ile ters köşe yapan bir öykü.Çerçeve hayatın birdenbire değişebileceğini vurgularken Balkon öyküsü yalnızlığın bambaşka halini yansıtıyor.Ayrıca çabuk ölmek isteyenlerin aslında etrafındaki her şeyi öldürdüklerini de anlatıyor.
Evin Zor Hali öyküsünü boğazımda bir yumru ile okudum.
Genel olarak kendine has anlatımı olan öykülerin bazılarından bahsettim. Her biri beni ayrı ayrı çok etkiledi.

Günferi kitabı hakkında inceleme

22.02.2022
2022 yılında gerçekleşen olaylara faklı bir açıdan bakarken gerçekleşecek olayları kurgulayan bu tarihi anlatımda çıkış noktası yapan,temelini bu tarihe kuran güçlü bir novella.İçinde derinlik,sır katmanları saklayan kitap akıcı bir dile sahip.
Dünyanın doğal sistemini anlamayan insanın doğadan kendini ayırmasıyla onu anlamamasıyla dünyayı felakete sürüklemesini, bir yanı mutlu bir yanı karamsar olarak anlatan bir metin.
İnsanın içindeki karanlık yanların neler yaptığını ,dünyanın ve evrenin insana rağmen hâlâ insan için nasıl mücadele ettiğini anlatan kitap, yüze yakın yunus sürüsünün karaya vurmasıyla başlıyor.Bir yanıyla doğa,doğa sistemi ve dengesi,bazı canlı türlerinin yok olma olasılığı vb ayrıntılarla Ekokurguya/Ekolojik kurguya yakın bir kitap.Bir yanıyla da insanlara uygulanacak teklik kodlama uygulaması,3.Boyuttan 4.Boyuta geçen dünyada olan değişimler ,insanlığın kurtuluşunun harekete geçmesi ve bu harekete geçişin doğurduğu zorunlu değişiklikler,bu değişimin tüm canlılara biyolojik etkileri,yeni dünya düzeni,yapay depremler vb gibi birçok ayrıntıyla içinde bilimkurgu öğeleri de barındırıyor.Hatta bilimkurgudan bazen sıyrılıp,bugünkü dünya düzeninin fotoğrafını çekiyor.
Novella eski dünyanın daha iyi bir dünyaya kapılarını açmasının sancısını aktarıyor.
ALINTI
Bilmek çok güzel bir duyguydu.

Yalı Çapkını

Aşk,kıskançlık,kırgınlık, ümitsizlik,istenmeyen evlilikler bir yıla sığar mı?Bazen her şey üst üste değil iç içe gelir.
Servet-i Fünûn yazarlarından olan,Vatan gazetesi yazarlarından,Osmanlının Milli ajansında memur ve 1947 yılında milletvekilliği de yapmış olan Burhan Cahit Morkaya’nın hikâye,roman,biyografi türlerinde birçok eseri bulunur.
Evlilik kurumunun sevgiye dayandığını,sevgisiz yapılan evliliğin sorunlar doğuracağını işleyen roman aynı zamanda evlilik dışı ilişkilerin yaşattıklarını anlatır.
Beykozlu,uçarı,devlet memuru Fazıl Azmi 1911 yılında dönemin eğlence yerlerinden biri olan ve çiçeklerle,havuzlarla süslü Çubuklu’da şarkıların ve sazların eşliğinde iki kadın görür.“Meyle teskin eyle saki kalbi ateşzadımı/Pek harabım gel sevindir hatırı naşadımı’’şarkısı eşliğinde bu kadınlardan biri olan Sabiha’ya âşık olur.Bu onun için bir ilktir çünkü o ana kadar birçok çapkınlığı olsa da böyle bir hissi duymamıştır .
Yeni yeni buluşmaya başlayan çift yazın bitimiyle ve Fazıl Azmi’nin Nişantaşı’ndaki evine gitmesiyle ayrı düşer.Mektuplaşmalar sürerken bir süre sonra erkek cephesinde mektup sayısı azalır.Çünkü Fazıl eğlence hayatını arkadaş çevresinin etkisiyle sürdürür.Sabiha içinse durum ilk günkü gibidir.Fazıl ailesi tarafından bir kızla evlendirilse de o Sabiha ile mektuplaşmaya ve ertesi yaz görüşmeye devam eder.Sabiha evlendirilir ve gitgide mutsuzluğu artar.Evlendirileceği haberine karşılık Fazıl’ın umarsız tavrı Sabiha’yı kırmıştır.Fakat evlilikler çiftin buluşmalarına engel olmaz.Sabiha ve Fazıl Azmi’nin buluşmaları bir trajediye sebep olur.Bu trajedinin Sabiha’ya yansıması da psikolojik olarak yıkım olur.Çift görüşmeye devam ettikçe zaten dillenen bu görüşmeler etraftaki kişilerin dillerinde ayyuka çıkar.Yani el alem en sevdiği ve talimli olduğu işi yapar;dedikodu.
Sabiha,yaptığı ikinci evlilikte de mutlu olamaz.Fazıl Azmi‘de evliliğinde mutlu değildir.Sabiha günden güne erirken çiftin buluşmaları devam eder.Fazıl Azmi de bir değişimdedir.Başlardaki uçarı hali Sabiha’nın mutluluğunu isteyen, onu önemseyen bir hale dönüşür.
İçinde intikamın da yer aldığı roman dönemin sosyal yaşamını yansıtır.Roman psikolojik ve sosyal bir romandır.

Ferdi ve Şürekası

Yazarın gençlik dönemine ait eserlerindendir.Avrupa dönüşünden sonra İzmir’de yazdığı romanlarının sonuncusudur.
Artistik nesir denilen yazı tarzının kurucularından olan Halid Ziya Uşaklıgil gösterişli,süslü,bir dille romanlarını yazar.Bunda dahil olduğu edebiyat akımının da etkisi vardır.Daha sonra kendi yazdıklarını sadeleştirme çalışması yapar.
Eserlerinde Batılı bir düzen görülen yazarın romanlarından farklı olarak hikâyeleri daha yereldir.Fransız romancıların etkisinde realist,natüralist eserler verir.
Halid Ziya eserlerinde genel olarak diyalog kullanmaz,tahlil tarzı anlatım üzerinden gider .Ardından tasvir eder.Estetik değeri yüksek bazen ağır bir dille kaleme aldığı eserlerinden biri olan bu kitabında mensur şiire yaklaşan bir anlatım tarzı da vardır.
Ferdi ve Şürekası bir iş yerinin adıdır ve babasının ölümü üzerine ,ailenin maddi sorumluluğunu almak için babasının yıllarca çalıştığı bu yerde yirmi dört yasındaki İsmail Tayfur muhasebeci olarak çalışır.İş yeri sahibinin kızı Hacer, İsmail Tayfur’a karşı duyduğu hislerini bir deftere yazar.Bu defteri okuyan babası İsmail Tayfur’a iş yerinden bir hisse verir.Bu hisse onu ailesine damat yapma amacı taşır.Fakat İsmail Tayfur çocukluğundan beri Saniha’yı sevmektedir.İsmail Tayfur neticede Hacer’le evlenir.Bu evlilik mutluluk getirmez.İlk önce İsmail Tayfur’un psikolojisinde ardından gerçeklerle yüzleşen Hacer’in psikolojisinde çöküşler başlar.Bu çöküşlerin ardından roman bir trajediyle son bulur.Bu son yazarın çoğu romanındaki gibi hiç kimsenin mutlu olmadığı bir sondur.Trajedinin sorumluları,servetinin sağlam bir karaktere sahip,kızının sevdiği birine geçmesini isteyen baba ile İsmail Tayfur’un rahat bir hayat sürmesini isteyen annesine aittir.
Ferdi ve Şürekasında bir ayrıntı vardır.Sosyal çevrenin birey üzerindeki etkisi.İsmail Tayfur evlilik konusunda iş yerindeki arkadaşlarının etkisinde kalır.Yazar sosyal çevrenin birey üzerindeki etkisini daha sonra daha geniş bir ölçekte Kırık Hayatlar’da işler.Ayrıca İsmail Tayfur’un ikilemde kalması,seçim aşaması insan psikolojisine eğilerek işlenir.
Saniha kendini,aşkını feda edecek kadar İsmail Tayfur için fedakarlık yapar.İsmail Tayfur’u Hacer’le evlenmesi için ikna edenlerdendir.
ALINTILAR
Gözyaşları bulaşıcıdır insanın kalbinde gizli bir yer vardır ki,kendilerine benzer bir duyguya rastlayınca meydana çıkar.
Mutsuzlar,mutlularla karşılaştıkça mutsuzluklarını anlarlar.

” Kamburuma Üç Sebep ” Adlı Öykü Kitabı Üzerine Yorumum

Acı dünya kirası mıdır,bilmem? Şayet öyleyse ne uğruna ödenir, yaşamak için mi,mutlu anlara karşılık mı?Bir de o acıyı hep hissedenler vardır.Ne yapsa nereye gitse silinmez acı,hani tebdili mekânın ferahlık getiremediği kişiler.Kitaptaki öykü kişileri genel olarak böyle. Her öykü bir başka kişinin başka acısını anlatıyor.Umutla biten öyküler değiller ama okuyunca sizi dibe de bastırmıyorlar.Her öykü,sonunda“hayat !”dedirtiyor.En azından anlatılan öykü kişisinin hayatı için.
Yazarla,Taşın Dediği öykü kitabıyla tanıştım.Bilinen Tüm Zamanlar kitabı derken Kamburuma Üç Sebep,yazardan okuduğum üçüncü kitap.Dil üç kitapta da sade,betimlemeler güçlü.Taşın Dediği kah güldürmüş kah ağlatmıştı.Gelin görün ki Kamburuma Üç Sebep hayli içimi yaktı.Anlatım bu iki kitapta farlı,ortak yönse yazarın acının tarifini,insana ve insan hayatına yansımasını ajitasyon yapmadan,gerçekçi bir biçimde,sıradan bir şeyin içine dahil ederek yazıyor olması.Acıyı farklı açılardan anlatıyor.
Diyeceksiniz ki;Nedir öykülerde bu kadar acı olan.Fark edilmek isteyen kişiler var,dünyada ve kendi hayatlarında yer arayanlar ,fark edilmemek isteyenler, görünmeyenler,görünmezliği seçenler var.Tüm bu isteklerin sebebi,temeli anlatılıyor aslında. Acıda bu noktada başlıyor.
Günahtan muaf doğan bir bebeğin,ne yürüyebilen ne konuşabilen çocuğun ve durumun anne ve babaya psikolojik etkileri Gökte Uçan Hûma Kuşu’nda işlenir.Çocuğundan önce ölmemesi gerektiğini bilen babanın kızıyla kurduğu bağ etkileyicidir.
İntihar,Persone Non Grata (İstenmeyen kişi anlamına gelir) öyküsünde üç bölümde farklı bir biçimde işlenir.
Her insanın içinde var olan, bazen bir kazı bazen bir anda ortaya çıkan karanlık yanlarını da yansıtan öyküler bulunur.
Öykülerde bekleyenler var. Kızının yeşil demesini,şiirlerinin basılmasını,yirmi yıldır aşkının kabul görmesini bekleyenler…
Dış görünümü yüzünden saklanan kişiler,an gelip de saklanamayanlar ve bu kişilerin aile,çevre ilişkileri anlatılır.Bazen eksik bir uzuv bazen bir kambur bazen de sirkte çalışan çirkin bir yüzdür saklanmanın,görünmez olmak istemenin sebepleri.
Dünyanın hem içi hem dışında olamayan,kalabığın dışında kalan,uykuya zor dalan,bir fotoğrafta genç kalan,insalar arasında görünmez olan, celladın oğlu olup infaz edilen vb kişilerin yaşamlarından kesitler sunan öyküler beni çok etkiledi.
Kitap bittiğinde yazarın her öyküde kurduğu acı dünya gözümün önünden kahramanlarıyla geçti.Hissiyatım acımak değildi,dertlerini dinlemiş ve onlar yoluna ben yoluma gitmişim gibiydi.Hani hayatta da olur ya birileri ağır bir şeylerden bahseder,çare bulmanız için değil,sadece bahsederler.Anlık acının ortağı olursunuz.Hissim tam da bunun gibiydi.Karakterlerin hayatları ve acıları ağır,varlıkları tüy gibi hafifti.Çünkü her biri acı çekmenin en kibar hâlini biliyordu;Sadece kendilerine yük olmayı.

Akile Hanım Sokağı

Yazar edebiyat hayatına meşrutiyetle başlar.Yazar aynı zamanda Kuvâ-yi Milliye hareketine dahil olur.
Yazar,çok kadınla evliliğe karşıdır ve kocasının bir kadınla daha evlenme isteği üzerine ondan ayrılır.
Yetim kız okulları kuran,yurt içi ve yurt dışında konferanslar veren,yetimler evini düzenleyen, öğretmenlik yapan,Onbaşı ,başçavuş rütbeleri olan yazar Cumhuriyet ilanıyla Türkiye’den ayrılır.
Akile Hanım Sokağı bir değişimin olumlu ve olumsuz yanlarını anlatan bir romandır.
1950’lerin İstanbul yaşam tarzını ve İstanbul’un geçirdiği kültür değişimini anlatan roman,ilk olarak Hayat mecmuasında tefrika edilir.
Nermin ve Tarık Ankara’da sakin bir hayat süren on beş yıllık evli çifttir.Tarık’ın iş için yurt dışına gidişiyle Nermin İstanbul’a onu büyüten teyze ve eniştesinin yanına gider.Eniştenin konağı Akile Hanım’ın konağıyla karşı karşıyadır.Üç bölümden oluşan kitapta bu konaklardaki hikayeler aktarılır.Bu hikâyelerin ortak noktası Akile Hanım Sokağı’nda geçmeleridir.Dönem olarak birbirinden farklı dönemleri aktarır.Sokak bir sentezdir;hem geçmişin konak yaşamını,hatıralarını hem virane evlerini barındırırken değişen yaşam tarzlarını içerir.
Sosyal alanda değişen yaşam biçimi,değişimler şahıslar aracılığıyla verilir.Değişen yapının yeni ilişkileri,yeni müzikleri,striptiz gibi yeni eğlence anlayışları,kuşaklar arası doğan farklar,aile ilişkilerindeki yenilikler,kadının sosyal hayattaki yeni yeri,yeni moda romanın önemli noktalarıyken modernleşmenin iyi ve kötü tarafları yansıtılır.Sinekli Bakkal’da olduğu gibi bu romanda da geleneği ve Batıyı temsil eden sembol şahıslar vardır;Akile Hanım geleneği Nermin ise Türkiye’nin yeni yüzünü simgeler.İki roman farklı dönemleri anlatır.
Sokakta bir yanda açık giyinen bir yanda da çarşaflı kadınlar vardır.
Roman dönemin Ankara ve İstanbul yüksek kesiminin yaşantısından ayrıntılar verir.Türkiye’nin değişen yaşam biçimini insan ilişkilerine yansımasıyla da anlatır.
Romanda bazı aile sırları vardır ve şaşırtıcıdır.
Gerçek adı başka olan sokak,adını zamanında Abdülhamid döneminin sadrazamlarını,İttihat ve Terakki’nin birkaç önemli kişisini,şairleri,yazarları ağırlayan Akile Hanım’ın konağından alır.

Pembe Maşlahlı Hanım

Abdülhamid’in bir döneminin ana hatlarından biri olan baskıcı ,yasaklı rejimini birçok açıdan okudum.Jurnalciliğin sebep olduğu hayatların dramını vb. Fakat aynı rejime komediyle bakmak az rastlanan bir durum.Yasaklar nasıl ihlal edilir!İhlal edilirken hangi komik durumlar ortaya çıkar,bu üslupla,bu bakış açısıyla istibdat dönemini çok az kitaptan okudum.O kitapların en önemlilerinden biri.
Tarih sadece tarih kitaplarından anlaşılmaz.Tamamen kurgu haricinde kalan konusu tarih olmasa da bir dönemi yansıtan gözleme dayalı yazılmış, yazarının romanında yahut hikayesinde anlattığı dönemde yaşamış olmasıyla kuvvetlenen tahlil ve delillerle yazılmış kitaplardan da tarih adına büyük edinim kazanılır.Her şeyden önce tarih kitaplarından öğrenilenler anlaşılır.Misal herhangi bir otelin,terzinin,gezinti yerinin anlatıldığı dönemdeki ismi,yeri, eşyaları vs ne kadar gerçekse anlatılan atmosfer,siyasi iklim ve buna bağlı hadiseler de o kadar gerçektir.İnsanların Sarayburnu diyemediği,yasaklı kelimelerden dolayı yeni deyimler bulmak zorunda olduğu bir dönemi iki karakterin konuşmasından algılayabiliriz.Bu gerçektir. Yaşanmıştır yani tarihtir.Bu konuyla ilgili fikrimi Zülfü Livaneli’nin “Kaplanın Sırtında” kitabından bahsederken daha uzun belirtmiştim.Dileyen olursa okuyabilir.
Yazar bir İstanbul anlatıcısıdır Bunu romanlarının,hikâyelerinin içinde büyük bir ustalıkla yapar.Eski İstanbul’un Kâğıthane,Feneryolu,Çamlıca ,Çiftehavuzlar,Velifendi gibi yerlerini,çeşitli pazarlarını ,çarşılarını,meyhanelerini, sokaktaki yumruk mezesi meyhanelerini eserlerinin içinde bulundurur.Kel Hasan’ın tiyatrosu,kantocular,dönemin ünlü oyuncuları,şarkıları ve türküleri edebiyatının içindedir.İstanbul’un kenar mahallesi kadar yüksek tabakası da yazdıklarında yer alır.Bohçacı kadınlar,fuhuş yapanlar,odalıklar,tulumbacılar,esnaflar vb.Tüm bu kişiler ve bu kişilerin başından geçenler farsa yakın bir dille aktarılır.Komiktir, eğlencelidir bir o kadar da gerçeği yansıtır.Gözleme dayalı olarak bir sorunu,toplumsal herhangi bir durumu ele almaz ama bahseder.
Komik olanı aktarırken bazen abartıya yönelir.Bu abartı hadisede değil karakter ve tiptedir.Dönemin yaşantısı kanlı canlı önümüze serilir.Anlatıldığı dönemin terzileri,otelleri araba çeşitleri, ulaşım araçları,sokakları vs adeta gözümüzde tam olarak canlanır.
Romanda 2.Abdülhamid döneminin gizlenerek yapılan çapkınlıkları dönemin yasaklı eğlenceleri ve eğlence yerleri zemininde anlatılır.Yazar bu anlatımı edkiden fuhuş yolunu seçmiş Pembe Maşlahlı kadın ile yapar ve biz okur olarak kitabı aslında bir anı defterinden okuruz.
Yazar kitabında yer alan resimleri kendi çizer.Anlattığı dönemin İstanbul’unun dilini yansıtır.O günün deyimleri sık sık karşımıza çıkar.
Her tabakayı anlatmasından ötürü her kesimin adetleri, yaşam biçimi,incelikleri, konuşma biçimi satırlarına yansır.
Baskıcı bir rejim içinde eğlenceli bir yaşaın olabileceğini,baskı altındayken renkli bir yaşamın olabileceğini gözler önüne serer.
Pembe Maşlahlı Hanım’ın adı Hayriye’dir.On yaşındayken annesi ölmüştür ve üvey annesi onu evden uzaklaştırmak için evlendirir.Düğün gecesi bile eve geç gelen sarhoş kocası kantocu Kamelya’ya aşıktır.Her gün hakarete uğrayan Hayriye ne üvey anne ne de koca evinde sevilir.Kamela’ya âşık biri dönemin jurnalcilik havasından yararlanarak bir iftirayla sarhoş kocanın Bulgaristan’a firar etmesine neden olur.Yüzü gülmeyen,kadınlık gururu kırılan ve bebeğini kaybeden Hayriye koca evinden ayrılır geçmişi karanlık olan Kanarya Hanım’la yaşamaya başlar.Giydiği pembe maşlah nedeniyle ünlenemeye başlarken içinde bir intikam duygusu da boy gösterir.Gezme yerlerinde peşinde her tabakadan erkek koşar.Peşinde çok kişi olsa da o Tayfur’a gönlünü kaptırır.Uzun süre haber almadığı için bir müddet şehirde onu arar durur.Güzelliği ile canlar yakan bu kadına evli Topaç Molla Bey Sarıyer’de bir ev tutar kendi de yan eve taşınır.Bu arada Topaç Molla Bey Tayfur’un kayınpederidir.Mahalle dedikoduyla çalkalanırken annesinin rezalet çıkarmasıyla buradan kaçar yerineyse babası gelir.Bitişik evde Pembe Maşlahlıyı görünce aşık olur.Kazasker Dânâ Efendi’nin karısı oğlunu kadının elinden kurtarır fakat kocası Pembe Maşlahlıyla evlenir.Bu evlilik hilelerle olur.Dönemin siyasi havasını romanlarına yansıtan yazar bu romanda hafiyeliği yansıttığı gibi,Jön Türkler’le bir bağı olduğunu söyleyip sarhoş kocanın kaçmasını sağladığı gibi Meşrutiyetin ilanını da romanında kullanmıştır. Meşrutiyet ile Kazasker Sinop’a sürülür.Dengelerin nasıl değiştiğini görürüz.Sarhoş, kumarcı kocaysa değişen siyasi iklimle İstanbul’a döner.Hürriyet kahramanları arasında anılır.Bu ikilikler hayli komiktir.Dönüşüyle beraber nice canlar yakan karısına âşık olur.Mutlu bir sonla biten roman dönemin siyasi iklimini her adımda hissettirir ve hayli komiktir.
ALINTI
Kişi kendisini kederle altüst ederse ,feleğin getirdiğine tahammül edemez,gürleyip gider.