Seri 1965-1975 yılları arasında geçerken gerçek bir zaman akışı içinde ilerler. Bir önceki kitaplarda yer alan karakterler bir sonraki kitaplarda farklı bir konuma sahip olurlar. Örnek vermem gerekirse , seri ilerledikçe bir karakter terfi alır. Karakterler için özel hayatları da akar gider; çocuğu olmayan bir karakter seriye ait bir kitapta baba olur vb. Serinin bir önceki kitabından Martin Beck vurulur, serinin Kilitli Oda kitabında Martin Beck iyileşmiştir ve yeniden işinin başına dönmüştür. Hem soygun, hem de bir cinayet kitapta yer alır. Kitapta geçen ilk olaylar bunlardır.Diğer olaysa bir apartman dairesinde bir cesedin bulunmasıdır.Cesedin bulunduğu yerde tüm kapılar içeriden kilitlenmiştir. Kalbinden vurulan adamın yanındaysa bir silah yoktur. İlk ve daha sonraki hadise arasında bir bağ bulunur mu, roman bu soruyla devam eder. Var olan sosyal sistemin işlevini yerine getirememesi, dönemin İsveç toplumunda artan yankesicilik,polis teşkilatı içindeki yozlaşma kitabın eleştiride bulunduğu konulardır.
“Katil kim?” şablonunun incelikle işlendiği,katmanlı,sadece polisiye olarak nitelendirilemeyecek bir roman okudum.Hem yazarın kalemine,hem üslubuna,hem de olayların dayandığı zeminin kuruluşuna ve inşasına hayran kaldım.Hâmûşân kelimesine ilk defa 96 yılında Galata Mevlihanesi’nde rastlamıştım.Anlamını da ilk defa o vakit öğrenmiştim;Susmuşlar.Ölümün kısa bir sessizlik olduğunu anlatan bu kelimeden tıpkı roman karakteri Firuze’nin kelimeyi duyduğunda,anlamını öğrendiğinde etkilendiği gibi etkilenmiştim. Sessizlik,suskunlar,susmuş anlamına gelen ve mezar kapısında yazılandan fazlası olan bu kelimenin içeriği Hâmûşân Tarikatı yani Suskunlar Meclisi olarak ele alınır ki romanın adıdır.
Roman bir polisiye mi,evet.Ancak sadece bir polisiye değil.İçinde felsefe olduğu kadar mistik öğeler de barındırır ve okültizmin etkisiyle doğaüstü güçler,semboller derken romanda hayli mistik bir atmosfer oluşur.Kadim Bilgiliğin anahtarı olan,içinde ruhun yolculuğu,simya ve dönüşüm,kozmik uyum ve denge,zihin madde ilişkisi vb bilgileri barındıran,kadim bilginin sırlarını içeren Zümrüt Tabletler,romanda yer alınca okültizmin varlığı oluşur,mistik anlatımsa güçlenir.Roman zaten kadim bilgilerin bulunduğu,bütün ilimlerin kaynağı Zümrüt Tabletler zeminine kuruludur.Bir yanda şeytanın hizmetkârları,bir yanda Hermes’in kadim bilgileri ve bilgileri elde etmek isteyenler,bir yanda Suskunlar Meclisi ve cinayetler derken roman heyecan içinde başlar ve bu heyecan gitgide artarak devam eder.
Devlet memurluğundan istifa etmiş ve kendi kurallarına göre hareket eden,özgür ruhlu,herkes tarafından hayranlık duyulan,çoğu kişinin gözden kaçırdığı delilleri gören,baston kullanan ve onu tanıyanların bastonunun da maharetinden haberi olan eski komiser Eşref Kalender,bir cinayeti,daha doğrusu cinayetleri çözerken yılların sırları ile karşı karşıya kalır.Karşılaştığı,kendine görev verilen cinayet alelade bir cinayet değildir.Haliyle okuduğumuz da sıradan bir polisiye olmaktan çıkar.
Huzuru biraz blues,biraz kahve ve kitapta bulan Eşref Kalender,yıllar önce yol arkadaşı Feridun Temizkan ile yollarını ayırmıştır.Emniyet müdürü olan Temizkan,Eşref Kalender’in yetmiş iki yaşında öldürülen,her Cuma gecesi ortadan kaybolup sabah ortaya çıkan, ayakkabı tamircisi olan Nahit Söylemez cinayeti ile ilgilenmesini ister.Ölünün göğsünde bulunan izler birer semboldür.Daha önce aynı sembollerle köklü holding sahibi de aynı biçimde ölü olarak bulunmuştur.
Devletin çoğu üst makamı son cinayetin çözülmesini istemez,bir azınlıksa cinayetin aydınlatılmasını ister.Bu yüzden devlet içinde küçük bir azınlıkla hareket eden emniyet memuru soruşturmayı resmi kurumlarla değil dedektif olan,eski dostu Eşref Kalender ile yapar.Daha doğrusu görevi ona teslim eder.Soruşturmanın daha ilk aşamasında ilk cinayetin aslında örtbas edildiğini öğreniriz ve romanın ilk düğümleri de atılmış olur.
Soruşturma boyunca akla uygun gelmeyen,mistik, kehanete dayanan cevaplara ulaşılır.Soruların bu cevaplarını bazen bir nesne,bazen soruşturmaya dahil ola biri,bazen de bir kelime verir.Bu nevi cevaplar çoğaldıkça biz okurlar için “merak”her defasında doruğa ulaşır.Ayrıca araştırma esnasında gelişen olaylar şaşırtıcıdır ve işlenen cinayetler düğümü kördüğüm haline getirir.
Sahaftan emniyet müdürüne,öldürülen köklü holding sahibinin kızından Eşref Kalender’in eski kız arkadaşına ve sekreterine kadar her karakter hayli renklidir ve katmanlıdır.
Roman hayli mistiktir.Biri Tel Aviv’de diğeri şehrin eskiden hipodrom olan meydanındaki kadim dikili taşın olduğu yerde bulunan iki cesedin üzerinde taşıdığı semboller neyi ifade eder? İki farklı zamanda işlenen cinayetin,ardından gelen cinayetlerin ortak bir nedeni var mıdır?Devletin ve yurtdışının üzerini örtmeye çalıştığı cinayetlerin sebebi nedir,öldürülen,kendi halinde olan,sessiz bir ayakkabı tamircisi neden öldürülecek kadar mühimdir,semboller ve mesajlarla dolu cinayetler neden işlenir,Suskunlar Meclisi iyilerin mi kötülerin mi tarafındadır,amacı nedir, Hermes’in ilmi ile cinayetler arasındaki bağ nedir, Hermes’in ilmini kimler hangi amaçla elde etmek istemektedir,bilgiler yanlış bir ele geçerse ne olur,Eşref Kalender neden arayanken aranan olur ve katil kim, katilin amacı nedir, Eşref Kalender’i bir seçime sürükleyen olaylar silsilesi nedir? Tüm bu sorular romanda yanıt bulur.Roman sona doğru yaklaşırken bu sorulardan çok daha fazla şaşırtan soru ve cevaplar okura aktarılır.Her adımda sırların biri açılır biri açılmayı bekler,yazar romanında düşünmekle bir cevaba ulaşılamayacak ama cevapları olan bir dünya yaratır.Olağan dışı,akıldan üstün olan müdahalelerle açıklanır ki,bu noktada yazarın üslubu anlatıma işlenmiştir.Eşref Kalender sırların kapısını açtıkça yazar bizi mistik bir atmosfere ve bir felsefeye davet eder.
ALINTILAR
Koşullar insanı olması gereken kişiye dönüştürüyor,bunu kabul etmek gerek.
En masum görünenin bile zaman ve koşullar oluşunca acımasız bir canavara dönüşebileceğini unutmamak gerekiyor.Suret çoğu zaman gerçeğin önündeki perdedir.
Adalet gecikince vasfını yitirir.
Durmadan değişen gündemler suçu saklamak içindir.
Kaybedecek çok şeyi olanlar,ölene kadar sır saklayabilirler.
Kalabalıklar arasında bulamadığını satır aralarında aramak,belki de yalnız insanların kaderidir.Çünkü birbirini anlayan iki insan,nadiren bulurlar birbirlerini.
Kimin güvenini kazandıysan ihaneti de orada ara!
Zannedilenin aslını bilmek için hayat kısa.Hem bir şeyin aslını bilmek yüktür insana.
İnsan bir yerde bir nedenle bulunuyorsa bu neden,sonraki nedenlerin de ilk nedenidir.
Hayat,hiçbir şeyin aynı kalmadığına ve her şeyin sürekli değişmekte olduğuna dair bir tanıklıktır.
Korku nihayetinde herkese her eylemi kolaylıkla yaptırabilir.İhanet dahi çoğunlukla korkunun eseri değil midir?
Nefret bile ilişkinin sonu değil,parçasıdır;devamını temsil eder.
Bir kişi veya ulus varlığını ancak dilinin yaşayabildiği ölçüde muhafaza edebilir. Kültürleri inşa eden dildir ve dilleri de inşa eden kültürler. Dili bir kelimeden yoksun bırakmak,bir milleti birçok histen,düşünceden ve kavramdan yoksun bırakmaktır mesela.
“Açıkça ,saklamayarak söylemek, bildirme” anlamlarını taşıyan ikrar, manasına uyumlu olarak kitabın adı.Çünkü içindeki şiirler gerçekten açıkça, saklamadan dertlerini anlatıyorlar.
Şairin dupduru bir dili var. Gayet açık bir üslupla çok derin bir anlatıma sahip.
Kahveyi çok içen, görev aldığı dosyayı kapatmadan uyuyamayan, tam bir görev adamı olan Martin Beck, eşiyle sorunlar yaşasa da çocukları için eşinden uzun süre ayrılmaz. Eve daha az gitmeye başlar dışarıdaysa daha çok çalışır. Martin Beck’in en önemli özelliklerinden biri nezaketle sorular sormasıdır. Bu özelliğini suçluyu ararken de, sorgularken de kullanır. Çalışma arkadaşlarından biri olan, aralarında güçlü bir ilişki olan Melander, Martin Beck’in aksine uykuyu çok sever. Güçlü hafızasıysa onun en önemli özelliğidir. Serideki en dingin karakter Müdür Hammar’dır. Serinin bir diğer karakteri olan ve Merin Beck’in yine güçlü bir ilişki kurduğu Kollberg ise müdürün aksine enerjisi çok yüksek, konuşkan bir karakterdir.Kollberg ve Martin Beck titiz çalışma konusunda aynı görüşe sahiptir. İhmal, beceriksizlik gibi huylarıyla nam salan ve Larsson Gunvald tarafından bu huylarından dolayı hep azarlanan Kristianson ve Kvant karakterleri çok renklidir. Serinin bu kitabında yine azar işitirler, yine birçok saçma şey yaparlar lakin yaşadıklarıysa hayli şaşırtıcıdır.
Seride bu defa bir polisin ölümüne şahit oluruz. Zalim bir polis olan Nyman hastanede tedavi gördüğü sırada öldürülür.Katil pencereden girmiştir ve çok kısa sürede cinayeti işlemiştir.Yine hadisenin çözülmesi, katilin kim olduğunun bulunması hayli zordur.Serinin git gide temposu artan kitabıdır.
Pis Adam romanındaki sadist Nyman karakteri hakkında yapılan araştırmaların sonucu hayli şaşırtıcıdır.Hakkında görevi sırasında yaptıklarından dolayı çok fazla şikâyet dosyası bulunur. Keza onunla çalışan Hunt hakkında da pek iyi şeyler söylenmez.Serinin bu kitabında geçmişteki birçok isim yer alır.
Seride zaman akıştadır.Martin Beck ve eşi yıllardır sürdürdükleri sorunlu evliliklerini serinin bu kitabında sonlandırdılar ve bir önceki kitapla zaten Martin Beck ayrı eve çıkmıştır.
Dünyadaki bütün çocukların aynı haklara eşit biçimde sahip olmaları ve her birinin geleceğini inşa ederken en yüksek derecede aynı biçimde eğitim öğretim görmeleri ve yüzlerinin her daim gözlerinin içinden başlayarak gülmesi dileğimdir. Mustafa Kemal Atatürk’ün tüm çocuklara hediye ettiği 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun.
Kitaptan bahsedeceğim.Büyük usta Yaşar Kemal’in Sarı Sıcak öykü kitabı içinde yer alan öykülerden biri olan Beyaz Pantolon Sedat Girgin’in harika çizimleriyle basılmış. Öykü haksızlığı,emeği yoksulluğu ve umudu anlatıyor.Çukurova’da geçiyor ve bir beyaz pantolon hayali kuran adaşım Mustafa’nın hikâyesi anlatılıyor.Öykü Anadolu insanının yoksulluğunu yansıtırken umudun ne denli güçlü olduğuna dikkat çekiyor.
Mustafa bir ayakkabı tamircisinin çırağı ve bir beyaz pantolon ve beyaz ayakkabıya sahip olmak istiyor.Bunun için tuğla ocağında çalışıyor.Tuğla ocağı onu zorlasa da yılmıyor.Verdiği emeği,tuğla ocağındaki mücadelesi ile kötü kalpli Cumali’nin varlığına ve hakkının yenmesine rağmen Mustafa pantolona kavuşuyor mu? Öykünün sonunda soru yanıt buluyor.
Ebeveynlerin kitabı ilk olarak kendileri okuduktan sonra çocukları için uygun olup olmadığına karar verip, çocuklarına okutmaları daha iyi olabilir.
Düzyazı türünün tarihsel gelişimini kapsamlı bir biçimde ele alırken Düzyazı Kuramı kitabı ayrıca düzyazının yapısal özelliklerini inceler.Düzyazı gelişimini sunarken,sanatın işlevini,eserin ne olduğunu tanımlar.Düzyazının,edebi türlerin gelişiminin nedenlerini açıklar.
Düzyazı Kuramı,1915 -1930’lu yıllarda Rusya’da çalışmalar yapmış ve Rus Biçimciliği ismiyle anılan kuramın lideri Viktor Şklovski’nin,roman teorisini kendi kuramsal görüşleri açısından ele aldığı on yazıdan oluşturulmuş bir seçkidir.
Rus Biçimcilerine göre hayat ve hayatın içindeki olaylar bir yazarın eserini ortaya koyabilmesi için kullandığı ham maddelerden başka anlam ifade etmez.“Syuzhet” kavramının açıklamasını yapıp,inşasını hayli örnekle anlatır.Syuzhet kurgulama teknikleri ele alınır.Kitap,Teknik Olarak Sanat başlığı altında sanatı,imgeyi açıklar.Bu bölüm ve her bölümde yazarların eserlerinden örnekler verilir.Yabancılaştırma birçok yazarın metinlerinden örneklerle ,alıntılarla aktarılır.
Viktor Şklovski,Syuzhet inşa etme bölümünde sanatın genel yasası olarak;engelleme ve yavaşlatma tekniklerini görür.Bu teknikleri detaylı biçimde açıklar.Kademeli yapı ile yavaşlatma tekniğini yine örnek metinlerle ele alır.
Kitapta farklı ulusların halk edebiyatı üzerine incelemeler bulunur.
Bir yavaşlatma tekniği olarak “çerçeveleme” tanımlanır ve incelenir.Kurgunun yapısının da anlatıldığı kitapta bir hikayenin hikaye olabilmesi için sadece harekete değil aynı zamanda karşıt harekete de ihtiyaç duyduğunun altı çizilir.
Don Kişot’un Yapılışı başlığı altında,Cervantes ve Don Kişot incelenir.Sherlock Holmes ‘ta Conan Doyle’nın genel şeması aktarılır.Kitap,en basit syuzhet inşa etme şeklinin ilerleyici ya da kademeli gelişmeyle olacağını belirtirken,kademeli yapınınsa genellikle döngüsel yapıyla sonuçlandığını vurgular. Hata üzerine kurulmuş öykü,koşutluğa dayalı hikayeler,gizem romanı örneklerle açıklanır.
Laurence Sterne’in Tristram Shandy romanı üzerinden açıklamalar yer alır.
Antropozofik teori kitabın konularından biriyken, Bely’nin katkıda bulunduğu bu teori yazarın eserlerinden örneklerle anlatılır.
ALINTILAR
Bir sanat eseri,bir arada olan şeylerin uyumsuzluğu sonucu meydana gelir.
Çok sayıdaki hikaye”hatalar” üzerine inşa edilir.
Pratik zihin,mümkün olduğu ölçüde,genele yayılmış,her şeyi kapsayan formüller yaratarak genelleştirmeler arar.Sanat,tam tersine somut olana duyduğu özlemle kademeli br yapıya, genel ve bütünleşmiş bir biçimde olanı bile özelleştirmeye dayalıdır.
Bir sanat eseri,diğer sanat eserlerinin geçmişine ve onlarla ilişkilendirilmeye karşın algılanır.Bir sanat eserinin biçimi,ondan önceki var olanlarla olan ilişkisi ile belirlenir.Bir sanat eserinin içeriği sürekli olarak manipüle edilir,izole edilir, “sessiz”leştirilir.Parodiler dışında bütün sanat eserleri ya benzeşik olarak ya da bir modele karşıt olarak yaratılır.
Serinin sadece polisiye olmadığını belirtmek isterim.İsveç’in sosyal yapısına, gitgide suçların artışına eleştiride bulunurken bunların nedenlerini de alttan verir.
Bu defa bir holding başkanının karanlık yanları ortaya çıkıyor.Bu karanlık yanlar ile varlıklı sanayici Viktor Palingren’in eşi, müdürleriyle yemekli toplantı düzenlemesi ve o toplantıda vurulmasının ardından yapılan araştırmalarla sorgularla anlaşılıyor .
İsveç’in en lüks oteli olan Savoy ‘da başından vurulan işadamı ve salondaki kişilerce silik hatırlanan katil ve soruşturma sürecinde ortaya çıkan holding başkanının karanlık yanları seriye heyecan katan ayrıntılarken roman karakterlerinin kendine has tarzları yine mizahı doğuruyor .Daha önce serinim diğer kitaplarını yorumlamaya çalıştım. yine aynı şeyleri söylememek için kitap ve yazarlar hakkında belirttiklerimi merak eden olursa önceki incelemelerime bakabilirler.
Serinin bu kitabında Martin Beck, her ne kadar geri planda da olsa yıllardır yolunda gitmeyen evliliği ve eşinden ayrılamama durumu bu kitapta değişikliğe uğruyor.Zamanın akışta olduğu seride bu kitaba kadar emniyet müdürü olan Hammar emekli oluyor ve önceki kitaplardan tanıdığımız Malm onun yerine geçiyor.
Denizin Çağırışı’nda roman karakterinin ruhsal sorunları,çelişkileri,iç dünyası ve etrafındaki kişilerle olan ilişkisi etkileyici biçimde anlatılır.
Modernist edebiyatın izlerini taşıyan roman edebiyatımızın psikolojik yabancılaşmanın konu olarak işlendiği ilk romanıdır. Roman karakteri hem kendine, hem yaşadığı yere,hem de topluma ve hatta bir süre sonra sevdiklerine yabancılaşır.Hayatın anlamını arayan karakter yaşadığı döneme ve beş yıl yaşadığı kasabanın ve ardından gittiği İzmir’in toplumuna eleştirel yaklaşır.Ayrıca toplum sorunları karşısındaki bireyin çaresizliğini vurgular.
Çocukluğunda maddi manevi zorluklar yasayan karakter,çocukluğunda yaşadıklarının etkisindedir.
Roman,bireyin iç dünyasını,iç dünyasına yaptığı yolculuğu toplumcu gerçekçi üslupla işler.
Kasabada öğretmen olan roman karakterinin duyguları gayet açık ve etkili biçimde aktarılır.
Romanın ana kahramanı beş yıl yaşadığı kasabadan ayrılıp İzmir’e gider ve kaldığı otelde ilk bir kadınla,ardından pansiyoner olarak kaldığı evde Zehra ile tanışır. Ardındansa bir hayat kadınına aşık olur.Maddi ve manevi olarak hayat kadını onu tüketir. Çocukluğundan beri yaşadıkları da yeni yaşananlara eklenince öğretmen,bir tükenişin içine girer.Oysa ki İzmir’e şifa aramak için gelmiştir. Kasabada görev yaptığı beş yıl boyunca kabuğuna çekilmiştir.Dedikodunun ,parti kavgalarının bitmediği,gelenek göreneklere bağlı kasabanın beş yıl boyunca aşçısından yemek yememiş,ekmeği tekrar ateşten geçirmiştir, öğrencilerini bir kez olsun okşamamıştır.Kendisi gibi içine kapanan kasaba doktorunun tavsiyesi ile kasabadan ayrılmıştır .Ayrıca kendisini bir kadının İzmir’e çağırdığını düşünür,bu noktada mistik bir durum vardır. Kasabada yaşadığı sürece kasabadakilerden uzak durmuş,bir yandan kibirli görünmüş,bir yandan da saygı görmüştür.
Doğu Batı çatışması az da olsa işlenir ve bunu bazen tuvalet, bazen toplum değerleri üzerinden verir.
Yaşamak,yaşayabilmek için bir şehre gelen adamın ağır hikayesi duru bir dille aktarılır.
Roman,büyüdükçe babasına benzetilen babasının kaderindeki sonu yaşayan bir genç adamın var oluş yolunda sancısının ve yabancılaştıkça tükenişinin hikayesidir.
Eliot Nailles ve Paul Hamner Amerikan banliyösünde yaşayan iki komşudur.Eliot Nailles şehirdeki işine gidip gelmek için banliyö trenini kullanır. Ailesi ile güçlü bir bağı vardır. Oğlu Tony ile daha sıkı bağ kurmak ister. Eşi Nellie olmadan bir hayat düsünmeyen Nailles, evliliği kutsallaştırır ve ailesine düşkündür. Babasıyla arasında geçen tartışmadan sonra Tony, üzgün olduğunu belirterek yatağına çekilir. Kas kaybına uğrayacak kadar günlerce yatağından çıkmaz. Baba oğul ilişkisi psikolojik derinlikte ele alınır. Paul Hammer ise huzursuz bir yapıya sahiptir. Banliyöde birini öldürme fikrini benimser.
Eliot ile Paul’un yolları kesişir.
Kara mizah romanın en belirgin özelliğiyken roman banliyö yaşamındaki bireylerin ruh hallerine eğilir.Amerikan rüyasına eleştiride bulunurken insanların iç dünyaları ile dışardaki dünyaya yansıttıkları arasındaki uçurum anlatılır.
Roman üç bölümden oluşur. İlk bölümde Nailles ve ailesinin hayatı,ikinci bölümde Hammer’ın hayatı ve üçüncü bölümde Hammer’ın amacına doğru ilerlemesi anlatılır.Romanın sonunda Hammer’in cinayet fikrini hayata geçirip geçirmediği anlaşılır.
Suç,suçlu,toplum,birey ilişkisini polisiye ile işleyen,akıcı,dili sade, karakterleri açısından çok renkli olan bir seri.Seri sadece suçu çözmeye, suçluyu bulmaya çalışan bir polisiye/dedektif kitaplarından oluşmamakta.Dönemin İsveç toplumuna, dönemim kapitalizme yenilen dünyasına, İsveç’in bürokrasi ve toplumunda aksayan yönlerine ayna tutan, özellikle Balkondaki Adam kitabıyla başlayıp dördüncü kitap olan Gülen Polis ile belirttiklerime dili sertleşerek eleştirilerde bulunan bir seridir.Zamanın akışta olduğu seride gitgide her kitapta eleştiri dili sertleşir.Bu eleştiri ağırlıklı olarak yozlaşan topluma ve aksıyan bürokrasiye karşıdır.Toplumdaki eşitsizliğe dikkat çeken, suçun toplumsal nedenlerini gösteren seride kadın cinayeti( Kanaldaki Kadın),çocuk istismarı ve cinayeti(Balkondaki Adam) göçmen karşıtlığı gibi konular işlenir.
Bir önceki kitapta Ake Stenström otobüste öldürülen kişilerdendir ve polistir.Asa Torell onun kız arkadaşıdır.Bu kitapta da Asa Torell,Kollberg ve Gun’un çocuklarına bakar.Torell sevgilisinin beş ay önce bir otobüste vurularak öldürüldüğünü belirtilir.Yani seride zaman bir akıştayken karakterler günlük hayatın içinde birbirleriyle etkileşimde, iletişimdedirler.Seride sık sık karakterlerin ilişkileri değişir,evrilir,sona erer vs .Olaylar için de bu belirtilebilir.
Gunvald’in gözetiminde olan binada bir patlama olur ve yangın başlar. Gunvald,kurtarabildiği kadar kişiyi binadan kurtarır.Lakin binanın içinde kalanlar,ölenler vardır.Bu bir kundaklama mıdır, neden Gunvald o binayı gözetlemektedir,Binadakilerin birbiriyle bir bağı var mıdır?Bu sorular yanıt bulurken,Martin Beck ve ekibi sarsıcı bir bilgiye ulaşır;alkol suçlarından çalışma kamplarına gönderilecek olan, çocukların nafakasını ödemeyen,yapayalnız, akıl hastanesine birçok kez girmiş ve daha önce birçok kez intihara teşebbüs etmiş binanın içindeki Göran Malm, aslında yangından önce ölmüştür.Göran Malm’ın ölüm sebebi intihar mı,cinayet mi romanda bu soru da yanıt bulur.
Serinin bu beşinci kitabında benim hayranı olduğum Martin Beck’in anne ve babasına dair, küçüklüğüne ait bilgiler edinilir ve annesiyle tanışılır.