Unutmanın İcadı

Unutmak ve hatırlamak üzerine yazılmış, belleğin  aslında  nelerle  bağlantılı olduğunu ve  unutmanın  başka kavramları ne denli etkileyeceğini, zaman vb. başka kavramların tanımını değiştireceğini de vurgulayan özel bir romandı.Unutmanın kişisel bir durumdan toplumsal bir olaya dönüşmesi ve unutmanın bir adaya yayılması biraz da distopik bir atmosfer oluşturur.

Büyülü  gerçekçilikle ve içindeki felsefi öğelerle sorular sordurur.Cennet unuttuklarımız mıdır,her şey unutulmaya mahkûm mudur?Unutmak şifa mıdır?

Bir ada düşünün.Bir kişiyle başlayan adeta unutulma salgınına tutulmuş insanlarla ada gitgide unutuşu yaşamaya başlar.İsimler,yüzler,rüyalar,ezan okuyan hoca yıllardır okuduğu ezanı, insanlar çocuklarını ve onların kim olduğunu ,zamanı ,yürümeyi ve nihayetinde dili unutur.Devlet var olan unutma halini çözmek için,adalıları eski haline getirmek için duruma el koyar.Devlet bir dilbilimciyi görevlendirir.

Unutmanın neleri etkileyeceğini keyifle okudum.

ŞAMPİYON

Kirli bir düzenin değişmesi icin atılan ilk adımın hikayesi…

Pat Glendon şansızlıklardan dolayı hiç şampiyon olmadan boks hayatını sonlandırıp, adını boks tarihe altın hafilerle yazdırmış bir boksör olarak ormanda yaşamaya başlar.Oğlundaki boks yeteneğiyse gözünden kaçmaz ve onu yetistirir.Doğada yetişen, şehir hayatına uzak olan oğlu hayli güçlüdür, dayanıklıdır.Zeki,ahlaklı, hile nedir bilmeyen oğlunu güvendiği bir menajere teslim eder ve oğlu başarıdan başarıya koşarken bir gazeteciye aşık olur.Şiire meraklı, sanat galerilerine giden, fotoğraf cekimleri yapan başarılı boksör,gazeteci vasıtasıyla menajerinin kirli işlerini öğrenir.Yenilgi nedir bilmeyen genç boksör boks camiasına ait tüm aksaklıkları,çevrilen dolapları,spor ahlakının yerini maddi çıkarların aldığını son şampiyona maçında salondakilere anlatır.

Boks dünyasının kirli yanlarını,spora ters düşen ahlak noksanlığını, danışıklı dövüşleri ,sporcuların ve seyircilerin nasıl aldatıldığını,çıkar uğruna sporcuların nasıl kullanıldığını, bokstaki yozlaşmayı anlatan roman boksa ve anlattığı konuya çok hakimdir zira yazar Jack London bir zamanlar boks yapmıştır. Tüm haksızlıkları gören roman kahramanı  haksızlığa ,etik olmayana karşı dik duruş sergiler. Entrikaya, çevrenin etkisiyle yahut planlarıyla kötü oyunlara iştirak etmez ve  adaletsizliğe başkaldırır.

BİR YAZIN TARİHİ

Türk şiirinde ilk mensur şiir örneklerini veren yazar,edebiyat dışında öğretmenlikte yapmıştır.Kız ve erkek rollerinde daha küçük yaştayken sahneye çıkan(Mınakyan topluluğunda) ve o zamanlar çok ünlü olan Eliza Binemeciyan’a edebiyat dersleri vermiştir.

Kitabın içindeki öykülerin neredeyse hepsi mutsuz bir sonla biterken, her biri bittiğinde hüznü hissettirir.

Kitap, yüklü hüznü hayli betimleme eşliğinde işler.Kitabın en uzun hikâyesi olan Bir Yazın Tarihi,aşkın insan hayatındaki etkisini,insanı ne hallere soktuğunu,bir süre etrafındaki  kadınlardan hangisine âşık olduğunu bilemeyen,elbette sonunda kime âşık olduğunu anlayan genç bir adam üzerinden anlatır.

Bravo Maestro trajik bir hikâyeyken,sonu ile beni epey üzdü.

Aşk yolunun bin bir sonu vardır.O sonlardan biri de felakettir.Felakete sürüklenen bir genç kızı anlatan Yırtık Mendil,kitabın aşk konusuna sahip öykülerinden.Çetin Sevda,bu defa uzaktan aşk konusunu işlerken yine aşk konusuna sahip olan Çalınmış Bir Eser,kitabın en trajik,en etkileyici hikâyesidir.

Aşk dışında kahramanlık , yoksulluk,umutsuzluk,umudun yıkılışı,aile içi çatışmalar,insan ile hayvan ilişkisi,insanın hayvanlarla kurduğu bağlar işlenen konulardır.

Anlatı,günlük,mektup gibi türlerin de yer aldığı kitaptaki hikâyelerin ortak özelliklerinden biri hüzünlü olmalarının yanı sıra gündelik hayatın içinden seçilmiş konulara ve kişilere sahip olmaları ve bu gündelik hayattan kesitler sunmalarıdır.

Hikâyeler İstanbul ve İzmir’de geçerken, yazıldığı dönemin değişen dünyasını yansıtırlar.

Kitapta,Samipaşazade Sezai’nin Sergüzeşt romanını öven satırlar da vardır.

ALINTI

Bir boş ev,bu da zaten bir mezar değil midir ?

ÖYKÜ YAZMA TEKNİKLERİ

Kitap, yazı ve yazınsalı, yazı ile yazınsal arasında köprü olan şiirsel imgeyi irdeleyerek başlar. Şiiri tanımlayan kitapta şiirin tanımlarından biri şöyle yapılır ve etkileyicidir: “şiir, bir büyücünün bize sunduğu gizemli bir kokudur. Bu koku sayesinde başımız döner kendimizden geçer, gerçekliğin arkasında yatan daha gizemli, kimsenin bilmediği bir gerçeğin sırrına ereriz. Biz her zamanki tavrımızla olduğumuz yerde dururuz. Şiir adlı bir gözlüğü takar takmaz, dünyanın rengini ve biçimini her zamankinden daha farklı görmeye başlarız.” Şiir dil boyutu ve yaşantı boyutu olarak kitabın ilk bölümlerinde incelenir. Şiirin döngüsel özellik taşımasının” durum”, “planlanlı öykü”ye yansıması incelenir.

Kitabın roman bölümünde romanın tanımı yapılırken unsurları da ele alınır. Olay, zaman, uzam(mekân), karakter olarak romanın öğeleri incelenir romanda ve öyküde anlatım biçimleri ayrıntılı olarak işlenir. Konu örneklerle pekiştirilir.

Yapay kurmaca ve gerçek kurmaca kitabın bölümlerindendir. Bu bölümde öykünün amacı, öğeleri yapay kurmaca ve gerçek kurmaca içinde incelenir. Nitelikli öykünün nasıl oluşturulacağını dair kapsamlı açıklamalar yer alır. Kitap, kavramları açıkladığı kadar nasıl başarılı bir öykü yazılır sorusunu yanıtlar. Bu yanıtlar hem öykünün her ayrıntısını açıklanmasıyla, hem örneklerle, hem de yayıncı Salih Bolat’ın önerileriyle oluşur.

Yazarlık ve yaratıcılık üzerine olan bölümler yazınsal yaratıcılığın beş yolu ile açıklanır. Bu beş yol ayrıntılı biçimde yol gösteren bir nitelikte aktarılır ve  konuyla ilgili öneriler yer alır.

Öykü düşünceleri nasıl oluşur bölümünde, başarısız olan yazarların izlediği yollar göz önüne serilir. Aynı zamanda öykü düşüncelerinin nasıl oluşturulabileceğinin de adım adım yol haritası Salih Bolat tarafından belirtilir.

Olaysız öykülerin tanımı, öyküde sahneyi oluşturmak, bir öykünün son sahnesi ve nasıl olması gerektiği, çatışma, gerilim, öyküde bakış açısı, duygu, okuyucu özdeşleşmesi, yazarın mesajı, yetenek hem öykünün öğeleri olarak hem de öykü yazarken olması gereken niteliğe ulaşma ayrıntıları olarak işlenir. Bir öykünün öğeleri, final sahnesi, içindeki sahneler yine ayrıntılı bir biçimde aktarılır. Bakış açısının nasıl oluşturulup seçileceği de konulardan biridir.

Karakter oluşturmada, karakterin basmakalıp olmayan “kişisel” insanlar olmaları gerektiği vurgulanır. Karakter oluştururken, aktarılırken neden temel bir özelliğinin vurgulanması gerektiği belirtilir. Karakter oluşturmanın yolları adım adım anlatılır.

Çatışma üç temel biçimde tanımlanır.

Bir öykünün yayıncı tarafından reddedilme sebebinin genel yirmi beş nedeni açıklanır. Yani yapılan yirmi beş hata sıralanır ve bu hatalara karşı yine Salih Bolat tarafından bir doğru yol haritası çizilir.

 

Unutulan Yurttaş

Kitap içinde yer alan on öyküden ilki kitabı adını veren Unutulan Yurttaş’tır. Seyit Efendi ve oğlunun hikayesi taşranın kasvetli kendini yenileyen ve bir beklentinin durağanlığı atmosferinde işlenir bazı öykülerden bahsedeceğim.Bir yanda gurbetin koşturması bir yanda bitirilmesi gerekli zor bir test, bir yanda büyük bir şehirde var olma çabası ve oyuncuların gittiği bir kafe… Büyük kente okumak için giden kendini sinemanın içinde, daha doğrusu sinema dünyasına garsonluk yaparken bulan bir gencin çevresiyle, ailesiyle olan ilişkisi Bir Filmin Öyküsü adlı hikayede anlatılır.

Öykülerin genelinde imgeler bulunur,öykülerin dili yalındır.Hasar öyküsünde haklı ve buruk bir cümle var: “ Özür dilense,af dilense bazı örselenmeler bazı hasarlar onarılmıyor!”

Sürüklenmeler, maskelerin takıldığı çok yakın geçmişe ait bir öykü. HES kodsuz hiçbir yere alınmadığımız zamanlara ait.

Hayatımıza giren karekodlardan,geçim sıkıntısından, yalnızlıktan bahseden öykülerin bazıları metafor yüklü. Genel olarak belirtebileceğim en önemli şey kitapta her cümlesi üzerinde düşünülmüş öyküler bulunur.

Mendil Altında

Siyaset hayatını ve edebiyat hayatını birbirinden ayırmak için Divan ve Halk edebiyatında kullanılan “mahlas” kullanmıştır.Öykü ve romanlarında bir ideal,ideali arama vardır ve toprak medeniyeti anlayışını benimser.Yani sanayi medeniyetinin gelip geçici olduğunu düşünür.Mutlu bir ülkenin de insanların arasındaki sevgi bağıyla olacağını düşünür.

Yazdığı hikâyeler genel olarak ilk defa dergi ve gazetelerde yayınlanmıştır.Daha önce romanlarının hepsini ve bazı hikâyelerini okumuş ,paylaşmıstım.Aslında edebiyatımızın hikâyecilerindendir ve bu kitap bazı hikâyelerinin bulunduğu bir kitaptır.Yazarın bazı hikayelerinde belli başlı bir konu yoktur.Bu öykülerinden biri olan Hayat Ne Tatlı hikâyesidir.Hikâye kahramanı evinden çıkar ,dışarıda dolanır ve evine döner.Başından herhangi bir büyük olay geçmez.

Hikaye kişilerinin altı çizilecek özellikleri yoktur.Olağanüstü kişiler değillerdir.Hergün denk gelebilecek “küçük insan “ denilen kişilerdir.Çoğu hikâyede bu insanların mizah diliyle gülünç yanlarını ele alır.Sait Faik ‘in ilk dönemindeki gibi hikâyelerinde insan sevgisi vardır.Çoğu hikâye kişisi orta tabaka ve devlet dairesinde çalışan memurdur.

Ömer Seyfettin’in “edebiyat yapmadan yazmak”olarak tanımladığı yazı üslubunun en büyük temsilcilerindendir.Zaten Ömer Seyfettin’in Yeni Lisan makalesiyle başlayan sade dil akımını benimser.

Teknik olarak Batı tekniği alınmış olsa da eserlerinin hiçbirinde konu olarak batının izi yoktur.İstisna durumlar vardır.Esendal yerli bir edebiyat üreticisidir,halka yönelmiş gözlemci bir yazardır.Toplumcu gerçekçi değildir.Esendal gözleme dayanarak yazar,olanı olduğu gibi yansıtır.Anadolu, İstanbul yaşantısını,insanlarını yansıtır lakin siyasetçi kimliğinden olsa gerek gerçekçiliğinin bir sınırı vardır;suya sabuna dokunmaz.İnsanın ruhsal durumunu yansıtır.Alçakgönüllü tipler yaratır.Yazar üretimden, emekten,çalışmaktan yanadır,üretimdeki bunalıma dikkat çeker  ve bu kitapta Haşmet Gülkokan hikâyesinde bu görüşünü yansıtır.

Vassaf Bey,Ayaşlı ile Kiracıları,Miras romanlarında ülkenin temelini atacak olan aile yapısının önemini vurgulayan yazar,bu üç romanda da toplumun aile yapısındaki farklı çözülmelerini işler.

Mendil Altında ise durum öyküsü temsilcilerinden olan yazardan okuduğum hikâye kitaplarından biri oldu.

Avni Hurufi gibi sıradan fakat etkileyici kişilerle tanıştım.Bu hikâyede sarhoşluk konusu işlenir.Ana Baba hikâyesinde ana ve babanın bir çocuğun hayatındaki önemi aktarılır.Önemsiz bir hastalığı abartarak  hastalık sürecini gösterilen ilgiyle geçirmek Hasta hikâyesinde işlenir.Karga Yavrusu,babanın çocuğuna uyguladığı şiddeti aktarır.İki Ziyaret, Düğün,Saide kitabın uzun hikâyelerindendir.Hurafelere inanan,kuruntulu, bir adamın arkadaşlarının onu rüyasında gördüklerini anlatmasıyla adamım telaşının anlatıldığı Rüya Nasıl Çıktı kitabın hayli güldüren hikâyelerindendir.Müdürün Züğürdü bir ağanın desteğiyle köylülerden zorla para toplayan memurun yozlaşmış ilişkilerini aktarır.

Hayat Ne Tatlı yazarın kendine has üslubu olan karakterlerin aslında hiçbir şey yapmaması ,başlarından aman aman bir olayın geçmemesi özelliğini yansıtan hikâyelerindedir.Bu hikâyede insanın mutlu olması için yaşamın küçük getirilerinin yeterli olduğu aktarılır.Bir adam evinden çıkar,dolaşır, akşamüstü evine girer.Bu basit sıralamada en derin mevzulardan birini işler: hayatta mutlu olabilmek. Yazarın yer yer işlediği ve cumhuriyetle beraber kadının varlığı konusu Kızımız hikâyesinde yer alır.Esandal’ın sık kullandığı memur tipi Mendil Altında hikâyesinde bulunur.Hikâyedeki mendil gerçek hayatın çözülmesi gereken problemlerinin saklandığı yerdir.Oysa problemler saklanılarak,hayaller kurarak çözülmezler.

Yöneten ve yönetilen ilişkisini de hikâyelerinde işleyen yazarın bu kitabında adalete güvenmeyen,adaleti kendi arayan bir köylü,Keleş hikâyesinde işlenir.Aynı zamanda Müdürün Züğürdü de yöneten yönetici ilişkisini işler.Saide İstanbul ve Ankara hükümetinin karşılaştırıldığı farklı bir hikâyedir.

O Sonbahar, O Kış

Birey ve toplum ilişkisini yansıtırken merkezinde insan olan öyküler, ülkenin çok yakın geçmişindeki hadiselere dokunur.Kitap içinde on öykü bulunur.Her öyküde kenarda duran, durmak zorunda bırakılan insanlar vardır.Her biri farklı yaşam tarzına sahiptir. Ortak noktalarıysa hayatın içinde yaşam hakkı aramaları ve bu hakka karşı bir savaş vermeleridir. Fakat bu savaş öyle çok eylem içermez.Hepsi hüzünlü, hepsi kırgın,hepsi kırık dökük, hepsi hayal kırıklığı taşır.Kenarda duran, dışarıda bırakılan, dışarıda kalmış bu kişilerin ortak noktası da farklı sebeplerden dolayı ezilmiş olmalarıdır. Bu “durum öykülerinde” beni en çok etkileyen karakterlerin ruh halleri oldu. Romanlardan, şiirlerden iyimserlik edinip ama hayatın katı ve kirliliğinde kötümser olunması, çocuklarla ilgili endişelerin suskunlukla örtbas edilmesi ,değişik bir eyleme geçmek istense de bir süre sonra bu eylemin gözde büyütülmesi ,bir şeyleri sadece beklenmesi, cılız bir ümide sahip olunması etkili ve yalın bir dille aktarılır.

Timsah

Hayli absürt ve bir o kadar trajikomik olan bir olay kara mizahla aktarılırken, kitap hayli gerçekçi biçimde de Rus toplumundaki yabancılaşmaya ve Rus toplumunun Batıya olan hayranlığına dikkat çeker.

İvan Matveiç,sergilenen bir timsahı görmek için gittiği sergi yerinde timsah tarafından yutulur. Timsahın içinde hayatını sürdürür.Eşi Elena,onu kurtarmak için bazı kişileri araya sokarken,ilk tepkisi timsahın yarılmasını istemesidir. Aile dostları Aleksi ise İvan’ın yerinde olmadığı için şükreder.İvan’ın eşinin ilk anlardaki tutumu kısa sürede değişir.İlk tepkilerinden olan timsahın yarılması fikri,timsahın Alman sahibi tarafından kabul edilmez;hatta Alman başta olmak üzere bunu duyanlar bu isteği aşağılar.Bu noktada eş, arkadaşlık ve dönemin Rus toplumunun yabancı sermaye ile olan ilişkisi irdelenir.

Kibirli İvan timsahın içindedir,dışarısıyla iletişim halindedir ve kibrine kibir ekler,fikirler üretir.Başına gelenden mütevellit ilgi odağı olması  hoşuna gider.Bir yandan timsahın onu içine almasının sebebi İvan ‘ın kendisi olarak düşünülür,yani suçlanır.İvan,yabancı sermayenin ülkeye girmesi gerektiği ve bir burjuva sınıfı yaratılması gerektiği düşüncesi baş göstermişken timsahın içine girmiştir.Timsah ise bir Almana aittir.Yani yabancı sermaye yurda getirilmeye çalışılırken timsaha dokunulamaz .Hatta yabancının ülkeye getirmiş olduğu bu yatırım korunmalıdır.Hatta İvan’ın timsahın içinde olması, onun değerini arttıran ve ekonomi adına yapılmak istenilene hizmet eden  bir duruma dönüşür.Başka yatırımcıların ülkeye yatırım yapmasının önünü açacak bir olay olarak değerlendirilirken zaten Alman bu olay üzerine sergisinin biletlerinin ederini iki katına çıkartır.Böylelikle üst makamlar, kamuoyu ve de İvan, kendisinin timsahın içinde olması taraftarıdır.Aslında timsah bir semboldür;devleti simgeler.Bu simge merkezinde menfaatler, siyaset,şöhret tutkusu,bir ülkenin orta sınıf yaratma çabası,hırs,bir toplumun kendine yabancılaşması arkadaşlık,söylenti ve kibir işlenir.

GERÇEK HAYAT

Romanda Suat Derviş,Cahit Uçuk,Fatma Aliye ile karşılaşmak hem şaşırtıcı hem de çok güzeldi.Elbette tesadüf eseri seçilen kadın yazarlar değil.Bu isimler romanın ana vurgusuna hizmet eder.Sadece hayatta değil, edebiyatta da erkek egemenliği bu üç önemli yazarla vurgulanır.
Leyla,hakikat ile hayal arasında ama hayli ağırlıklı olarak kendi yarattığı hayal dünyasında yaşayan,yaşamayı değil okumayı seçip ne bulursa okuyan,Çukurcuma’da eski bir apartmanda yaşamını sürdüren,fal bakarak geçinen,Fatma Aliye,Cahit Uçuk,Suat Derviş ile hayalinde arkadaş olup münakaşalar eden bir kadın.Gerçek hayatta da arkadaşları bulunur; hikayesiyle can yakan Ahsen ve Ayten…Yeri gelmişken,konu kaleme dayanmışken sormam gerek.Gerçek hayat nedir?Roman bu soruya ayrıcalıklı bir cevap verir.
Ataerkil düzende kadının toplumdaki yerini irdeleyen roman,iç konuşma tekniği ile yazılmış ve romanın dili hayli sadeyken üslubu ağırdır.İşlediği konu bakımından dura kalka,düşüne düşüne okunan bir kitap.
Bir kadının var olma çabasını çok farklı bir kurguyla anlatır.Romanda tutulmuş değil de takılmış bir ruh haline sahip bir kadının içindeki ne olursa olsun yaşama isteğini,halini yazar kendine has üslubuyla aktarır.
2018 Duygu Asena Roman Ödülü’nü alan Gerçek Hayat,bir kadının kendini,toplumu,kadını,erkeği,gerçeği,dünyayı, hayali,en önemlisi ataerkil düzeni sorgulamasını yansıtır.

Yaratıcı Drama ve Müze

Sanat tarihçisi,yaratıcı dramanın Türkiye’deki ilk temsilcisi ve eğitimde yaratıcı dramaya ömrünü adamış İnci San’ın,Yaratıcı Drama ve Müze kitabı,hem konu ile ilgili bir kaynak hem de konuyla yakından uzaktan ilgilenenler için keyifli bir kitaptır. Geleneksel Türk Tiyatrosu incelemeleri,kitabın ilk sayfalarını oluştururken tiyatro ve drama arasındaki farklar ilerleyen sayfalarda kapsamlı bir biçimde ele alınır. Yaratıcı dramanın tarihçesi işlenirken,1911’ler ardından 1970’lerde Dorothy Heathcote’ın drama anlayışı,dramayı yeniden tanımlamaya girişmesi ve drama ile eğitim arasındaki ilişkiyi irdelemesi, ardından yaratıcı dramanın Türkiye’ye girişi,ilk zamanları ve gelişim süreci aktarılır.Ardından yaratıcı dramanın yararlarından olan;drama ile edinilen bilgilerin ezbere dayalı,kuramsal bilgilenme olmadığının,çeşitli disiplinlerden gelen bilgilerin kullanılarak,yaparak ve yaşayarak öğrenmeye dayalı olduğunun altı çizilir.Yaratıcı dramanın tiyatro ve oyunculuk olmadığı açıklanır.Yaratıcı dramada bir şeyi sahneye koymanın hedef olmadığı, önemli olanın süreç olduğu belirtilir.Yaratıcı dramada yanlış yapma korkusunun yer almadığı vurgulanır.Kişinin kendi bedenine,duygularına,düşüncelerine ve çevresinde olup bitenlere karşı bilinçlilik kazanması amaçlarından olan yaratıcı dramanın özellikleri sık sık kitapta yer alır. Psikodrama yaratıcısı Moreno’nun kuramları açıklanır.Psikodramanın özneyi önemsemesi,bilişselliğin özneye yüklenmesi,yaratıcı dramınınsa toplumsal bilimsel olgulara yönelik oluşu,sosyo- psikolojik olması, toplumdaki olay,olgu ve oluşumları irdelemesi, öznelliğin,özgünlük ve özgürlük açısından önemli oluşuyla psikodrama ile yaratıcı drama arasındaki farklar kitapta anlatılır.Yaratıcı dramanın özelliklerinden olan anlar yaratmak, yaşatmak,belli kurallar içinde özgürce temalar, kavramlar seçmek ve bunları o an için, orada yaşama geçirmek ile ön yargılardan kurtulmanın bir yolunun da altı çizilmiş olur.
Eğitsel boyutta uygun olan ders malzemesini yaratıcı drama ile yani öğretme sürecinde ya da salt dersleriyle ya da tiyatroyu izleyici dahi olsa bilinçli izleyici oluşturma amacıyla kullanılan yaratıcı dramanın sosyokültürel,estetik bir eğitimle aktarılışının tanımı yapılır.Böylelikle bir sanat ve kültür eğitimi oluşunun yine altı çizilir.Kişiye verilen bilgileri yaşama geçirmesi,yaşayarak öğrenmesi yaratıcı dramanın amaç ve özelliğidir ve böylelikle hem eğitim hem de insanı çağcıl kılma sonucuna ulaşır.Bu doğrultuda yaratıcı dramanın nasıl uygulanacağına dair kitap ipuçları barındırır.Deneyimlerden yola çıkarak yapılan çalışmalardan bazı görseller de kitapta yer alır.
1966 -72 yılları arasında tek tek tiyatroların izlenme yoğunluğu,aile ve öğrencilerin tiyatro izleme dağılımı,kitle iletişim araçlarında izlenme ve turne sayıları doğrultusunda 72 yılına göre geliştirilen öneriler de kitapta bulunur.Teknolojinin gelişimi ile sanatın paralelliği çok özel tahliller ile sunulur.Sanat eğitimi,yaratıcılık üzerine yazılmış yazılar aydınlatıcıyken,dramanın etkileşim ile bağı,oyun kavramı, okuldaki tiyatronun öğrenci,sanatçı, öğretmen açısından değerlendirilmesi ve tüm bu başlıklar sonundaysa okullardaki dramanın öğrenciler üzerindeki olumlu etkileri incelenir.Ardından bu konu hakkında daha fazla ne yapılabilir sorusu üzerinde durulur.Yaparak ,yaşayarak öğrenmek düşüncesinden yola çıkarak,bölüm çok güzel bir öneri ve görüşle biter; “Sonuç tiyatronun okullaştırılmasını değil okulun tiyatrolaştırılmasını getirmelidir.” İnci San’ın Türkiye’de öncüsü olduğu alan yaratıcı dramanın anlatıldığı bölümler bu alana ilgi duyan,bu alanı meslek olarak yapmak isteyen ya da ezberci eğitim sistemini reddeden herkesin okuyarak faydalanacağı bölümlerdir. Dramanın tanımını, yaratıcı dramanın tanımını ve yaratıcı dramanın önemini anlatan bölümler kitabın konularıdır. Öğrenmenin yaşantısal olmaktan çıkıp ezbere dayanan öğrenme yerine, öğrenme süreçlerine duyuşsallığı,düşlerin gücünü,inceleme yetisini,düşlerini devreye sokarak bilgileri içselleştirmesini sağlar.Bu anlamda yaratıcı dramanın önemini vurgular.Bireyin konu ya da konuları grup için etkileşim yoluyla ve yaşayarak öğrendiği yaratıcı drama,kitap boyunca özellikleri ve yararlarıyla yer bulur.Eğitim için bugüne kadar okuduğum,duyduğum en güzel tanım kitapta bulunur;“bireyin beyinsel alabilirliğini genişletmek.” Yaratıcı dramanın ne olduğu tanımıyla devam eden kitap,neden yaratıcı dramanın eğitimde yer alması gerektiğini ayrıntılı bir biçimde aktarır. Öykülenmenin olmadığı,bir şeyi olduğu gibi kabul etmenin yer almadığı yaratıcı drama üzerine yazılmış kitapta birçok sanat estetiği yer alır.İnsanın yaratıcı etkinlik ve edimlerinin ürünlerini ve doğanın ürünlerini toplayan,saklayan , koruyan,bunlar üzerinde bilimsel araştırmalar yapan ve değişik bakış açılarıyla sergileyen kurum ve ortamlar olan müzelerin eğitim öğretim programlarına girişi, eğitim ve öğretimdeki yeri incelenirken, müzelerin öğrencilere gezdirilme biçimine San,olması gerektiğini düşündüğü bakış açısıyla anlatır. Yaratıcı drama ve müze,yaratıcı drama çalışmalarının neden müzelerde de yapılması gerektiği ve nasıl yapılabileceği kitabın konularındandır. Geleneksel müze gezdirme yerine yöntem olarak yaratıcı dramanın devreye girmesi ve böylelikle sergilenenlerin içselleştirilmesi, müze gibi sosyokültürel değer taşıyan ortamlarda yaratıcı dramanın varlığı Müze ve Drama başlığı altında ele alınır.Müzelerin eğitim ortamı olarak değerlendirilmesinin altını çizen İnci San, çocuk müzeleri hakkında fikirlerini paylaşır.Kitabın bu bölümünde San’ın etnografya müzesinde yapmış olduğu bir drama çalışmasından bahsedilir ki,kitabın en kıymetli bölümlerinden birini oluşturmuş olur .
Neyin,nelerin nasıl kazandırıldığı önemli olan yaratıcı dramanın eğitim ile ilişkisinin altı çizilir. Kitap,her zaman bireyi değil grubu gözeten,tiyatro sanatından yararlandığı kadar başta görsel sanatlar olmak üzere diğer sanat dallarından da yararlanan yaratıcı dramanın duyuşsal , bilişsel kazanımlarını, anlatım oyunlarıyla, bir eğlence çerçevesinde yaşayarak gerçekleştirmesi nedeniyle kazanımların kalıcılığından bahseder.