Frankfurt Seyahatnamesi

Ahmet Haşim hem şiirde hem nesirde ayrı ayrı üslup sahibidir .
Ahmet Hâşim hastalığı sebebiyle Frankfurt’a gider ve bu kitabı yazar.Lakin kitapta hastalıktan bahsetse bile kendi hastalığından çok bahsetmez .
Kitap coğrafi bilgi veren bir seyahat kitabı değildir.
Abdülhak Şinasi’nin sınıf arkadaşı olan Ahmet Hâşim’den Piyale ve ilk şiir kitabı olan Göl Saatleri’ni okumuştum ve paylaşmıştım. Kronolojik yazan bir şair olan Hâşim ‘in gece sembolleri beni bir hayal alemine sokar. Gerçekliği sembollerle ulaştırır. Zaten estetiği semboller üzerine kurar.
Ahmet Haşim’in şiirlerinde kendinden izler vardır.
Piyale şairin üçüncü dönemine aittir. “Yeni Lisan’’ anlayışına sahiptir.Dili daha önceki yazım dönemine göre açıktır.Göl Saatleri ise Fecr- i Ati döneminde yazdığı şiirlerden oluşan kitabıdır.Dili gayet kapalı ,süslüdür.
1932 yılında hastalığının tedavisi için gittiği Almanya’ya ait notları dönüşünde Mülkiye Dergisi’nde ve Hürriyet Gazetesi’nde yayınlar.Aynı yıl içinde Frankfurt Seyahatnamesi adıyla da kitaplaştırır.
Seyahat için çok güzel bir tanımı vardır. “ İnsan,hayatının tatsızlığından ve etrafında görüp bıktığı şeylerin o yorucu aleladeliğinden bir müddet kurtulabilmek ümidiyle seyahate çıkar. Bu bakımdan seyahat “Harikuladelikler avı” demektir”
Kitapta dönemin Türkiye’si ve ağırlıklı olarak Almanya’sı anlatılır.

Bazıları Isırgan Sever

Evliliklerinde bitenlerin ardından ve geleneksel ile Batı kültürü arasında iç dünyalarında sıkışmış iki insanın ruh hallerini ,yaşadıklarını okurken bende de sıkışma hissi uyandı. Roman amaçlarından birine ulaşmış oldu ve etkileyiciydi.Başkaları ne der düşüncesiyle ve birçok sebepten bir türlü ayrılamayan,birbirinden nefret etmeyen hatta birbirini haklı bulan bir çiftin çıkmazdaki hikâyeleri aynı zamanda hüzünlü.
Genel olarak iletişimsizlikten değil korkudan,eylemsizlikten, çekinmekten doğan ve çiftin hayatlarına sirayet eden bir kararsızlık kangreni okudum. Kaname ile Misako biten evliliklerinin eyleme geçememesini, ayrılığı bir şey yapmadan sadece bekleme hallerini “haydi bitirin artık ,çocuğunuz Hirosi‘den, toplumdan,babanızdan, geleneklerden ,ayrılık sonrasından korkmayın artık” diyerek sayfaları çevirdim.Çünkü karakterler bir aradayken mutsuzlar.Bence bu durum ihanet devreye girmeden (ki bu şart değil lakin tam da ilişkiler bu kıvamdayken araya ihanet girer) bitirebilmek en temiz hali.Aslında romanda gelişen durumu ihanet sayamayız.Çünkü çifter duygusal boşluklarını ve arzularını başkalarıyla tatmin ettiklerini birbirleriyle paylaşıyorlar.Misako’nun başka bir adamla düzenli bir ilişkisi bulunuyor .Kaname ise daha çok cinsellik anlamında biri ve birileriyle birlikte oluyor.Belli bir noktadan sonra bu durumu birbirine açıklayan çift asla birbirlerini yargılamıyor,ahlaksız olarak görmüyorlar.
Kitabın görünen kısmını az çok anlatmış oldum.Fakat romanın ikinci ve altta kalan bir katmanı var.Doğu ve Batının çatışması Doğu ve Batı arasında kalan bireyin çıkmazı,Doğu ve Batı sentezine yer verirken Japon toplumunun kültürel krizini de yansıtıyor.Batılılaşmaya başlayan Japon halkının yaşadığı kültürel çatışmayı bir evlilik ve evliliğin etrafındakiler üzerinden anlatan roman gelenek,başka kültür, kadın,toplumda kadının yeri,yerine getirilmesi gereken toplumsal beklentilerin ağırlığı konularını işliyor.
Japon kültürüne karşı ilgiliyseniz ya da Japon kültürüne ait bir şeyler öğrenmek istiyorsanız kitap bu amaca da hizmet ediyor.Çünkü roman içinde Japon kültürüne ait birçok ayrıntı var ve bu ayrıntılar doyurucu dipnotlarla,usta çevirmen tarafından aktarılıyor.
Edilgen olamaya,kararı eyleme döken taraf olarak sorumluluk almak istemeyen bir çifti biten bir evlilik içinde okumak,durumu anlamaya çalışmak keyifliydi.

Gözağrısı

✍️Çoğu,yazarın 2000 -2010 yılları arasında dergi ve gazetelerde yazdığı yazılardan oluşan bir deneme kitabıdır.

✍️Yazılar kitap basılmadan önce yazar tarafından elden/kalemden geçirilmişler.Fakat öz,ilk yazıldıkları hislerle aynı bırakılmış sadece ifade biçimine dokunulmuş.Daha çok teknik bir dokunuş denebilir.

✍️Bazen bütün bazen de o bütünün  içinden bir an,bir gün çekip alınırsa ortaya çıkacak olan eksiklik,zamanı ,zamanın her birimi,sıradanın içindeki güzellik,tüketimin ve insan doymazlığının dünyanın doğal döngüsüne ve dengesine yansıması dünyanın maddi ve manevi değişimi ,insanın değişimi,kelimelerin önemi işleniyor.

✍️Yazılarda genel olarak geçmişe özlem, hayatı kavrama ,dünya ve yaşam kavramlarına mana arama,bir türlü göremediğimiz hayatı hayat yapan ve insanı huzura götürecek olan ayrıntılar var.

✍️Dili gayet açık yer yer de şiirsel bir anlatıma sahip.Her denemede derinden bir hüzün olmasına rağmen yazar umuttan yana,enseyi karartmadan yaşamaktan yana.Bazen bir ânı bazen de genel olanı anlatan, genel olarak bütüne odaklı yazılardan Gizli,Neye Dokunsam Deniz,İşte Başlıyor Yine, Her Şey Kaybediyor Zamanla Katılığını,Uzak Bir Gemi bende ayrı bir yer edinen denemeler oldu. Yazar bazen bir soru soruyor ve kendinizle baş başa bırakıyor.Örnek ; Neydi,geçen zamanı unutulmaz kılan?

ALINTILAR

✏️Bir şey oluyor ve biz o şey öylesine oldu sanıyoruz;oysa o şeyin olması için küçük küçük birçok başka şey oluyor.

✏️Adalet hissini kaybeden bir kalbe hakikat nasıl anlatılabilir ki?

✏️Yağmur yağıyor diyoruz ya,bir deniz dökülüyor aslında bulutlardan hayatımızın avuçlarına.

✏️İnsanı insana,hayatları hayatlara hikâyeleri hikâyelere,ayrıntıları ayrıntılara görünmez ipliklerle bağlayan ne çok şey var .

✏️Bir an gelir ,bir şey olur,öylece dünyanın ortasında kalıverirsiniz .

Köylüler

Analitik Çalışmalar,Felsefi Çalışmalar,Toplum Görenekleri olarak üç ana bölümden oluşan Toplum Görenekleri’ninse altı alt başlığı bulunan İnsanlık Komedyası’nın en özel romanlarındandır.Köylüler, Toplum Görenekler’in(Töre) Taşra Yaşamı alt başlığına aittir.Balzac,(Töre)Toplum Görenekleri’nde bireysel davranışların toplumsal etkilerini işler.Bu romanında köylünün davranışlarının toplumu şekillendirmesi vardır.
Roman,Fransız Devrimi sonrası köylü ile soylu,toprak sahibiyle toprak işçileri arasındaki çatışmayı işler.Saflık, sahtekarlık,dürüstlük,para hırsı,çıkar gerçekçi biçimde işlenir.Köylünün toprak sahibi olma hırsı her yönüyle,insan psikolojisinin de dahil edilmesiyle aktarılır.Romanda tüm bu bireysel davranışların toplumsal etkileri incelenir yani roman daha önce de belirttiğim gibi İnsanlık Komedyası’nın Toplum Görenekleri’nin alt kolu olan Taşra Yaşamı’na aittir.Fransa’da toprak sahiplerinin topraklarında yitirmesinin nedenleriyle ve sonuçlarıyla anlatıldığı romanda Balzac köylülerin entrikalarla yasaları nasıl yok saydıklarını irdeler.Köylülerin birçok konuya bakış açısını yaşamlarını aktarır.
Balzac dil olarak sadedir.Gördüğünü kendi realist sezisiyle aktarır, soyutlama yapmaz,gözlemlerini not almaz yahut gözlemleri hayatın içinde deneysellikle oluşmaz.Hayatın içinden gerçek karakterleri kendi kendine kendi realite sezisiyle ortaya çıkarır.Yarattığı karakterler salt kendi zihninde oluşmaz zaten hayatın içindedirler yazar bu kişileri sadece not alıp,masaya yatırıp çalışarak yaratmaz.
Resim eleştirmenliğiyle de uğraşan yazarın bu özelliği eserlerine yansır.Ayrıntıları vermesi,uzayan cümleleri, betimlemelerin sıklığı ve güçlü oluşu resimle ilgilenmesinin sonucudur.Bu romanda da gerek doğanın gerek karakterlerin fiziki özelliklerinin hatta neredeyse her nesnenin betimlenmesi Balzac’ın resim ile olan bağının neticesidir. Benzetmelerinde de resimle olan bağı,resme olan hakimiyetti fark edilir.Sadece bir örnek vereceğim.Romanda bir karakteri anlatırken onu şöyle aktarır:“Ressam Charlet’nin çok sevdiği, resimlerine konu ettiği yaşlı insanlardan birine benziyordu.
Yazarın ölümünden sonra eşi tarafından kitap olarak yayımlanan romanda şahıs kadrosu hayli fazladır.Tüm romanlarında olduğu gibi bu romanında da karakterler konuştukça kendilerini okura açarlar.

✍️Gecekondu yaşamını,ekolojik yıkımı ve gelenek ile şehir yaşamı çatışmasın şiirsel, masalsı,imgelerle dolu anlatan ve içinde mitler de barındıran roman aynı zamanda politik bir yöne,söyleme de sahiptir. Kapitalizme eleştiride bulunan romanda yer alan şehir sıfırdan var olan bir şehirdir.Fabrika ve çöp yığınlarıyla çevrilmiş bu şehirde mücadele,siyasi gelişmeler hiç durmaz.İnsana odaklanan romanda göç,işçi sorunları,yoksulluk, yoksulluk içindeki mücadele, toplumdaki sosyokültürel yapının değişmesinin doğurduğu çatışma,sömürü düzeni,ayakta kalma işlenir.✍️Kırsaldan gelen ve şehre tutunmaya çalışan insanın gecekondu hikayesi devlet politikasının yetersizliğiyle, sahte hocalarla,yoksullukla ,din tüccarlarıyla,yıkımlarla ve yeniden yapımlarla,seçimlerle, grevlerle,fabrikalardaki işçilerle destansı bir biçimde anlatılır.Anlatılan mekanda her duyulan her dinlenen yaşayanların efsanesi olur.Yaşayanlar yeni adetler yaratır ve bunları uygular.✍️Geniş çöp alanları ile sanayi bölgesi arasında kurulan gecekondu mahallesindeki insanların gelenek ve şehir arasındaki sıkışmış ruh hallerini de yansıtan roman insanın doğduğu yere tutunma çabasını işler.✍️Romanda anlatılan yer,anlatılan insanlar hem birer masal kahramanı ve masal diyarı niteliği taşır hem de yetmişlerden sonra göç alan büyük kentlerin ve o kentlerde yaşayanların,yaşananların gerçekliğini taşır.Büyülü gerçekçilik üslubuna sahip roman Türkiye’de hala kanayan yaralardan bahseder.

Kara Tren

Otuz üç minimalist öykünün her birinde dildeki zenginlik dikkat çeker. Öyküler genel olarak salt gerçekçilik çerçevesinde gündelik olayları anlatır. Yazar aynı zamanda bu anlatıma bilinçaltını da katar. Bireyin iç dünyasına yoğunlaşır.
Yazarın varoluşçu düşüncesinden doğan ruh sıkıntısı , yalnızlık , anlam kaybedişi, hiçlik gibi kavramlar işlenir
Bazı öyküleri otobiyografik izler taşır. Kitaptaki öykülerde hastalık , cenaze , ölüm , huzursuzluk , içsel boşluk yer yer ironi ile anlatılır.
Yazar anlamı sezdiren ve mutlak olmayan sonlara sahip öyküler üretmiştir ve bu kitabındaki öyküler içselleşen anlatılardır.
Yazar öykülerinin hepsini zaman ,mekan , yaşam kavramları ekseninde kurar . Anlatırken arka planın atmosferini gerçekçi , etkileyici bir biçimde oluşturur.

Yeştha

Aşk , insan , dünya , hayat üzerine yazılmış bu kavramlarda herhangi bir şeyin altını çizmeyip her okurun kendine göre öne çıkaracağı cümlelere sahip bir kitap..Dili ağır olan, yer yer açık yer yer kapalı anlatıma sahip kitap, adını Zerdüştlüğün kutsal kitabında yer alan bölümlerden biri olan Yeştha’dan alır.
Aşkı , aşık olunanı kutsal bir mertebede gören kitap bir yanıyla birine , bir şeylere adanmakta.

Labirent “Batı ve Hasımları “

Kitap Rusya’nın Ukrayna’yı işgal ettiği sıralarda yazılmaya başlanmış .
Yakın ve uzak geçmişteki ve günümüzdeki batı ile hasımları arasında geçen çatışmaları konu alan kitap,yaşanan yeni çatışmaların tarihteki köklerini aktarırken günümüz için çözümlerde bulunuyor.
Meydan okumaların,yeni çatışmaların kökenlerini dört büyük devlet üzerinden yapıyor. Japonya,Rusya,Çin ve Birleşik Devletler’in tarihlerinin gözlemleriyle,Batı’nın bugünkü durumunu saptıyor.Batı ile beraber,Batı’nın hasımları olarak adlandırdığı ülkelerin de durumunu saptıyor.Batı’nın da hasımlarının da krizde olduğunu,yerleşik dengelerin bozulduğunu soğuk savaşın olduğunu belirtiyor.Peki bu durumda ne olacak?Çözüm ne?Batı çöküşte mi?Dünya nereye gidiyor?Tüm bu sorular aslında bir çatışma.Tüm bu çatışmalar,tüm ideolojilerin artık işlemediği bir dünya,Batı modelinin kendini var edemediği,bu modeli dayatamadığı bir dünya bugünü oluşturuyor.Bugünün dünyasını bahsettiğim bu ayrıntılardan dolayı yolunu yitirmiş bir dünya olarak tanımlıyor.Ayrıca var olan çatışmaya iklim değişikliği gibi etkenleri de dahil edince birlikte yeni bir yaşam tarzını bulmakla çözüm yollarından birini gösteriyor.Hangi yöne doğru ilerlememiz gerektiğini bilmemiz için geçmişimizi iyi bilmemiz gerektiğini vurgulayan kitap günümüz için adeta bir pusula.
Batı çöküşte mi,Batı haricinde başka uygarlıkların yükselişine mi şahit oluyoruz,Dünya bugün içine girdiği labirentten insan/ insanlık olarak çıkabilecek mi, Batı mı diğer uygarlıklar mı yoksa top yekun mü bir iflas yaşanacak yahut yaşanıyor mu?Kitap tüm bu sorulara yanıt veriyor.
Bugünü inşa eden 1400’lerde yapılan keşiflerle sömürü, fetih,kolonizasyonla yüzyıllar boyunca dünyanın ekonomik, siyasi,sanat,entelektüel merkezi haline gelen Avrupa, Rönesans’la yükselişe geçen ve hem ticaret hem askeri hem de matbaa gibi ayrıntılarla dünyayı fetheden Batı,ardından Sanayi Devrimi ile gelen refah,askeri üstünlük,ekonomik güç, entelektüel güç kazanan Batı, 20. yüzyıla girerken dünyada söz hakkı olan icatlarıyla, yaptığı atılımlarla, devrimleriyle öndeki ve yüksekteki taraftır.
Diğer uluslar ise başrolü kıskanan,güce boyun eğen, kabul etmeyen,intikam almak isteyen taraftır.Ta ki Japonların Rusları yenilgiye uğratmasına denk.Bugünü inşa eden dünyayı ve dengeleri değiştiren olaylardan biri olan Japonya Amerika ticaret antlaşması Japonya’nın yeni rejimle yükselişi,dünya sahnesinde uzunca süre sessiz yaşayan takımadanın öne çıkışı ve yaşadığı trajedi,Japonya’dan feyz alan Kore,Japonya Çin Savaşı,Japonya’nın güçlenmesinin Asya’ya yaptığı etki,İran Devrimi, Uzakdoğu’nun durumunun Osmanlıya yansıması, Japonya’nın ABD ve Çin ‘e saldırısı ve nedenleri, sonuçları,İkinci Dünya Savaşı sonrası Japonya’nın ikinci kez yükselişi,1978 yılında Doğu ülkelerinden özellikle Çin’in varlığı,Rusya’nın 75 yıl süren Sovyet macerası,sanattaki varlığı,1945 itibarıyla Sovyetler’in Batı’ya meydan okuması,Vietnam Savaşı,eski sömürge gücünün azalması,Fidel Castro’nun Havana’da iktidara geçişi ve Sovyet etkisi,Mısır ‘ın Rusya’nın dünya stratejisinde önemli yer kazanması,Gorbaçov Rusya’sı,Ekim Devrimi ile kurulan Sovyet rejiminin yetmiş beş yıl sonunda ideolojileriyle yıkılması,Rönesans,Sanayi Devrimi ile tıpkı diğer Doğu ülkeleri gibi Çin’in de dünyanın dışında kalışı ve Avrupa’nın seyahatleriyle ve Çin ile yaptığı ticaretlerle Çin’in fark edilişi, Afyon Savaşı,Çin’in komünist rejime doğru nasıl gittiği, Çin’deki isyanlar,felaketi doğuran 1912’de cumhuriyetin ilanı,tekrar imparatorluğa geçişi ve kısa süre sonra tekrar cumhuriyete geçisi,Maoculuk,ekonomik hamleler derken Çin’in 2049 yılında dünyanın birinci gücü olacağı öngörüsüne varılışı anlatılıyor.Batı’nın Kalesi bölümünde Amerika odakta. Kitabın son bölümü olan Sonsöz:/Yeniden İnşa Edilecek Bir Dünya ‘da Çin ve Amerika’nın yükselişinde izledikleri farklı yollar irdelenirken bu bölüm adeta bir pusula.Yazar içinde bulunduğumuz labirentten çıkmanın anahtarlarından birinin önce yolumuzu kaybettiğimizi kabullenmek olduğunu belirtiyor.

Kaz Ayağı

Kaz Ayağı öyküsünde on yıl sonra bir ölümü bekleyen aile evine özür,pişmanlık,telafi duygularıyla giren bir kadın aracılığıyla bir ailenin yapısına,ruh haline,onu inşa eden ilişkilerin taşlarına şahit oluruz.
Reçel Kokulu Ada kitap içinde beni etkileyen,bazen en büyük mirasın yaşananlar olduğunu hatırlatan bir öykü oldu.
Bir ayrılık sonrasını anlatan Yabancı ,hepimiz için geçerli olan ortak bir noktadan bahsediyor;insanlık hallerinden biri…
Kısa Çöp,evliliğini sürdürüp sürdürmemeye karar verecek olan bir kadının,bu süreçteki iç savaşını ,iç hesaplaşmalarını işleyen bir öykü. Kısa olmasına rağmen çok şey anlatan öykülerden biri.Uğursuz öyküsü yine kısacık olan etkileyici öykülerdendi.Aynı zamanda pandeminin edebiyata girdiğine de bir örnek.Süregelen öyküsü insanın iç dünyasında isim veremediği duyguları hissetmesi gerekenle hissettiğinin çatışmasını anlatan güzel bir öykü.
Genel olarak yıllar öncesinde hayatlarında yer alan kişilerle iletişime geçen karakterler var. Öykülerin,öykülerdeki karakterlerin merkezinde geçmişe,geçmişlerine ait izler bulunuyor.
Kitap İştah,Zikzaklar ve Uçucu Şeyler öyküsüyle vurucu biçimde bitiyor.

Mor Ötesi

Yazar bölgesel edebiyat düşüncesinin ilk adımını atar. Tarihsel- toplumsal gerçekleri genelde Ege ekseninde ele almasıyla edebiyata yeni bir bakış açısı getirir.Dönemseldir, kalemi gözlemcidir.
Genel olarak kır ve kent ikilemini siyasi ve toplumsal olarak ele alır.Bu ele alış yine genel olarak Ege’deki insanlar üzerinden olur.Bunu da Toplum ile insan,birey ile birey ilişkisiyle yazılarında uygular.
Mor Ötesi yazarın diğer romanları gibi toplumsal,bir dönemi işlenen romandır.40’lı yıllardan sonra edebiyatımızda toplumcu gerçekçi bakış açısıyla yazılan romanlar var olur.Mor Ötesi’de bu romanlardandır.12 Eylül 1980 darbesinin birey üzerindeki etkisini, kalıcı izlerini ve darbenin toplumsal etkilerini işler.