Yolluk Öykü Kitabı

Curriculum Vitea kitabın ilk öyküsü.Öyküde kendini anlatan kişiye“gel,arkadaş olalım,belki bazı noktalarda anlaşamayabiliriz ama çok ortak yönümüz var “demek içimden geldi.
Öykülerdeki karakterler çok farklı.Öykülerde hayatın içinde olan durumlara,hayatın içinde çoğumuzun görmediği,ıskaladığı durumlara,insanlık hallerine rastlarken biraz da mizah bulunuyor.Öyküler içlerinde eleştiriler de taşıyor.
Sürtünmenin yalnızlığa katlanabilme yöntemi olduğunu ,sürtünen kişinin cinsel bir haz almadığını,amacının insanlarla temas halinde olmak isteyişi olduğunu belirten,anlatıcısının da bir sürtünen olduğu “Sürtünenler” benim kitapta en çok sevdiğim öykü oldu.
Bir öykünün ana karakteriyle başka bir öyküde yan karakter olarak karşılaşılıyor.Öyküler kendi içlerinde zaten bir bütünlük temeline kurulu.Fakat her birinin anlatım biçimi farklı.Anlatım tekniğinin çeşitliliğine ve kalemine hayran kaldığım yazarın öykülerini çok sevdim.
Sıradan olanı anlatırken bir yandan da durumla,karakterin özelliğiyle,anlatım tekniğiyle sıra dışılık kurulmuş olması ayrıca etkileyiciydi.
Cila atölyesinde iki çocuğun yaşadıklarını anlatan Cilacılar öyküsünde bulunan başka iki karakter kitabın diğer öyküsü olan Romalılar’da tekrar okura denk geliyor.Öykü Sürtünenler öyküsünün anlatıcısına da bir selam veriyor.
Mırıldanmalar öyküsünde yaşlı bir kadının hatıraları,isyanları yansıtılıyor.Cilacılar’da kira toplayan yaşlı kadın olarak karşımıza çıkarken,bu öyküde düşünceleriyle ana karakter oluyor.
Rüyada Hamur Görenler kısa bir öykü ve beni etkileyen bir öykü oldu.Bu defa Mırıldanmalar öyküsündeki kiralarını gününde toplayamayan yaşlı kadının oğlu ile iki öykü arasında bir dokunuş bulunuyor..Bağ demek doğru değil,belki de temas en dogru tanım olur.Fakat daha sonra bahsedeceğim bir nokta var.Yaşlı kadının oğlu bir tarikatın mürididir ve gördüğü rüyayı şeyhe aktarıyor,ona yorumlatıyor.Akademikler… kitapta ayrı bir yere koyduğum bir öykü.Bazı insanlar vardır belki üslubu,yaşamıyla bize çok terstir ama enerjileriyle her ortamı,her şeyi,herkesi ele geçirir,dikkatleri üzerlerine çekerler.Böyle bir karakter barındırıyor öykü ve intikamı işliyor.
Evet, “daha sonra bahsedeceğim “ dediğim noktaya geldik.Temas kavramı iki öykü arasında geçerli.Oysa tüm öyküler son noktada tam anlamıyla birbirine bağlanıyor.Bu ayrıntıyla yazarın kalemi hayranlık uyandırıcı.
ALINTI
Kitaplardan başka bir şeyi biriktirmeye değer görmem.
Ölümün ,elbisen gibi sana yakın olduğunu hiç aklından çıkarma.
Sizin aklınızdan öyle geçiyor diye bir şey öyle olmak zorunda değildir.

Handan

Handan karakterin iç çatışmaları bakımından etkileyici bir romandır.Handan bir yanıyla da idealize edilmiş bir karakterdir.
Yazarın edebiyat hayatının 1. Döneminde yazdığı eserlerdendir.
1911’de başlayan Yeni Lisan akımının yer etmesinde emeği geçen yazarın romanında içe gömülen bir aşk vardır.Bu içe gömülen aşkın yarattığı ruh sarsıntısını anlatan roman mektup biçiminde yazılmıştır.
Handan kolejde okumuş ,özel derslerle yetişmiş bir kızdır. Ülkücü Nazım’dan da dersler almıştır.Bağımsızlıktan yanadır. Nazım Handan ile evlenmek ister. Bu isteğinin içinde meşrutiyet yolunda birlikte yürüyeceği bir yol arkadaşı arayışı ve Handan’ı bu yolda yanında görme arzusu vardır.Handan tam olarak bu sebepten evliliği kabul etmez; aşk dışında başka bir sebebin daha olmasından dolayı evlilik teklifini reddeder.Handan, Hüsnü Paşa ile evlenir.Dönemin Jurnalciliğine kurban giden Nazım hapiste intihar eder.
Paşa ile evliliği yolunda gitmeyen Handan rahatsızlanır.Beyin humması geçiren Handan belleğinde bir aşk ile yüzleşir.Yeğeni Neriman’ın kocası Refik Cemal’e karşı sevgi duymaktadır.Belleğini yeniden kazanan Handan aşkı ile yeğeni ve çiftin çocukları karşısında arada kalır.Bu arada kalış,çırpınış onu trajik bir sona sürükler.

Ölen Sevgilimin Şiir Defteri ve Küçük İskender

90’ların sonuydu. Ağır Roman gösterime girmişti. Ben koşa kosa filme gitmiştim. Okan Bayulgen , Müjde Ar benim hayranı olduğum ve İstanbul’a taşındıktan sonra kısa ama öz birkaç kıymetli anım olduğu Aysel Gürel , Savaş Dinçel ,Mustafa Uğurlu ve daha birçok değerli aktörle aktris Mustafa Altıoklar’ın gözünden muhteşem bir film çekmişlerdi. Filmin müziklerinde benim hayatımda ayrı bir yere koyduğum Demet Sağıroğlu Bir Vurgun Bu Sevda ile filmin değerine değer katarken filmin müziklerinde Türkiye’nin ilk müzik yapım şirketi olan Şat yapımı kuranlardan Atilla Özdemiroğlu’nun imzası vardı.Müziklerde çok önemli müzisyen Uğur Dikmen ile Balık Ayhan’da bulunur. Şarkıların sözleri de Aysel Gürel ‘e aitti ki Ağla Sevdam şarkısı filmin şarkıları arasında gerçekten önemli bir yerdedir. Lakin filmin en büyük sürprizlerinden biri de şiirlerine hayran olduğum Küçük İskender’in filmdeki varlığı ve oyunculuğu olmuştu.Hani derler ya “döktürmüş” , tam olarak öyleydi. İnce olan sınır çizgisinden taşarsa hemen groteske dönüşebilecek bir rolü dupduru bir biçimde oynamıştı.
Mahlas kullanan şairlerimizden olan Küçük İskender şiirlerinde büyük harf kullanmadığı için küçük lakabını alır.
Küçük İskender’in şiiri zordur ve bir o kadar da etkileyicidir. Şiirlerinde pornografi , argo , imgelem , kelime oyunları ağırlıktayken şiirleri akıcıdır.
Bana konsantre gelir.Okurken içimize bir damla anlattığı duyguyu damlatır ve bunu yalın bir halle bir simge yahut bir kelime oyunu ile yapar . O duygunun karşılığı, yaşanmışlığı yahut anlamı bizde ne kadarsa o damla içimizde o kadar büyür, çoğalır.
Sayfamda kurallarımdan birini ilk defa yerle yeksan edip bir şiirin tamamımı paslaşıyorum .
dilek kartları
ırmaksan akarsın – akardı sulu meyveler
çağlayansan dökülürsün -dökülürdü ölü zihin
yağmursan yağarsın -yağardı yıldızlardan artanlar
denizsen dalgalanırsın – dalgalanırdı deli oğlanlar
gölsen durusun -dururdu kalbin göğsünde bir göl
hepsi kabul
su olup karar verirsen
sen olursun
gitme , buharlaşma , uçuşma bir tek
n’olursun
✏️yaşarken kimse kimseye benzemez . Ölünce herkes birbirinin aynı nasılsa
✏️ki suçumuz büyük ihtimal aklımızın bir türlü ermediği hayat.

Akşam Güneşi Romanı ve Reşat Nuri Güntekin

Yazar çoğu kitabında Osmanlının yıkılışından cumhuriyetin kuruluş yıllarına uzanan sancılı dönemin cephe arkasını anlatır.Savaşların arka arkaya ve iç içe olduğu yıllarda hadiselerin toplum hayatına , bireye yansımasını işler.En önemli ayrıntı savaşın insana etkisidir ki bu etkiyi iki biçimde bazen iç içe bazen de ayrı ayrı işler; savaşın bireyi olgunlaştırması ve savaşın bir toplum düzenini,insan psikolojisini etkilemesi ve hatta inşa etmesi.
Roman aşkı ve Avrupai yaşama özenmeyi trajik bir biçimde anlatır.Üç bölümden oluşan romanda trajedi baştan sona doğru gitgide artarak oluşur.Yazarın ilk dönem eserlerinden olan roman, özellikle Nazmi karakterinin dönüşümüyle, yaşanmayan bir aşkı barındırması ve bu aşkın işlenişiyle ve karakterlerin iç çatışmalarıyla bende ayrı bir yer edindi.
Nazmi ailesinin ölümüyle amcasının himayesine girer. Asker olan Nazmi hem bu görevini yapar hem gönül maceralarını yaşar.Fakat girdiği bir çatışma sırasında aldığı yara onun hayatını etkiler.Amcasının kızı Şükran ile evlenir.Jülide , Şükran‘ın ablasının kızıdır. Jülide’nin önce annesi ardından babası ölür.Şımarık büyütülmüş Jülide,Şükran ve Nazmi’ye emanet edilir.
Jülide ve Nazmi arasında başlarda her anlamda bir çatışma yaşanır.Soğuk bir savaş gibidir.Özellikle bu durum Nazmi cephesinde daha serttir.Lakin ardından ikisi arasında imkânsız bir aşk var olur.Bu aşk yaşanmaz fakat Jülide Nazmi’ye olan aşkını itiraf eder.Psikolojik tahlillerin yer aldığı roman ağırlığınca trajedi barındırır.
Romanın en ilginç yanlarından biri ana karakterlerden biri olan Nazmi’nin kitaplardan nefret etmesidir.“Kitap bizi hiçbir zaman hakikat olmayacak rüyalar,arzularla zehirleyip çıldırtıyordu.Etrafımızdaki sakin hayata razı olamıyor , ömürlerimizin mütevazı nasibine kanaat etmiyorduk.”Nazmi’nin vasiyeti de öldükten sonra evinin bahçesinde kitaplarının yakılmasıdır.
ALINTILAR
Günah dilden çıkmaz .Günah elden çıkar .

Amansız Romanı üzerine

Etkileyici bir intikam hikayesi..
Diyar hayatı boyunca fark edilmemiş,fark edilse dahi itilmiş biridir.Çocukluğundan yetişkinliğine dek görülmeyen Diyar intikamı seçer.
İntikam karanlık bir duygudur, haliyle onu zaten karanlık olan iç dünyasında daha çok dibe iter.
Kendini istenmeyen bir canlı olarak gören,Tarlabaşı’nda farelerle dolu kömürlükten bozma bir bodrum katında yaşayan,yıllardan beri kullandığı tiner yüzünden bir deri bir kemik kalan,içindeki acıyı ise kine ve nefrete,intikama yönlendiren ,çocuk yaşta kardeşlerine ve kendisine yapılanlardan dolayı intikam alma kararı veren, köyden şehre göç eden Diyar,bir anti kahramandır.Geçmişteki yıkımları onun geleceğini de yıkar.
Çocukluğu köyde geçen Diyar, “namus meselesi” sebebiyle babasının ölümüne şahit olur, annesini ise kendisi öldürür.Çocukluğunun bir bölümünü kardeşleriyle beraber çocuk esirgeme kurumunda geçirir.Diyar tüm bu olayları yaşarken zaten intikam duygusuyla tanışmıştır.Kurumda şahit oldukları,kendisine, kardeşlerine ve kurumdaki çocuklara yapılan muamelelerle intikam duygusu artar.
Köydeki yaşamında tarlalarda, sokaklarda, okulda yaşıtları ve büyükleri tarafından görülmeyen,insanlar tarafından korkulan Diyar’ın intikam duygusunu besleyen çocuk esirgeme kurumundaki hadiseler oradan ayrılmasına sebep olur.Şehrin tekinsiz sokaklarında tekinsiz bir hayata adım atar.
Elinden alınan hayatının bedelini hem kendine hem insanlara kötülük yaparak ödetir.
Roman sonu itibarıyla Diyar’ın aslında yaşayarak hayattan nasıl vazgeçtiğini gösterir.

Anahtar romanı ve Refik Halid Karay

Bence güven her ilişkinin temelidir.Roman güven üzerine kurulu daha doğrusu güvensizlik üzerine kuruludur.
Yazarın sürgünden döndükten sonra yazdığı kitaplardandır. İstanbul’un İçyüzü romanı sürgün öncesi yazdığı tek romandır.Anahtar sürgün sonrası yazdığı eserlerinde genel olarak kullandığı macera havasını taşır.Bundaki en büyük sebep yazarın sürgün sonrası politikadan uzak bir yaşam sürmek istemesidir.Yazarın sürgün öncesi yazdığı roman ve hikâyelerde gözleme dayalı yurt gerçekçiliği bulunur.Sürgün sonrasında genelde kurguya dayalı macera içerikli,olayların ağırlıkta olduğu bir anlatım üslubu vardır.
1940’ ların başındaki İstanbul’un Taksim,Şişli,Bomonti,Beyoğlu hayatının adeta fotoğrafını çeken Anahtar romanı,yanlış anlaşılma,şüphe,yeni hayat konularını kâh macera kâh mizahla anlatır.
Kenan varlıklı bir banka müdürüdür.Eşini gördüğü an ona tutulan,hayli yakışıklı Kenan evinin anahtarını kaybeder.Eşi Perihan’ın anahtarını ondan habersiz alarak anahtarın kopyasını yaptırır.Fakat yeni anahtar evlerinin kapısını açmaz,eşinin çantasından aldığı anahtarı dener ve o da kapıyı açmaz.Yazımın başında bahsettiğim yazarın sürgün sonrasında yazdığı eserlerinde yer alan özellikle olaylar ve kurmaca hadiselerin yaşanması ve macera özellikleri bu noktadan sonra başlar.Kenan eşi Perihan’a yeni anahtarın nereye ait olduğunu soramaz.Soramadıkça da şüphe duymaya başlar.Eşinin çantasından aldığı anahtar hangi evin anahtarıdır?Kenan eşinden şüphe duyar. Etraflarındaki herkesle karısının bir ilişkisinin olabileceğini düşünür.Büyük bir takibe girişir. Bu şüphe onu yer bitirir, yataklara düşürür.Kitabın ilginç yanlarından biri eşinin de bir süre sonra Kenan‘dan şüphe duymasıdır.Kenan’ın eşine duyduğu şüphe boyunca dönemin insan ve sosyal yapısını okuruz.
Kenan’ın anahtarının evin kapısını açmamasıyla başlayan roman zaman zaman çiftin tanışmasının ve eski eşleriyle olan ilişkilerinin anlatılmasıyla geriye dönüş anlatımına sahiptir.
Anahtarın hangi eve ait olduğu, şüphelerin yerli mi yoksa gereksiz mi olduğu roman sonunda yanıt bulur .
ALINTILAR
Bazı aşklar isimlerden hoşlanmakla başlar veya artar .

” Her Şey Kızım İçin ” Romanı Üzerine

İçinde gerilim taşıyan bir roman.
Ah insanoğlu iyisini ister, sonra daha iyisini sonra daha fazla iyisini… Elbette herkes hayatının maddi ve manevi anlamda iyi olmasını ister, bunun için programlar yapar . (Ben maddi kısmında başarılı değilim) Fakat bir dur noktası olmalıdır.
Kitapta yer alan çiftin ilk önce tanışmalarına,ardından nişanlanmalarına, sonra da evlenmelerine şahit oluruz. Evliliklerinde maddi olarak sıkıntı yaşamak istemeyen Mark ve Karen, Mark’ın terfi etmesiyle ve bu terfi edişin maddiyata yansımasıyla yaşadıkları yerden daha lüks olan bir semte ve eve taşınırlar gitgide hedeflenenden,hayal edilenden daha iyi gelire sahip olmaya başlarlar.Tam sırasıdır; bu çiftin bu şahane hayatlarına dahil edecekleri çocuk dünyaya gelmelidir ve öyle de olur.Romanda bu noktadan sonra yeni aile üyesinin büyümesi anlatılır .Roman bu noktada çocuk, ardından ergen birey ile aile ilişkisini işler, aile içi ilişkiyi anlatır.Çift ne edinirse edinsin yine de hayatlarında bir yetersizlik hissini de duyarlar.
Romanın kırılma noktası ise ailenin yaşadığı dairenin üst katındaki dairede yapılacak olan tadilattır. Bu tadilat nedeniyle binadan geçici olarak taşınmak yerine binada kalmayı tercih eden aile bir dönüm noktasına girer. Kendileri ve çocukları için kurdukları muazzam hayat ve güvenli yaşam tehlike ile karşı karşıyayken çarpıcı bir sona yaklaşılır.Sonlara doğru bir gerilim başlar ,yazar bu gerilimi okur üzerinde hayli hissettirir.
Kitap bittiğinde sonu itibarıyla üzerimde bir etki bıraktı diyebilirim.Bu etki gerilimdi. Genel olarak çok hızlı okunabilecek bir roman.

Zavallı Necdet

Pempe Maşlahlı Hanım romanında yorucu bir gezinti sonrası Pembe Maşlahlı karakterinin keyifle okuduğu romandır.Karakter bir süre sonra Teehhül Âleminde’yi okur ve der ki “Nerede Necdet nerede bu! Arada dağlar var.”Evet,benim için de birçok kitapla arasında dağlar kadar fark vardır.
Kitabı okumaya başladığımda her şey çok tanıdık geldi.Daha önce okudum da okumuş olduğumu unuttum mu diye kendime sordum.Hayır.Daha sonra fark ettim ki ben filmini izlemiştim.Belgin Doruk’u hatırladım.Filmi de kitap kadar güzeldir.Ah Yeşilçam …
Bu romanı zamanında okuyanlar roman karakterlerinin mezarlarını aramışlar.
Aşırı duygusal yapıya sahip olan ve Bakırköy Hastanesine kaldırılan ve orada vefat eden yazardan okuduğum bazen peşi sıra bazen iç içe acıklı olaylardan oluşan bir roman.Yalılarda, köşklerde,zengin kesimin sosyal hayatını sürdürdüğü yerlerde geçen roman yasak aşkı işler.Eylül romanında olduğu gibi bir arkadaşın eşine duyulan aşk ve ilgi işlenirken Eylül romanından farklı olarak kadın karakter erkek karakteri zorlar ve yasak aşk yaşanır.Romanın etkileyici taraflarından biri Necdet’in arkadaşının eşine büyük bir aşk hissetmesine rağmen arkadaşına böyle bir kötülük yapmamak için her anlamda hisleriyle savaşmasıdır. Savaştıkça aşık olduğu kadının ona yaklaşma ve bu aşkı yaşama çabası da etkileyicidir.Buradan sonrası hayli spoiler içeriyor, bilginize.
Necdet ilgilendiği her kadının kendisine aşık olduğunu ,kadınların onun için fedakârlıklar yaptığını,fakat kendisinin onları her zaman terk ettiğini düşünen,Sişli’de yaşayan ,zengin,hayli yakışıklı,kendini beğenen,arkadaşlarına uydurma gönül maceralarını ve kadınları nasıl terk ettiğini anlatan çapkın biridir.Bu çapkınlığı bilinen bir durum olduğu için köşk komşularından Meliha’yı sevse de Meliha bu aşka cevap vermez.Meliha’nın ağabeyi Necdet’in kız kardeşi ile evlenirken,Necdet’ten korkan Meliha ise İbrahim Şemsi ile evlenir.İbrahim Şemsi ise Necdet’in okul arkadaşıdır.Necdet’in uçarı,çapkın hali yapılan bu evlilikle yerini buhrana bırakır.Yapılan bu evliliğin şahidi Necdet’tir.
İbrahim Şemsi müziğin buhrana iyi geleceğini düşünerek karısının Necdet’e keman çalmasını ister.Ne olduysa da buradan sonra olur. Onu keman çalarak uyandıran Meliha,aslında Necdet’i sevdiğini anlar.Aşkı ile arkadaşı arasında kalan Necdet köşkü terk eder, Midilli’ye gider lakin orada duramaz ve geri döner.Araya giren mesafe aşkta özlem doğurmuştur.Yaşanan yaşanır ve ardından pişmanlık başlar. Meliha boşandıktan sonra kendisiyle yaşayacağını söylese de Necdet arkadaşının karısıyla evlenmeyeceğini belirtir.Necdet uzaklaşmaya başlar.Meliha ise Necdet’e yakınlaşmaya çalışır.İki taraf bu yasak aşka karşı koyamamaktadır.Necdet’in akrabası olan,Necdet’e âşık olan Müzehher İstanbul’a gelir.Müzehher‘i bir kurtuluş görerek onunla nişanlanır.Fakat Meliha bu nişanı bozar,Meliha Necdet’ten hamile kalmıştır.Peş peşe acıların sıralandığı romanda Müzehher ölür.Meliha’nın her şeyi kocasına açıklayacağını ve boşanacağını,her şeyi itiraf edeceğini söylemesi üzerine Necdet intihar eder. Müzehher’in yanına gömülür.Ardından Meliha ,Fikret’i doğururken ölür ve Necdet’in yanına gömülür.İbrahim Şemsi ise Necdet’in yaşlı annesiyle yaşarken evladı olarak saydığı Fikret’i büyütür.Olaylar sırasında yazar karakterlerin psikolojisini işler.

Yaban Romanı ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Yaban romanı köylünün durumu için aydın kesime sorar:“Bu viran ülke ve bu yoksul insan kitlesi için ne yaptın?Yıllarca onun kanını emdikten sonra ve onu bir posa halinde katı toprak üstüne attıktan sonra,şimdi gelip ondan tiksinmek hakkını kendinde buluyorsun.” Roman bu soru ve düşünceyi temel alır.Köylünün cehaletinin aydınların cehalet için çaba sarf etmeyişlerinden kaynaklandığını belirtir. Romanda Anadolu halkının içinde bulunduğu durumun sebebinin aydınlar olduğu tezi vardır.
Roman İşgal altındaki İstanbul’u İstanbul hükümetini ve padişahın durumunu,Sevr’i, Mustafa Kemal’in isminin duyulmaya başlamasını,İnönü Zaferi’ni,Milli Mücadele’nin başlamasını,Anadolu’yu talan eden düşmanları anlattığı bölümleriyle dönemin acı ve mücadele dolu atmosferini yansıtır.
Yazarın Ankara romanında İstanbul’dan Ankara’ya gelen Selma ve eşine kaldıkları evin sahipleri “yaban” der.Yaban, Ankara ve Anadolu’da yabancı demektir.Bu romandaysa yaban denilen,romanın anlatıcısı Ahmet Celal’dir.Daha önce paylaştığım Ankara romanı ile Yaban arasında bir benzerlik vardır.Ankara şehri Milli Mücadele ruhunu yeni Ankara’nın kurulma, doğma ruhuna bırakmıştır.Ankara romanı bu tabloyu çizer.Yaban ise yeni,aydın ve köylü arasındaki uçurumun tablosunu çizer.İki romanda da inanç ve ideal olandan bahseder.İki romanda da çözüm vardır.Bu arada Yaban romanın da Ankara şehri için “bir son değil başlangıçtır “yazar.Ankara romanı bu başlangıç ruhuna odaklanır.
Anadolu’ya yönelen ilk romanlarımızdandır.Karabibik ilk köy uzun öykümüzken Yaban sadece köylünün sorununu işlemez.O sorunları doğuran sebebe eğilir.Yaban’da bir Anadolu köyünün çöküntüsü yansıtılır.Aydın ile köylü arasındaki uçurum anlatılır.
Yakup Kadri Karaosmanoğlu Kurtuluş Savaşı günlerinde Orta Anadolu’yu,Anadolu Mezalimini Tahkik Komisyonu’nda görev aldığı için gezer.1921 yılında aldığı bu görev esnasında tanık olduğu olaylar Yaban’ın yazılma nedenidir.
Yazar köylünün içinde bulunduğu duruma şahit olmuştur.Roman bu görevden on bir yıl sonra yazılmıştır.Geçen sürede her şeyden önce cumhuriyet kurulmuş ve neredeyse ilk on yılını devirmektedir.Yeni kurulan devlette aydın kesimi yapılanmada önemli bir rol oynamaktadır.Yazar tam bu esnada başlangıç ile gelinen nokta arasında hesap yapar.Bu hesabın adı yüzleşmedir.On yıllık süreçte başarılamayanların nedenini anlatır,temele iner.Cumhuriyet öncesinin fotoğrafını ortaya koyar.Milli Mücadele’den biraz öncesinin ve mücadele zamanının yaşananlarını ortaya koyar. Roman 1922 yıllında geçer.
Yazar toplumsal değişimi bireyin gerçekliğiyle harmanlayarak anlatır.Yaban’da köylü ve aydın çatışması varken bu çatışma içindeki aydının ve köylünün süreçlerdeki durumu irdelenir.En önemlisiyse belirttiğim yüzleşmenin romandaki varlığıdır.Toplumun kurtuluş daha doğrusu bir devletin kuruluşa geçiş aşamasındaki başarılamayanların nedenleri sorulur,cevaplanır,sorgulanır, yer yer bu duruma çözüm üretilir.
32 yaşındaki Yedek subay Ahmet Celal bir kolunu 1.Dünya Savaşı’nda kaybetmiştir.Ruhu tükenmiştir.İstanbul’un işgali ile ardında hiçbir şey ve hiç kimseyi bırakmadan asker Mehmet Ali’nin davetiyle onun Anadolu’daki köyüne gider.Köyde ahali için Ahmet Celal bir yabandır.Köydeki yaşamla aydın kişinin yaşamı arasındaki fark gözler önüne serilir.Köyde Emine’ye aşık olur. Emine Mehmet Ali’nin kardeşi İsmail’in eşidir.Yunan ordusu köyü işgal ettiğinde,köy türlü işkence ve zorluktan geçtikten sonra Emine ve Ahmet Cemal bir süre sonra saklanır.Yaralı halde sabah yola çıkmayı beklerler.
Romanda aydının köylü ve Anadolu ile yüzleşmesi vardır.Ortada iki gerçek bulunur.Ahmet Cemal‘in birey olarak varlığı ve köylünün gerçekliği.Anlatıcısı aydın olsa da yabancı bir yerde yaban olmayı, yabanlığı anlatan roman köylünün ve aydının yani iki tarafın bakış açılarıyla ilerler.
Yazar romanları arasında en büyük psikolojik deneyimleri Yaban ile Sodom Gomore romanlarında yapar.
Yaban Türkiye için gerekli olan yolu gösterir.Bunu realist bir biçimde yapar.Yazar kadın hakları savunucusudur,kadın hakları için mücadele eder.Fakat romanlarına bu durum yansımaz.Aksine romanlarında genel olarak kadını düşkün, erkek için tehlike ve felaket , dejenere olarak işler ki Yaban’da da bu böyledir.
Yazar Yeni Lisan akımına dahil olmadan önce yabancı kelimeleri çok sık kullanmıştır.Bu romanda da yer yer bu durum vardır.Lakin yazarın başka bir özelliği vardır. Yabancı yazarların eserlerine, kahramanlarına kendi romanlarında sık sık rastlarız, Avrupa romanlarından örnekler verdiğini görürüz.Özellikle Frenk. Yaban’da yazar “ Don Kişot,şark mutasavvıflarına ne kadar benzer“ cümlesiyle romanın anlatıcısı Ahmet Celal ile Don Kişot arasında bir bağ kurar.
Ahmet Cemal romanda kendini Dostoyevski karakterlerine benzetir.
Şehit olduğu sanılan Emine’nin babası köye on yıl sonra döner .Yazar bu durumu Odise kahramanlarından Ülis’e benzetir ve yine Batı edebiyatı ile bir bağ kurar.Başka bir ayrıntı ise Emine’nin babası on yıl ortada yokken annesi kocasını beklemiş midir?Bu durumla ilgili yazımda bahsettiğim yazarın romanda kadınları yansıtma biçimi yer alır.Bu noktada biraz da Nev Yunanilik’ten bahsetmem gerekiyor lakin zaten hayli yer sıkıntısı yaşayacağım ve konu hayli dağılacağı için başka bir Yakup Kadri kitabı anlatımımda bu konudan bahsedeceğim.
Batının bazı benzetmelerini de kullanır.Örnek olarak köydeki eşeği anlatırken Frenklerin cümlesini kullanır;”Frenklerin büyük şehirde bonne atout faire dedikleri,hizmetçi kadının görevini o yapar.”Eşek ,bonne ataout ‘tur.
İçinde yüzleşme,eleştiri,sorgu, var olan duruma çözüm arama ve üretme olan çok güzel bir roman okudum.

Yoldan Düşme Zamanı

Yazarla İsabelle Severse kitabıyla tanışmıştım ve kalemine hayran olmuştum.Yoldan Düşme Zamanı güzelliğin karmaşa çirkinliğinse dinginlik getireceği gibi birçok düşünceyle güzellik ve çirkinlik kavramlarını sorgulatıyor.Bunu bir aşkla ve bir kişinin merkezinde ve bu kişinin etrafındakilerle kurduğu ilişkiler üzerinden yapıyor.Bahsettiğim aşk daha doğrusu yazarın kaleme aldığı aşk edebiyatımızdaki en ilginç aşklardan biri olabilir.Karşılıksız fakat bu karşılıksız duruma farklı bir yerden bakıyor.Tıpkı kitabın içinde yer alan diğer konulara da yazarın farklı bir yerden bakması gibi.Salt aşk romanı değil.
Romanın ana kahramanı Cemal yer yer kızdığım yer yer “neden kendine bunu yapıyorsun“ dediğim,yer yer sarılıp sırtını sıvazlamak istediğim bir karakter oldu.Hepsinin sebebini anlatacağım.Şimdilik netice olarak “Ah Cemal “diyorum.
Romanın başka bir karakteri olan Ragıp Amca ne kadar haklıydı. Ama aşk dinler mi hadi aşkı geçtim sevda dinler mi hadi dinledi,anlar mı?Cemal’de anlamıyor.Ta ki bir noktaya kadar.
Roman dıştan içe bir yolculuk. İnsanın bedeni,insanın nasıl göründüğü onun hayatını belirler mi?Yani kaderindeki ana hatlarındaki o yolları,seçimleri , çektiği acıları,mutluluğunu insanın nasıl bir yüze,nasıl bir bedene sahip olduğu belirler mi ?Yahut ne kadar etkiler?Roman karakteri Cemal’e göre yüzümüzdeki ufacık detay bile kaderimiz üzerinde oldukça etkilidir.Cemal bu düşüncesine göre sever,nefes alır,karar alır, yaşar.Cemal’e kızdığım noktalardan biridir.Cesareti de cesaretsizliği de çekingenliği de gitme halleri de bu düşüncesinden doğar.Çirkinliği onun için hem perdedir hem saklandığı yer hem de suçlamalarının doğum nedenidir,arayışının da sebebidir.Cemal çirkinliğine tahammül edemeyen,yüzüne katlanamayan biridir. İçe kapanıklığı,haleti ruhiyesi hayatında az kişinin olmasını doğurur.Romanın aşk katmanında karşılıksız aşkın yalnızlığı pekiştirmesi vardır.Romanın alt katmanlarında şu ana kadar yazdıklarımın ve yazacaklarımın insan psikolojisi ile işlenişi yer alır .
Roman çirkin ve güzel,aşk kavramları dışında yalnızlığa, gidememeye,gitmek isteyip de gidememeye,gidip de arayışa girmeye,arayışın içinde yok olup gitmeye yine de o yok oluşu aile bağları nedeniyle tam anlamıyla yapamamaya dokunuyor.İnsanlık hallerinin karanlık kuytu köşelerinde gezdiren roman ,Cemal l’in hep yarım olma yaröm kalma hali ile geride dramatik bir iz bırakıyor.Ona sarılmak istediğim nokta ise buydu.
Cemal gitme halindeyken ve gideceğini arkadaşı Ragıp Amca’ya söylemişken yolda Aslı ile karşılaşır.Bu karşılaşma Cemal’in hayatındaki dönüm noktalarından biriyken romanın da başlangıcıdır.Bu tanışma uzun uzun yürüyüşlere evrilir. Karşılıksız aşk doğar.Cemal beklentileri boşa çıkan biridir,bu daha önce de yaşadığı bildiği bir duygudur.Cemal kendini kedere alıştırmış ve kendini kedere layık görmüştür.Cemal’e kızdığım noktalardan bire de buydu.
Arkadaşı Ragıp Amca için bu aşk,Aslı ile buluşmaları bir arayıştır ama şuursuz bir arayış.
Aslı ve Cemal arasında atlanmayan,geçilemeyen bir eşik vardır.Aslı zaten duvarları olan biridir.
Celal geçmişte dilenen bir ana geri dönülebilmesini savunur. Bunu bir travma sonucu yaşar. Fakat sadece geçmişi değil alternatif geleceği de kısa süreliğine yaşar.Gerçeklikten kopma hali ile tedavi görür. Öncesinde Nisanur,şimdiki zamanında Aslı olan içinde sorular var olan,sorgulayan Cemal‘in geleceğinde bir kadın daha olacaktır.Aslında bir yer arayan,var oluş mücadelesi veren Cemal bu kadın ile var olabilecek mi,çirkinliğinin daha çirkin yanını Aslıda bırakıp,onu düşünerek yeni bir başlangıca giren Cemal aradığı yeri bulabilecek mi?Sorular romanın sonunda yanıt bulur.Roman bu noktada güçlü bir kalemin etkisiyle etkileyici bir biçimde başlangıç noktasına döner