DÖNEMEÇTE

Yazar,romanlarında ve hikâyelerinde toplumu yansıtır.Dönemeçte romanında da ülkemizin tek partili dönemden çok partili döneme geçiş evresini ve bunun topluma yansımasını işler.Birbirine ters düşüncelerin bir taşrayı nasıl böldüğünü,yapılan münakaşalar sonucu küsmeler neticesinde insanlar arasında selamın sabahın kesilmesini,aşçısından berberine insanların senelerin alışkanlıklarını değiştirmesini,siyasi iklimin toplum yaşantısını nasıl etkilediğini gözler önüne serer.Roman taşrada geçer ve tek parti yönetiminden sıkılmış kişiler çok partili sistemi destekler.Bu destekleme sürecinde aslında hırslar,çıkarlar mı vardır?Yazar tam olarak bu noktaya değinir.Tek partili yönetimle çok partili yönetim arasındaki fark,çok partili rejimin insanlara sunmayı düşündükleri hayli durgun taşra yaşamını hareketlendirir.Ülkede bir değişim rüzgârı vardır ve taşra insanı bu rüzgâra kapılır.Rüzgârın önündeyse hem tek partili dönemin yılgınlığı,hem de yeni düzenin getirebileceği çıkarlar vardır.Tüm bu toplumsal süreç ve bu sürecin yazar tarafından yapılan analizine bir de aşk hikâyesi eklenir.Romandaki bu aşk hikayesi dört kişi üzerine kuruludur.İdealist ,aydın doktor Şerif,Handan, savcı yardımcısı Orhan ve eczacı Celal Bey.Bu aşk dörtgeninde mutlu olabilen var mı,roman ilerledikçe bu soru yanıt bulur.

Ülkenin bir dönemeçte olduğu dönemi yansıtan yazar,toplumun geçirdiği süreci,değişimin getirdiklerini yansıtır. Aslında bu durum daha önce okuduğum çoğu kitaplarından yola çıkarak, sadece “Dönemeçte” romanında değil genel olarak yazarın her eserinde yer alır diyebilirim.Eserlerinde bir dönemi aktarır,objektif bakış açısıyla işler ve o dönemin analizini yapar.

Tarık Buğra,gerçekçilik ile bir yandan da toplumun bir çözülüşünü yansıtır.Bu da geleneksel olanın ve taşranın kendine has yerel dokusunun bozulmasıdır.Bu romanında en fazla görülen ayrıntılardan biri ülkenin siyasi değişimiyle gerçekleşen çözülmesidir.

Romanda alışılagelmiş düzen içindeki ve bu düzende tekrarlar söz konusuyken birden çıkara dönük,içten pazarlıklı ,durağanlıktan hayli hareketliliğe geçen insanın halleri ve var oluş çabası bulunur.

Yazar, ülkenin değişimlerinden,dönemeçlerinden yola çıkarak birçok eser vermiştir ki,İbiş’in Rüyasın’da ise siyasi değil kültür değişiminin ,toplumsal hayatın değişiminin sancılarına yer verir.Bu romanında da sessiz, kendini tekrar eden,bir taşranın her köşesinde politikanın konuşulması ve çok partili döneme girişteki sancılar,değişimler yer alır. Yazar, İbiş’in Rüyası’nı hayatının maddi anlamda en zor olduğu döneminde yazar.

Dönemeçte, bir ülkenin altüst oluşunun,bu süreçte taşrada yaşananların anlatıldığı,değişimin getirdiklerinin göstertildiği ,çözümlemelerin yapıldığı ,dönemin Anadolu taşrasının anlatıldığı birey toplum çatışmasının işlendiği bir romandır.

Roman boyunca aydın ,idealist kişilerle çıkarcı kişilerin çatışmaları yer alırken,temelde olup bitenler ile olması gereken ve özelikle aşk dörtgeninde yer alanlar sürekli çatışma halindedir.Aynı zamanda temeldeki duygunun sürekliliğini karakterlerin iç çatışmaları destekler.

Roman aynı zaman dönemin aydın kesim ve halk arasında açılan uçurumun da fotoğrafını çeker.

 

KUMADAM

Nathanael, çocukken uyumadan önce annesi tarafından anlatılan korkunc öyküler dinler. Öykülerden biri de Kum Adam adından bir karaktere sahiptir.Uyuyan çocukların gözlerine avuç avuç kum serpen,çocukların böylelikle çıkan gözlerini kendi çocuklarına götürüp ,onları besleyen bu  karakterden Nathanael hayli korkar.Kafsında bu karakteri çizer,evlerinin merdivenlerini çatırdatarak yukarı çıktığını duyar ve artık onun için canlı bir varlıktır. Ayrıca babasının  ölümünü Kumadam ile ilişkilendirir. Yetişkinliğinde bu durumu arkadaşına mektup yazarak paylaşır. Bu durumdan bir süre sonra sevgilisinin de haberi olur. Nathanael, melankolik öykü yazmaya baslar. Çocukken yaşadığımız olayların sonunda bastırdığımız duyguların yetişkinlikte insanın peşini bırakmayacağını işleyen Kumadam’ı okuyan  Freud, etkilenerek “tekinsizlik” kavramını geliştirir.

Karikatürist, yazar, besteci, müzik eleştirmeni, hukukçu  Hoffmann’ın yazmış olduğu ve psikolojinin, gerilimin, gotik edebiyatın iç içe olduğu öykü hiç beklenmedik bir sonla biter.

Kitapta yer alan Metruk Ev öyküsü de Kumadam gibi çocukluk kâbuslarına dayalıdır.Ayrıca kişinin karakterini belirleyici bir ayrıntı olarak yansıtılır. İki öyküde de düş ile gerçek birbirine karışır.

 

Şehir Mektupları

Gazeteci,yazar Ahmet Rasim ayni zamanda bir İstanbul anlatıcısıdır.Falaka’da dönemin eğitimini,meydanlardaki eğlencelerini,geleneklerini,Leyal-i Iztırab kitabında,Meşakk-i Hayat’ta hane,köşk hayatını,dönemin kadın erkek ilişkilerini gözleme dayalı bir biçimde aktarır.Bu anlamda dönemin fotoğrafını çektiği için ayrı bir önem taşır.

Şehir Mektupları ise örnek verdiğim kitaplardan farklı olarak  Abdülhamid dönemine ait adeta belge niteliği taşır.1897 1899 yılları arasında yazılmış deneme -fıkra yazılarıdır.

Dört ciltten oluşur ve içinde mizahı da barındırır.Yazılar şehirdeki aksaklıkları anlatırken çözümde arar.Evlerin kiraları ve Şirket-i Hayriye‘nin bilet fiyatları,şehir gezinti yerleri,iki vapur işletmesinin arasındaki anlaşmazlığın halka yansıması,şehirdeki dilencilik mevzusu aktardıklarından bazılarıdır.

Benim için İstanbul her ayrıntısıyla başlı başına bir araştırma konusuyken ve şehre ait birçok konuda birçok kitap okumaya çalışırken,İstanbul’un eğlence tarihini,yemek kültürünü,eski bayramlarını, geleneklerini,eski basınını,eski ekonomisini kısaca ağırlıklı olarak anlatıldığı dönemin sosyal,kültürel,ekonomi hayatını okumak çok keyifliydi.

İlk cümlemde bahsettiğim gibi yazar aynı zamanda gazetecidir.Şehir Mektupları ise Malumat gazetesinde ve başka dergi ve gazetelerde yazdıklarından bir seçkidir.Bazı yazılar hüzünlüdür bazı yazılarsa güldürür.

Yazar gelenekçidir.Halka bilgi verme çabasındadır.Halkın anlayacağı açıklıkta yazar.Bu sebeple Şehir Mektupları’nda eski gelenek ve görenekleri anlatır.Yazar aynı zamanda bir toplayıcıdır.Duyduklarını ve gördüklerini toplar ve kalemine yansıtır.Şehir Mektupları buna en iyi örnektir.

Çocukluğunu İstanbul’da geçiren yazar gördüklerini ve duyduklarını,yaşadıklarını okura aktarır.

ALINTI

İnsanlığın engin bilgilerini içine alabilmek için zihin ve ömür dardır,kısadır.İnsanları kendi lisanından başka lisana muhtaç olmaksızın bilgi edinmeye sevk edecek bir yol bulalım .

Hüküm Gecesi

Namık Kemal’in İntibah ile açtığı yoldaki eserlerin son halkasıdır.Yazarın genel önemli özelliklerinden biri roman kahramanlarının savrukluğudur serserilikleridir,yerlerini arayışları,yerlerini bulamayışlarıdır. Bu ayrıntı dönemin Türkiye’sinin genel psikolojisinden ortaya çıkar. Yani yazar toplumun fotoğrafını çeker.Realist bir biçimde ve eleştirel dille anlatır.Romandaki karakterlerden biri olan Ahmet Kerim’in arkadaşı suikasta kurban gittikten sonra resmen içi boşaltılmış bir kukla gibi bir süre savrulur,belli bir noktaya kadar zira Kiralık Konak romanındaki Seniha da farklı bir psikolojiyle bu haldedir.

Roman İttihat ve Terakki ile Hürriyet ve İtilaf Partileri arasındaki kavgalar üzerine kurulmuştur.İkinci Meşrutiyet  dönemi yansıtılır.Ahmet Kerim,İtilaf ve Hürriyet’e bağlı bir gazetede yazmaya başladığında tek bir amacı vardır İttihat ve Terakki bir an önce yıkılmalıdır zira tam anlamıyla İtilaf ve Hürriyet onu yansıtmaktadır.Ahmet Kerim karakteri yazarın diğer romanlarındaki bazı karakterler gibi onu üzen şeylere,kafasındaki hayatla dışarıdaki hayatın uyumsuzluğundan doğan sıkıntılara karşı,hayal kırıklığına karşı eylemsizdir.Değiştirme çabasına girmez.Bu da Ahmet Kerim’in ruh olarak,psikolojik olarak çöküşüne sebep olur. Hüküm Gecesi kişisel çıkarlarla hareket eden iki partinin ülkeye yarar getirmeyeceğini vurgular. Dönemin toplumsal yapısı açıkça realist bir biçimde aktarılır.

Roman karakteri Ahmet Samim muhalif bir gazetecidir.Ahmet Kerim yazarın en yakın arkadaşıdır.İki yazar da İttihat ve Terakki partisine karşı yazılar yazar.Tehditler altında yaşarlar.Yakup Kadri’nin her romanında var olan aşk bu romanında da bulunur.Bu pişmanlık dolu bir aşktır.Ahmet Kerim her gün önünden geçtiği bir konaktan şarkı ve piyano sesi duyar ve sesin sahibine aşık olur.Ahmet Samim ise öldürülür.İki yazarın da kaleme aldıkları yazıların yayınladığı gazeteler kapatılır.

Ahmet Kerim siyasetten uzak bir yaşama başlar fakat yaşadığı bir olayın sonucu tekrar siyasete döner ve yazmaya başlar.Bu yeni süreçte yaşadığı olayın kahramanlarından olan Semiye intihar eder.Siyasi çekişmeleri gerilimleri,düşmanlığın doğurduğu bir suikast ile tüm muhalifler gibi Ahmet Kerim’de tutuklanır.İdamdan kurtarılan Ahmet Kerim Sinop’a yerleşir ve romanın ortalarında bir müddet yaşadığı ruh çöküşü bu defa kuvvetli olarak tükenmişlik ile beraber başlar..

Roman ayrıca Meşrutiyet yıllarını anlamak için birçok ayrıntı barındırır.Ayrıca roman yakın geçmiş dönemi olan Abdülhamid dönemine de hayli eleştiride bulunur.“Benden sonra bu millet yine düşünmesin,bilmesin, görmesin,cahil,sersem,kör ve budala kalsın”demiştir. Bunun için memleketin bütün kapılarını her türlü aydınlığa karşı sımsıkı kapatmıştır. Düşününüz biraz önce sahnede gördüğünüz o  mevkarakar Abdülhamid gecesinin karanlığından girmiş yarasalar değil midir ? “ Bu satırlarla Meşrutiyet’in aksayan yanlarının, olumsuzlukların zeminine dikkat çeker,aslında temeline iner.Roman Türk kavramının içinin boşaltıldığı dönemin hazırlığının Abdülhamid döneminde olduğuna dair eleştiriler de taşır.

Roman Türk milletinin aklı selim sahibi,olgun,tedbirli oluşuyla İttihat ve Terakki ‘nin paradoksal,ütopist,tedbirsiz oluşu arasındaki uçuruma dikkat çeker milliyetçiliği ise sadece propaganda olarak kullandığını iddia eder.

Romanın ayrıntılarından biri Meşrutiyet devriyle Abdülhamid döneminin kıyaslanmasıdır.31 Mart Olayı,İttihat ve Terakki’nin kuruluşu,sonraki varlığı ayrıntı bilgilerle aktarılır.Roman çıkarlar,fikir çatışmalarıyla insanın neye döneşebileceğini işaret eder.

SANATA TARİHSEL VE KÜLTÜREL YAKLAŞIMLAR

Yaşayarak, yaparak ve sosyal öğrenme olan yaratıcı dramanın Türkiye’deki öncüsü olan Profesör Doktor İnci San’ın yaratıcı drama hakkındaki tanımı anlayışı,kitapta yer alır.

Sanatın bir ifade aracı olarak da ele alınması gerektiğinin altını çizen kitap,geçmişteki sanat anlayışından yola çıkarak günün ve geleceğin sanatının nasıl şekilleneceği hakkında düşüncelere yer verir.Özellikle teknolojinin,kültürlerin daha hızlı ve daha sık etkileşimi ile sanatın gelecekteki yeni ifade biçimlerine öngörüde ve bu konuda tahlillerde bulunur.

Sanatın tüm insanlar için birçok sebepten önemli olduğunu vurgulayan kitap sanat ve kültür ilişkisini ele alır.Sanat ve kültüre ilişkin her konuda araştırma,inceleme yazıları yer alır. Bu konuları psikoloji,minyatürler, modern resim vb. alanlar dahildir.

Kitap,”İnci San Kitaplığı” serisinin son kitabıdır. Kitapta sanat tarihi bilimcilerinden bahsedilir. Kitap içinde minyatür,minyatürün özellikleri bulunur.

Eğitim ve öğretim için Steiner’in saptadığı bölümler açıklayıcı biçimde aktarılır.Alıntılarda konuyla ilgili bir bölüm paylaştım.

Çocuk ve gençlik tiyatro festivalleri ile kültür adına atılan adımlar İnci San’ın gözlemleriyle anlatılır. Aydın ve entelektüel kavramları açıklanır. Yaratıcılık,yaratıcılık sürecindeki dört aşama kapsamlı bir biçimde açıklanır.

Sanatlar, Eğitim ve Kültür

Sanatın ve sanat eğitiminin bireysel ve toplumsal gelişim üzerindeki etkilerini inceleyen kitap, sanat eğitimini tanımlar ve sanat eğitiminin önemini vurgular.

Sanatın bilimle,teknolojiyle ve birçok alanla ilişkisi kitabın konularındandır.Sanat eğtiminin hangi temellere oturtulduğu incelenir ve amacı belirlenir.

Türkiye’deki örgün eğitimde cumhuriyet öncesi ve sonrası olarak sanat eğitimi incelenir.

Sanatın yaratıcılığı desteklemesi,düşünme biçimlerinde farklılıklar oluşturması,sorunlara karşı çözüm üretmedeki payı,özellikle toplumsal sorunlarda çözüm üretmesi kitabın işlediği diğer konulardır.

Sanat eğitiminin ana sorunlarına değinilir,başta yaratıcı düşünme ve eleştirel bakış açısına ulaşma olmak üzere sanatla edinilen kazanımlar kitapta incelenir.

İnci San sanatı sadece yetenek olarak tanımlamaz.Güncel sorunlara çözüm bulmaya,düşünmeyi,yaratıcılığı,eleştirel bakış açısını,toplumu ve bireyi geliştiren bir süreç olarak görür.

Kitabın odağında yer alan görüşlerden biri de her insanın sanatçı olması gerekmediği lakin sanatları tanımasıdır,kendi genel kültürü içine sanatları dahil etmesidir.

Ülkemizin sanat eğitiminde Atatürk’ün yaptıkları,cumhuriyet öncesinde yapılan çalışmalar, 1980’lere dek yapılan çalışmalar,yaratıcılık ve yaratıcılık süreci işlenir.

Kitap içinde yer alan yazıların birçoğu bir öneri ile biter.

Sanatta ve bilimde yaratıcı olanların tüm düşünme biçimlerini kullandığını vurgulayan kitapta yaratıcılık ve yaratıcı süreç ve beyinsel etkinlik de işlenir.

Sanat eğitimi kuramı,sanat eğitimi yöntem bilimi,sanat eğitimi tarihi,kitapta ele alınan konularken,Fiedler, Gustaf Britsch’in  sanat kuramları ele alınır. Platon’un,Nündel’in,Fiedler ve Britsch’in  sanat hakkındaki  söyledikleri, kuramları  kitapta yer alır.

İnci San’ın makalelerinin derlenmesiyle oluşturulmuş bir kitaptır. Bu derleme tarih ve konulara göre yapılmıştır.Sanatlar eğitimi ile ilgili olan makalelerdir.Bu kitabından önce “Çocuk ve Sanat”, “Yaratıcı Drama ve Müze” kitapları da konulara göre bölümlere ayrılmış makalelerden oluşur. Bu kitapta da Mete Akoğuz,Akın Cınbarcı ve Safiye Kılıç yazıları düzenlemiştir.
Akın ve Mete Hoca ne şanslıyım, benim hocalarımdır.

KIRMIZI ÇİÇEK

Hayatı boyunca ruhsal sorunlar yaşayan,nöbetler geçiren,sinir hastalıkları hastanesinde kalan yazarın Kırmızı Çiçek öyküsü otobiyografik izler taşır.Akıl hastanesindeki bir adamın sanrılara karşı verdiği mücadele kadar kötülüklere karşı da verdiği mücadele anlatılır.İnsanın kötülük karşısındaki çaresizliğini vurgulayan öykü, dünyadaki kötülüğü yenmek isteyen adamın bu uğurdaki takıntısı etkileyici biçimde anlatılır.Öykü, yazarın bir süre evinde kaldığı Turgenyev ‘e ithaf edilmiştir.

Semyon İvanov,katılıp döndüğü savaştan dolayı hasta ve bitkin bir adamdır. Vasiliy ise cılız bir adamdır. İkisi de demiryolunda hat bekçiliği yapar ve komşudurlar.Tanışmaları ardından yakınlaşırlar.Farklı düşüncelere sahip olsalar da haksızlığa uğrayan iki arkadaşın yaşadıkları ve doğru olanı yapmaya çalışan İvanov’un hikayesi İşaret öyküsünde anlatılır.Sonu etkileyicidir.

Dört Gün öyküsü yine otobiyografik izler taşır. Yazar, Rus Türk Savaşı’na katılmıştır ve yaralanmıştır. Hastaneye yatırılır.Öyküde de yaralı halde ölmeyi bekleyen bir  askerin düşünceleri  anlatılır.Savaşın saçmalığını, annesini,öldürdüğü Türk askerinin annesini düşünürken günlerce hayatta kalma mücadelesi aktarılır.

Gece öyküsü intiharını planlayan bir adamın gecesini anlatır.

ALINTI

Düşündüğün şeyleri gerçekten de düşünüyor musun ? (Gece öyküsü)

 

TANRI MİSAFİRİ

Reşat Nuri Güntekin‘in kaleminin mizah yönüyle Değirmen adlı romanında tanışmıştım.Tanrı Misafiri kitabındaysa kaleminin mizah yönüyle olan yolculuğuma devam ettim.

Tanrı Misafiri,toplumun birçok kesimini anlatan ve çoğu kısa olan hikâyelerden oluşuyor.Kitap genel olarak tebessüm ettirirken düşündüren hikâyeleri barındırıyor.Toplumun aksayan yönleri,devlet kurumlarının eskiyen yanları,içi boşaltılmış gelenekler ya da içine anlam katılmamış yenilik trajikomik biçimde aktarılıyor.

Yazarın 1919 ile 1930 yılları arasında kaleme aldığı yedi hikâye kitabından biri olan, ilk olarak 1927 yılında yayımlanan Tanrı Misafiri hem anlattığı olaylar,hem konular,hem karakterler açısından çok geniş bir yelpazeye sahip.Aşk,yalnızlık ,fedakârlık,ihanet,üçkağıtçılık, menfaat gibi konuları işleyen hikayeler aslında toplumun sorunlarına değinen hikâyelerdir.İki farklı uçla ve bu uçlarda aşırılıkla yaşayanlara,birbirine zıt oluşumlara yer veren hikâyeler bazen abartılı karakterlerle işleniyor ve genelde sonları açık bir biçimde geliyor.

Kâh diyalog üzerine kurulu kâh olaya dayalı hikâyelerin dili biraz ağır.

Yazarı okumanın bize kazandıracak en önemli yanlarından biri Osmanlı’nın son dönemini Cumhuriyetin ilk yıllarını anlamamıza yardımcı olması.Çünkü yazar özellikle değişimle ya da eskinin hükmünün geçmesiyle ortaya çıkan durumların hem bireyin hem toplumun psikolojisindeki etkilerini yansıtıyor.Bunu da gözlemle yapıyor.Romanlarında da bireyin ve kitlenin psikolojisine eğilen yazar hikâyelerinde de bu ayrıntıyı kullanıyor.

Kitaba adını veren ve kitabın ilk hikâyesi olan ve kitabın uzun hikâyelerinden biri olan,sosyal mesaj içeren Tanrı Misafiri, kadın erkek ilişkisiyle evliliği konu seçen,evliliğinde eşi dışında bir erkekten ilgi görünce eşine olan davranışları değişen kadını yansıtan Yaseminli Yuva, evlilikte kadın erkek arasındaki iletişim eksikliğini anlatan Porselen Çay İbriği,mahkeme salonunda geçen ve bir ilişkiye yalanın dahil olmasını ve yalanın neden dahil olduğunu anlatan Diplomasız Doktor,dini değerlerin çıkar uğruna kullanılmasını ve “Şeyh”liğin manasının içini boşaltıp uygulanmasını anlatan Münzevinin Esrarı,kısa ve üç bölümden oluşan Yanakların Taksimi kitap içinde yer alan en çok sevdiğim hikâyeler oldu.

Odalarda

Yakın denilebilecek bir zamanda Erdal Öz ile Zülfü Livaneli dostluğunu anlatan,ağırlıklı olarak Zülfü Livaneli’nin tuttuğu mektuplardan da oluşan,edebiyat tarihinizin önemli bir dönemine ışık tutan Sazın Teli Koptu kitabını okumuştum.Erdal Öz ile ilgili okuduğum son kitaptı.Fakat Erdal Öz’ün ilk romanı olan Odalarda’yı henüz okumadığımı fark edip hemen okumaya başladım.

Odalarda’yı okurken ve bitirdikten sonra aynı hissi duydum;ara sıra derin bir nefes alma ihtiyacı.Çünkü gayet dingin bir anlatım içinde birbirini tekrar eden,bir kısırdöngü bulunur. Yazarın aslında tam olarak okura hissettirmek istediği şeyin bu olduğunu düşünüyorum.Ayrıca romanın geçtiği Anadolu kasabasında akşamın erken olması,özellikle üç karakterin iç ve dış devinimlerinin tekdüzeliği kasveti ve bahsettiğim derin bir nefes alma ihtiyacını artırır.

Annesi yeni ölmüş,hayli içine kapanık genç bir memur,baskıcı yapısıyla öne çıkan ve olduğundan daha yaşlı görünen,genç memuru şekillendirmeye çalışan bir adam ve evinin odalarını kiraya veren kocası kuduzdan yeni ölmüş bir kadın,romanın karakterleridir.Üçü de yalnızdır,üçü de birbirinin hayatında yer alır.Karakterler de tıpkı kasabada erken kararan hava gibi karanlıktırlar.Kasvet karakterlerin yapısından da artar.

Annesini kaybeden genç adamın içinde bulunduğu durumlar,tüm karakterlerin yalnızlıkları romanın temelini oluşturur. Odasında ışıksız kalamayan,son iki aylık kirasını ödeyememiş,geçmişin görüntüleriyle boğuşan, annesinden kalanlarla ve anılarla baş etmeye çalışan,odasındaki eşyaları elden çıkartan genç adam,kahvede baskın bir adamla tanışır.Bu kişiyle tanıştığı dönemde ev sahibi genç memuru kiralık odasından çıkartmak üzeredir ve  adam,genç memura kendi kaldığı evin bir odasını kiralatır.Ev dul bir kadına aittir.

Romanda yer alan ilk oda memurun annesinin anılarının olduğu,ışıksız uyuyamadığı,anılarla baş etmeye çalıştığı bi odayken,yeni kiraladığı oda ise kendisiyle baş etmek zorunda kaldığı yer olur.Üçüncü oda ise ev sahibinin odasıdır.Genç memurun evlenip sürekli kalamadığı bir odadır bu.Aynı zamanda bu oda romanın sarsıcı sonunu hazırlar.Romanın bir başka odası ise memurun iş yeridir ki burada yaşadıkları da yalnızlığını,çıkmazlarını besler.

Baskın olan adamın genç memurun hayatında büyük bir izi olacaktır zira kendisi genç memurun düşüncelerini şekillendirmeye başlar.

Sonu bakımından hayli sarsıcı olan roman, benim için özellikle bireyin yalnızlığının anlatıldığı en özel romanlardan biri oldu.

Erdal Öz ile ilgili aklımda kalan bir notu paylaşıp anlatımı bitiriyorum.Arkadaş ile çocuk edebiyatına hizmet veren,Türk yazarlarını çocuk kitabı yazmaya özendiren yazarın kaleminin özelliği ,hiçbir şeyi savunmadan sade bir dille anlatacağını anlatmasıdır.Odalarda romanında da bu özellik vardır.

Yeşil Bambu

Kasımpatı, Yeşil Bambu, Kiraz Ağacı,Nergis olmak üzere dört öyküden oluşan kitabın dili sadedir. Akıp giden öyküler felsefe içerirken masalsı bir anlatıma sahiptir.Yeşil Bambu yazarın hayatı ile örtüşür. Ayrıca bu öykü fantastik öğeler barındırır.Yeşil Bambu ‘da küçük yaşta anne ve babasını kaybeden, akrabaları yanında büyüyen ve tüm mal varlığını kaybetmiş,rızası alınmadan evlendirilen,çocukluğundan beri kendini kadim bilgilere adamış  Yu Rong’un masalsı hikayesi anlatılır.İntihar,aşk, hayatı yeniden denemek ve kendini ruhani bir yolculukta bulma, öyküde çok güzel anlatılır.Ayrıca öykü derin bir felsefe barındırır.

Yeşil Bambu Çing Hanedanlığı Dönemi’nde Pu Songling tarafından toplanmış öykü koleksiyonu Liaozhai’den Garip Hikayeler’de yer alan halk hikayesinin Osamu Dazai tarafından yorumlanmış halidir.

Kasımpatı da  Liaozhai’den Garip Hikayeler ‘de yer alan bir alıntıdır.Öykü bu alıntı üzerine kuruludur.Çok yoksul olan,kasımpatlarına düşkün Mayama Sainosuke’nin  bir abla kardeşle karşılaştıktan sonra hayatının  değişimi anlatılır.Öykünün sonuysa hayli etkileyicidir.

Annesini çok erken yaşta kaybeden,babasıysa dünya işlerine ilgisiz  ve eğitime adanmış biri olan yaşlı kadının kız kardeşinin ölümü, son ayları ile ilgili anılarını anlattığı öykü  Kiraz Ağacı’dır.Kız kardeşinin hasta yatağında hayatı yaşamamaya karşı doğan pişmanlıklarına şahit olur.Hayli etkileyici ve hayli trajik bir öyküdür.

BIr adam  hüzünlü bir roman okur ve okuduğu romanı hayatı ile bağdaştırır. Nergis öyküsünde roman ile kendi hayatını bağdaştıran adamın geceleri onu uyutmayacak kadar kuvvetlenen şüpheleri işlenir.

ALINTILAR

Ah! Bu dünya insanlara sadece anlamsız acılar çektiren bir yer.

Öğrenmek yeterli ama boşuna gösteriş yapmak korkaklıktır.