Bir Serencam

Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun yazı hayatı iki dönem olarak incelenebilir.Bir Serencam birinci dönemde yazdığı Edebiyat -ı Cedide’den Fecr-i Ati’ye geçip sanat sanat içindir anlayışını benimsediği, bireyin her şeyden üstün  olduğunu savunduğu, geleneğe karşı,baskıya karşı bireyin kendi kararlarını  vermesi gerektiğini vurguladığı öykülerinin toplandığı bir kitaptır.Yazar Bir Serencam hikâyelerinin ikinci baskısında  dilini sadeleştirir.

Sanat toplum içindir anlayışında yazdığı hikayelerini ise Rahmet,Milli Savaş Hikayeleri kitabında toplamıştır.

Şapka ve Baskın hikayeleri birey özgürlüğünü savunan hikayelerdir.Serencam’da birey toplum çatışması,aşk, bunalımlar,ruhsal bozukluklar işlenir.

Yazar kendi gözlemlerine dayanarak Anadolu’yu anlatır.Anadolu’yu anlatan ilk eserleri veren yazarlarımızdandır.Yalnız Kalmak Korkusu hikâyesi yazarın kendi başından geçen bir ruh halini kaleme almıştır.

Bir Serencam hikayesi Tanzimat’la beraber işlenmeye başlayan tutsaklık konusunu işler.Hikâyelerin genelinde Edebiyat -ı Cedide etkisi görülür.Hikâyelerin genelinde betimlemeler fazladır.Bir Kadın Meselesi ,Yalnız Kalma Korkusu hikâyeleri çarpıcı olaylardan oluşur.Bir Ölünün Mektupları ,Bir Serencam,Kör Göz Kör Gönül hikâyeleri aşk hikayeleridir.

Romanlarında birey psikolojisine eğilen yazar hikâyelerinde de bu durumu ön planda tutar.Bir yandan toplum psikolojisini de işler.Romanlarındaki toplumsal ve bireysel ahlaki çöküş,çözülme hikâyelerinde de bulunur.Yazar edebiyat hayatının ilk yirmi yılında bütün hikâyelerini kaleme alır ardından gelen elli yıl boyunca hikâye yazmaz.

ALINTILAR

Zaten hayatta göz yaşlarıyla istenen hangi şey olur ki.

 

MURPHY

Murphy, kendini dünyadan dışlamaya çalışan,hayata karşı ilgisiz ve aylak bir adamdır.Zaten roman iç dünya ile dış dünya arasındaki çatışma temeline kuruludur.Murphy,iç dünyasında düşüncelerle yaşarken,dışarıdaki dünyadaysa aşk vardır; Celia’nın aşkı.Dış dünyaya her ne kadar ilgisiz olsa da insanlarla uğraşmak,Celia’nın ona bulduğu işlerde çalışmak durumundadır.Hal böyle olunca romanın temelindeki çatışma güçlenir ve Murphy,bu iki dünyanın arasında kıvranır, sıkışır kalır.

Murphy,kendi dünyasına çekilirken kendini tikağacından koltuğuna bağlar.İlk önce bedenini bu biçimde rahatlatır,ardından aklı özgürleşir.

ALINTI

Üstesinden gelinen  her güçlük  yerini bir başkasına bırakıyor. İnsan gereksinimleri kısır bir döngü oluşturuyor.Biri tatmin edilir edilmez, öteki çıkıyor karşımıza.

TERÖRİSTLER

Serinin iki yazarından ağırlıklı olarak Pers Wahlöö’nun yazdığı Teröristler kitabı serinin son kitabıdır. Per Wahlöö ‘nun ölümünün ardından hem eşi hem de çalışma arkadaşı olan Maj Sjöwall seriyi noktalamıştır. Edebiyat alanında başka eserler vermiştir.

Serinin son kitabı Teröristler’de cinayete kurban giden milyoner bir sinemacının katilinin peşine düşülür. Aynı zamanda Amerika’dan İsveç’e ziyarete gelecek olan senatörün güvenliği sağlanmalıdır. Bu iki olayın da başında Martin Beck bulunmaktadır.

Bir seriyi tamamlarken, karakterlerden ayrılırken hem bir vedanın burukluğunu hem de bir seriyi bitirmenin mutluluğunu yaşıyorum.

Gerçek zaman akışta olduğu seride karakterler gitgide olgunlaşır ve bu kitapta artık tamamen her biri hayatlarının olgun olarak nitelendirilen dönemlerinde yaşarlar. Her bir karakter bir değişimde gösterir. Örnek vereceğim. Martin Beck , işgüzar davranan üslerine artık sinir olmaz, bu tip insanlara gülüp geçer. Mutsuz evliliğinden dolayı görev icabı şehir dışı ve yurt dışında olmayı seve seve tercih eden Martin Beck, eşinden ayrıldıktan sonra artık bunu tercih etmez.

Eski Hastalık

Cumhuriyetin ilk yıllarında geçen roman geriye dönüşlerle milli mücadele yıllarını da kapsar.Geriye dönüşler ile anlatılan zamanın iç içe olduğu roman,otuz beş bölümden oluşur.Amerikan Kolejinde okuyan Züleyha’nın Anadolu’ya yabancılaşmasını aşk zemininde işler.

Romanın ana karakterinin dönüşümüne,değişimine bir kaza neden olur.Geçirdiği kaza öncesi batı kültüründe yetişip kendini farklı bir yerde gören Züleyha kaza sonrası kendini başkalarından faklı görmemeye başlar .

Babasının ısrarıyla Anadolu’ya giden Züleyha aldığı eğitim sırasında her şeyi iç dünyasında romantizme dönüştürür.Bu durum aşkı algılayışına da yansır.Yusuf’la yaşadığı aşk ve evlilik kendi kurduğu romantizme terstir ve realist durumlarla çatışır.Romanda Züleyha’nın aşka bakışı ve haliyle aşkı yaşayışı değişime uğrar.Fransız romanlarının üzerine inşa edilen aşk ile Anadolu bireyinin aşkı ve çatışması,yaşananları şekillendirir.

Düz bir yerden bakıldığında bir aşk hikayesini barındıran roman,derinde batıyı uzaktan anlayan,bu algılayışla hayatına katan bireyle gerçekten batıyı gören ve Anadolulunun bozulmamış yanını taşıyan bireyin birlikteliğini ve çatışmasını içerir.

Romanın ana karakterlerinin isimleri Yusuf ve Züleyha’ya atıftır.

Roman adını Züleyha’nın aşka bakış açısından alır;“Zaten aşk denen şeyin , bu asırda manası kalmamıştı.O,eski romanesk zamanlara ait bir efsane,cüzzam gibi mikrobu ihtiyarlamış bir eski hastalıktı.”

Korkuyorum

Edebiyatın birçok türünde eser veren Ferit Edgü ile deneme türüyle tanışmıstım.Ardından öyküleri, “Maviciler” akımındaki şiirleri derken resim eleştirmenliği ile tanıştım. Korkuyorum kitabıysa bir “füg” olarak tanımlanmış.

Ada Yayınları’nın kurucusu olan Ferit Edgü’nün Korkuyorum (I Am Scared) adlı bu kitabı Türkçe ve İngilizce olarak basılmış.

Endişe ve korkunun günümüz dünyasındaki yerine karşı bu duygular kaleme alınmış.Yeni bir dünya düzeni denip duruyor. Bence bu düzenin temelini olusturan şeylerden biri “korku.” Günümüz dünyasında savaşlar, şiddet, baskı,hastalıklar gitgide artarak var oldukça tüm bu olay ve durumlara karşı oluşan korku, hatta insanın kendinden bile ve hayattan korkması kitapta sade, damıtılmış cümlelerle aktarılıyor.

Sahi günümüz dünyası savaşlarıyla, hastalıklarıyla, siyasetleriyle, özden uzaklaşmasıyla,bombalarıyla, patlamalarıyla, kontrolsüz güçleriyle,parçalanmış cesetleriyle,iklim kriziyle,yok edilen tarihiyle,caddelerindeki kalabalığıyla, şehirdeki betonlarıyla,kalabalıktaki cahiliyle,  duran ve hareket eden her şeyden korkan bir ruh hali yaratmadı mı?Böyle bir dünyada artık yok olmak değil var olmak korkutmuyor mu? Yazarın atıfta bulunduğu gibi oysa korkma diye başlamıyor mu , marşımız, yine de yeni dünya düzeni temelini “korku” üzerine inşa etmiyor mu?

Polis Katili

Martin Beck serisi İsveç’in zengin kesiminin daha çok para kazandığı fakir kesimininse daha çok yoksullaştığı bir döneme ayna tutar.Ülkenin nasıl bir yöne gittiğini gösterir .Serinin amacı kapitalizmi göstermektir.Serinin yazarları bunu serinin bu dokuzuncu kitabında daha net ifade eder.Martin Beck’in en iyi ve çalışma arkadaşlarından olan, enerjisi daima yüksek olan Lennart Kollberg sol görüşlü olmasından dolayı polislik mesleğini sorgular.Bu bölümde mesleği ve kendi hayat görüşü arasındaki uçurum nedeniyle görevinden istifa eder. Ayrıca ülkenin devlet dairesindeki aksamaları serinin ilk kitabının ilk sayfalarında ifade edilir. Serinin bu kitabında polis teşkilatına siyaset karışmıştır ve kitap tam olarak bu ayrıntıyı eleştirir.

Martin Beck ve Kollberg bir cinayeti araştırırken ve polis ile iki genç arasında silahların dahil olduğu bir çatışma yaşanır.Bu çatışma ile teşkilat ayaklanır. Polislerin tavrı sertleşir. Hem cinayetin hem çatışmanın işlendiği romanda Kollberg’i istifaya sürükleyen nedenler serinin eleştiride bulunduğu noktalardır.

Martin Beck yıllarca süren mutsuz evliliğini bir önceki kitapta sonlandırmıştır. Serinin bu kitabında hayatına yeni bir kadın girer ; Rhea Nielsen.

DÖRT KÖŞELİ ÜÇGEN

Yazarının “kimse iplememişti o romanı “ dediği bir kitap Dört Köşeli Üçgen.İnsanların düşüncelerini karınlarındaki gurultuları dinleyerek, gözlemleyerek anlayan, kadın ve erkeklere dair ağzıyla,ayaklarıyla,ayak tırnaklarıyla,elleriyle, baldırıyla,yanaklarıyla gözlem yapan,yanlış bir gözlemde bulunduğunda günah islemişçesine korkan, gözlemlerden sonuç çıkarmanın tehlikeli olduğunu düşünen bir gözlemci.

Olaydan ziyade düşünceye dayanan roman yazarın tek romanı.Aslında “deneme-roman”olarak nitelendirilebilir.Düşünceye dayanmasının kaynağı da romanın karakterinden doğuyor.Roman karakteri bir gözlemci.Her şeyi gözlemliyor.Bunu yaparken bir amacı bulunmuyor ama bir süre sonra çoğu kişiden farklı olarak birçok şeyi görür oluyor ve varlığını gözlem yapmaya bağlıyor .Karakterin kendini tanımlamasına göre o bir uluslararası gözlemci oluyor. Toplumun her kesimini gözlemlerken başına gelenlerse gayet ilginç.Yaptığı gözlemlerden dolayı özellikle şefi Bay Hidayet ile olan ve  yakınında olan İsmail ile olan ve gözlemleri nedeniyle sona eren gergin ilişkisi hayli güldürüyor.Başına yine iş açtığı bir sırada polise röntgenci ve gözlemci arasındaki farkın altını çiziyor.

Hiciv barındıran romanın karakteri gözlemin göz ile yapılmadığını tüm beden ile gözlem yapıldığını belirtiyor.Ayrıca zamanı bölebiliyor.Günün yirmi dört saati,kırk sekiz saati,doksan altı saati gözlem yapıyor.Hal böyle olunca da uyurken bile gözlemcilik yapıyor.Ahlak, tabular, ön yargı ve alışılmadık bakış açısı derken roman düşündürdüğü ile biz okurların düşüncelerini alt üst ediyor.Soyutlama ile beraber aslında bozuk bir düzenden bahsediyor, bu düzenin insan üzerindeki etkisini dile getiriyor.

Gözlem yapmaya başladığı ,alıştığı yer çalıştığı Tütün Yaprakevi’nin deposu.Görevi bekçilik.Karakter zaten etrafı kolaçan etmekten dolayı ister istemez gözlem yapmaya başladığını belirtiyor.Ancak bir süre sonra bu gözlem gerçeklerin her yönünü görmeye doğru uzanıyor.

 

 

Mutfak Çıkmazı

Köklü, varlıklı fakat daha sonra fakirleşen bir Anadolu ailesinin son umudu olan, hukuk fakültesinde birinciliklerle sınıf geçen,üç dil bilen,kendisinden tıpkı dedesi gibi Yargıtay üyesi olması beklenen İlyas’ın hayatı okulunun son yılında alt üst oluyor.Şikayet etmese de zaten zorluklarla okuyan İlyas’ın hayatını tamamen değiştirense bir aşk oluyor.Var olan zorlukların üstüne bir de bir reddediliş eklenince İlyas,bir bunalım içine giriyor.İyilik,dostluk duygularını silmek istiyor,insanlara karşı güveni kalmıyor,insanlardan midesi bulanıyor.İlyas gerçeklerden,artık sevmediği insanlardan kendini mutfağa kapatarak, yemekler yaparak kaçıyor.En büyük amacı olan Yargıtay üyeliğini anlamsız bulurken,kendisi de etrafındaki insanlara yabancılaşıyor. Kendini,çıkmazlarını, hayatını mutfak ile oyalayıp duruyor.Tüm sorumluluklarını ve ilişkilerini yok sayıyor ve yemek yapmayı her şeyden önceye alıyor.Hatta aile için önemli olan köklü soyadını bile önemsemez oluyor.Toplumcu gerçekçi bir anlayışla yazar mutfağın dışındaki dünyayı incelikle aktarırken,dönemin gerçeklerine ve dönemin toplumunun baskısına ışık tutuyor.

İlyas,yüzleşmekten,dışardaki dünyadan kaçtıkça benliğini yitiriyor.Kendisi olmaktan adım adım uzaklaşıyor.Bir süre sonra romanda yaşanan olaylar şaşırtıcı,saçma,trajik bir hal alıyor.Bir zamanlar hükümet içinde hükümet olan hatta hükümetten de kuvvetli olan,ardından fakirleşen,soylarının çökmemesini oğullarına bağlayan Divitoğlu ailesi, İlyas’ın vardığı noktada acı,öfke,umutsuzluk içinde kalıyor.İlyas, kaçarak,kendini mutfağa kapatarak ve hatta şaşırtıcı kararlar alarak kendine bir son yazarken kader de ona trajik bir son hazırlıyor.

 

Doğudaki Hayalet

Yazarın ilk romanı olan Aziyade otobiyografik öğeler taşır.Roman,yazarın 1876 yılında görev icabı bulunduğu İstanbul’da kendi başından geçen olaylarla kurgulanmıştır.Romanın karakteri deniz subayı,Aziyade haricinde Osmanlının kültürüne de âşık olur,tıpkı Türkiye’ye 1876 yılında görevli bir subay olarak gelen ve ardından Osmanlı kültüründen çok etkilenen Pierre Loti gibi.Aziyade romanında İstanbul’dan ayrılırken Çerkez kızına dönüş yemini verir. Fakat bu sözü tutamamıştır.

Doğudaki Hayalet romanındaysa  Loti, on yıl önce yasak aşk yaşadığı,kendisine dönüş sözü verdiği  Aziyade’yi İstanbul’a gelerek aramaya başlar.Bu arayış iki buçuk günlük kısıtlı bir süre içinde gerçekleşmek durumundadır ve bu süre içinde on yıl boyunca mektuplaştığı arkadaşı Ahmet’in de izine ulaşır. Saplantı halinde ve neredeyse aynı biçimde on yıl boyunca tekrar eden rüyalarında kendini İstanbul’a geri dönmüş olarak gören Loti,şehre gelir,bulmak istediklerini aslında bulur ve İstanbul’a bir daha ayak basmamak üzere ayrılır.Onu bu yolculuğa çıkaran en büyük sebep tekrar eden rüyalarıdır ki İstanbul’dan son ayrılışından sonra bu rüyaları artık görmez.Roman yolculuğun hazırlıklarıyla,on yıldır neden İstanbul’a gidemediğinin ve duyguların açıklanmasıyla, yolculuk sırasında yaşananların anlatımıyla başlar.Arkadaşı Ahmet ve Aziyade’yi ararken girdiği mekanlar,sokaklar onu hep hatıralarına da götürür.

Trablusgarp,Balkanlar,1.Dünya Savaşı’nda ve Kurtuluş Savaşı’nda Türkiye’yi destekleyen yazarın iki roman da oryantalisttir.Aziyade’yi ararken romanda dönemin Galata,Eyüp,Haliç,Beyoğlu sosyal yaşamı romantizm ve oryantalist bir biçimde aktarılır.Şehrin on yıllık süreçteki değişiminden de bahsedilir. Doğudaki Hayalet’in dili diğer eserlerinde olduğu gibi genel olarak mistiktir,duygu yoğunluğu ön plandadır, melankoliktir,şiirseldir.Yazar için Batı endüstri ile ruhu kaybeder.Bu yüzden daha mistik gördüğü Doğu’yu aktarır.Doğu yazarın karakteri ile örtüşür,o endüstriden ve makinelerden uzak bir yapıdadır.

Yazar görev icabı geldiği İstanbul’dan çok etkilenmiş ve bu etki ile birçok eser kaleme almıştır.Yazarın kaleminde şiirli bir roman oluşur.

 

 

DAR YOL

Bir yazarın edebiyat hayatındaki yönünü değiştirdiği ilk ürünlerini okumak bana çok keyif veriyor. Öncesinden farklı bir yola girdiğine şahit olmak güzel bir deneyim oluyor.Dar Yol romanı da Peride Celal’in edebiyat yolunda kaleminin yön değiştirdiği  eseri. Öncesinde geçinebilmek için sevda romanları yazıyor.Dar Yol’da sadece bir aşkı anlatmıyor, bir genç kızın iç dünyasının dönüşümleri yansıtılıyor, tahlili yapılıyor.Bireyin iç dünyasına değiniyor.Zaten romana karakterlerin iç dünyası ve içsel sorunlarının anlatımı hakim.

Bir felaketle başlayan roman  eski Kadıköy’ü çok güzel betimleniyor.Felaket ve Cenan’ın yaşadığı köşkün etrafında dolanan biri,Cenan’ın anne ve kalfayla yasadığı köşkün yanındaki köşke taşınan yazar romanın esrarengiz katmanını oluşturuyor. Ayrıca yıllar sonra Mısır’dan çıkıp gelen teyze amaçlarındaki gizem ile merak uyandırıyor.

Yazar için dönüm noktası olan roman,annesi ve kalfayla birlikte yaşayan, beklentileri olan Cenan’ın, beklentilerini yaşadığı cevrede karşılanamayacağı üzerine kurulu. Çocukluktan genç kızlığa geçen Cenan’ın içi sıkılıyor çünkü yaşadığı yeri ve çoğu şeyi sıkıcı buluyor .Bir kişi hariç ,o da Cenan’ın teyzesinin kızıyla evli olan Raif.Raif’e olan aşkı,teyzesinin kızı Meliha’ya olan kıskançlığı ve öfkesi Cenan’ın karakterini inşa eden duygular oluyor.Cenan’ın karakteri  kıskançlıkla,görünmek istemekle, şehvetle,pervasızlıkla,bencilikle bir değişime uğruyor.Herkesin cocuk gözüyle baktığı Cenan büyümek ve etrafındaki olay ile kişilerin içine girmek istiyor,dahil olmak istiyor,bir yandan da büyüdüğünü kanıtlama çabasına giriyor.Ancak hayatlarına dahil olmak istediği kişiler onun imrendiği,kıskandığı kişiler ve o kişilerin yaşadığı hayatlar hiç de düşündüğü gibi çıkmıyor.Bir felaketle başlayan roman çoğu roman karakteri için mutsuz bir sonla bitiyor.

Kitap Selim İleri’ye teşekkür, ardından Selim İleri’nin yazısı ile başlıyor .

ALINTILAR

En büyük maceralar farkına varmadan başımızdan geçmiş yahut geçmekte olanlardır.