Mürebbiye

Yaptığı reçellerle,eldivenleriyle,işlediği dantelleriyle en mühimi yarattığı kendine has karakterleriyle ve mizahla anlattığı ve mizahla yansıttığı eleştirilerle bu dünyaya,edebiyatımıza büyük bir iz bırakan Hüseyin Rahmi Gürpınar‘ın Mürebbiye romanından bahsedeceğim.Merkezde romanı tutarken bağlantılı bir biçimde konudan konuya atlayabilirim.Yani baştan uyarıyorum gevezeliğim tutacak .Ölmeden önce son sözü “kedilerimi iyi doyurun”olan Hüseyin Rahmi Gürpınar,cinsel ahlakın iki yüzlü bir kavram oluşunu neredeyse her romanının alt metninde işler. Mürebbiye romanında da yer yer bu konu işlenir.
Mahmut Yesari eserlerinde toplumsal sorunları ve bireyin sorunlarını işler .Bunların dışında güçlü,usta bir mizahçıdır.Mizah hakkında çok güzel bir tanımı bulunur:“Yazıda tuhaflık yapmak,ukalalıktan çok zor.Çeşit çeşit mizah var ve hepsi de tehlikeli .Yerinde kullanılmamış bir kelime, yanlış bir tabir,küçük bir dalgınlık yazıyı hemen adileştiriyor, bayağılaştırıyor.”Bu tanı güçlüdür ki adeta Gürpınar ‘ın kuvvetli mizahını tanımlar.Bu arada iki yazar da kendilerine has kalemleriyle Osmanlının son yılları ile Cumhuriyet’in ilk yıllarında var olan değişimi gözleme dayalı olarak anlatırlar.Mizah Yesari’ninkine göre Gürpınar’ın kalemini daha çok tanımlar.
Yazar natüralisttir.Olduğu gibi aktardığı karakterlerle bir eleştiride bulunur ve bunu mizah diliyle yapar.Natüralist başka bir yazarımız olan Selahattin Enis ise eleştiriyi ciddi bir biçimde yapar.Bunu belirtmemin sebebi aynı akımdan olmalarıdır ve özellikle yozlaşma konusuna değinmeleridir.Gürpınar’da eleştiriyi gülerek ve karakterlere bir nebze acıyarak anlarız,Enis’de ise zaman zaman karakterlere kızararak ve neredeyse salt ciddiyetle anlarız .
İlk romanı Şık’tır.Birçok yazarı edebiyatımıza kazandıran Ahmet Mithat Efendi Şık‘ı okuduğunda “oğlum doğru söyle kim yazdı bu romanı?“ der.Şık romanını Ahmet Mithat Efendi Tercüman-ı Hakikat‘ta tefrika ettirir ve henüz on sekiz yaşında olan yazarın yeni eserler vermesi için yazarı yönlendirir.Romanda yer alan son söz bölümünü de genç yazara yardım amacıyla Ahmet Mithat Efendi bizzat kendisi yazmıştır.Bu arada Ahmet Mithat Efendi mürebbiye kurumunu metinlerinde kullanan ilk yazarlardandır,adı Enstitütris olarak kullanılır.
Ayrıca 19.yy toplumunda değişen “ahlak” kavramı da konularından biridir.Eski konak hayatı ile yeninin çatışmasını işleyen roman yazarın sık kullandığı çatışmadır.
Fakir bir hayat sürdüğü,annesi gibi fahişelikle hayatını kazandığı Paris’ten İstanbul’a gelen Anjel,varlıklı bir aileye mürebbiye olur.Bu noktada Natüralizm ayrıntısı olan soya çekim bulunur.Kız annesine benzemektedir.Anjel ‘in ilgilendiği çocukların eğitiminden ziyade paradır.Bunu yalının erkekleri üzerinden sağlamayı planlar.Bu amacı için evin en küçük erkeğinden en büyük erkeğine kadar hepsini etkiler.Aşkı ve dişiliğini kullanır.Anjel kurnaz bir kadındır.Angel’in o gelmeden önce birlikte yaşayan yalı ailesinin istikbalini değiştirip değiştirmediği,amacına ulaşıp ulaşmadığı romanda yanıt bulur .
Döneme hakim olan sanat için sanat anlayışının tam ortasında toplum için sanat anlayışıyla eserler veren yazarın bu romanı aslında Tanzimat’tan beri işlenen,yanlış batılılaşmayı temel almıştır.Mürebbiye kavramı da edebiyatımızda dönemlere göre haliyle şekil değiştirerek karşımıza çıkar.Bu kurum romanlarda temelde yanlış batılılaşmaya ve yozlaşan ahlaka bir simgedir,araçtır.
Mürebbiye,romandan uyarlanan,Cumhuriyet ilanı öncesinde çekilen ilk sessiz filmlerden biri olmuştur.Ayrıca romandan uyarlanan bu filmde Türk sinemasının ilk öpüşme sahnesi çekilmiştir.
Yarattığı tip ve karakterler canlı kanlı resmen yaşarlar.Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Hüküm Gecesi romanın ‘da Ahmet Kerim karakteri ölen Samiye’nin yakını olan Şerife Hanım’ı ararken İstanbul’un mahallelerinden birine girer ve Hüseyin Rahmi Gürpınar ‘a satırlarıyla bir selam verir :“ Genç adamın aklından Hüseyin Rahmi’nin romanlarındaki o zebellâ acuze tipleri, birbiri ardı sıra sanki heyecan verici bir geçit töreni yapıyorlardı.”

4 Gün 3 Gece Ayşe Kulin

Sevabı ve günahıyla on yıllık bir iktidar süreci.Roman bu on yıllık dönemin içindeki sancılı 4 gün 3 geceye odaklanıyor.İki kişinin ve etrafındakilerin yaşadıklarından kesit sunuyor .
Kitaba geçmeden önce romanın anlatıldığı dönemin öncesi ve biraz sonrasından bahsedeceğim.Konuyla ilgili birçok kitap okudum?görseldeki kitaplarsa bulardan bazıları.
Canım ülkem birçok konuda hep bir uçurumun kenarından döndü.En çok darbelerle sınandı.Öncesindeki kaos, darbe esnasındaki can kayıpları ve sonrasındaki buhran ve değişimler…Tek parti yönetimini sonlandıran Demokrat Parti’nin 1950’de iktidar olup 27 Mayıs 1960 ‘ta iktidardan düşürülmesiyle Türkiye Cumhuriyeti darbeye tanıştı.Adnan Menderes’in,Fatin Rüştü Zorlu’nun,Hasan Polatkan’ın idam edildiği,birçok Demokrat Partilinin ve generalin tutuklandığı,hapis cezası aldığı ,cumhuriyet tarihinde ilk kez bir cumhurbaşkanının yargılandığı Yassıada davalarında ne oldu?Davaların isimlerinden ve bazı davaların sebeplerinden bahsedeceğim.Demokrat İzmir,Üniversite Olayları(birçok öğrenci fişlenmiş,iktidarın politikasıyla taraflar gitgide kutuplaştırılmış ve Adnan Menderes üniversite içine bizzat karışmıştır)Vinileks Şirketi,Arsa,Ali İpar,Örtülü Ödenek,Geyikli Olayları, Radyo(Menderes basını bir süre sonra kendi çıkarları doğrultusundam kullanmıştır), Topkapı Olayları,Bebek Davası(bu dava incelendiğinde kaba tabirle çok bel altından vurulmustur.Menderes’in beraat ettiği tek davadır),sekiz suç ile Anayasayı İhlal,6 /7 eylül davaları.Bu davalarda beraat, ceza ve idam kararları yer alır. Bu davalara sebep olan süreçte çok ayrıntı bulunur.En başında iktidarın sansür,kutuplaştırma, Anayasayı ihlal ve 6/7 Eylül olaylarındaki lakayt tutumu,basına İstanbul Ekspres gazetesinin manşetine provokatörce servis edilen “Atatürk’ün Selanik’teki evinin bombalandı”haberi yer alır. Fakat başta belirttiğim gibi sevabı ile günahıyla geçen on yıllık iktidarın şahsi düşüncemle onaylamadığım darbe ile gelen akıbeti hem ülke demokrasisine hem özel hayatlara acı vermiştir. Mahkeme süreci sancılıdır . Menderes’e yaptırılmayan savunmalar vardır.Yine ne olursa olsun sabık başbakanın mahkemede karşılaştığı üslupla itibarı düşürülmüştür.Aklıma bu noktada İsmet İnönü’nün eşi Mevhibe Hanım’ın bu süreçteki çaresiz çırpınması,süreçte Berrin Menderes’in yanındaki duruşu geldi.
Ekonomik sorunlar,kutuplaşma ,Demokrat Parti’nin siyasi faaliyetleri,Halkevlerinin kapatılması,sansür,üst üste gelen hadiseler ve baskıcı yönetim ve nihayetinde demokrasiye bir kara leke …
Roman bu uzun sürecin tam olarak 25 Mayıs’tan 28 Mayıs öğleden sonrasına uzanan zamanını kapsar.
Sevda ve Sedat üniversite yıllarında tanışır ve mezun olur olmaz evlenirler.Aradan kayıplarla,mutluluklarla yıllar geçer.Tarih 25 Mayıs’ı gösterdiğinde Sevda İsviçre’deki kocasının dönüsü için yemek hazırlıklarını tamamlamaktadır.Balık pazarında alışveriş yaparken tanıdık bir atmosfere şahit olur. Tıpkı 6/ 7 Eylül (1955) Olayları’nda olduğu gibi bir kargaşanın ayak sesleri Taksim’i sarar.Kendini Taksim parkında başlayıp Harbiye’ye kadar uzanan göstericilerin oluşturduğu kalabalığın arasında bulur.Yaşadığı apartmana güçlükle ulaşır .Apartmanda asansörde bulduğu yaralı Yusuf’u evine alır,saklar .
26 Mayıs sabahı Yusuf ateşler içinde yatmaktadır.Sevda ise eşi Sedat’a haber vermeden yaralı bir genci eve almanın ağırlığını yaşar.Eşi İsviçre’den dönecektir ve Sevda gencin evden gitmesini ister lakin vicdanı onu hasta halde sokağa bırakmasına izin vermez ve zaten gidişatta bir süre sonra sokağa çıkmayı imkânsız kılacaktır.Yusuf okumak için köyden İstanbul’a gelen,sol görüşlü,Alevi,dahil olduğu gösterilerden fişlenmiş,işkence görmüş,en son hadiselerde dayak yemiş bir gençtir.Demokrat Parti döneminin en belirgin özelliklerinden biri köylünün tarladan kopup okumak ya da çalışmak için İstanbul’a,kente göç etmesidir.Bunun sebebi modern tarımın,traktörün tarlaya girmesi ve köylünün işsiz kalışı ya da yeni iş dalını kentte denemesidir.Yeni bir tüccar sınıf oluşur.Her iktidar, muhalifleri dahil olmak üzere toplumda bir profil,profiller oluşturur.Demokrat Parti’nin ve ona muhaliflerin oluşturduğu, toplumu şekillendiren profiller romanın karakterlerinde apaçık görülür ve bu ayrıntı ustaca işlenir.
Tarih 26 Mayıs’ı gösterdiğinde akşam saatlerinde Yusuf hala Sevda ve Sedat’ın evindedir.Eşi gelmeden Yusuf’un gitmesini istese de yurtlar kapatıldığı, köye giden otobüs saati kaçtığı için ve Sevda’nın doktor kuzeni tarafından tedavi edilse de Yusuf henüz iyileşemediği için evden çıkamaz.Demokrat Parti milletvekili olan,çıktığı devlet işi gezisi biter bitmez son dönemde düşünceleriyle ters düştüğü partisinden istifa edecek olan Sedat’ın eşi Sevda,iktidara muhalif,fişlenmiş Yusuf ‘u yakından tanır.
Darbe olmuştur.Bu darbe sadece siyasi,askeri darbe değil Sedat’ın Sevda’nın Yusuf’ un hayatları için de birer darbedir.
28 Mayıs sabahı ve öğleden sonrası kitabın son bölümüdür. Türkiye Cumhuriyeti’nde yeni bir dönem başlarken Sevda’nın hayatında da bir dönem başlar.
Romanın fonunda donemin Türkiye’sinin ekonomisi, İstanbul’unun ve Ankara’sının sosyal yaşamı,insan profili bulunur.
Usta yazarın kaleminden yakın tarihimize ait bir dönemin 4 gün 3 gecelik zaman dilimini “insan” odağında okumak çok keyifliydi.

Gölün Dibindeki Ev

Yazarı kafes kitabıyla tanıdım. Ardından kafesin devamı olan Malorie kitabını okudum,her iki kitapta korkuyu ve gerilimi kendi üslubuyla hayli başarılı veren yazarın Gölün Dibindeki Ev romanında da gerilimi hissettim.
On yedi yaşlarında olan James ve Amelia ilk randevularında James’in amcasının kanosuyla gölde gezintiye çıkarlar.Aslında gezintiye çıktıkları gölde bir göl daha vardır ve bu ikinci göle giderler.İkinci göldeyse bir tünel fark ederler ve üçüncü göle bu dar olan tünelden girerler.Buradaysa bir ev vardır ki bu ev gölün yüzeyinde değil içindedir.James ve Amelia fizik kurallarına aykırı bu evde zaman geçirmeye başlarlar.Doğa üstü olaylar yaşarlar.Her ziyaretlerinde hem eve hem birbirlerine bağlanırlar fakat o evin bir sahibi vardır.Onlar evin sahibini tanıdıklarınla her şey farklılaşır. Bu ev öncesine ait bir hikayeye,bir ize,bir dedikoduya sahip değildir,ev ikisinin sırrı gibi bir sırdır adeta.Sonu hayli etkileyici olan,genel anlamıyla ortalarından itibaren gerilimi hissettiren başlarında iki gencin aşkına,heyecanına odaklanan, akıcı,Kafes ile kıyasladığımda vasat diyebileceğim yine de gerilimi ve heyecanı başarıyla okura veren,konusu hayli ilginç bir kitaptı.

Kalp Ağrısı

Kadının,kadın erkek ilişkisinin,aşkın, cinselliği arzulayıp yahut yaşayan karakterlerin olduğu Seviye Talip, Son Eseri,Handan yazarın diğer romanlarıdır.Bireye yönelir.Yaşanan ya da yaşanamayan aşklar,tutkular vardır.Kalp Ağrısı da yazarın bu tarzda yazdığı romanlarındandır ve bu tarzda yazdığı romanların sonuncusudur.Bu romandan sonra aşkı,cinselliği,tutkuyu yazdıklarında merkeze koymaz.
Dönem olarak Mudanya Konferansı sonrasındaki İstanbul’da(genel olarak)geçen roman bir kadının fedakârlığını işler.Bu fedakârlık iki arkadaşın aynı adama aşık olmaları neticesinde iki arkadaştan birinin aşık olunan adamdan vazgeçmesidir.Roman 1900’lerin başında genel olarak İstanbul’da geçse de Anadolu ve Avrupa’da romanın mekânlarıdır.
Romanı ilk olarak Zeyno’nun babasına anlattıklarından daha sonra güncelerden ve mektuplardan okuruz.Roman özellikle sonlara doğru hüzünlüdür hatta sonu itibariyle trajiktir.
Yazarın özellikle Kurtuluş Savaşı’nı anlattığı döneminde küçükken okuduğu halk kahramanı hikayelerinin ve romanlarının bazen karakterlerde bazen de olaylarda bazen de coşkun anlatım üslubunda izleri vardır.Bunlardan biri Battal Gazi’dir.Bu roman Milli Mücadeleyi anlattığı romanlarından değildir lakin Zeyno asker Hasan’a Battal Gazi kitabını okumasını önerir ve bu açıdan yazarın küçükken okuduğu bu kitaplardan ne kadar etkilendiği görülür.
Kitabın devamı Zeyno’nun Oğlu romanıdır.
Zeyno(Zeynep) Doktor Saffet’le nişanlıdır.Genç subay Hasan’la tanışır ve aşık olur.Hasan’ı sevense sadece Zeyno değildir.Zeyno’nun çocukluk arkadaşı Azize’de yeğeni Hasan’a aşıktır.Azize’nin duyguları,tutkuları kuvvetlidir,Hasan’la evlenmek adına ısrarcıdır.Zaman zaman Hasan Azize ve Saffet Zeyno dörtlü olarak gezerler.Azize’nin tutkusunu gören Zeyno aradan çekilir.Doktorla nişanını sürdürür ve bir süre sonra da ayrılırlar.Zeyno bazen birebir bazen mektuplar ile Azize ve Hasan’ın evliliğini izler.Kendisi ise bir zaman sonra kendinden yaşça büyük Muhsin Subay ile evlenir.Hasan birçok açıdan Zeyno’ya benzeyen Dora ile eşini aldatırken kıskançlık nöbetleri geçiren Azize’nin sağlık problemleri ise ilerler.Hasan’ı intihara teşebbüs ile evliliğe yönlendiren,kıskançlık buhranlarıyla, hastalığıyla,hastalık tehditleriyle yanında tutan Azize çocuğunu doğururken ölür.Bu Hasan için bir vicdan azabıyken romandaki herkesin bir kalp ağrısı vardır.Roman karakterleri bazen birbirlerinin bu kalp ağrılarını hisseder.
Azize kendi için sevenlere tipik bir örnekken,tüm karakterlerin psikolojisi incelikle işlenmiştir.

İntermezzo

İlk kuşak Atatürk aydınlarından Fikret Adil bir sanat davası adamıdır.Beyoğlu’nun bohem hayatının yansıtıldığı anı-roman türündeki kitap, 30 ‘larda İstanbul’a bir turne için gelmiş bir aktörün İstanbul’da yaşadıklarını aktarır.Kalp kırmaktan korkan Yorgo Pappas çekicidir,kadınların ilgilendiği bir aktördür.Matmazel Periponiçka aktöre aşık olur ama onu seven biri daha vardır;zengin bir Yahudi’nin kızı Tina.Babası işi nedeniyle tüm varlığını kızının üzerine yapmıştır.Tina ve Pappas geleneklere karşı çıkarlar ve kaçmak icin sözleşirler.Tina’nın ailesi bu birlikteliği onaylamaz.Atina’ya kaçan sevgililer mutlu olabilecekler mi,bu soru romanda yanıt bulur.Sonu saşırtıcıdır.Bir aşk serüvenini anlatan roman bir o kadar yazarın başta belirttiğim sanat davası adamı olmasından mütevellit dönemin sanat çevresini de aktarır.Sanatçıların birbiriyle olan ilişkilerini,yaşamlarını, toplum ve sanatçı bağını, toplumun sanatçıya bakışını işler.
Anı -Roman kitabında Yorgo Papas ‘ın dostluk kurduğu kişiler arasında Arif Dino‘da bulunur.Romanda,Beyoğlu çevresinde bir araya gelen sanatçılar,gazeteciler anlatılır.Zaten gazeteci ve yazar olan Fikret Adil Beyoğlu ile Tünel ve Taksim ve Taksim ile Şişli arasındaki bohem hayatları,mekanları işler.Genel olarak cümleleri kısadır.Yazar,İntermezzo da tüm bu özelliklerini yansıtır.
Kitap Pappas’ın aktör olmadan önceki hareketli ,renkli aşk hayatıyla başlar .
Romanla beraber paylaşmak istediğim bir ayrıntı da ön sözü.Ön sözünü gazeteci yazar,yayıncı Hüsamettin Bozok yazmıştır.Kitap kadar kıymetlidir.Sanat dalları faklı olan sanatçıların birbiriyle olan paylaşım ve ilişkilerinin üretimi doğuracağını, yaratımı güçlendireceğini savunan bir yazıdır. Savunduğu şeyi de Hüsamettin Bozok,Fikret Adil‘de açıkça görmüştür.Ön sözde Fikret Adil‘in sanat çevresi için yaptıkları da yer alır. Aralarındaki dostluk aktarılır.Ön sözde tüm bunlar Batılı ünlü sanatçılar dahil neredeyse tüm sanat camiasının uğradığı yer olan Fikret Adil’in evinin atmosferiyle anlatlılır.Kitabın ön sözü bana Balzac’ın karakterlerini anlatma biçiminin,realist kaleminde ayrıntıları resmeder gibi anlatmasının sebebini hatırlattı; resimle ve ressamlarla olan ilişkisi.Aynı biçimde birçok örnek verilebilir ki bu bizim sanat hayatımızda da çoktur.Üretimi destekleyen,toplumda bir atmosfer yaratan,akımlar doğuran bu sanat dostluğu bizim birçok şair yazar ressam gibi sanatçılarımızın da özelikle Babıâli,Tünel,Asmalı Mescit vb mekânlarda buluşmalarıyla oluşmuştur.

“Gizli Özne”  Romanı

Çarpıcı sonuyla, başkarakterlerin psikolojilerinin işlenişiyle, kurgusuyla, başkarakter gibi romandaki tüm karakterlerin incelikle işlenmiş olmasıyla ve üslubuyla romana hayran kaldım.
.Revna ve Bihter. Biri küçük yaşta kendisinden utandırılan, varoluşunu kendi iç dünyasında bir suç olarak gören, arkadaşları tarafından zorbalığa uğramış, ailesinden psikolojik şiddet görmüş, diğeri çocukken şahit olduğu ölüm sonrasında üç yaşından beri yetiştirme yurdunda büyümüş iki kadının yolları kesişir.Roman tam olarak bu kesişmeye giden süreci anlatır.İkisinin de farklı travmaları bulunur.İki farklı kadının iki farklı hikayesi romanda adım adım iç içe geçer. Biz okurlara “Ah Revna , ah Bihter “dedirir.
Aşk,aile hayatı,çocuk için aile ve öğretmenin önemi , iki farklı bakış açısıyla aktarılır .
Bihter sancılı bir çocukluk ve ergenlik dönemi geçirirken birden koşmaya başladığını fark eder. Bu davranışı sürüp gider.Aslında bu koşma hali Bihter’in olmak istediği yere gitme isteğidir. Bedeninin var olduğu yer ile olmak istediği yer aynı değildir. Bu romanı bir senarist görür , duyar mı, bir senaristte ulaştırılır mı ya da yazar senaryo da yazabilir mi bilmem lakin bu roman senaryoya dönüştürülüp film olarak çekilebilir ve keşke yapılsa ve bir film olarak izleyebilsek .

Kuşlar da Ağlar

Yazarla ilk önce Dildar, Endamımın Mezarı şiir kitaplarındaki şair kimliğiyle tanıştım.İçeriğinde birçok aşık,şairin kendisinin de dizelerinin olduğu Düziçi Kalemlerin Kelamı adlı bir derleme çalışması da var.Şair ve yazarı hikaye kitabı olan Kuşlar da Ağlar ile başka bir yönüyle tanıdım.
Hikaye hayal ve bağ kurabilmek ,umut,hayalin peşinden gitmek ve hüzün üzerine kurulu.
Elhan küçükken annesini kaybetmiş ve babası Deniz’le köyde yaşamaktadır.Zorluklarla okutulan Elhan başarılıdır, müziğe tutkusu vardır,kitaplar onun için mutluluktur.Okulda yaralı bir kuş bulur.Babasıyla eve götürür uçamayan kuşun adını Mavi koyar.Mavi’yi aslında ilk olarak gören okula yeni nakil yaptıran Asya’dır. Asya yetimhanede büyümüş Elhan’ın köyünde yaşayan bir kızdır.Asya’nın okula nakli Elha’nın hayalleri için olan çabasını tetikler.Aralarında kitaplarla,müzikle olan bağ mavi kuşun Asya’ya verilmesiyle güçlenir.Elhan’ın penceresine konan başka bir kuş bu bağa katman katar. Maviş,Benekli,Asya,Elhan …
Fakat hikayenin sonunda umulmayacak bir hüzün yer bulur bir o kadar da hikaye mutlu bir sona sahiptir.Hayat gibi …Asya ve Elhan için hayat mutluluk ve hüznün iç içe geçmiş halidir.

Frankfurt Seyahatnamesi

Ahmet Haşim hem şiirde hem nesirde ayrı ayrı üslup sahibidir .
Ahmet Hâşim hastalığı sebebiyle Frankfurt’a gider ve bu kitabı yazar.Lakin kitapta hastalıktan bahsetse bile kendi hastalığından çok bahsetmez .
Kitap coğrafi bilgi veren bir seyahat kitabı değildir.
Abdülhak Şinasi’nin sınıf arkadaşı olan Ahmet Hâşim’den Piyale ve ilk şiir kitabı olan Göl Saatleri’ni okumuştum ve paylaşmıştım. Kronolojik yazan bir şair olan Hâşim ‘in gece sembolleri beni bir hayal alemine sokar. Gerçekliği sembollerle ulaştırır. Zaten estetiği semboller üzerine kurar.
Ahmet Haşim’in şiirlerinde kendinden izler vardır.
Piyale şairin üçüncü dönemine aittir. “Yeni Lisan’’ anlayışına sahiptir.Dili daha önceki yazım dönemine göre açıktır.Göl Saatleri ise Fecr- i Ati döneminde yazdığı şiirlerden oluşan kitabıdır.Dili gayet kapalı ,süslüdür.
1932 yılında hastalığının tedavisi için gittiği Almanya’ya ait notları dönüşünde Mülkiye Dergisi’nde ve Hürriyet Gazetesi’nde yayınlar.Aynı yıl içinde Frankfurt Seyahatnamesi adıyla da kitaplaştırır.
Seyahat için çok güzel bir tanımı vardır. “ İnsan,hayatının tatsızlığından ve etrafında görüp bıktığı şeylerin o yorucu aleladeliğinden bir müddet kurtulabilmek ümidiyle seyahate çıkar. Bu bakımdan seyahat “Harikuladelikler avı” demektir”
Kitapta dönemin Türkiye’si ve ağırlıklı olarak Almanya’sı anlatılır.

Bazıları Isırgan Sever

Evliliklerinde bitenlerin ardından ve geleneksel ile Batı kültürü arasında iç dünyalarında sıkışmış iki insanın ruh hallerini ,yaşadıklarını okurken bende de sıkışma hissi uyandı. Roman amaçlarından birine ulaşmış oldu ve etkileyiciydi.Başkaları ne der düşüncesiyle ve birçok sebepten bir türlü ayrılamayan,birbirinden nefret etmeyen hatta birbirini haklı bulan bir çiftin çıkmazdaki hikâyeleri aynı zamanda hüzünlü.
Genel olarak iletişimsizlikten değil korkudan,eylemsizlikten, çekinmekten doğan ve çiftin hayatlarına sirayet eden bir kararsızlık kangreni okudum. Kaname ile Misako biten evliliklerinin eyleme geçememesini, ayrılığı bir şey yapmadan sadece bekleme hallerini “haydi bitirin artık ,çocuğunuz Hirosi‘den, toplumdan,babanızdan, geleneklerden ,ayrılık sonrasından korkmayın artık” diyerek sayfaları çevirdim.Çünkü karakterler bir aradayken mutsuzlar.Bence bu durum ihanet devreye girmeden (ki bu şart değil lakin tam da ilişkiler bu kıvamdayken araya ihanet girer) bitirebilmek en temiz hali.Aslında romanda gelişen durumu ihanet sayamayız.Çünkü çifter duygusal boşluklarını ve arzularını başkalarıyla tatmin ettiklerini birbirleriyle paylaşıyorlar.Misako’nun başka bir adamla düzenli bir ilişkisi bulunuyor .Kaname ise daha çok cinsellik anlamında biri ve birileriyle birlikte oluyor.Belli bir noktadan sonra bu durumu birbirine açıklayan çift asla birbirlerini yargılamıyor,ahlaksız olarak görmüyorlar.
Kitabın görünen kısmını az çok anlatmış oldum.Fakat romanın ikinci ve altta kalan bir katmanı var.Doğu ve Batının çatışması Doğu ve Batı arasında kalan bireyin çıkmazı,Doğu ve Batı sentezine yer verirken Japon toplumunun kültürel krizini de yansıtıyor.Batılılaşmaya başlayan Japon halkının yaşadığı kültürel çatışmayı bir evlilik ve evliliğin etrafındakiler üzerinden anlatan roman gelenek,başka kültür, kadın,toplumda kadının yeri,yerine getirilmesi gereken toplumsal beklentilerin ağırlığı konularını işliyor.
Japon kültürüne karşı ilgiliyseniz ya da Japon kültürüne ait bir şeyler öğrenmek istiyorsanız kitap bu amaca da hizmet ediyor.Çünkü roman içinde Japon kültürüne ait birçok ayrıntı var ve bu ayrıntılar doyurucu dipnotlarla,usta çevirmen tarafından aktarılıyor.
Edilgen olamaya,kararı eyleme döken taraf olarak sorumluluk almak istemeyen bir çifti biten bir evlilik içinde okumak,durumu anlamaya çalışmak keyifliydi.

Gözağrısı

✍️Çoğu,yazarın 2000 -2010 yılları arasında dergi ve gazetelerde yazdığı yazılardan oluşan bir deneme kitabıdır.

✍️Yazılar kitap basılmadan önce yazar tarafından elden/kalemden geçirilmişler.Fakat öz,ilk yazıldıkları hislerle aynı bırakılmış sadece ifade biçimine dokunulmuş.Daha çok teknik bir dokunuş denebilir.

✍️Bazen bütün bazen de o bütünün  içinden bir an,bir gün çekip alınırsa ortaya çıkacak olan eksiklik,zamanı ,zamanın her birimi,sıradanın içindeki güzellik,tüketimin ve insan doymazlığının dünyanın doğal döngüsüne ve dengesine yansıması dünyanın maddi ve manevi değişimi ,insanın değişimi,kelimelerin önemi işleniyor.

✍️Yazılarda genel olarak geçmişe özlem, hayatı kavrama ,dünya ve yaşam kavramlarına mana arama,bir türlü göremediğimiz hayatı hayat yapan ve insanı huzura götürecek olan ayrıntılar var.

✍️Dili gayet açık yer yer de şiirsel bir anlatıma sahip.Her denemede derinden bir hüzün olmasına rağmen yazar umuttan yana,enseyi karartmadan yaşamaktan yana.Bazen bir ânı bazen de genel olanı anlatan, genel olarak bütüne odaklı yazılardan Gizli,Neye Dokunsam Deniz,İşte Başlıyor Yine, Her Şey Kaybediyor Zamanla Katılığını,Uzak Bir Gemi bende ayrı bir yer edinen denemeler oldu. Yazar bazen bir soru soruyor ve kendinizle baş başa bırakıyor.Örnek ; Neydi,geçen zamanı unutulmaz kılan?

ALINTILAR

✏️Bir şey oluyor ve biz o şey öylesine oldu sanıyoruz;oysa o şeyin olması için küçük küçük birçok başka şey oluyor.

✏️Adalet hissini kaybeden bir kalbe hakikat nasıl anlatılabilir ki?

✏️Yağmur yağıyor diyoruz ya,bir deniz dökülüyor aslında bulutlardan hayatımızın avuçlarına.

✏️İnsanı insana,hayatları hayatlara hikâyeleri hikâyelere,ayrıntıları ayrıntılara görünmez ipliklerle bağlayan ne çok şey var .

✏️Bir an gelir ,bir şey olur,öylece dünyanın ortasında kalıverirsiniz .