İntermezzo

İlk kuşak Atatürk aydınlarından Fikret Adil bir sanat davası adamıdır.Beyoğlu’nun bohem hayatının yansıtıldığı anı-roman türündeki kitap, 30 ‘larda İstanbul’a bir turne için gelmiş bir aktörün İstanbul’da yaşadıklarını aktarır.Kalp kırmaktan korkan Yorgo Pappas çekicidir,kadınların ilgilendiği bir aktördür.Matmazel Periponiçka aktöre aşık olur ama onu seven biri daha vardır;zengin bir Yahudi’nin kızı Tina.Babası işi nedeniyle tüm varlığını kızının üzerine yapmıştır.Tina ve Pappas geleneklere karşı çıkarlar ve kaçmak icin sözleşirler.Tina’nın ailesi bu birlikteliği onaylamaz.Atina’ya kaçan sevgililer mutlu olabilecekler mi,bu soru romanda yanıt bulur.Sonu saşırtıcıdır.Bir aşk serüvenini anlatan roman bir o kadar yazarın başta belirttiğim sanat davası adamı olmasından mütevellit dönemin sanat çevresini de aktarır.Sanatçıların birbiriyle olan ilişkilerini,yaşamlarını, toplum ve sanatçı bağını, toplumun sanatçıya bakışını işler.
Anı -Roman kitabında Yorgo Papas ‘ın dostluk kurduğu kişiler arasında Arif Dino‘da bulunur.Romanda,Beyoğlu çevresinde bir araya gelen sanatçılar,gazeteciler anlatılır.Zaten gazeteci ve yazar olan Fikret Adil Beyoğlu ile Tünel ve Taksim ve Taksim ile Şişli arasındaki bohem hayatları,mekanları işler.Genel olarak cümleleri kısadır.Yazar,İntermezzo da tüm bu özelliklerini yansıtır.
Kitap Pappas’ın aktör olmadan önceki hareketli ,renkli aşk hayatıyla başlar .
Romanla beraber paylaşmak istediğim bir ayrıntı da ön sözü.Ön sözünü gazeteci yazar,yayıncı Hüsamettin Bozok yazmıştır.Kitap kadar kıymetlidir.Sanat dalları faklı olan sanatçıların birbiriyle olan paylaşım ve ilişkilerinin üretimi doğuracağını, yaratımı güçlendireceğini savunan bir yazıdır. Savunduğu şeyi de Hüsamettin Bozok,Fikret Adil‘de açıkça görmüştür.Ön sözde Fikret Adil‘in sanat çevresi için yaptıkları da yer alır. Aralarındaki dostluk aktarılır.Ön sözde tüm bunlar Batılı ünlü sanatçılar dahil neredeyse tüm sanat camiasının uğradığı yer olan Fikret Adil’in evinin atmosferiyle anlatlılır.Kitabın ön sözü bana Balzac’ın karakterlerini anlatma biçiminin,realist kaleminde ayrıntıları resmeder gibi anlatmasının sebebini hatırlattı; resimle ve ressamlarla olan ilişkisi.Aynı biçimde birçok örnek verilebilir ki bu bizim sanat hayatımızda da çoktur.Üretimi destekleyen,toplumda bir atmosfer yaratan,akımlar doğuran bu sanat dostluğu bizim birçok şair yazar ressam gibi sanatçılarımızın da özelikle Babıâli,Tünel,Asmalı Mescit vb mekânlarda buluşmalarıyla oluşmuştur.

“Gizli Özne”  Romanı

Çarpıcı sonuyla, başkarakterlerin psikolojilerinin işlenişiyle, kurgusuyla, başkarakter gibi romandaki tüm karakterlerin incelikle işlenmiş olmasıyla ve üslubuyla romana hayran kaldım.
.Revna ve Bihter. Biri küçük yaşta kendisinden utandırılan, varoluşunu kendi iç dünyasında bir suç olarak gören, arkadaşları tarafından zorbalığa uğramış, ailesinden psikolojik şiddet görmüş, diğeri çocukken şahit olduğu ölüm sonrasında üç yaşından beri yetiştirme yurdunda büyümüş iki kadının yolları kesişir.Roman tam olarak bu kesişmeye giden süreci anlatır.İkisinin de farklı travmaları bulunur.İki farklı kadının iki farklı hikayesi romanda adım adım iç içe geçer. Biz okurlara “Ah Revna , ah Bihter “dedirir.
Aşk,aile hayatı,çocuk için aile ve öğretmenin önemi , iki farklı bakış açısıyla aktarılır .
Bihter sancılı bir çocukluk ve ergenlik dönemi geçirirken birden koşmaya başladığını fark eder. Bu davranışı sürüp gider.Aslında bu koşma hali Bihter’in olmak istediği yere gitme isteğidir. Bedeninin var olduğu yer ile olmak istediği yer aynı değildir. Bu romanı bir senarist görür , duyar mı, bir senaristte ulaştırılır mı ya da yazar senaryo da yazabilir mi bilmem lakin bu roman senaryoya dönüştürülüp film olarak çekilebilir ve keşke yapılsa ve bir film olarak izleyebilsek .

Kuşlar da Ağlar

Yazarla ilk önce Dildar, Endamımın Mezarı şiir kitaplarındaki şair kimliğiyle tanıştım.İçeriğinde birçok aşık,şairin kendisinin de dizelerinin olduğu Düziçi Kalemlerin Kelamı adlı bir derleme çalışması da var.Şair ve yazarı hikaye kitabı olan Kuşlar da Ağlar ile başka bir yönüyle tanıdım.
Hikaye hayal ve bağ kurabilmek ,umut,hayalin peşinden gitmek ve hüzün üzerine kurulu.
Elhan küçükken annesini kaybetmiş ve babası Deniz’le köyde yaşamaktadır.Zorluklarla okutulan Elhan başarılıdır, müziğe tutkusu vardır,kitaplar onun için mutluluktur.Okulda yaralı bir kuş bulur.Babasıyla eve götürür uçamayan kuşun adını Mavi koyar.Mavi’yi aslında ilk olarak gören okula yeni nakil yaptıran Asya’dır. Asya yetimhanede büyümüş Elhan’ın köyünde yaşayan bir kızdır.Asya’nın okula nakli Elha’nın hayalleri için olan çabasını tetikler.Aralarında kitaplarla,müzikle olan bağ mavi kuşun Asya’ya verilmesiyle güçlenir.Elhan’ın penceresine konan başka bir kuş bu bağa katman katar. Maviş,Benekli,Asya,Elhan …
Fakat hikayenin sonunda umulmayacak bir hüzün yer bulur bir o kadar da hikaye mutlu bir sona sahiptir.Hayat gibi …Asya ve Elhan için hayat mutluluk ve hüznün iç içe geçmiş halidir.

Frankfurt Seyahatnamesi

Ahmet Haşim hem şiirde hem nesirde ayrı ayrı üslup sahibidir .
Ahmet Hâşim hastalığı sebebiyle Frankfurt’a gider ve bu kitabı yazar.Lakin kitapta hastalıktan bahsetse bile kendi hastalığından çok bahsetmez .
Kitap coğrafi bilgi veren bir seyahat kitabı değildir.
Abdülhak Şinasi’nin sınıf arkadaşı olan Ahmet Hâşim’den Piyale ve ilk şiir kitabı olan Göl Saatleri’ni okumuştum ve paylaşmıştım. Kronolojik yazan bir şair olan Hâşim ‘in gece sembolleri beni bir hayal alemine sokar. Gerçekliği sembollerle ulaştırır. Zaten estetiği semboller üzerine kurar.
Ahmet Haşim’in şiirlerinde kendinden izler vardır.
Piyale şairin üçüncü dönemine aittir. “Yeni Lisan’’ anlayışına sahiptir.Dili daha önceki yazım dönemine göre açıktır.Göl Saatleri ise Fecr- i Ati döneminde yazdığı şiirlerden oluşan kitabıdır.Dili gayet kapalı ,süslüdür.
1932 yılında hastalığının tedavisi için gittiği Almanya’ya ait notları dönüşünde Mülkiye Dergisi’nde ve Hürriyet Gazetesi’nde yayınlar.Aynı yıl içinde Frankfurt Seyahatnamesi adıyla da kitaplaştırır.
Seyahat için çok güzel bir tanımı vardır. “ İnsan,hayatının tatsızlığından ve etrafında görüp bıktığı şeylerin o yorucu aleladeliğinden bir müddet kurtulabilmek ümidiyle seyahate çıkar. Bu bakımdan seyahat “Harikuladelikler avı” demektir”
Kitapta dönemin Türkiye’si ve ağırlıklı olarak Almanya’sı anlatılır.

Bazıları Isırgan Sever

Evliliklerinde bitenlerin ardından ve geleneksel ile Batı kültürü arasında iç dünyalarında sıkışmış iki insanın ruh hallerini ,yaşadıklarını okurken bende de sıkışma hissi uyandı. Roman amaçlarından birine ulaşmış oldu ve etkileyiciydi.Başkaları ne der düşüncesiyle ve birçok sebepten bir türlü ayrılamayan,birbirinden nefret etmeyen hatta birbirini haklı bulan bir çiftin çıkmazdaki hikâyeleri aynı zamanda hüzünlü.
Genel olarak iletişimsizlikten değil korkudan,eylemsizlikten, çekinmekten doğan ve çiftin hayatlarına sirayet eden bir kararsızlık kangreni okudum. Kaname ile Misako biten evliliklerinin eyleme geçememesini, ayrılığı bir şey yapmadan sadece bekleme hallerini “haydi bitirin artık ,çocuğunuz Hirosi‘den, toplumdan,babanızdan, geleneklerden ,ayrılık sonrasından korkmayın artık” diyerek sayfaları çevirdim.Çünkü karakterler bir aradayken mutsuzlar.Bence bu durum ihanet devreye girmeden (ki bu şart değil lakin tam da ilişkiler bu kıvamdayken araya ihanet girer) bitirebilmek en temiz hali.Aslında romanda gelişen durumu ihanet sayamayız.Çünkü çifter duygusal boşluklarını ve arzularını başkalarıyla tatmin ettiklerini birbirleriyle paylaşıyorlar.Misako’nun başka bir adamla düzenli bir ilişkisi bulunuyor .Kaname ise daha çok cinsellik anlamında biri ve birileriyle birlikte oluyor.Belli bir noktadan sonra bu durumu birbirine açıklayan çift asla birbirlerini yargılamıyor,ahlaksız olarak görmüyorlar.
Kitabın görünen kısmını az çok anlatmış oldum.Fakat romanın ikinci ve altta kalan bir katmanı var.Doğu ve Batının çatışması Doğu ve Batı arasında kalan bireyin çıkmazı,Doğu ve Batı sentezine yer verirken Japon toplumunun kültürel krizini de yansıtıyor.Batılılaşmaya başlayan Japon halkının yaşadığı kültürel çatışmayı bir evlilik ve evliliğin etrafındakiler üzerinden anlatan roman gelenek,başka kültür, kadın,toplumda kadının yeri,yerine getirilmesi gereken toplumsal beklentilerin ağırlığı konularını işliyor.
Japon kültürüne karşı ilgiliyseniz ya da Japon kültürüne ait bir şeyler öğrenmek istiyorsanız kitap bu amaca da hizmet ediyor.Çünkü roman içinde Japon kültürüne ait birçok ayrıntı var ve bu ayrıntılar doyurucu dipnotlarla,usta çevirmen tarafından aktarılıyor.
Edilgen olamaya,kararı eyleme döken taraf olarak sorumluluk almak istemeyen bir çifti biten bir evlilik içinde okumak,durumu anlamaya çalışmak keyifliydi.

Gözağrısı

✍️Çoğu,yazarın 2000 -2010 yılları arasında dergi ve gazetelerde yazdığı yazılardan oluşan bir deneme kitabıdır.

✍️Yazılar kitap basılmadan önce yazar tarafından elden/kalemden geçirilmişler.Fakat öz,ilk yazıldıkları hislerle aynı bırakılmış sadece ifade biçimine dokunulmuş.Daha çok teknik bir dokunuş denebilir.

✍️Bazen bütün bazen de o bütünün  içinden bir an,bir gün çekip alınırsa ortaya çıkacak olan eksiklik,zamanı ,zamanın her birimi,sıradanın içindeki güzellik,tüketimin ve insan doymazlığının dünyanın doğal döngüsüne ve dengesine yansıması dünyanın maddi ve manevi değişimi ,insanın değişimi,kelimelerin önemi işleniyor.

✍️Yazılarda genel olarak geçmişe özlem, hayatı kavrama ,dünya ve yaşam kavramlarına mana arama,bir türlü göremediğimiz hayatı hayat yapan ve insanı huzura götürecek olan ayrıntılar var.

✍️Dili gayet açık yer yer de şiirsel bir anlatıma sahip.Her denemede derinden bir hüzün olmasına rağmen yazar umuttan yana,enseyi karartmadan yaşamaktan yana.Bazen bir ânı bazen de genel olanı anlatan, genel olarak bütüne odaklı yazılardan Gizli,Neye Dokunsam Deniz,İşte Başlıyor Yine, Her Şey Kaybediyor Zamanla Katılığını,Uzak Bir Gemi bende ayrı bir yer edinen denemeler oldu. Yazar bazen bir soru soruyor ve kendinizle baş başa bırakıyor.Örnek ; Neydi,geçen zamanı unutulmaz kılan?

ALINTILAR

✏️Bir şey oluyor ve biz o şey öylesine oldu sanıyoruz;oysa o şeyin olması için küçük küçük birçok başka şey oluyor.

✏️Adalet hissini kaybeden bir kalbe hakikat nasıl anlatılabilir ki?

✏️Yağmur yağıyor diyoruz ya,bir deniz dökülüyor aslında bulutlardan hayatımızın avuçlarına.

✏️İnsanı insana,hayatları hayatlara hikâyeleri hikâyelere,ayrıntıları ayrıntılara görünmez ipliklerle bağlayan ne çok şey var .

✏️Bir an gelir ,bir şey olur,öylece dünyanın ortasında kalıverirsiniz .

Köylüler

Analitik Çalışmalar,Felsefi Çalışmalar,Toplum Görenekleri olarak üç ana bölümden oluşan Toplum Görenekleri’ninse altı alt başlığı bulunan İnsanlık Komedyası’nın en özel romanlarındandır.Köylüler, Toplum Görenekler’in(Töre) Taşra Yaşamı alt başlığına aittir.Balzac,(Töre)Toplum Görenekleri’nde bireysel davranışların toplumsal etkilerini işler.Bu romanında köylünün davranışlarının toplumu şekillendirmesi vardır.
Roman,Fransız Devrimi sonrası köylü ile soylu,toprak sahibiyle toprak işçileri arasındaki çatışmayı işler.Saflık, sahtekarlık,dürüstlük,para hırsı,çıkar gerçekçi biçimde işlenir.Köylünün toprak sahibi olma hırsı her yönüyle,insan psikolojisinin de dahil edilmesiyle aktarılır.Romanda tüm bu bireysel davranışların toplumsal etkileri incelenir yani roman daha önce de belirttiğim gibi İnsanlık Komedyası’nın Toplum Görenekleri’nin alt kolu olan Taşra Yaşamı’na aittir.Fransa’da toprak sahiplerinin topraklarında yitirmesinin nedenleriyle ve sonuçlarıyla anlatıldığı romanda Balzac köylülerin entrikalarla yasaları nasıl yok saydıklarını irdeler.Köylülerin birçok konuya bakış açısını yaşamlarını aktarır.
Balzac dil olarak sadedir.Gördüğünü kendi realist sezisiyle aktarır, soyutlama yapmaz,gözlemlerini not almaz yahut gözlemleri hayatın içinde deneysellikle oluşmaz.Hayatın içinden gerçek karakterleri kendi kendine kendi realite sezisiyle ortaya çıkarır.Yarattığı karakterler salt kendi zihninde oluşmaz zaten hayatın içindedirler yazar bu kişileri sadece not alıp,masaya yatırıp çalışarak yaratmaz.
Resim eleştirmenliğiyle de uğraşan yazarın bu özelliği eserlerine yansır.Ayrıntıları vermesi,uzayan cümleleri, betimlemelerin sıklığı ve güçlü oluşu resimle ilgilenmesinin sonucudur.Bu romanda da gerek doğanın gerek karakterlerin fiziki özelliklerinin hatta neredeyse her nesnenin betimlenmesi Balzac’ın resim ile olan bağının neticesidir. Benzetmelerinde de resimle olan bağı,resme olan hakimiyetti fark edilir.Sadece bir örnek vereceğim.Romanda bir karakteri anlatırken onu şöyle aktarır:“Ressam Charlet’nin çok sevdiği, resimlerine konu ettiği yaşlı insanlardan birine benziyordu.
Yazarın ölümünden sonra eşi tarafından kitap olarak yayımlanan romanda şahıs kadrosu hayli fazladır.Tüm romanlarında olduğu gibi bu romanında da karakterler konuştukça kendilerini okura açarlar.

✍️Gecekondu yaşamını,ekolojik yıkımı ve gelenek ile şehir yaşamı çatışmasın şiirsel, masalsı,imgelerle dolu anlatan ve içinde mitler de barındıran roman aynı zamanda politik bir yöne,söyleme de sahiptir. Kapitalizme eleştiride bulunan romanda yer alan şehir sıfırdan var olan bir şehirdir.Fabrika ve çöp yığınlarıyla çevrilmiş bu şehirde mücadele,siyasi gelişmeler hiç durmaz.İnsana odaklanan romanda göç,işçi sorunları,yoksulluk, yoksulluk içindeki mücadele, toplumdaki sosyokültürel yapının değişmesinin doğurduğu çatışma,sömürü düzeni,ayakta kalma işlenir.✍️Kırsaldan gelen ve şehre tutunmaya çalışan insanın gecekondu hikayesi devlet politikasının yetersizliğiyle, sahte hocalarla,yoksullukla ,din tüccarlarıyla,yıkımlarla ve yeniden yapımlarla,seçimlerle, grevlerle,fabrikalardaki işçilerle destansı bir biçimde anlatılır.Anlatılan mekanda her duyulan her dinlenen yaşayanların efsanesi olur.Yaşayanlar yeni adetler yaratır ve bunları uygular.✍️Geniş çöp alanları ile sanayi bölgesi arasında kurulan gecekondu mahallesindeki insanların gelenek ve şehir arasındaki sıkışmış ruh hallerini de yansıtan roman insanın doğduğu yere tutunma çabasını işler.✍️Romanda anlatılan yer,anlatılan insanlar hem birer masal kahramanı ve masal diyarı niteliği taşır hem de yetmişlerden sonra göç alan büyük kentlerin ve o kentlerde yaşayanların,yaşananların gerçekliğini taşır.Büyülü gerçekçilik üslubuna sahip roman Türkiye’de hala kanayan yaralardan bahseder.

Kara Tren

Otuz üç minimalist öykünün her birinde dildeki zenginlik dikkat çeker. Öyküler genel olarak salt gerçekçilik çerçevesinde gündelik olayları anlatır. Yazar aynı zamanda bu anlatıma bilinçaltını da katar. Bireyin iç dünyasına yoğunlaşır.
Yazarın varoluşçu düşüncesinden doğan ruh sıkıntısı , yalnızlık , anlam kaybedişi, hiçlik gibi kavramlar işlenir
Bazı öyküleri otobiyografik izler taşır. Kitaptaki öykülerde hastalık , cenaze , ölüm , huzursuzluk , içsel boşluk yer yer ironi ile anlatılır.
Yazar anlamı sezdiren ve mutlak olmayan sonlara sahip öyküler üretmiştir ve bu kitabındaki öyküler içselleşen anlatılardır.
Yazar öykülerinin hepsini zaman ,mekan , yaşam kavramları ekseninde kurar . Anlatırken arka planın atmosferini gerçekçi , etkileyici bir biçimde oluşturur.

Yeştha

Aşk , insan , dünya , hayat üzerine yazılmış bu kavramlarda herhangi bir şeyin altını çizmeyip her okurun kendine göre öne çıkaracağı cümlelere sahip bir kitap..Dili ağır olan, yer yer açık yer yer kapalı anlatıma sahip kitap, adını Zerdüştlüğün kutsal kitabında yer alan bölümlerden biri olan Yeştha’dan alır.
Aşkı , aşık olunanı kutsal bir mertebede gören kitap bir yanıyla birine , bir şeylere adanmakta.