Labirent “Batı ve Hasımları “

Kitap Rusya’nın Ukrayna’yı işgal ettiği sıralarda yazılmaya başlanmış .
Yakın ve uzak geçmişteki ve günümüzdeki batı ile hasımları arasında geçen çatışmaları konu alan kitap,yaşanan yeni çatışmaların tarihteki köklerini aktarırken günümüz için çözümlerde bulunuyor.
Meydan okumaların,yeni çatışmaların kökenlerini dört büyük devlet üzerinden yapıyor. Japonya,Rusya,Çin ve Birleşik Devletler’in tarihlerinin gözlemleriyle,Batı’nın bugünkü durumunu saptıyor.Batı ile beraber,Batı’nın hasımları olarak adlandırdığı ülkelerin de durumunu saptıyor.Batı’nın da hasımlarının da krizde olduğunu,yerleşik dengelerin bozulduğunu soğuk savaşın olduğunu belirtiyor.Peki bu durumda ne olacak?Çözüm ne?Batı çöküşte mi?Dünya nereye gidiyor?Tüm bu sorular aslında bir çatışma.Tüm bu çatışmalar,tüm ideolojilerin artık işlemediği bir dünya,Batı modelinin kendini var edemediği,bu modeli dayatamadığı bir dünya bugünü oluşturuyor.Bugünün dünyasını bahsettiğim bu ayrıntılardan dolayı yolunu yitirmiş bir dünya olarak tanımlıyor.Ayrıca var olan çatışmaya iklim değişikliği gibi etkenleri de dahil edince birlikte yeni bir yaşam tarzını bulmakla çözüm yollarından birini gösteriyor.Hangi yöne doğru ilerlememiz gerektiğini bilmemiz için geçmişimizi iyi bilmemiz gerektiğini vurgulayan kitap günümüz için adeta bir pusula.
Batı çöküşte mi,Batı haricinde başka uygarlıkların yükselişine mi şahit oluyoruz,Dünya bugün içine girdiği labirentten insan/ insanlık olarak çıkabilecek mi, Batı mı diğer uygarlıklar mı yoksa top yekun mü bir iflas yaşanacak yahut yaşanıyor mu?Kitap tüm bu sorulara yanıt veriyor.
Bugünü inşa eden 1400’lerde yapılan keşiflerle sömürü, fetih,kolonizasyonla yüzyıllar boyunca dünyanın ekonomik, siyasi,sanat,entelektüel merkezi haline gelen Avrupa, Rönesans’la yükselişe geçen ve hem ticaret hem askeri hem de matbaa gibi ayrıntılarla dünyayı fetheden Batı,ardından Sanayi Devrimi ile gelen refah,askeri üstünlük,ekonomik güç, entelektüel güç kazanan Batı, 20. yüzyıla girerken dünyada söz hakkı olan icatlarıyla, yaptığı atılımlarla, devrimleriyle öndeki ve yüksekteki taraftır.
Diğer uluslar ise başrolü kıskanan,güce boyun eğen, kabul etmeyen,intikam almak isteyen taraftır.Ta ki Japonların Rusları yenilgiye uğratmasına denk.Bugünü inşa eden dünyayı ve dengeleri değiştiren olaylardan biri olan Japonya Amerika ticaret antlaşması Japonya’nın yeni rejimle yükselişi,dünya sahnesinde uzunca süre sessiz yaşayan takımadanın öne çıkışı ve yaşadığı trajedi,Japonya’dan feyz alan Kore,Japonya Çin Savaşı,Japonya’nın güçlenmesinin Asya’ya yaptığı etki,İran Devrimi, Uzakdoğu’nun durumunun Osmanlıya yansıması, Japonya’nın ABD ve Çin ‘e saldırısı ve nedenleri, sonuçları,İkinci Dünya Savaşı sonrası Japonya’nın ikinci kez yükselişi,1978 yılında Doğu ülkelerinden özellikle Çin’in varlığı,Rusya’nın 75 yıl süren Sovyet macerası,sanattaki varlığı,1945 itibarıyla Sovyetler’in Batı’ya meydan okuması,Vietnam Savaşı,eski sömürge gücünün azalması,Fidel Castro’nun Havana’da iktidara geçişi ve Sovyet etkisi,Mısır ‘ın Rusya’nın dünya stratejisinde önemli yer kazanması,Gorbaçov Rusya’sı,Ekim Devrimi ile kurulan Sovyet rejiminin yetmiş beş yıl sonunda ideolojileriyle yıkılması,Rönesans,Sanayi Devrimi ile tıpkı diğer Doğu ülkeleri gibi Çin’in de dünyanın dışında kalışı ve Avrupa’nın seyahatleriyle ve Çin ile yaptığı ticaretlerle Çin’in fark edilişi, Afyon Savaşı,Çin’in komünist rejime doğru nasıl gittiği, Çin’deki isyanlar,felaketi doğuran 1912’de cumhuriyetin ilanı,tekrar imparatorluğa geçişi ve kısa süre sonra tekrar cumhuriyete geçisi,Maoculuk,ekonomik hamleler derken Çin’in 2049 yılında dünyanın birinci gücü olacağı öngörüsüne varılışı anlatılıyor.Batı’nın Kalesi bölümünde Amerika odakta. Kitabın son bölümü olan Sonsöz:/Yeniden İnşa Edilecek Bir Dünya ‘da Çin ve Amerika’nın yükselişinde izledikleri farklı yollar irdelenirken bu bölüm adeta bir pusula.Yazar içinde bulunduğumuz labirentten çıkmanın anahtarlarından birinin önce yolumuzu kaybettiğimizi kabullenmek olduğunu belirtiyor.

Kaz Ayağı

Kaz Ayağı öyküsünde on yıl sonra bir ölümü bekleyen aile evine özür,pişmanlık,telafi duygularıyla giren bir kadın aracılığıyla bir ailenin yapısına,ruh haline,onu inşa eden ilişkilerin taşlarına şahit oluruz.
Reçel Kokulu Ada kitap içinde beni etkileyen,bazen en büyük mirasın yaşananlar olduğunu hatırlatan bir öykü oldu.
Bir ayrılık sonrasını anlatan Yabancı ,hepimiz için geçerli olan ortak bir noktadan bahsediyor;insanlık hallerinden biri…
Kısa Çöp,evliliğini sürdürüp sürdürmemeye karar verecek olan bir kadının,bu süreçteki iç savaşını ,iç hesaplaşmalarını işleyen bir öykü. Kısa olmasına rağmen çok şey anlatan öykülerden biri.Uğursuz öyküsü yine kısacık olan etkileyici öykülerdendi.Aynı zamanda pandeminin edebiyata girdiğine de bir örnek.Süregelen öyküsü insanın iç dünyasında isim veremediği duyguları hissetmesi gerekenle hissettiğinin çatışmasını anlatan güzel bir öykü.
Genel olarak yıllar öncesinde hayatlarında yer alan kişilerle iletişime geçen karakterler var. Öykülerin,öykülerdeki karakterlerin merkezinde geçmişe,geçmişlerine ait izler bulunuyor.
Kitap İştah,Zikzaklar ve Uçucu Şeyler öyküsüyle vurucu biçimde bitiyor.

Mor Ötesi

Yazar bölgesel edebiyat düşüncesinin ilk adımını atar. Tarihsel- toplumsal gerçekleri genelde Ege ekseninde ele almasıyla edebiyata yeni bir bakış açısı getirir.Dönemseldir, kalemi gözlemcidir.
Genel olarak kır ve kent ikilemini siyasi ve toplumsal olarak ele alır.Bu ele alış yine genel olarak Ege’deki insanlar üzerinden olur.Bunu da Toplum ile insan,birey ile birey ilişkisiyle yazılarında uygular.
Mor Ötesi yazarın diğer romanları gibi toplumsal,bir dönemi işlenen romandır.40’lı yıllardan sonra edebiyatımızda toplumcu gerçekçi bakış açısıyla yazılan romanlar var olur.Mor Ötesi’de bu romanlardandır.12 Eylül 1980 darbesinin birey üzerindeki etkisini, kalıcı izlerini ve darbenin toplumsal etkilerini işler.

Pembe Yuva

Bir insanın içine şüphe düştü mü ne yuva pembedir ne de dünya,dört bir yan pembesi gitmiş tozdur.Füsun için de bu böyle olacaktır.Şüphe haklı bir sebebe dayanıyorsa ve bir gerçek yansıtıldığı gibi değilse ve o gerçeği sonunda kişi öğreniyorsa,gerçek sert olsa dahi gizlenilmiş halinden daha önemlidir.
Füsun geçmişini aydınlatmaya çalışır.Roman ailesinin kendisinden bir şeyler sakladığını sezip mektuplarla,tanıklarla ,duyduklarıyla,annesi ile teyzesinin bazı durum ve kişilere verdikleri tepkileriyle, gazete haberleriyle bu sezginin üzerine adım adım giden Füsun ‘un geçmişiyle yüzleşmesinin hikayesini anlatır.
Aşkı,bir cinayetin çözülmesini ve ihaneti barındıran roman Yakacık’ta inzivaya çekilmiş teyze ve annesi ile yaşayan Füsun ‘un iç dünyasını,onun büyümesini,bir aile sırrını akıl yürüterek çözmesini,siyah leke olarak adlandırdığı bu sırrı çözmeye çabalamasını işler.Füsun okurun gözü önünde büyür.Çekirdek ailenin dışına çıkar.
Roman 1900‘lü yılların öncesinden 1928 yılına uzanır. Bu kadar geniş zaman dilimini kapsasa da bu zaman dilimindeki önemli tarihi olaylar romana pek yansımaz .Romanın sonlarına doğru dönemin salon hayatına az da olsa şahit olunur.
Roman Füsun’un çocukluk, gençlik,büyüme ve olgunlaşma evrelerini anlatırken roman karakterinin oluşum ve sonunda vardığı ideal durumu ile bir “bildungsromandır.” Bu roman türünde tıpkı Füsun karakteri gibi karakterin yaşam evreleri işlenir ve karakterin hayattaki rolünü bulması, toplumdaki yolunu bulması ile nihayete erer.Bu bulma hali tabii ki bir olayla anlatılır. Hikayesi genelde çocukluktan başlayan genç bir karakterin olgunluğa erişmesi olarak da tanımlanabilir.Karakterin gelişim yıllarına şahit olunur. Emma,Uğultulu Tepeler, Kuyucaklı Yusuf,Dokuzuncu Hariciye Koğuşu aklıma gelen bu türe ait diğer kitaplar.
Kitabın ilginç bir ayrıntısı vardır. Romandaki baba karakteri belli bir noktaya kadar katil ve kurbandır,ortada bir aşk cinayeti vardır Yazar da şahsi hayatında bir aşk cinayetine kurban gider.Cumhuriyetin ilk döneminin gazeteci ve yazarı Hikmet Şevki’nin Pembe Yuva romanı ilk olarak tefrika olarak yayınlanır.Koç Üniversitesi Yayınlarının “Türk Edebiyatında Tefrika Roman Tarihi(1831 _1928)”başlıklı çalışmasıyla romanı tanıdım.Zira yayınevi bu çalışmayla bazıları bilinçli bazıları kasıt olmadan gazete ve dergi sayfalarında unutulan birçok eseri ve yazarı gün ışığına çıkarıyor.
Romanın en çarpıcı yanı bir sırrın gölgesinde büyüyen,bu sırrı çözmek için çaba harcayan Füsun’un aile sırrını çözdükten sonra başka bir sırla hatta çok daha ağır bir sırla hayatını sürdüreceğidir.Son sayfalara kadar tam anlamıyla çözülmeyen sırlar son sayfalarda etkileyici biçimde ortaya çıkar .

Beş Ahlak Yazısı

Kitapta yer alan her konu güncelliğini koruyor.Kitapta bahsedilen konular beş başlıkta toplanmış.Başlıklara ait konularda çağın temel sorunlarına çözüm aranıyor.
Televizyonda ikinci defa canlı olarak yayınlanan,çocukluğumun korkularından biri olan Körfez Savaşı yıllarında yayımlamış Savaşı Düşünmek yazısı sıcak savaştan söz ediyor.Savaşın anlamsızlığını irdelerken, savaşın vereceği zararlardan, savaşın artık cephede kalmayacağından bahsediyor .
Savaş hakkında düşündürücü ilk bölümden bir alıntı paylaşıyorum:“Savaş yapılamaz,çünkü çok hızlı bir bilgi akışı,sürekli kıtalar arası göçün yaşandığı bir toplumun varlığı ile yeni savaş teknolojisinin doğasının birleşmesi savaşı imkansız bir akıl dışı hale getirmiştir.Savaş, savaşın yapılma nedenleriyle çelişki içindedir.”
Ebedi Faşizm kitapta en çok sevdiğim bölüm oldu.Faşizmin temellerinden bahsederken ilginç tespitlerde bulunuyor. Aşırı milliyetçiğin etkisinden bahsediyor.Faşist yönetimde bulunacak on beş özellik sayılıyor.
Basın Hakkında yazısında basının tarafsız olamayacağının sebeplerini aktarıyor ve bu konuda yine ilginç tespitlerde bulunuyor .
Öteki Sahneye Girdiğinde bir rahibe yazdığı mektup.İnanç ve inançsızlık karşılaştırma ile işlenirken din ve ahlak ilişkisi vurgulanıyor .
Göç üzerine olan Göçler , Hoşgörü ve Hoşgörülmezlik yazsısı güncelliğini koruyan bir yazı.Göçlerin ileride yaratacağı olumlu ve olumsuz sonuçları üzerinde duruluyor .
Kitap genel olarak 20.yy ‘da yaşanan olayları geçmişte yaşananlarla kıyaslarken işlediği konulardaki alışılagelmiş ahlak yasalarını sorguluyor,sorgulatıyor ve problemlere çözüm üretiyor, açmazlarda yol gösteriyor.İşlediği konularla alakalı neyi yapmanın iyi olacağı neyi yapmamak gerektiği hakkında fikir veriyor.

ALEMDAĞ’DA VAR BİR YILAN

1Nisan 1954 Tarihinde çıkan kitap için Ferit Edgü şöyle der: “ Sait Faik’in,son en son kitabı o gün çıkmış.O gün almışım.O gün hatmetmişim.O Günlerde böyleydi sevdiğimiz yazarların kitabını dört gözle bekler, çıktığını duyar duymaz alır,alır almaz da okur sonra bir daha okurduk.”
Tüneldeki Çocuk,Az Şekerli ve Alemdağ’da Var Bir Yılan kitapları yazarın üçüncü dönemine aittir.Gerçekçi anlatıma sahip olan yazarın bu döneminde kalemine sürrealizm hakimdir.Yine bu dönemindeki üretiminde eşcinsellik ayrıntısı bulunur. Yazarın ilk dönemine ait İstanbul ile ilgili fikirleri değişmiştir.İstanbul sevgiyle anlatılmaz.Özellikle Alemdağ’da Var Bir Yılan öyküsünde İstanbul çirkin bir şehir olarak tanımlanır.Üçüncü döneminin öykülerinde yalnızlık odaktadır,bu döneminde karakterler hemen hemen aynıdır ve yazar imgelem kullanır.İmgelem bu kitabında Yalnızlığın Yarattığı İnsan öyküsünde yoğundur.Yazarın ilk dönemini yansıtan,belirgin biçimde ilk döneminde görülen insan sevgisi ikinci döneminde git gide azalır ve üçüncü döneminde yok olur.İkinci döneminin belirgin özelliklerinden olan devrik cümle kullanımı yer yer üçüncü döneminde devam eder ki kitabın adına baktığımızda bu çok aşikârdır.
“Yazmazsam çıldıracaktım”diyen Sait Faik’in bu kitabında yer alan öyküler ölümü öncesi yayına hazırladığı son öykü kitabıdır,yenilikçidir, gerçeküstücü öğeleri barındırır.Kitapta yer alan bazı öykülerden bahsedeceğim.
Çarşıya İnemem öyküsü yazarın mutsuzluğunu çoğaltan etrafın durumuna bir tepkidir;yasaklar !İnsanın yaşamla ilişkisini yansıttığı öykülerde insanın karşılaştığı durumlar,bu durumlara karşı hissettiği ve yaptıkları işlenir.Yazar bu kitabındaki öykülerde gerçeği çok boyutla anlatma biçimini dener.Okuduğum baskıda Fikret Ürgüp’ün kaleme aldığı Sait Faik Realitesi adlı bir son söz yazısı bulunur.
Yazarın bu kitabında eski tarz hikayeye bir isyan vardır ayrıca yazarın kendi hayatına da isyanları öykülerin zeminini, üslubunu oluşturur.Özellikle etrafın hükümlerini umursamayan bir yazarın kaleminin üretimi bulunur.
Palto cebine saklanan,dostunu öldüren bir katil,simit susamanın pire olduğu gerçek üstü unsurların kullanıldığı Öyle Bir Hikaye şehir yaşamının insanı nasıl yalnızlaştırdığını vurgular.Yalnızlık üzerine kurulu bu öykü İstanbul’un yollarında geçer.Anlatıcı yalnızlığından kurtulmak için hikâyeler üretir. Kitabın ikinci öyküsü olan Yalnızlığın Yarattığı İnsan tıpkı ilk öykü gibi yalnızlık temasını işler.Bu öykülerde ve kitaptaki bazı öykülerde toplumdan uzaklaşmış,kopma noktasına gelmiş bireyin bunalımlı ruh hali vardır ve bu birey hayallerine sığınır.Bu öyküde mutluluğa hayal dünyasında kavuşulur fakat mutluluk kaybedilir.Gerçeküstü anlatım gerçekçilikle iç içedir.Alemdağ’da Var Bir Yılan Öyküsünün anlatıcısı ile Yalnızlığın Yarattığı İnsan öyküsünün anlatıcısı aynı kişidir.Ayrıca dört öyküde Panco(anlatıcının arkadaşı)bulunur.Kitabın ilk dört öyküsü Panco ve anlatıcı ilişkisini de yansıtır.Öyküde İstanbul’un insanı bunaltması, şehir yaşamının insanı yalnızlaştırdığı vurgulanır ve Alemdağ’ınınsa doğasıyla, anılarıyla nasıl iç açtığını İstanbul’la olan zıtlıklarıyla aktarır,iki mekanı kıyaslar. Edebiyatımızın gerçeküstü tarzını şiirden önce öyküye sokan kitabın dört öyküsü bir dörtlemedir.Dördüncü öykü,ilk üç öyküde anlatıcının arkadaşı olan Panco’nun yine yer aldığı Panco’nun Rüyası öyküsüdür.Anlatıcı Panco’dan ayrı kalmanın acısını yaşar. Panco karakteri aynı zamanda yazarın son dönemdeki ruh halini yansıtır.
Hikayelerinizi nasıl yazıyorsunuz?Bu soruyu yazarın hayranı genç bir yazar sorar.Yazar genç yazara cevap verir,Eftalikus ‘un Kahvesi Öyküsü bu durumdu işler.Hişt …Hişt öyküsü hişt sesi nereden geliyorsa geliyor ve yeter ki biri hişt desin…Bu öykü ayrıca şiirsel gerçekçidir.Yazımın ortasında belirttiğim yasaklar Çarşıya İnemem öyküsünde işlenir.İnsanoğlunun acımasızlığının vurgulandığı öyküler yer alır.
Yani Usta Öyküsünde geçmişe özlem bulunur özellikle dostluğa!Öyküler yalnızlık karamsarlık,şehir yaşamının insanda yarattığı buhran, sözlerin tutulmaması gibi konular barındırsa da bir yanlarıyla umut verirler.İki Kişiye Bir Hikâye öyküsünde balıkçı “Dünya,çaresiz dünyadır”derken,anlatıcı “insanlar dünyaya çare bulacaklar “der.
Rıza Milyon-er öyküsünde Rıza, İkinci Dünya Savaşı’nın çıkmasıyla Milyoner olacağını düşünür,hesaplar.Soyadını bile bu inancı uğruna para harcayarak milyoner olarak değiştirir.Bir hastalığı vardır;Uyurgezerdir.Acaba Rıza milyoner olabilecek mi?
Dülger Balığının Ölümü’nde insan ve ölüm teması dülger balığının özelliklerinin betimlenmesi ile aktarılır.Yazar bu hikayeyi öleceği yıl yazmıştır.Kafa ve Şişe öyküsünde Panco yine arkadaş karakteri olarak karşımıza çıkar. Dolapdere öyküsünde Beyoğlu, Elmadağ,Dolapdere’nin sosyal dokusu ayrıcalıklı bir biçimde aktarılır.Bir Hastalık öyküsü bir saplantıdan bahseder;Milletvekili hastalığı, saplantısı.Bu ruhsal bir hastalıktır.Rahmet Hoca Bu hastalığa tutulmuştur.Makam peşindeki insanın içinde bulunduğu duruma hiciv ile yaklaşır.Yılan Uykusu kitabın son öyküsüdür ve gerçeküstücülüğün kitaptaki doruk noktasıdır.İnsanın kim olduğunu tanıma arzusu vardır.Yani Usta Öyküsünde sorulan sorular vardır.Şu dünyada ne gördüm?Nereye geldim?Neden gidiyorum ? Ne yaptım? Yılan Uykusu’nda bu sorular daha da kuvvetlenir.Gerçek ve düş iç içedir.
ALINTILAR
✏️O seni anlarsa değil,sen onu anlarsan bir şeyler olacak.
✏️Yıllardı durulmayan istasyonlardan geçer gibi geçiyor be

Kusura Ayna

Nesnelerin,uzuvların ön planda olduğu,cesur ve bir o kadar şaşırtıcı ve kendine hayran bırakan öykülerden oluşan bir kitap. Nesnelerin çağrıştırdıkları üzerine kurulu olan öyküleri okumak keyifliydi.
Kitap içindeki Hazreti Patates öyküsü bence edebiyatta inanç ve din kavramları üzerine yazılmış en ilginç öykülerden biri.
Bir kadının itirazı ile gökten neler yağabilir?Hem de sonunda herkes tarafından kıyametin yaklaştığını düşündürecek kadar.Gökten Yağanlar ilginç bir öykü.
Keyifli fakat kolay bir kitap değil.Dili açık, duru lakin alt metinler,kurgular ve öykülerin dertleri,söylemek istedikleri ağır ,düşündürücü.Hâl böyle olunca okurken dura kalka yol alınıyor.
Bıkıp usanacak ama çekip gidemeyecek kadar uzun zamandır birlikte olan Mesut ile Esra’nın ilişkisinden kesit sunan Otomatik Ağız farklı bir bakış açısıyla kitap içinde kendine hayran bırakan öykülerden biri.
Kitaba adını veren Kusura Ayna distopya sayılacak bir öykü.
Bir çantanın gözünden bir kadın portresi çizen Çanta öyküsü kitap içindeki ayrıcalıklı öykülerden.
Evvel Rüya İçinde bilinçaltına eğilirken sonu itibarıyla yine çarpıcı olan öykülerden biri.

Dışa bakan rüya görür, içe bakan uyanır

Zıtlıklar üzerine kurduğu bir felsefeyle,bu felsefeyi her aşamasında kullandığı analitik psikolojinin kurucusu Carl Gustav Jung’u tanımak adına, Freud ile ilişkilerini ve bağlarını ,fikir ayrılıklarına rağmen nezaket için de mektuplaşarak konuşmalarını bilmek adına, Jung öğretilerini anlamak, yaptığı çalışmaları ve bu çalışmalara bağlı ortaya koyduğu sonuçları anlamak adına,Jung’un ekolünü çocukluğundan itibaren nasıl kurduğunu bilmek adına mühim bir kitap.
Rüyalar,mitler,semboller izinde bir keşif ve bireyselleşme esnasında ortaya çıkan “kişilik tiplerinin” arayışına varan bir kitap.Jung,ruhun derinliğine inerken sembol,figür,mit,ilkel insan ritüellerinin peşine düşer.Onun arayışında ve vardığı noktada felsefe ile psikoloji iç içedir.Jung ‘un psikoloji ekolünün özü bireyselleşme süreci vaat etmesidir.
Freud’dan ayrıldıktan sonra analitik psikoloji ekolü ile bir dönem başlatan Jung,kollektif bilinç dışı,anima,çağrışım testi, psikolojik tipler gibi kavramların yaratıcısıdır Freud ile ayrıldıkları nokta Jung’un Freud’un bilinç dışı kavramına ekleme yaptığı, Freud ‘un bilinç dışı kavramından farklı olan “dili semboller,iletişim kanalıysa rüyalar olan” kolektif bilinç dışı kavramıdır.
Evrim ile insan zihni biçimlenmiştir.Haliyle geçmişi ile bireyin bir bağı vardır.Bu geçmiş salt çocukluk değil bireyin ailesinin de evrimini içerir.
Kitabın adı aslında kitabın yönlendirmesi;Deneyimleyerek anlamayı seçen Jung,içimize bakmamız gerektiğini, kendimize değer vermemiz gerektiğini,birey olma sürecinde insanın gelişiminin dışa bağlı değil benliğine yönelerek mümkün olacağını savunur.Jung ‘un psikolojisinin temel fikri olan bireyselleşme yani bütünleşme durumu şudur:Kişinin ruhunu keşfetmesi,tüm kıyafetlerinden arınmasıdır.Böylelikle yaşam anlamlı ve sağlıklı,mutluluk dolu olabilir.Bu düşüncesinin temelini seanslara katıldığı transa geçen insanların hallerini gözlemlemesi kurar. Freud ile fikir ayrılıkları özellikle libido ve bilinçaltı kavramları üzerine olur.
Çocukluk yıllarından yaşamının son safhasına kadar süren bir yalnızlığı vardır.
Tanrı tanımı etkileyicidir. Zıtlıklar üzerine kurulu felsefesini analitik psikoloji ekolünün her aşamasında kullanan Jung,zıtlıklardan doğan gerilimin enerjiyi yarattığını savunur.Bu fikrine göre Tanrı’yı yorumlar.Rüyaları ise kişiye özel,hayattan kopuk olmayan ve kendi başına hareket etmeyen olaylar olarak değerlendirir.Rüyaların işlevini de psikolojik dengemizi düzeltmeleri olarak kabul eder.

Sitem Taşları

Şükrü Erbaş’ın 2019–2022 yılları arasında yayımlanmış yazılarından oluşan Sitem Taşları içinde şaire ait şiir de barındırır.
Kitap genel olarak Şükrü Erbaş’ın tanıdığımız ve benim hayran olduğum felsefesine dayanıyor: İnsanın acısını insan alır.Fakat bu defa bu felsefe diğer yazılarına göre özellikle bu kitabında Küçümsenmiş İçtenlik bölümünde daha sert olan ,içi boş şeylerle doldurulan, çürümenin olduğu bir dünyanın içinde varlığını sürdürüyor.Bir o kadar da daha güzel bir dünya için umutlu…
Aşk ve söz/yazı ilişkisini,umudun ehemmiyetini ve emniyet sağlama gücünü,büyümenin ne olduğunu,birçok yönüyle ve birçok fikirle şiiri,yazan kişinin kendi üslubunu bulma evresini, yazmayı,”önce kalabalığı öğretti bana,şimdi yalnızlığı öğretiyor “ dediği dünyayı,biz ve ben kavramlarını,okur ve yazarı,umudu,sözün gücünü,roman ve şiir arasındaki farkı,sosyal medyayı,abdallığı,edebiyatı,salgın ile edebiyat ve üretim sürecini,yaşadığımız salgının edebiyata,yazara,okura, metne,yayınevlerine,kitap fuarlarına yansımasını işler.
Diğer deneme kitaplarından bir farkı var.Davet edildiği konuşmalardaki ruh halini aktarıyor,şiir yazmaya dair kişisel görüşlerini belirtiyor,neden yazmaya başladığını anlatıyor.Şu ana kadar okuduğum Şükrü Erbaş kitapları(deneme)arasında şair ilk defa bu denli kendinden bahsediyor.Bu da kitapta yer yer okur ve yazar sohbet ediyor havası oluşturuyor .
Sitem Taşları bölümü on üç alt bölümden ve ayrı ayrı başlıklarla diğer bölümlerden oluşuyor ve yukarıda belirttiğim konuları işliyor.Neredeyse her bölüm içinde epigraflar bulunuyor.
Salgın Sonrası Edebiyat bölümünde Şükrü Erbaş’ın kaygıları kitap ve okur ilişkisinde yoğunlaşıyor.Yazının sonuna doğru bulunmuş olduğu öngörü günümüze baktığımızda doğru çıkmış oluyor: Edebiyat salgın öncesindeki gibi kapsadığı her alanda sürüyor ve salgın edebiyata giriş yapıyor.
Son dönemde okuduğum kitaplarda ben de bunu çok görüyorum ve daha önceki incelemelerimde salgının edebiyata girişi hakkında birkaç kelamım bulunmakta.

Gönül Hanım

Tasvir-i Efkar gazetesinde tefrika edilen romandır.
Ahmet Hikmet Müftüoğlu Edebiyat-ı Cedide devrindeki yazıları ve Türkçülük akımı yazıları olarak iki dönem içinde eserler vermiştir.Yazı hayatında çeviriler de yapmıştır.Öz Türkçe yazdığı metinler de bulunur.Edebiyat-ı Cedide döneminde yazdıklarının dili epey ağırdır.Mensur şiir havası taşıyan hikâyeler de yazmıştır.Türkçülük akımının başladığı dönemdeyse dili sadeleşir.Servet-i Fünûn dönemi hikâyelerini Haristan ve Gülistan adlı kitapta toplar.Meşrutiyet sonrası yazdığı hikâyeleri Çağlayan kitabında toplar.
Yazar edebiyatının ikinci döneminde tarihin üzücü olaylarını halk edebiyatı izleriyle kaleme alır.
Turancılık akımına dahil olan yazarın Gönül Hanım kitabı,Türkçülüğün anlatıldığı ilk romanlardandır.Aynı zamanda esir düşülen kamptan kaçma,sahte pasaportla yolculuğa çıkma,tapınak ve abidelerde iz sürme,araştırma yaparken yaşananlar gibi ayrıntılarla bir macera romanıdır.
Okurken İlk Türk yazılı eserlerinin izini süren bir ekiple tapınaklarda,yazıtlarda gezilir.İçinde aşk hikâyesi de barındıran Gönül Hanım milliyetçilik kavramına yoğunlaşır.
Gönül Hanım Sefer Heyeti,Türk tarihini ve yazılı ilk eserlerini araştırmak için bir tren yolculuğuna çıkar.Romanda bu yolculukta yaşananlar macera zemininde aktarılırken,Türk tarihi hakkında bilgiler bulunur.
Romanda Türkçülük adına bir tez vardır.Biz benliğimizi tanımazsak kimse bizi tanımaya tenezzül etmez.