MURİŞA

Julian iki buçuk yaşındayken annesi Mur Nehri’nde kaybolur.Babası on yedi yıl boyunca her gün eşini aramak için nehre gider ve bu bir saplantıya dönüşür.Mur Nehri delisine dönüşen babası 1935 yılında ölür.Julian’ın annesinin kayboluşu hakkında söylentiler vardır.
Julian nehre karşı kin duymaktadır.1939 yılında Sobota’da Mur Su İşletmelerine şef mühendis olarak atandığında,amacı nehri dizginlemektir.Nehirden intikam almak,hayatta amaç edindiği tek şeydir.
Kaderini şekillendiren nehir Julian’ı yıllar sonra mıknatıs gibi çekmiştir ve zaman İkinci Dünya Savaşı yıllarıdır.Romanın mekanında Macarlar,Almanlar, Yahudiler,Çingeneler,Sırplar,Türkler,Hırvatlar yaşamaktadır.
Bolşevik Devrimi sonrası bölgeye yerleşen Beyaz Ordu Subayı İvan Kozlov’un kızı Zinaida’da burada yaşar.Julian ve Zinaida aşklarını yaşamaya başlar.Julian‘ı büyüten Rose,Zinaida’nın ona uygun olmadığını düşünürken, Zinaida’nın ruh sağlığı bozuk olan babası da bu aşkı onaylamaz.Sabunun,yağın zor bulunduğu,etsiz günler kuralının hüküm sürdüğü,Avusturya sınırına yüklenen Almanların bir süre sonra  Yugoslavya ‘ya yöneleceği zamanın ortasında başlayan bu aşk,bende buruk bir tat bıraktı.
Bir süre sonra Mur Nehri için askeri savunma stratejisi hazırlanır.Julian’ da bu birlik,plan içindedir.Politikanın insanlar üzerinde olan etkisi,romanın bu bölümünde çok güzel işlenir.
Temelde âşkı,çocukluğunun yaralarını taşıyan birinin psikolojisini,intikamı anlatan bu roman aynı zamanda fonunda tarihi barındırır.
Sonlarına doğru tesadüflerin hüküm sürmesi,romanı gerçekçilikten uzaklaştırmıyor.
Son dönemde okuduğum en iyi romanlardan biriydi.

Modern Zamanlar İçin

✍️Kitaba adını veren Modern  Zamanlar İçin kitabın ilk şiiri ve şiir “modern zamana” bir yanıyla eleştirel yaklaşıyor.Şiir farklı bir açıdan bakarak bugünü sorguluyor. Zaten şiirlerin hepsi bilgisayar programlarına,internet çağına , internete dair ne varsa onlara ait şiirler.

✍️Şiir kitabı paylaşımı yaptığımda bir şiirin tamamını paylaşmıyorum ,birkaç dize paylaşıyorum.Yeri gelmişken kitap içinde ayrı bir yere koyduğum Hüviyet şiirinden birkaç dizeyi buraya bırakıyorum.
“Ben, arşivlerin en derinindeki çözünürlüğü düşük görüntü.
Ben, en tepede beliren canlı yayın
Ben, aldığın anlık bir bildirim”
Aynı zamanda  bir dönem polifonik kodlarla  telefonlara melodiler yüklendiğini hatırlatan bir şiir.

✍️Şen Olasın Piyasa kitap içinde yine çok sevdiğim şiirlerden biri oldu.

✍️Zamanı kavrayan felsefesiyle,çok güzel deneysel şiirlerden oluşan ve benim keyifle okuduğum bir şiir kitabı oldu.

REFET

Yokluk içinde bir amaç uğruna çaba göstermenin romanı…
1897 yılında yayımlanan roman,yoksul bir kızın öğretmen okuluna gitmesini, öğretmen olmasını,kendi ayakları üzerinde durmasını işler.Udi romanında da aldığı eğitimi sayesinde yetişkin bir kadının hayatını kazanmasını,tek başına ayakta durmasını işleyen yazar iki romanında da kadının bir erkeğin sağladığı ve her an değişebilecek güvenli bir alana ihtiyaç olmadan kendi hayatını kurabileceğini,kendi ayakları üzerinde durabileceğini aktarır.
Küçük yaşta babasını kaybeden ve annesiyle hastalık,fakirlik gibi koşullarda mücadele dolu bir yaşamı olan Refet tüm zorluklara rağmen br mücadelenin içine daha girer;öğretmen olmak için okumak.Bu mücadele gerçekçi bir dille aktarılır .
Romanda zenginlik ve fakirlik de gerçekçi bir biçimde işlenirken,roman içinde bir dram barındırır.
Hayati Bey işi nedeniyle sık sık İstanbul’a giden bir çiftçidir.İstanbul’a yaptığı bir yolculuk sırasında Binnaz’ı görür ve onu odalık olarak Anadolu’daki evine götürür.Fakat Binnaz ve çocuğu Refet bu evde türlü aşağılamalara maruz kalırken evdekiler tarafından aslında kabul edilmezler.Hayati Efendi’nin ölümüyle de evde yaşayanlar onlara şiddete varan türlü hakaretlerle eziyet etmeye başlarlar.Bunun üzerine İstanbul’a dönen Binnaz ve Refet İstanbul’da kocasının akrabaları yanında da barınamaz.Refet kadar annesi de güçlü bir karakterdir ve yoksulluk içinde çamaşırcılık yaparak, evlere temizliğe giderek ayakta kalmaya çalışır.Binnaz kızının eğitim almasını eğitimini tamamlamasını amaç edinir.Roman gururlu Refet’in öğretmen olmasıyla biterken yaşanan sürecin dramını gerçekçi biçimde yansıtır.
Refet kadının kendi ayakları üzerinde durması gerektiğini düşündüren bir karakterken Binnaz karakteri de odalık, cariyelik kavramlarını düşündüren ayrıca kızı için mücadele eden bir karakterdir.İki karakter gururlarını ön planda tutar.Roman Osmanlının sosyal yapısında yer alan fakat zamana uymayan cariye,odalık gibi köhne yapıya eleştiri özelliği de taşır.
Romanın zemininde,inşa edildiği temelde kadının eğitimle kendi hayatını kurmalı tezi yer alır.Eğitim ile kadınım modernleşmesi gerektiğinin altı çizilir.
Yayınevi alfabe aktarımıyla,kitabın sonunda bir sözlükle,kitabı hazırlamış.
Romanın en sert yanlarından biri Refet ve annesinin hayatının yoksulluk içinde olmasıdır.Bu öyle bir yoksulluktur ki anne ve kız hastalanıp ölmekten değil hastalanıp çalışamamaktan korkar.Amacı uğruna mücadele eden kadın portresi çizen romanın en trajik yanı tam rahata kavuşulacağı vakit o rahatı sağlayanlardan birinin hayata vedasıdır.
Kadınların aydınlanması için sadece roman değil makale de yazan ,konferanslar veren yazar kadın hakları savunucusudur.Mahmut Esat Efendi Malumat gazetesinde bir makale yazar .Kadınla erkeğin eşit olmadığını,kadının vazifesinin doğum yapmak olduğunu ,çok kadınla evliliğin fuhuş engellediğini belirten bir yazıdır.Fatma Aliye Hanım bu görüşe karşı bir yazı kaleme alır.Birden fazla kadınla evliliğin İslamiyet’in buyruğu olmadığını,birden fazla kadınla evliliğe bazı koşullarda izin verdiğini belirtir.Fuhuşun çok kadınla evlilikle engellenemeyeceğini ve kişinin kendi karakteriyle ilgili bir şey olduğunu savunur.
İslamiyet’te kadın haklarının olduğuna dikkat çeken,erkeklerin bu haklardan kadınları mahrum bıraktığına dair yazıları da mevcuttur.

Ve Tanrı Öl Dedi İnsana

Yayınevi yayımladığı kitapları belli baslıklar altında topluyor.”Ve Tanrı Öl Dedi İnsana” söylev başlığı altında yer alıyor.
Kitap altı bölümden oluşuyor.İlk bölümde yedi günde evrenin yaratılışı bulunuyor.Sistemin,düzenin kuruluşu…Daha sonraki bölümler bu birinci bölüme “adanıyor.”Çünkü Tanrı’nın yedi günde yarattığı düzen içinde o her güne yazarın bir sözü var. O söz biraz sitem dolu.
Şiirsel bir dili var.
Kitaptaki her bölüme resimler,fotoğraflar eşlik ediyor.
Kitap içinde var oluş, ölüm ,dünya hakkında hayli soru bulunuyor.Hâl boyle olunca düşündürüyor.Anlatıcı Tanrı’ya soruyor : “Var olmak iyilik mi senden bize ?
Günün gecenin, yerin göğün ,yerde tohumun,bitkinin suda canlıların yaratılışı ve insanın muammaya ayak basışıyla başlayan ve benim kitapta en çok hissettiğim şey olan; “insan acısı’’ anlatılıyor.Bu var olmaktan gelen bir acı.
Kitabın ikinci bölümü olan Ophelia’yı üçüncü bölüm olan Delinesir takip ediyor.“Öleceğini hatırla” anlamında olan Memento Mori kitabın dördüncü bölümü.Bugünü ilk günle kıyaslayıp ,bugünü sorgulayan Düşkıran beşinci bölüm.Bu bölümde anlatıcı şöyle diyor : “Tesellisi olmayan bir suskunluktur geçmiş.”Nilgün kitabın altıncı bölümü.Nilgün Marmara’nın Savrulan Beden şiirinin “olduğum gibi ölmeliyim,olduğum gibi…”dizesiyle bitiyor.

Şeytanın Çırağı

✍️Biri  başka birine suçlu kişiliği yükleyebilir mi?
Adalet ve suçun görünmeyen yanları olabilir mi?
Bu iki soru üzerine kurulu,psikolojik tahlillerle dolu iki öykü…

✍️Kitap, Şeytanın Çırağı ve Onları Öldürdü mü? adlarında iki polisiye,dedektif öyküsünden oluşur.İçinde hayli gizem,hayli şüphe barındıran bu iki öykünün kendilerine has şaşırtıcı yanları bulunur.

✍️İlk öykü Şeytanın Çırağı’nda genç bir kadının öldürülmesi üzerine sorumlu tutulan kişi davaya bakan savcıya mektup yazar.Bu mektup biraz yardım isteme biraz da hesaplaşma amacı barındırır.Savcı Tsuchida aynı zamanda cinayetten sorumlu tutulan kişiyle gençlik yıllarından arkadaştır.Zaten hikâyenin temeli bu arkadaşlığa dayanır.Yazılan mektupta ilginç ve düşündürücü bir biçimde savcı suçlanır.Başında ”belki de aslında katil ben değilim “ yazan mektubun sonlarına doğru suçlanan kişinin ne demek istediğini anlarız .Sonu itibarıyla çarpıcıdır.

✍️Onları Öldürdü mü? öyküsü adı gibi öykü boyunca bu soruyu sordurur.Bir avukat bir ihtimale dayanarak,suçunu itiraf eden bir suçlunun suçsuzluğunu açıklamaya ,ortaya çıkarmaya çalışır.Suç ve adalet kavramlarını sorgular,suç kavramının ve adaletin görünmeyen yanlarını ortaya çıkarır.Öykü dönemin Japonya’sının toplumsal konusu olan servet uğruna yapılan zorla evliliği de işler,eleştirir. Sonu itibarıyla okuru kendi tahminiyle baş başa bırakır.
İki öyküde de suçlu psikolojisi incelikli bir biçimde işlenir.

✍️Her iki öykünün ortak noktası suçlu,suç,adalet kavramlarını okurken sorgulatmasıdır ve suçlu psikolojisini,suça nelerin meyil ettirebileceğini vurgulamasıdır.

ALINTI

✏️Hayat güller serpilmiş bir yol değildir.Bir savaştır;savaşmalıyız.

HAKKIMDA KAÇ YEMİN EDİLMİŞTİR

Anneanneye adanan bir şiir kitabı.Şiirlerin temellerini oluşturan ayrıntılardan biri “geçmiş”.Fakat geçmişe takılı kalmış değil.Şimdiki zamanı anlatan anın temelini oluşturan geçmişe selam verir nitelikteler.Hâlâ cüzdanında vesikalık taşıyan,anneanne bahçesini hatırlayan dizeler…Lakin belirttiğim gibi dili miş’li, di’li zamanlara takılıp kalmamış,şimdiki zamanın şiirleri.Ölümden,hayattan,aşktan, özlemekten,ölümün taraflarından bahseden şiirler var.
Beni şiirler kadar önsöz de etkiledi ve alıntı niyetine paylaşıyorum.Çünkü önsöz içinde anlam,anlam içinde de derin manalar taşıyor.”Bir şey söylemek bir şey yapmaktır.Eğer böyle olmasaydı ölülerin sözlerine kulak asmazdık.Kopuşun şimdiki zamanında ipleri överdik.Hiçbir yalan övgüye inanmaz.Fani olmayı öğrenmenin bir karış ilerisinde şiir var. Kendini öldürmenin hâlâ makul bir gerekçesi yok.Gez göz arpacık.Söylem ölür eylem ölmez.”
Şiirlerin dili açık,anlattıklarıysa hayli ağır.Son zamanlarda yeni şairlerimizden çok şiir okudum ve çoğu kapalı anlatıma sahipti.Şahsi beğenimde anlam kapalılığının kendime göre bir miktarı var.O miktar,o ayar beğeni durumumu belirliyor.Bu kitaptaki şiirlerin anlam kapalılığı benim için kıvamındaydı.Gayet açık anlatımı olan şiirlerdeyse dilin kullanılışı beni mest etti.
Şu iki mısra canımı pek bir acıttı: “Allah en büyüktür sıralamayı bozdu/Önce babalar gelirdi sonra akşam çünkü”
Ne kadar anlaşılmazsam o kadar şairim anlayışından uzak,son dönemde okuduğum en iyi şiir kitaplarından biri oldu.

Fatih Harbiye Romanı ve Peyami Safa

Sözde Kızlar ile başlayan roman üretimine birçok roman katan Peyami Safa’nın Fatih Harbiye romanından bahsedeceğim.
Yazar,Sözde Kızlar’ı,diğer kitapları olan Mahşer ve Canan’ı çocukluk kitapları olarak adlandırır.İkinci dönemindeyse tekniği ön planda tutmadığını belirtir.Bu döneme ait eserlerine örnek olarak Bir Akşamdı ve Şimşek kitaplarını verebilirim.Üçüncü dönemine ait romanlarınaysa Dokuzuncu Hariciye Koğuşu,Fatih Harbiye ,Bir Tereddüttün Romanı kitaplarını örnek verebilirim.Bir Tereddüttün Romanı ve Dokuzuncu Hariciye Koğuşu kitaplarında yazar ilk döneminin aksine olayları ön planda tutmaz.Ruh çözümlemelerini yansıtır.
Mütareke döneminin toplum üzerindeki etkisini sıkça işleyen yazar,Fatih Harbiye romanını cumhuriyet döneminde Batı ile Doğudan birini seçme zeminine kurar.Romanlarını zıtlıklarla inşa eder.Örnek vereceğim.Bir Tereddüttün Romanı boyun eğmek ve razı olmak,inanmak ve inanmamak,zıtlıkları üzerine kuruludur.Tanzimat,Mütareke Dönemi ve sonrasında sıkça işlenen Batılılaşma Fatih Harbiye ‘nin de temasıdır.Romanda arada kalma hissi ağır basar ve bir seçim söz konusudur.
Konservatuar öğrencisi Neriman Fatih’te yaşamaktadır.Şinasi ile nişanlıdır.Fatih Harbiye tramvayı Neriman’ı sıklıkla Beyoğlu yaşantısına götürür.Buradaki yaşam,şıklık,Neriman’ı her defasında etkiler.Neriman ilk defa duyduğu kelimelerin büyüsüne kapılır Maksim, Löbon gibi mekanların atmosferine hayran kalır.Ayrıca bu yaşantının içinde olan Macit’te Neriman’ın hayran olduğu bir başka kişi ve konudur.Fatih Harbiye tramvayı gidip geldikçe Neriman iç dünyasında Şinasi ile Macit’i kıyaslar,Macit’in Şinasi’den çok daha etkikeyici oluğunu düşünür.Mukayese ettiği sadece kişiler değildir.Konservatuar eğitimindeki ud ve Doğu müziğini Batı müziğiyle,Fatih mahallesindeki yaşamı,Fatih’teki dükkânlar,insanlar ile Beyoğlu’ndaki dükkânlardaki insanları,mağazaları ve sosyal yaşamları karşılaştırır.Kendini Beyoğlu’na ait hisseder.Yani Batıya.
Git gide Neriman’ın iç dünyasında nişanlısından ve Doğu kültürünü benimsemiş babasından ve mahallesinden bir kopuş başlar.
Fatih ve Harbiye her ne kadar birbirine bir tramvayla bağlansa da iki ayrı uçtur.Tramvay gidip geldikçe iki ucu birbirine bağlar görünse de aslında Neriman’ın içinde bir düğüm oluşturur.
Batılı hayatı yaşama hissi,iki kişi ve Batı ile Doğu arasında kalmanın,aslında bir sancının romanıdır.Roman sadece bir kişinin iç dünyasının sancısını yansıtmaz.Neriman’ın Şinasi’den kopuşunu Şinasi’nin iç dünyası aracılığıyla aktarır.Ayrıca yazar, medenileşme sürecindeki her şeyin sancısını aktarır. Yüzyıllardır alışılmış,kabul edilmiş,yaşanmış Doğu kültürünün Batıya yönelişinin sonucunda oluşan toplum ve aile üzerindeki etkilerini işler.
Yazar Doğu ve Batı arasında bir tercih yapmış gibi görünse de aslında Doğu ve Batı’nın birbirinden ne denli ayrı olduğunu aktarırken iki farklı ucun hüzünlerini de yansıtır.
Yazarın üçüncü döneminin özelliklerinden olan karakterlerin ruh çözümlemeleri,iç dünyalarının aktarılması romanı eşsiz kılan ayrıntılardandır.
Sevdiğiniz birinin sizden an be an kopuşu acıdır ve yazar bu durumu Şinasi’nin psikolojisi ile okura verir.Romanın en hüzünlü yanlarındandır.

Zaehir

Deneme ve hikâyelerden oluşan kitabın yazılma amacı sözünü içinde tutmak istememektir.Çünkü yazar diyor ki “ zahir olmayan,gün gelir zehir olur.”
Aşktan,tek taraflı aşktan,özlemekten,kadın erkek ilişkisinden,kadından,biri gidince ona duyulan sevginin anlaşılmasından,ayrılıktan, vazgeçmekten,vazgeçememekten, beklemekten bahseden,hayatlara dokunan olayları konu alan deneme ve hikâyelerin bulunduğu kitabın açılışını “ Kapılar”yazısı yapıyor.Ardından kısa ve etkili birçok deneme ve hikâye art arda geliyor.
Karakterler genelde yalnız ya da biriyle beraber olsalar da içe dönükler.Karakterlerin bir iç hesaplaşmaları,iç sesleriyle konuşma ve iç seslerini duyma halleri var.Hepsi hayatı yaşıyor;acıdan,mutluluktan ve birçok duygudan kaçmıyorlar.
Toplumun,adetlerin tanımladığı ve dayattığı namus kavramına isyan niteliği taşıyan Namus,Ejderha Soluğu,Kentsel Döv(n)üşümlü Aşklar,yarım yaşayan ama tam ölecek olan bir adamın hikâyesini anlatan Tütün Kolonyası,Mış Mış Mış öyküleri kitap içinde yer alan beni etkileyen öyküler/denemeler oldu.

Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı

✍️İzmir’den İstanbul’a geldiğim ilk zamanlardı.Telefonum çaldı.”Bir sinema filmi var,az lafınız olacak,görüşmeye gider misiniz“diye soruldu.Meslekte ilk zamanlarım.Hangi iş olursa gidiyorum ama kamera,sinema vs geçmişim yok.Zaten belli bir geçmişi de isteyecek bir rol değildi. Telefondaki kişiye rolümü sormak saçma olacaktı.Zaten az laf demek belki bir iki kelime demek. İçimden dedim ki;figüranlığı şimdilik düşünmüyorum.Telefondaki kişi “takılmayın bir iki sözünüzün olduğuna,kamera önü geçmişiniz de yok,deneyim olur“dedi.Filmde kimlerin olduğunu sordum.İlk ismi duyunca koltuğa oturdum ikinci isimde koltuktan kalktım üçüncü isimde görüşme yerini not almak için çekmeceden kalem kâğıt aldım vs.Bana söylenen ilk isim Ayşen Gruda ikinci isim Hülya Koçyiğit üçüncü isim Halit Akçatepe ardından Mehmet Ali Erbil ve çok ama çok değerli birçok ustaydı.”Kabul edilirseniz yönetmen Kartal Tibet olacak“dendi.
✍️Kabul edildim. Sınıftaki öğrencilerden biri oldum.Hababam Sınıfı Merhaba,2003 yılında çekilirken bir buçuk ay gerçekten okul gibi her gün sete gittim.Sınıfta figüran öğrencilerden olduğum için her sahnede her usta oyuncuyla birlikte oldum.Çok şey öğrendim.İzledim.Nasıl oynadıklarından setteki her duruma kadar gözlem yaptım.Çok güzel anılar biriktirdim.İyi ki “deneyimim yok ama figüran da olmam” dememişim.İyi ki o elemeye gitmişim iyi ki seçilmişim de saydığım ve saymadığım ustalarla bir arada olmuşum,onlarla tanışmışım.
Kitaba geçiyorum.
✍️Hababam Sınıfı eğitim sistemindeki sevgisizliği,disiplinin korku üzerinden kurulmasının yanlışlığını,eğitim sistemindeki çarpıklığı,göstermelik saygıyı anlatır.Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı çok eğlenceli bir tiyatro metnidir.İçinde Badi Ekrem’i Hafize Anası ,kulakları duymayan öğretmeni,müfettişi,öğrencileri ile sınıfın sınıfta kalmaya sürüklenen maceraları anlatır.İlk defa1957’de kitap olarak yayımlanan Hababam Sınıfı yazarın eğitim hayatındaki anılarını içerir.Roman,ardından tiyatro oyunu olarak kaleme alınır ve kapalı gişe sergilenir.Sinema filmleriyse hepimizin sanırım severek izlediği filmlerdir.Bu yıl tiyatro eğitimi için gittiğim bir okulun yıl sonu oyunu olacak.Hababam seninle yollarım ne güzel kesişti.

Üsküdar’ın Kimliği Kitabı Üzerine

✍️Üsküdar’ın kimliği , “insan yığınını toplum yapan nüfus değil sahip olduğu kültürdür” cümlesiyle beni hemen kitaba bağlayan yazarın incelikle ,ayrıntılarla yazmış olduğu sosyoloji dalında bir kitap.
✍️Kitap, toplumsal bellekte kadınlar “şehri” olarak kimlik edinen Üsküdar’ı geniş bir yelpazede anlatır.
✍️Kimliği,kültürü,bir kentin kimliğini ve olmazsa olmazlarını tanımlayarak başlayan kitap,Üsküdar’ın kimliğinin analizini sosyal ilişkiler,tarihi,psikolojisi ,sosyolojisi ile yapar.
Bireysel ihtiyaçları karşılayan hane tasarımlarıyla,topluma açık mekanların da fonksiyonunu yitirmiş ve ”seyirlik” olmuş halleriyle,yeni mekânlarıyla öz kimliğine aykırı oluşuna dikkat çeker. Kimliğini,tutarlılığını,tarihi ağırlığını kaybettiğini vurgular.
✍️Geniş bir biçimde Üsküdar’ın tarihi kimliğini açıklayan kitap,coğrafi ,dini ,etnik kimliklerini de irdeler.
✍️Evliyaları, camileri, hamam ve kervansarayları, hastaneleri, medreseleri,çeşmeleri,konak ve köşkleri, sanatçıları, bahçeleri ile Üsküdar’ı yakından tanımamızı da sağlar.
✍️Eğitim,mimari, ekonomi,siyasal durum, psikoloji, ahlak ayrıntılarıyla Üsküdar’ın imajı da tanımlanır.Yaşanılan bir yerin kimliğinin olabilmesi için tarihe bağlı yaşanması gerekir ki kitapta Üsküdar’daki tarihe ait yapıların nasıl yıpratıldığına ya da yok edildiğine dikkat çekilir. 
✍️Yazar kitabını şu görüşüyle bitirir “ Üsküdar tarih ve geleneğine uygun olarak ancak bir kültür şehri olabilir.”

#üsküdar
#üsküdarınkimligi
#mahmutkaraman
#sosyoloji
#araştırmakitapları
#istanbul
#kızkulesi