Denizin Çağırışı

Denizin Çağırışı’nda roman karakterinin ruhsal sorunları,çelişkileri,iç dünyası ve etrafındaki kişilerle olan ilişkisi etkileyici biçimde anlatılır.

Modernist edebiyatın izlerini taşıyan roman edebiyatımızın psikolojik yabancılaşmanın konu olarak işlendiği ilk romanıdır. Roman karakteri hem kendine, hem yaşadığı yere,hem de topluma ve hatta bir süre sonra sevdiklerine  yabancılaşır.Hayatın anlamını arayan karakter yaşadığı döneme ve beş yıl yaşadığı kasabanın ve ardından gittiği İzmir’in toplumuna eleştirel yaklaşır.Ayrıca toplum sorunları karşısındaki bireyin çaresizliğini vurgular.

Çocukluğunda maddi manevi zorluklar yasayan karakter,çocukluğunda yaşadıklarının etkisindedir.

Roman,bireyin iç dünyasını,iç dünyasına yaptığı yolculuğu toplumcu gerçekçi üslupla işler.

Kasabada öğretmen olan roman karakterinin duyguları gayet açık ve etkili biçimde aktarılır.

Romanın ana kahramanı beş yıl yaşadığı kasabadan ayrılıp İzmir’e gider ve kaldığı otelde ilk bir kadınla,ardından pansiyoner olarak kaldığı evde Zehra ile tanışır. Ardındansa bir hayat kadınına aşık olur.Maddi ve manevi olarak hayat kadını onu tüketir. Çocukluğundan beri yaşadıkları da yeni yaşananlara eklenince öğretmen,bir tükenişin içine girer.Oysa ki İzmir’e şifa aramak için gelmiştir. Kasabada görev yaptığı beş yıl boyunca kabuğuna çekilmiştir.Dedikodunun ,parti kavgalarının bitmediği,gelenek göreneklere bağlı kasabanın beş yıl boyunca aşçısından yemek yememiş,ekmeği tekrar ateşten geçirmiştir, öğrencilerini bir kez olsun okşamamıştır.Kendisi gibi içine kapanan kasaba doktorunun tavsiyesi ile kasabadan ayrılmıştır .Ayrıca kendisini bir kadının İzmir’e çağırdığını düşünür,bu noktada mistik bir durum vardır. Kasabada yaşadığı sürece kasabadakilerden uzak durmuş,bir yandan kibirli görünmüş,bir yandan da saygı görmüştür.

Doğu Batı çatışması az da olsa işlenir ve bunu bazen tuvalet, bazen toplum değerleri üzerinden verir.

Yaşamak,yaşayabilmek  için bir şehre gelen adamın ağır hikayesi duru bir dille aktarılır.

Roman,büyüdükçe babasına benzetilen babasının kaderindeki sonu yaşayan bir genç adamın var oluş yolunda sancısının ve yabancılaştıkça tükenişinin hikayesidir.

Bullet Park

Eliot Nailles ve Paul Hamner Amerikan  banliyösünde yaşayan iki komşudur.Eliot Nailles şehirdeki işine gidip gelmek için banliyö trenini kullanır. Ailesi ile güçlü bir bağı vardır. Oğlu Tony ile daha sıkı bağ kurmak ister. Eşi Nellie olmadan bir hayat düsünmeyen Nailles, evliliği kutsallaştırır ve ailesine düşkündür. Babasıyla arasında geçen tartışmadan sonra Tony, üzgün olduğunu belirterek yatağına çekilir. Kas kaybına uğrayacak kadar  günlerce yatağından çıkmaz. Baba oğul ilişkisi psikolojik derinlikte ele alınır. Paul Hammer ise huzursuz bir yapıya sahiptir. Banliyöde birini öldürme fikrini benimser.  

Eliot ile Paul’un yolları kesişir.

Kara mizah romanın en belirgin özelliğiyken roman banliyö yaşamındaki bireylerin ruh hallerine eğilir.Amerikan rüyasına eleştiride bulunurken insanların iç dünyaları ile dışardaki dünyaya yansıttıkları arasındaki uçurum anlatılır.

Roman üç bölümden oluşur. İlk bölümde Nailles ve ailesinin hayatı,ikinci bölümde Hammer’ın hayatı ve üçüncü bölümde Hammer’ın amacına doğru ilerlemesi anlatılır.Romanın sonunda Hammer’in cinayet fikrini hayata geçirip geçirmediği anlaşılır.

Kayıp İtfaiye Arabası

Suç,suçlu,toplum,birey ilişkisini polisiye ile işleyen,akıcı,dili sade, karakterleri açısından çok renkli olan bir seri.Seri sadece suçu çözmeye, suçluyu bulmaya çalışan  bir polisiye/dedektif kitaplarından oluşmamakta.Dönemin İsveç toplumuna, dönemim kapitalizme yenilen dünyasına, İsveç’in bürokrasi ve toplumunda aksayan yönlerine ayna tutan, özellikle Balkondaki Adam kitabıyla başlayıp dördüncü kitap olan Gülen Polis ile belirttiklerime dili sertleşerek eleştirilerde bulunan bir seridir.Zamanın akışta olduğu seride gitgide her kitapta eleştiri dili sertleşir.Bu eleştiri ağırlıklı olarak yozlaşan topluma ve aksıyan bürokrasiye karşıdır.Toplumdaki eşitsizliğe dikkat çeken, suçun toplumsal nedenlerini gösteren  seride kadın cinayeti( Kanaldaki Kadın),çocuk istismarı ve cinayeti(Balkondaki Adam) göçmen karşıtlığı gibi konular işlenir.

Bir önceki kitapta Ake Stenström otobüste öldürülen kişilerdendir ve polistir.Asa Torell onun kız arkadaşıdır.Bu kitapta da Asa Torell,Kollberg ve Gun’un çocuklarına bakar.Torell sevgilisinin beş ay önce bir otobüste vurularak öldürüldüğünü belirtilir.Yani seride zaman bir akıştayken karakterler günlük hayatın içinde birbirleriyle etkileşimde, iletişimdedirler.Seride sık sık karakterlerin ilişkileri değişir,evrilir,sona erer vs .Olaylar için de bu belirtilebilir.

Gunvald’in gözetiminde olan binada bir patlama olur ve yangın başlar. Gunvald,kurtarabildiği kadar kişiyi binadan kurtarır.Lakin binanın içinde kalanlar,ölenler vardır.Bu bir kundaklama mıdır, neden Gunvald o binayı gözetlemektedir,Binadakilerin birbiriyle bir bağı var mıdır?Bu sorular yanıt bulurken,Martin Beck ve ekibi sarsıcı bir bilgiye ulaşır;alkol suçlarından çalışma kamplarına gönderilecek olan, çocukların nafakasını ödemeyen,yapayalnız, akıl hastanesine birçok kez girmiş ve daha önce birçok kez intihara teşebbüs etmiş binanın içindeki Göran Malm, aslında yangından önce ölmüştür.Göran Malm’ın ölüm sebebi intihar mı,cinayet mi romanda bu soru da yanıt bulur.

Serinin bu beşinci kitabında benim hayranı olduğum Martin Beck’in anne ve babasına dair, küçüklüğüne ait bilgiler edinilir ve annesiyle tanışılır.

 

 

SÜRÜKLENME

Sanki her şey, özellikle siyasi değişim ve hem siyasete hem başka şeylere bağlı olarak toplumsal değişim 90’lardan sonra çok hızlandı.Savaşlar,göçler, artan yoksulluk, ekolojik dengede problemler, hukuk gibi ekonomi gibi her alanda adil olmayan sistem ve adaletsizlik…Kitap tam olarak hızlı değişimin, kişiler özellikle gençler üzerindeki etkisine değinir.Kitabın ana kahramanı gençtir ve bir sivil toplum örgütünde aktif görev almaktadır.

Genç, kendi kimliğini ararken, varlığının yerini bulmaya çalışırken bocalar.Bu bocalama onu sürekler.Yolculuk sırasında yaşadıkları, tanıştığı hayli gizemli  kişiler gencin kendisiyle yüzleşmesine neden olur.Genç kadar kitabın her karakteri yaşadığı topluma yabancılaşmıştır.Fakat karakterlerin her daim umutları vardır.Hayata tutunmak için bir çaba gösterirler.

Kurgusal bir şehirde geçen roman bireyden ve bireyin kimlik arayışından yola çıkıp toplumsal bir eleştiride bulunur.Gencin aktif olduğu kuruluş için kaynak bulma çabası sırasında kuruma karşı olan güvenin şüphelerle sarsılması ,gencin kimsesiz gençlere yardım etme çabası  ve bu çabayla eşzamanlı kendi iç yolculuğu romana yansıtılır.

ALINTI

Aklın yap dediğine insanın canı razı olmuyor, bizim güzergâh bu zıtlaşmanın tam ortasında.

İvan İlyiç’in Ölümü

Tolstoy,1880’den sonra Hristiyanlıktaki ruhun ölümsüzlüğü düşüncesini,Ortodoks Kilisesini ,her türlü siyasi iktidarı yadsıyan Hristiyanlık anlayışı geliştirmeye başlar.Bu döneminde İvan İlyiç’in Ölümü’nü yazar keza Hacı Murat ,Diriliş kitapları da bu dönemine aittir.Tolstoy,Ortodoks Kilisesi tarafından kullanılan geleneksel terimleri gerçekçi terimlerle,kelimelerle yer değiştirerek kullanır.

Yazar,genelde bir şeyi ismi ile anmaz.O şey ilk defa algılanıyormuş misali,bir olay ilk defa yaşanıyormuş gibi aktarır.Böylelikle yabancılaştırmaya ulaşır.Yabancılaştırmayı da eserlerinde sürekli kullanır.İki eş anlamlı sözcüğü kullanarak yabancılaştırma da yapar.

Tolstoy’un kullandığı en genel teknik nesneleri isimleriyle kabul etmemesidir.Yabancılaştırmada varlıkları ilk kez görüyormuş gibi yapması da özelliklerindendir.Kişileri arasındaki ilişki ise akrabalık bağlarından oluşur.Yazar birbirinden farklı gruplarda yer alan kişileri pek anlatmaz ya da bunu çok az kullanır.

Genel bir anlatımdan sonra elimden geldiği kadar kitaptan bahsedeceğim.Ölüm üzerine yazılmış en güçlü romanlardan biridir ve aslında aynı oranda yaşam üzerine yazılmış en güçlü romanlardan biridir.İçsel bir dönüşüm eşliğinde ölümün gerçekliği,yaşamınsa ne kadar geçici olduğunu aktarır.Ölüm ve yaşamın anlamını sorgulayan İvan İlyiç,yüksek rütbeli bir yargıçtır.İlk olarak bir türlü teşhisi konulamayan,ardından her doktorun farklı teşhis koyduğu ölümcül bir hastalığa yakalanır ve sonra ölümle yüzleşir.Bir o kadar da hayatı ile yüzleşir.Bu yüzleşme hayatın boşluğunu anlamasını sağlar.Kaçınılmaz dönüşümse bu noktada başlar.Bu dönüşüm esnasında yaşadığı toplumun yüzeysel,sığ,sahte değerlerini fark eder ve gerçek değeri keşfeder.Süreçte gördüğü şeylerden biri insan ilişkilerinin de yüzeyselliğidir.

Bir manevi arayış kitabi olan İvan İlyiç’in Ölümü,psikolojik derinliğe sahipken,felsefe içeren bir romandır.

Sosyal,iyi huylu,canlı,akıllı ve kibar bir adam olan,insanlarda saygı uyandıran,evliliğindeyse mutsuz olan İvan İlyiç’in hastalığı ve ölmek üzere oluşu etrafındaki kişilere mevkiinde açacağı boşluğu, kendisinden kalacak maaşı düşündürür.Etrafındakiler çıkarlarını düşündükçe İvan İlyiç samimiyetsizliği,yalanları görür. Çektiği zorlu ağrılar eşliğinde ölürken,ölüm hakkındaki düşünceleri hayli etkileyicidir.

GÜLEN POLİS

Sıradan bir akşamda sıradan dokuz kişi bir otobüste silahla taranır ve biri komadadır ve diğerleriyse ölmüştür.İçlerinden birinin kimliği tespit edilemezken ölenlerden biri polistir.

Edgar Ödülünü alan bir roman … İsveç tarihinin ilk toplu katliamı sonrasında başta Martin Beck olmak üzere ülkenin tüm iyi dedektifleri,araştırmacıları toplanırlar.

Serinin diğer kitaplarında olduğu gibi Gülen Polis kitabında da dönemin toplumuna bir eleştiri vardır.Kapitalizme kaymaya başlayan İsveç ‘in toplum yapısı ve dünyanın bu anlamdaki değişiminin İsveç’e yansıması polisiyenin aslında merkezinde yer alır.Sol düşüncenin varlığı romanda kendini hissettirirken karakterlerden biri olan Kollberg de zaten ideoloji olarak sol görüşü benimsemiş bir dedektiftir.

Seri genel olarak suçun toplumsal nedenini,nedenlerini araştırır.Suç ve suçlu arasında ilişkiye odaklanarak suçun kim tarafından ve nasıl işlendiğini çözmeye çalışır.Sisteme eleştiride bulunan serinin bu açıdan Balkondaki Adam kitabıyla başlayan eleştirel dili sertleşir.Ardından eleştiri serinin sonraki kitaplarında artar.Değinilen konuların eleştirisinin sertleşmesi Gülen Polis ile tamamen netleşir.

Maj Sjöwall ile Per Wahlöö kalemlerinin birlikteliğiyle ortaya çıkan seri,Per Wahlöö’nın ölümüyle aynı zamanda eşi olan Maj Sjöwall tarafından devam ettirilmez.Serinin son kitabı olan,ağırlıklı olarak Per Wahlöö’nün yazıp Sjöwall’ın editlediği Teröristler kitabıyla seri son bulur.

Zamanın akışta olduğu seride bir önceki kitapta eşi hamile olan Kollberg,Gülen Polis kitabında iki aylık baba olmuştur.Sakin ,mantıklı,işine bağlı,işinde çok titiz olan,kahve tiryakisi Martin Beck mutsuz ama bitirmediği evliliğini sürdürürken eve daha az gitmeye ve dışarıda daha çok çalışmaya devam eder.

Dolmuş3099

Kitap, aşkın nerede, nasıl yaşanacağı kayıtlı bir matematiksel işleme döndüğü, bebeklerin hem cinsinin hem de özelliklerinin seçilip yaşama getirildiği, her işi robotların yaptığı, günlük olaylara harcanan zamana engel olmak için hesaplamaların yapılıp harcanan zamanın en aza indirgenmesinin sağlandığı bir düzenden bahseder. Ayrıca seslerin kontrol altına alınıp yazının unutturulduğu ,her gün konuşulanların kayıt altına alındığı bir düzen bulunmaktadır. Bu düzende uzaklık anlayışı olmadığı için uzak kelimesinin anlamı da yoktur.Din, cinsiyet, ırk olmadığı  gibi hükümetler de yoktur. Hükümetlerin yerini adminlerin aldığı bir dönemde geçer. Devletlerin sınırları onlara gerçek dünyada katılanlarla belirlenirken en büyük hazineler data depolarıdır. Vaat etmek eskisi gibi kolay değildir çünkü algoritmalar sayesinde vaatlerin doğruluk derecesi ortaya çıkmaktadır. Aslında geçmişteki birçok kavramın artık yeri ve anlamı yoktur. Uzayda yaşayıp evreni bölüşen yapay zekanın yer aldığı, insanların şifre ve rakamlarla iletişim kurduğu, savaşların program ve virüs savaşları olduğu, paranın kullanılmadığı para yerineyse şifrelerle bir hesabın oluşturulduğu,yemek yemenin bir fantezi olduğu, yolların olmadığı, insanların bazen sadece keyif için yürüdüğü bir dönemde geçer. Bazı şeyler hatta çoğu şey tamamen değilse de cisimler, durumlar ve zaman değişse de bazı isimler aynı kalmıştır. Onlardan biri de dolmuştur.Ayrıca eski düzen içinde Muhabbet Mahallesi bulunur. Bu mahalle kendini korumuştur ve eskiye ise özlem duymaktadır. Peki böyle bir mahallenin varlığı kurulmuş düzen için tehlike midir ya da kurulan düzene karşı özlemlerine dayanarak bir eylemde bulunacak mıdır,yoksa kurulan yeni düzene ayak mı uyduracaktır? Roman bu sorularla keyifle okunur.

Unutma Beni Apartmanı

Annesi tarafından terk edilen,babaannesi tarafından yetiştirilen Süreyya ile beraber annesinin neden onu terk ettiğini anlamaya çalıştım.Süreyya, annesiye ilk kez kırk üç yaşındayken telefonda konuşur.Bu iletişimden sonra ilk anda ne hisstiğini bile bilmeyen Süreyya hayatını gözden geçirir.Yapılan bu telefon görüşmesinde bildiklerinin ne kadarın doğru olduğunu,sırları öğrenir ve her şeyden önce neden terk edildiğini…

Eşya almakta, sahiplenmekten korkan, terk edilmekten de korktuğu için hep terk eden,kurduğu ilişkileri belli bir noktaya kadar sürdüren ve bir süre sonra kendiliğinden duvarlar örülen ilişkiler kuran, acısını yaşama biçimi genele göre farklı olan,suskun ve ayrıca hayalet yazar olan Süreyya için bütün bitişler yeni bir şeye başlamanın sebebidir.

Süreyya,aslında yaşananları en az etkilerken,yaşananlardan en çok etkilenen biridir.Fakat tüm yaşadıklarını birer  atlatılmaz travma olarak görmez,biraz da doğal karşılar.Çocukluğundan bu yana acınmadan bakılmayı isterken,tüm olup bitenlere de duru bir yerden bakar.Bu durumda onu yetiştiren babaannesinin karakter izleri vardır.

Anne Mesude’nin de bakış açısının olduğu roman da Süreyya Türkiye’nin yakın geçmiş tarihiyle hayat hikayesini aktarır.

Romanda her karakter birçok katmana sahipken ,roman anne kavramını işler.Hele ki Süreyya’nın annesinden öğrendiğini yapması derin bir psikolojik tahlil içerir.

Aile kavramı,ölüm,terk edilme,terk edenin ardında kalanlar ve  nedenleri psikolojik ve toplumsal zeminde ele alınır.

ALINTI

Sevdiğim yazarların yarattığı karakterler kapı komşumdu sanki.Onların gerçekten yaşadığına inanasım geliyordu bazen.

İnsan kabul etse de etmese de ancak herkes gibiyken rahat edebiliyordu demek.

Yaşamak pek çoklarına göre koca bir hisse senedi,bana göre ise karşılıksız çekti.

Yokluğun birilerinin varlığına tesir etmesi gerekir.

Bir şeylerin başlaması hep başka bir şeylerin bitmesine denk düşer.Biri bir diğerine dönüşüp size ekleniverir.O zaman geride bıraktığımızı sandığınız her şeyi farkında olmadan yanınıza katarak,bir gün peşiniz sıra sürükleyerek yolunuza devam edersiniz.

Bazı şeyler gerçek önemini yitirdiğinde birden önemli hale geliverir bizim için.

Acımak başkalarının çektiği azaba bakıp, onların yasını tutarmış gibi yaparak kendi mutluluğuna şükretmektir çünkü.

Beklemek zamanı ağırlaştırır.Bu ağırlığın değeri beklenenin kıymetini endekslidir. Zamanı ölçmeye yarayan bütün o sonradan uydurulmuş alet edevat oldum olası güvenilmez gelmiştir bana.Saat neye göre saattir mesela?Neden bir saat yüz yirmi dakika,bir günde on iki saat değildir.

Bilirim ki en olmayacak şeyler,hiç başına gelmeyeceğini sananlara olur.

 

BALKONDAKİ ADAM

Martin Beck,eşiyle olan sorunlarından dolayı evden uzaklaşmak için dışarıda hayli çalışan,az uyuyan,çalışmalarında çok titiz davranan tam bir görev adamıdır.Bu özellikler onun başarısını doğuran ayrıntılardan bazılarıdır.Detaycı oluşu onu ayrıcalıklı kılar.Serinin üçüncü kitabı Balkondaki Adam’dır.Serinin en güzel ayrıntılarından biri karakter olarak birbirine zıt olan kahramanların ilişkileri,çatışmaları, birlikte yol almalarıdır.Martin Beck,çok az uyurken Martin Beck’in en yakın arkadaşlarından olan,aralarında güçlü bir bağ olan Melander günde on saat uyur.Melander’in hafızası çok kuvvetlidir.Serideki bütün karakterlerin kendilerine has özellikleri bir araya geldiğinde aslında bir takım oluşturur.Bu da serinin yine en güzel ayrıntılarından biridir. Karakterler arasındaki zıtlıklar olaylarda birbirini tamamlar, karakterler arasındaki benzerlikler ise başarı getirir.Hem Martin Beck hem müdür karakteri hayli sakindir.Bu sakinlik ona kazanım olarak döner.Serinin özelliklerinden biri de zamanın akışta olmasıdır.Martin Beck ,serinin bu özelliği ile serinin bu kitabında artık başkomiser olmuştur yani terfi etmiştir.Serinin sisteme karşı bir eleştirisi vardır ve Balkondaki Adam kitabıyla bu eleştiri artar.

Balkondaki Adam kitabı serinin önceki iki kitabından farklı olarak bir seri katil ve bu katilin kız çocuklarını kurban seçmesi üzerine kuruludur.İçinde pedofili barındıran, çocuk cinayeti bulunan kitapta, suçluyu yakalamak için canla başla çalışan bir ekip ve iki görgü tanığı bulunur. Görgü tanıklarından biri gaspçı diğeri 3 yaşında bir çocuktur. Yani ekibin işi hayli zordur.Anlatıldığı dönemin İsveç yaşantısına,İsveç’in hızla gangsterleşen toplumuna eleştiride bulunur.

ALINTILAR

Bazı anlar ve durumlar vardır ki insan her ne pahasına olursa olsun kaçınmak ister fakat erteleyemez.

Yaratıcı Drama

Yaratıcı drama eğitmeni,İstanbul’da drama kültürünün ilk adımını atan,eğitim bilimci,Çağdaş Drama Derneği İstanbul şubesinin ilk başkanı olan  Mete Akoğuz’un Yaratıcı Drama kitabının önsözünü,yaratıcı dramanın İnci San ile beraber Türkiye’deki ilk öncülerinden olan Tamer Levent yazmıştır. Dramanın Türkiye’deki teorisini oluşturan İnci San ve Tamer Levent’in yaratıcı dramının Türkiye’de temellerini atmasına birebir şahit olan ve birinci elden dramanın eğitimini alan Mete Akoğuz’un yazmış olduğu kitabın ilk bölümünde yaratıcı dramanın oluşumundaki disiplinlerle ve sanat ile eğitim alanlarıyla ilişkisi işlenir.Yaratıcı dramanın oluşmasında eğitim öğretim,sanatlar eğitimi, tiyatro-drama,oyun, yaratıcılık-beyin,kültür – bilim,gelişim-duygusal gelisim,iletişim-etkileşim gibi birçok alanın etkisinin oluşu,etkinlik sürecinde bu alanların yer alışı ele alınır.En önemli unsurunsa eğitim – öğretim yöntemi olarak kullanılması biçiminde belirtilir.Yaratıcı dramanın özelliklerinden bazıları bu bölümde belirtilir,ama kitabın ilerleyen bölümlerinde ayrı bir başlıkla kapsamlı biçimde özellikleri işlenir.

Kitabın teşekkür yazısında yaratıcı drama lideri değerli Akın Cınbarcı adını görmek ayrı bir heyecan yaşattı.

Kitap,yaratıcı dramanın ne olduğunu merak eden salt okurlar,yaratıcı drama lider eğitimini almak isteyenler için ve eğitimi alanlar için bir yol haritası ve kaynak,yaratıcı drama ile ilgilenenler içinse kılavuz niteliği taşırken,dili sade gayet anlaşılır biçimde yazılmıştır.Konu hakkında birçok makale,tez,yayın,kitap bulunurken,bu kitap konuyla ilgili her şeyin,en ince ayrıntısına kadar derlenip toplanması ve başlıklarla sunulması ile ayrıcalık taşır.Ayrıca kitabın yazarı alanda sayısız öğrenci yetiştirdiği için kitapta bilgi aktarımına eşsiz bir deneyim eşlik eder.Kitabın en büyük farklarından biri bu ayrıntıdır;her satır değerli eğitmenin teorik ve pratik bilgilerinden oluşmuştur.

Disiplinlerle arasındaki ilişki,bir eğitim öğretim yöntemi olarak varlığı ayrıntılı biçimde aktarılır.Aynı zamanda öğretim yöntemi olarak yaratıcı drama açıklanır.Yaratıcı drama ile sanatlar ilişkisi anlatılır.

Yaratıcı dramanın uygulanmasında temel oluşturan tiyatro ile yaratıcı drama ilişkisi,ikisi arasındaki farklar, oyun,oyun ile yaratıcı drama ilişkisi,oyunun toplumsal rolleri geliştirmesindeki etkisi,dramanın iletişim ile ilişkisi,duygusal gelişim ile olan bağı,bilim- kültür ve yaratıcılıkla dramanın ilişkisi,yaratıcı dramanın tanımı ve önemi,faydaları kapsamlı biçimde anlatılır.Tüm duyu ve tüm organların  kullanılmasıyla geleneksel,ezberci eğitim öğretim yöntemlerine alternatif bir yöntem olan yaratıcı dramanın tiyatro ile bağı irdelenirken, dramaya katkısı olan tiyatro çeşitlerinden bahsedilir.

Dramatik yapı ve öğeleri,epilog,trajedi, dramatizasyon vb kavramlar ve dramanın dil kökü,yaratıcı dramanın kullanıldığı,uygulandığı çok geniş alanlar kitabın konularındandır.

Yaratıcı dramanın amacı başlık ve başlıklar altında açıklamalarıyla ele alınır.Öğrenmenin kendine ilişkin,daha çok sosyal öğrenme ve toplumsallaşmaya yönelik öğrenme olan yaratıcı dramanın ilkelerinin neye göre belirlendiği açıklanır.Bu ilkelerin ne olduğu hakkında bilgi verilir. Kişisel gelişimi temel alan ve kişilerin değişimlerini kendisinin değerlendirdiği yaratıcı dramanın öğeleri sıralanırken ve yaratıcı dramada kullanılan malzemeler anlatılırken,en önemli malzemenin kişinin kendisi olduğu belirtilir.

Kişisel gelişime katkı sağlayan yaratıcı dramanın tarihi kitabın içeriklerindendir.

Çalışma sürecince beynin her iki yanının da üst düzeyde kullanıldığı yaratıcı drama ile ilgili iletişim,etkileşim,empati, yaratıcılık,edim, duyum,devinim kavramları açıklanırken, yaratıcı dramanın en temel özelliği olan katılımcıların kendilerindeki yaratıcılığı keşfetmeleri ve çalışma sürecinde yaratıcı ürünler oluşturmaları ve yaratıcı dramanın tüm aşamaları aktarılır.

Yöntem ve tekniklerden bahseden kitabın sonunda yaratıcı dramanın uygulama planı örnekleri bulunur.