Pis Adam

Kahveyi çok içen, görev aldığı dosyayı kapatmadan uyuyamayan, tam bir görev adamı olan Martin Beck, eşiyle sorunlar yaşasa da çocukları için eşinden uzun süre ayrılmaz. Eve daha az gitmeye başlar dışarıdaysa daha çok çalışır. Martin Beck’in en önemli özelliklerinden biri nezaketle sorular sormasıdır. Bu özelliğini suçluyu ararken de, sorgularken de kullanır. Çalışma arkadaşlarından biri olan, aralarında güçlü bir ilişki olan Melander, Martin Beck’in aksine uykuyu çok sever. Güçlü hafızasıysa onun en önemli özelliğidir. Serideki en dingin karakter Müdür Hammar’dır. Serinin bir diğer karakteri olan ve Merin Beck’in yine güçlü bir ilişki kurduğu Kollberg ise müdürün aksine enerjisi çok yüksek, konuşkan bir karakterdir.Kollberg ve Martin Beck titiz çalışma konusunda aynı görüşe sahiptir. İhmal, beceriksizlik gibi huylarıyla nam salan ve Larsson Gunvald tarafından bu huylarından dolayı hep azarlanan Kristianson ve Kvant karakterleri çok renklidir. Serinin bu kitabında yine azar işitirler, yine birçok saçma şey yaparlar lakin yaşadıklarıysa  hayli şaşırtıcıdır.

Seride bu defa bir polisin ölümüne şahit oluruz. Zalim bir polis olan Nyman hastanede tedavi gördüğü sırada öldürülür.Katil pencereden girmiştir ve çok kısa sürede cinayeti işlemiştir.Yine hadisenin çözülmesi, katilin kim olduğunun bulunması hayli zordur.Serinin git gide temposu artan kitabıdır.

Pis Adam romanındaki sadist Nyman karakteri hakkında yapılan araştırmaların sonucu hayli şaşırtıcıdır.Hakkında görevi sırasında yaptıklarından dolayı çok fazla şikâyet dosyası bulunur. Keza onunla çalışan Hunt hakkında da pek iyi şeyler söylenmez.Serinin bu kitabında geçmişteki birçok isim yer alır.

Seride zaman akıştadır.Martin Beck ve eşi yıllardır sürdürdükleri sorunlu evliliklerini serinin bu kitabında sonlandırdılar ve bir önceki kitapla zaten Martin Beck ayrı eve çıkmıştır.

Beyaz Pantolon

Dünyadaki bütün çocukların aynı haklara eşit biçimde sahip olmaları ve her birinin geleceğini inşa ederken en yüksek derecede aynı biçimde eğitim öğretim görmeleri ve yüzlerinin  her daim gözlerinin içinden başlayarak gülmesi dileğimdir. Mustafa Kemal Atatürk’ün tüm çocuklara hediye ettiği 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun.

Kitaptan bahsedeceğim.Büyük usta Yaşar Kemal’in Sarı Sıcak öykü kitabı içinde yer alan öykülerden biri olan Beyaz Pantolon Sedat Girgin’in harika çizimleriyle basılmış. Öykü haksızlığı,emeği  yoksulluğu ve umudu anlatıyor.Çukurova’da geçiyor ve bir beyaz pantolon hayali kuran adaşım Mustafa’nın hikâyesi anlatılıyor.Öykü Anadolu insanının yoksulluğunu yansıtırken umudun ne denli güçlü olduğuna dikkat çekiyor.

Mustafa bir ayakkabı tamircisinin çırağı ve bir beyaz pantolon ve beyaz ayakkabıya sahip olmak istiyor.Bunun için tuğla ocağında çalışıyor.Tuğla ocağı onu zorlasa da yılmıyor.Verdiği emeği,tuğla ocağındaki mücadelesi ile kötü kalpli Cumali’nin varlığına ve hakkının yenmesine  rağmen Mustafa pantolona kavuşuyor mu? Öykünün sonunda soru yanıt buluyor.

Ebeveynlerin kitabı ilk olarak kendileri okuduktan sonra çocukları için uygun olup olmadığına karar verip, çocuklarına okutmaları daha iyi olabilir.

DÜZYAZI KURAMI

Düzyazı türünün tarihsel gelişimini kapsamlı bir biçimde ele alırken Düzyazı Kuramı kitabı ayrıca düzyazının yapısal özelliklerini inceler.Düzyazı gelişimini sunarken,sanatın işlevini,eserin ne olduğunu tanımlar.Düzyazının,edebi türlerin gelişiminin nedenlerini açıklar.

Düzyazı Kuramı,1915 -1930’lu yıllarda Rusya’da çalışmalar yapmış ve Rus Biçimciliği ismiyle anılan kuramın lideri Viktor Şklovski’nin,roman teorisini kendi kuramsal görüşleri açısından ele aldığı on yazıdan oluşturulmuş bir seçkidir.

Rus Biçimcilerine göre hayat ve hayatın içindeki olaylar bir yazarın eserini ortaya koyabilmesi için kullandığı ham maddelerden başka anlam ifade etmez.“Syuzhet” kavramının açıklamasını yapıp,inşasını hayli örnekle anlatır.Syuzhet kurgulama teknikleri ele alınır.Kitap,Teknik Olarak Sanat başlığı altında sanatı,imgeyi açıklar.Bu bölüm ve her bölümde yazarların eserlerinden örnekler verilir.Yabancılaştırma birçok yazarın metinlerinden örneklerle ,alıntılarla aktarılır.

Viktor Şklovski,Syuzhet inşa etme bölümünde sanatın genel yasası olarak;engelleme ve yavaşlatma tekniklerini görür.Bu teknikleri detaylı biçimde açıklar.Kademeli yapı ile yavaşlatma tekniğini yine örnek metinlerle ele alır.

Kitapta farklı ulusların halk edebiyatı üzerine incelemeler bulunur.

Bir yavaşlatma tekniği olarak “çerçeveleme” tanımlanır ve incelenir.Kurgunun yapısının da anlatıldığı kitapta bir hikayenin hikaye olabilmesi için sadece harekete değil aynı zamanda karşıt harekete de ihtiyaç duyduğunun altı çizilir.

Don Kişot’un Yapılışı başlığı altında,Cervantes ve Don Kişot incelenir.Sherlock Holmes ‘ta Conan Doyle’nın genel şeması aktarılır.Kitap,en basit syuzhet inşa etme şeklinin ilerleyici ya da kademeli gelişmeyle olacağını belirtirken,kademeli yapınınsa genellikle döngüsel yapıyla sonuçlandığını vurgular. Hata üzerine kurulmuş öykü,koşutluğa dayalı hikayeler,gizem romanı örneklerle açıklanır.

Laurence Sterne’in Tristram Shandy romanı üzerinden açıklamalar yer alır.

Antropozofik teori kitabın konularından biriyken, Bely’nin katkıda bulunduğu bu teori yazarın eserlerinden örneklerle anlatılır.

ALINTILAR

Bir sanat eseri,bir arada olan şeylerin uyumsuzluğu sonucu meydana gelir.

Çok sayıdaki hikaye”hatalar” üzerine inşa edilir.

Pratik zihin,mümkün olduğu ölçüde,genele yayılmış,her şeyi kapsayan formüller yaratarak genelleştirmeler arar.Sanat,tam tersine somut olana duyduğu özlemle kademeli br yapıya, genel ve bütünleşmiş bir biçimde olanı bile özelleştirmeye dayalıdır.

Bir sanat eseri,diğer sanat eserlerinin geçmişine ve onlarla  ilişkilendirilmeye karşın algılanır.Bir sanat eserinin biçimi,ondan önceki var olanlarla olan ilişkisi ile belirlenir.Bir sanat eserinin içeriği sürekli olarak manipüle edilir,izole edilir, “sessiz”leştirilir.Parodiler dışında bütün sanat eserleri ya benzeşik olarak ya da bir modele karşıt olarak yaratılır.

 

 

Savoy Cinayeti

Serinin sadece polisiye olmadığını belirtmek isterim.İsveç’in sosyal yapısına, gitgide suçların artışına eleştiride bulunurken bunların nedenlerini de alttan verir.

Bu defa bir holding başkanının karanlık yanları ortaya çıkıyor.Bu karanlık yanlar ile varlıklı sanayici Viktor Palingren’in eşi, müdürleriyle yemekli toplantı düzenlemesi ve o toplantıda vurulmasının ardından yapılan araştırmalarla  sorgularla anlaşılıyor .

İsveç’in en lüks oteli  olan Savoy ‘da başından vurulan işadamı ve salondaki kişilerce silik hatırlanan katil ve soruşturma sürecinde ortaya çıkan holding başkanının karanlık yanları seriye heyecan katan ayrıntılarken roman karakterlerinin kendine has tarzları yine mizahı doğuruyor .Daha önce serinim diğer kitaplarını yorumlamaya çalıştım. yine aynı şeyleri söylememek için kitap ve yazarlar hakkında belirttiklerimi merak eden olursa önceki incelemelerime bakabilirler.

Serinin bu kitabında Martin Beck, her ne kadar geri planda da olsa yıllardır yolunda gitmeyen evliliği ve eşinden ayrılamama durumu bu kitapta değişikliğe uğruyor.Zamanın akışta olduğu seride bu kitaba kadar emniyet müdürü olan Hammar emekli oluyor ve önceki kitaplardan tanıdığımız Malm onun yerine geçiyor.

Denizin Çağırışı

Denizin Çağırışı’nda roman karakterinin ruhsal sorunları,çelişkileri,iç dünyası ve etrafındaki kişilerle olan ilişkisi etkileyici biçimde anlatılır.

Modernist edebiyatın izlerini taşıyan roman edebiyatımızın psikolojik yabancılaşmanın konu olarak işlendiği ilk romanıdır. Roman karakteri hem kendine, hem yaşadığı yere,hem de topluma ve hatta bir süre sonra sevdiklerine  yabancılaşır.Hayatın anlamını arayan karakter yaşadığı döneme ve beş yıl yaşadığı kasabanın ve ardından gittiği İzmir’in toplumuna eleştirel yaklaşır.Ayrıca toplum sorunları karşısındaki bireyin çaresizliğini vurgular.

Çocukluğunda maddi manevi zorluklar yasayan karakter,çocukluğunda yaşadıklarının etkisindedir.

Roman,bireyin iç dünyasını,iç dünyasına yaptığı yolculuğu toplumcu gerçekçi üslupla işler.

Kasabada öğretmen olan roman karakterinin duyguları gayet açık ve etkili biçimde aktarılır.

Romanın ana kahramanı beş yıl yaşadığı kasabadan ayrılıp İzmir’e gider ve kaldığı otelde ilk bir kadınla,ardından pansiyoner olarak kaldığı evde Zehra ile tanışır. Ardındansa bir hayat kadınına aşık olur.Maddi ve manevi olarak hayat kadını onu tüketir. Çocukluğundan beri yaşadıkları da yeni yaşananlara eklenince öğretmen,bir tükenişin içine girer.Oysa ki İzmir’e şifa aramak için gelmiştir. Kasabada görev yaptığı beş yıl boyunca kabuğuna çekilmiştir.Dedikodunun ,parti kavgalarının bitmediği,gelenek göreneklere bağlı kasabanın beş yıl boyunca aşçısından yemek yememiş,ekmeği tekrar ateşten geçirmiştir, öğrencilerini bir kez olsun okşamamıştır.Kendisi gibi içine kapanan kasaba doktorunun tavsiyesi ile kasabadan ayrılmıştır .Ayrıca kendisini bir kadının İzmir’e çağırdığını düşünür,bu noktada mistik bir durum vardır. Kasabada yaşadığı sürece kasabadakilerden uzak durmuş,bir yandan kibirli görünmüş,bir yandan da saygı görmüştür.

Doğu Batı çatışması az da olsa işlenir ve bunu bazen tuvalet, bazen toplum değerleri üzerinden verir.

Yaşamak,yaşayabilmek  için bir şehre gelen adamın ağır hikayesi duru bir dille aktarılır.

Roman,büyüdükçe babasına benzetilen babasının kaderindeki sonu yaşayan bir genç adamın var oluş yolunda sancısının ve yabancılaştıkça tükenişinin hikayesidir.

Bullet Park

Eliot Nailles ve Paul Hamner Amerikan  banliyösünde yaşayan iki komşudur.Eliot Nailles şehirdeki işine gidip gelmek için banliyö trenini kullanır. Ailesi ile güçlü bir bağı vardır. Oğlu Tony ile daha sıkı bağ kurmak ister. Eşi Nellie olmadan bir hayat düsünmeyen Nailles, evliliği kutsallaştırır ve ailesine düşkündür. Babasıyla arasında geçen tartışmadan sonra Tony, üzgün olduğunu belirterek yatağına çekilir. Kas kaybına uğrayacak kadar  günlerce yatağından çıkmaz. Baba oğul ilişkisi psikolojik derinlikte ele alınır. Paul Hammer ise huzursuz bir yapıya sahiptir. Banliyöde birini öldürme fikrini benimser.  

Eliot ile Paul’un yolları kesişir.

Kara mizah romanın en belirgin özelliğiyken roman banliyö yaşamındaki bireylerin ruh hallerine eğilir.Amerikan rüyasına eleştiride bulunurken insanların iç dünyaları ile dışardaki dünyaya yansıttıkları arasındaki uçurum anlatılır.

Roman üç bölümden oluşur. İlk bölümde Nailles ve ailesinin hayatı,ikinci bölümde Hammer’ın hayatı ve üçüncü bölümde Hammer’ın amacına doğru ilerlemesi anlatılır.Romanın sonunda Hammer’in cinayet fikrini hayata geçirip geçirmediği anlaşılır.

Kayıp İtfaiye Arabası

Suç,suçlu,toplum,birey ilişkisini polisiye ile işleyen,akıcı,dili sade, karakterleri açısından çok renkli olan bir seri.Seri sadece suçu çözmeye, suçluyu bulmaya çalışan  bir polisiye/dedektif kitaplarından oluşmamakta.Dönemin İsveç toplumuna, dönemim kapitalizme yenilen dünyasına, İsveç’in bürokrasi ve toplumunda aksayan yönlerine ayna tutan, özellikle Balkondaki Adam kitabıyla başlayıp dördüncü kitap olan Gülen Polis ile belirttiklerime dili sertleşerek eleştirilerde bulunan bir seridir.Zamanın akışta olduğu seride gitgide her kitapta eleştiri dili sertleşir.Bu eleştiri ağırlıklı olarak yozlaşan topluma ve aksıyan bürokrasiye karşıdır.Toplumdaki eşitsizliğe dikkat çeken, suçun toplumsal nedenlerini gösteren  seride kadın cinayeti( Kanaldaki Kadın),çocuk istismarı ve cinayeti(Balkondaki Adam) göçmen karşıtlığı gibi konular işlenir.

Bir önceki kitapta Ake Stenström otobüste öldürülen kişilerdendir ve polistir.Asa Torell onun kız arkadaşıdır.Bu kitapta da Asa Torell,Kollberg ve Gun’un çocuklarına bakar.Torell sevgilisinin beş ay önce bir otobüste vurularak öldürüldüğünü belirtilir.Yani seride zaman bir akıştayken karakterler günlük hayatın içinde birbirleriyle etkileşimde, iletişimdedirler.Seride sık sık karakterlerin ilişkileri değişir,evrilir,sona erer vs .Olaylar için de bu belirtilebilir.

Gunvald’in gözetiminde olan binada bir patlama olur ve yangın başlar. Gunvald,kurtarabildiği kadar kişiyi binadan kurtarır.Lakin binanın içinde kalanlar,ölenler vardır.Bu bir kundaklama mıdır, neden Gunvald o binayı gözetlemektedir,Binadakilerin birbiriyle bir bağı var mıdır?Bu sorular yanıt bulurken,Martin Beck ve ekibi sarsıcı bir bilgiye ulaşır;alkol suçlarından çalışma kamplarına gönderilecek olan, çocukların nafakasını ödemeyen,yapayalnız, akıl hastanesine birçok kez girmiş ve daha önce birçok kez intihara teşebbüs etmiş binanın içindeki Göran Malm, aslında yangından önce ölmüştür.Göran Malm’ın ölüm sebebi intihar mı,cinayet mi romanda bu soru da yanıt bulur.

Serinin bu beşinci kitabında benim hayranı olduğum Martin Beck’in anne ve babasına dair, küçüklüğüne ait bilgiler edinilir ve annesiyle tanışılır.

 

 

SÜRÜKLENME

Sanki her şey, özellikle siyasi değişim ve hem siyasete hem başka şeylere bağlı olarak toplumsal değişim 90’lardan sonra çok hızlandı.Savaşlar,göçler, artan yoksulluk, ekolojik dengede problemler, hukuk gibi ekonomi gibi her alanda adil olmayan sistem ve adaletsizlik…Kitap tam olarak hızlı değişimin, kişiler özellikle gençler üzerindeki etkisine değinir.Kitabın ana kahramanı gençtir ve bir sivil toplum örgütünde aktif görev almaktadır.

Genç, kendi kimliğini ararken, varlığının yerini bulmaya çalışırken bocalar.Bu bocalama onu sürekler.Yolculuk sırasında yaşadıkları, tanıştığı hayli gizemli  kişiler gencin kendisiyle yüzleşmesine neden olur.Genç kadar kitabın her karakteri yaşadığı topluma yabancılaşmıştır.Fakat karakterlerin her daim umutları vardır.Hayata tutunmak için bir çaba gösterirler.

Kurgusal bir şehirde geçen roman bireyden ve bireyin kimlik arayışından yola çıkıp toplumsal bir eleştiride bulunur.Gencin aktif olduğu kuruluş için kaynak bulma çabası sırasında kuruma karşı olan güvenin şüphelerle sarsılması ,gencin kimsesiz gençlere yardım etme çabası  ve bu çabayla eşzamanlı kendi iç yolculuğu romana yansıtılır.

ALINTI

Aklın yap dediğine insanın canı razı olmuyor, bizim güzergâh bu zıtlaşmanın tam ortasında.

İvan İlyiç’in Ölümü

Tolstoy,1880’den sonra Hristiyanlıktaki ruhun ölümsüzlüğü düşüncesini,Ortodoks Kilisesini ,her türlü siyasi iktidarı yadsıyan Hristiyanlık anlayışı geliştirmeye başlar.Bu döneminde İvan İlyiç’in Ölümü’nü yazar keza Hacı Murat ,Diriliş kitapları da bu dönemine aittir.Tolstoy,Ortodoks Kilisesi tarafından kullanılan geleneksel terimleri gerçekçi terimlerle,kelimelerle yer değiştirerek kullanır.

Yazar,genelde bir şeyi ismi ile anmaz.O şey ilk defa algılanıyormuş misali,bir olay ilk defa yaşanıyormuş gibi aktarır.Böylelikle yabancılaştırmaya ulaşır.Yabancılaştırmayı da eserlerinde sürekli kullanır.İki eş anlamlı sözcüğü kullanarak yabancılaştırma da yapar.

Tolstoy’un kullandığı en genel teknik nesneleri isimleriyle kabul etmemesidir.Yabancılaştırmada varlıkları ilk kez görüyormuş gibi yapması da özelliklerindendir.Kişileri arasındaki ilişki ise akrabalık bağlarından oluşur.Yazar birbirinden farklı gruplarda yer alan kişileri pek anlatmaz ya da bunu çok az kullanır.

Genel bir anlatımdan sonra elimden geldiği kadar kitaptan bahsedeceğim.Ölüm üzerine yazılmış en güçlü romanlardan biridir ve aslında aynı oranda yaşam üzerine yazılmış en güçlü romanlardan biridir.İçsel bir dönüşüm eşliğinde ölümün gerçekliği,yaşamınsa ne kadar geçici olduğunu aktarır.Ölüm ve yaşamın anlamını sorgulayan İvan İlyiç,yüksek rütbeli bir yargıçtır.İlk olarak bir türlü teşhisi konulamayan,ardından her doktorun farklı teşhis koyduğu ölümcül bir hastalığa yakalanır ve sonra ölümle yüzleşir.Bir o kadar da hayatı ile yüzleşir.Bu yüzleşme hayatın boşluğunu anlamasını sağlar.Kaçınılmaz dönüşümse bu noktada başlar.Bu dönüşüm esnasında yaşadığı toplumun yüzeysel,sığ,sahte değerlerini fark eder ve gerçek değeri keşfeder.Süreçte gördüğü şeylerden biri insan ilişkilerinin de yüzeyselliğidir.

Bir manevi arayış kitabi olan İvan İlyiç’in Ölümü,psikolojik derinliğe sahipken,felsefe içeren bir romandır.

Sosyal,iyi huylu,canlı,akıllı ve kibar bir adam olan,insanlarda saygı uyandıran,evliliğindeyse mutsuz olan İvan İlyiç’in hastalığı ve ölmek üzere oluşu etrafındaki kişilere mevkiinde açacağı boşluğu, kendisinden kalacak maaşı düşündürür.Etrafındakiler çıkarlarını düşündükçe İvan İlyiç samimiyetsizliği,yalanları görür. Çektiği zorlu ağrılar eşliğinde ölürken,ölüm hakkındaki düşünceleri hayli etkileyicidir.

GÜLEN POLİS

Sıradan bir akşamda sıradan dokuz kişi bir otobüste silahla taranır ve biri komadadır ve diğerleriyse ölmüştür.İçlerinden birinin kimliği tespit edilemezken ölenlerden biri polistir.

Edgar Ödülünü alan bir roman … İsveç tarihinin ilk toplu katliamı sonrasında başta Martin Beck olmak üzere ülkenin tüm iyi dedektifleri,araştırmacıları toplanırlar.

Serinin diğer kitaplarında olduğu gibi Gülen Polis kitabında da dönemin toplumuna bir eleştiri vardır.Kapitalizme kaymaya başlayan İsveç ‘in toplum yapısı ve dünyanın bu anlamdaki değişiminin İsveç’e yansıması polisiyenin aslında merkezinde yer alır.Sol düşüncenin varlığı romanda kendini hissettirirken karakterlerden biri olan Kollberg de zaten ideoloji olarak sol görüşü benimsemiş bir dedektiftir.

Seri genel olarak suçun toplumsal nedenini,nedenlerini araştırır.Suç ve suçlu arasında ilişkiye odaklanarak suçun kim tarafından ve nasıl işlendiğini çözmeye çalışır.Sisteme eleştiride bulunan serinin bu açıdan Balkondaki Adam kitabıyla başlayan eleştirel dili sertleşir.Ardından eleştiri serinin sonraki kitaplarında artar.Değinilen konuların eleştirisinin sertleşmesi Gülen Polis ile tamamen netleşir.

Maj Sjöwall ile Per Wahlöö kalemlerinin birlikteliğiyle ortaya çıkan seri,Per Wahlöö’nın ölümüyle aynı zamanda eşi olan Maj Sjöwall tarafından devam ettirilmez.Serinin son kitabı olan,ağırlıklı olarak Per Wahlöö’nün yazıp Sjöwall’ın editlediği Teröristler kitabıyla seri son bulur.

Zamanın akışta olduğu seride bir önceki kitapta eşi hamile olan Kollberg,Gülen Polis kitabında iki aylık baba olmuştur.Sakin ,mantıklı,işine bağlı,işinde çok titiz olan,kahve tiryakisi Martin Beck mutsuz ama bitirmediği evliliğini sürdürürken eve daha az gitmeye ve dışarıda daha çok çalışmaya devam eder.