Siyah Beyaz

Kitap,körelen bir dünyada yaşananları,benliğin yitişini yansıtan,yazarın kelimelerini iyice damıttığı genelde kısa öykülerden oluşur.Siyah Beyaz kitabında öyküler birer sürüklenme ve sonunda ucu açık yalnızlıklar barındırır.Aslında Siyah Beyaz kitabı,Dost  ve Yaşamasız’ın ardından gelen ve Vüs’at  O Bener’in kendine has öykücülüğünün varış noktasıdır.Siyah Beyaz sonrası Mızıkalı Yürüyüş,Kara Tren yapıtları üretimine eklenir.

Yazmaya 1950’lerde başlayan Bener,her öyküsünü zaman,mekan,yaşam üzerine kurar.

Yazarın öykülerinde birbirine uzanan,birbirini tamamlayan bir yapı bulunur ve bazı olaylar birkaç kez anlatılır ve aynı karakterlere farklı öykülerde rastlamak mümkündür.Vüs’at O Bener ‘in öyküleri yaşamından izler taşır ve bu kitapta da bu bağlamda öyküleri vardır.Siyah Beyaz,Kara Tren,Mızıkalı Yürüyüş kitapları öz yaşam öyküsel anlattı dizisidir. Yani bu üç kitap birbiriyle biraz da bağlantılıdır.Bu kitapların ardından gelen Kapan’ı anlatan ve anlatılanlar açısından ele alırsak,bu üç kitapla yine bağlantı  kurabiliriz.Bir dörtleme olarak adlandırabiliriz.Bu arada Kapan yazarın son kitabıdır.

1957 yılında Siyah Beyaz basılır.Siyah Beyaz öykü kitabındaki Kurban,Sır adlı sadece iki öykü üçüncü kişi ağzından aktarılır.Kurban öyküsü kitapta yer alan öykülerden konusu açısında farklıdır.İçinde büyük bir çatışma barındırır.Emekliliğine çok az süre kalan Muharrem’den patronu sendikaya üye olan işçileri kendisine ispiyonlamasını ister.İç monolog ile diyalog ağırlıklıdır.Zira Sır öyküsünde de bu ayrıntı bulunur.Sır öyküsünün konusuysa farklıdır;eşinin rahminde kitle bulunan bir adamın yaşadıkları aktarılır.

Siyah Beyaz’da genel olarak geçmişe dönerek anlatım bulunur.Bu anlatılanlarla belirttiğim gibi yazarın yaşamında örtüşmeler bulunur.Geçmişe dönen anlatıma sahip öyküler Ergenekon, Sümbül,Cezaevi Günleri,Reji Yangını,Bisiklet öyküleridir.

Reji(Tekel Binası) Yangını öyküsünde anne ve babasının ölümünden sonraki zamanda anlatıcı çocukluğuna döner. Reji binasında çıkan yangını anlatır.Sadece yangına bir geri dönüşü yoktur.Ayrıca anlatıcı ilkokul yıllarına da geri dönüşte bulunur;çocukken yaşadığı sorunu,kardeşinin hastalığını ve yaşanan yangını anlatır.

Bisiklet,kırk yıl öncesine dönüş yapılarak anlatılır.Anlatıcı Siirt’teyken çocukluğuna döner ve çocukluğunda bisiklet alma umudunu buruk bir biçimde aktarır.Bu öyküler arasındaki ortak nokta geriye dönüş ile anlatılmalarıdır.Kitabın en uzun öyküsü Cezaevi Günleri hariç hepsinin anlatıcısının belirsiz olup,birinci kişi anlatımına sahip olmaları ikinci ayrıntıdır.Ama en önemlisi öykülerde anlatıcının asker,tutuklanması,babasının öğretmen oluşu,ilkokulu Erzincan’da okuması,anlatıcının Siirt’te yaşamış olması vb. ayrıntılarla öyküler Bener’in hayatıyla örtüşür.Cezaevi Günleri,Kore Birliği şehitlerinin aziz anılarına ithaf edilmiştir.Tüm öykülerde olduğu gibi bu öyküde de arka plan atmosferi gerçekçidir.Kitaptaki bazı diğer öykülerden de bahsedeceğim.Bitli Şair öyküsünde yazar günümüzdeki boş vermişliği eleştirir. Siyah Beyaz öyküsünde ise içsel bir hesaplaşma bulunur.Her şeyi siyah beyaz gören anlatıcı,kendisiyle konuşur.Kitabın başka bir öyküsü olan Kırık Fincanlar,bir öykünün yazılma sürecini aktarır iç içe geçen öyküler yer alır;anlatıcı yazdığı öyküsünü teyzesine okur.Hem okuduğu öykü hem teyzesiyle yaşadıkları tek bir öykü oluşturur.Bay Muannit Sahtegi’nin Notları romanına gönderme yapan Minik Kuş kitabın bir diğer öyküsüdür.Nihavent Saz Semaisi öyküsü Sezen Aksu’nun,Sen Ağlama şarkısının bir kaç gündür gündemde olduğu günlerde geçer.Geçmişe Yolculuk öyküsünde ölmüş eşinin yeğeniyle buluşan anlatıcının beraber akşam yemeği yemeleri anlatılır.Tuzak öyküsü kendi aklında,kendi hakkında mahkeme kuran birini ele alır.Mahkemeyi kuran ihtiyardır ve bir çocuğa tacizde bulunma düşüncesi nedeniyle kendini yargılar.Kısacası bu kitapta iki farklı öykü anlayışı yer alır.Biri kendi yaşamından izler taşırken,geriye dönüşler varken diğerinde kurmaca ön plandadır.

Siyah Beyaz öyküsü Turgat Uyar’a ithaf edilmiştir.

Duman Olan Adam

Martin Beck’in çalışma arkadaşlarından olan Gunvald Larsson kendisinin aksine çok tembeldir. En azından Martin Beck onu hep böyle tanımlar. Uzun zamandır beraber çalıştığı arkadaşları Kollberg ve Melander ise Martin Beck için önemlidir.İlişkileri çok kuvvetlidir. Melander,her gün on saat uyurken,doğuştan dedektif olan,çok güçlü gözlemci olarak tanınan ve ayrıntı dolu gözlemlerini biriktiren Martin Beck ise neredeyse hiç uyumadan çalışır.Fakat Melander’in öyle bir hafızası vardır ki yıllar öncesine dair her olayın ayrıntısını hatırlar.Sol görüşlü olan Kollberg, enerjisinin yüksekliğiyle seriye ayrı bir tat katar.Müdürse Kollberg’in aksine çok sakin biridir.Gunvald,kaba kuvvetle sorgulama yaparken Martin Beck her zaman sorgularında kibardır.Karakterler arasındaki benzerlik ve zıtlıklar romana,seriye farklı bir tat kattığı gibi anlatılanı gerçekçi kılar ve olaylardaki başarıyı elde etmenin ayrıntılarından birini oluşturur. Bu karakterler arasındaki zıtlık tıpkı hayattaki karakterler arasındaki gibidir.Karakterlerin benzer ve zıt yanları serinin en önemli ayrıntısı olan “zaman akışta” olmasını da destekler. Zamanın akışta olmasını karakterlerin tanışıklığı da destekler.Bu konuda bir örnek vereceğim.Kitapta Kafka ile bir dava için çalışan Martin Beck,bu kitabın yeni olayında yer alan polis ile tanışırlarken ondan bahseder. Ne zaman çalıştıklarını belirtir.

Serinin ilk kitabına göre içinde “kan” vardır. Ünlü,işlerini her zaman tam vaktinde teslim eden bir İsveç gazetecisi Alf Matson ortadan duman olur,kaybolur.Azimli,sabırlı çok çalışkan olan Martin Beck,olayın üzerinde durur.Oysa kendisi tatildedir fakat onun için iş her şeyden önemlidir.

İlk kitapta olduğu gibi suçlunun psikolojisine serinin bu kitabında da değinilir.Dönemin teknolojisinin hızıyla ve olayların karışıklığıyla,çözülmesi zor olayların varlığıyla,hayli silik ipuçlarıyla tıpkı ilk kitaptaki gibi çözüm geniş bir zamana yayılır. İlk kitaptaki soru “ölen kadın kim ve kim yaptı?”iken serinin bu kitabındaki soruyorsa “adam nerede ve nasıl bir anda yok oldu?”olur. İki kitabın ortak özelliklerinden biri kim olduğu sonra bulunan,ilk kitaptaki ölen kadının araştırılması ve sonraki süreçlerde ortaya çıkanlardır.Bu kitapta da nerede sorusuyla beraber ortaya çıkanlar,başlayan araştırmalarla ortaya çıkan şeyler çarpıcıdır.Bu noktada aslında dönemin İsveç bürokrasisine eleştiride bulunur.Bazı karakterlerin özellikleri ise tebessüm ettirir.

 

BU BÖYLE YARIM KALMAYACAK

Serinin ilk kitabı olan Angeliki ile Mehmet‘in aşklarının engeller karşında ve yaşanan trajediler içinde ne olacağını merak ederek bitirmiştim.Sirkeci Garı’nda.Birinci kitapta yer alan Maksim Gazinosu’ndaki Gönül Yazar’ın,meyhanedeki plaklarda çalan Zeki Müren’in,Müzeyyen Senar’ın,Safiye Ayla’nın,rebetikoların,kırılan camların,Beyoğlu’nun,roman karakterlerinin hıçkırıklarının ve kahkahalarının kulağımda kalan sesleriyle,içimdeyse bir buruklukla hemen serinin ikinci kitabı olan Bu Böyle Yarım Kalmayacak’a başladım.

“Sen benim son nefesimi çaldın’’diyen babaya üzülürken,”sen benim hayatımı çaldın“diyen kızına hüzünlenirken,kime hak vereceğimi son satırlara kadar bilemedim.

İkinci kitabın başları bir gidişin ve geride kalanların,bırakılanların üzerine kurulu.

İlkinde olduğu gibi bu kitapta acı yaşanmışlıklardan olan,bazı karakterlerin kararlarına,hayatlarına sirayet etmiş 6-7 Eylül’ün izleri vardır.Konuyla ilgili olarak on sekiz yıl önce Vasilis’in İstanbul’dan ayrılmasına karşı gelen Panayotis ile Vasilis’in konuşmasını alıntı olarak paylaşıyorum:

“İnsan toprağını terk eder mi hiç?”

“Asıl toprak insanı kusar mı be?”

Bu defa ağırlıklı olarak Rumca  ve Türkçe şarkı dizeleri yine bölümlerin adını oluşturur. Bazılarıysa birbirine akmış,karışmış şarkılar.

Karakterlerin dönüşümü etkileyicidir.Örnek vermem gerekirse,zincirlerini kırmak isteyen Ayşe’nin eyleme geçmesi.

İlk kitapta vuku bulan olayların tesiriyle karakterler kendilerini suçlu hisseder.Suçlanan karakterlerinse varlıkları hüzünlü bir biçimde işlenir.İkinci kitabın başlarında karakterlerin,özellikle Ayşe’nin dramı biz okurlar için zordur.Karakterlerin neredeyse hepsi birer enkazdır.

Aşıkların ve birçok karakterin ikinci kitapta ayakları yere basmaya başlar;hayatın gerçeklerini kavramaları,kararları,sevme biçimleri,öfkeleri açısından.

Aşk hayat tarafından sınanır,bıçak sırtı  seçimler gidişatı belirler.Yeni hayatlar kurulur,ya da kuruldu sanılır.Bu kitapta belirginleşen İnci karakteri bende çok ayrı bir yer edindi.

Romanın ortalarında ve sonlarına doğru Angeliki ile Mehmet’in aldığı her karara hem kızdım hem hak verdim.Hâl böyle olunca sonuna kadar büyük bir merak içindeydim.Bu kararlar neyle sonuçlanıyor,ağırlıklı olarak Angeliki’nin ailesinin aldığı kararlar neler doğuruyor,karakterlerin birbirlerinden sakladıkları nelere sebep oluyor ve en mühimi Angelika ile Mehmet kavuşuyor mu?Her sorunun cevabı romanda.

Ama aşk biraz da kıymaktır.Ya âşıklar birbirine ya da birine,bir şeylere kıyar çünkü aşk kıyam kadar kıyımdır ve birinden yahut bir şeylerden vazgeçmektir.

TÜNELDEKİ ÇOCUK

Sait Faik Abasıyanık,işlediği öykü kişisinin ta derinlerine iner.Onun dünyasını, çelişkilerini,onun gördüklerini ve bunalımlarını aktarır.Sıradan insan diye adlandırılan ya da küçük insan olarak nitelendirilen kişiler,yazarın öykü karakterleridir.

Tüneldeki Çocuk,yazarın son dönemi olarak adlandırılan dönemine ait öyküleri ve röportajları barındırır.Bu döneminde imgelem kullanır ve İstanbul’a ait düşünceleri değişir.İstanbul pek sevgiyle aktarılmaz ya da eskisi kadar İstanbul’dan bahsedilmez. Zaten orta döneminde İstanbul sevgisinden gitgide uzaklaşmaya başlamıştır.Bu dönemine ait öykülerin genel özelliklerinden biri de yalnızlığın sıkça işlenmesidir.Gerçekçi anlatıma sahip olan yazar,son dönemine ait öykülerinde sürrealizme yaklaşır. İkinci(orta) döneminde yazmış olduğu Kırlangıç Yuvasındaki Kadın öyküsü de gerçeküstü bir öyküdür.Fakat Tüneldeki Çocuk, Az Şekerli, Alemdağ’da Var Bir Yılan kitaplarındaki öykülerde sürrealizm hakim denilebilir.

Bu kitabında olmasa da bu döneminde yazmış olduğu öykülerde gizlemediği eşcinsellik yer alır.

Kitap içerisindeki bazı öykülerden bahsedeceğim.

Sait Faik,Tüneldeki Çocuk öyküsünde tünelde karşılaştığı fakir ama mutlu çocuğun hikayesini anlatır. Fakiri övdüğü varlıklı kişileri yerdiği öykülerden sayılabilir ki,Bin Dört Yüz Yetmiş Altı Nikel Kuruşun Hikayesidir adlı öyküsünde de paranın insanları nasıl değiştirdiği vurgulanır.

Yalnızlığın odakta olduğu öykülerden bazıları da Sevgilime Mektuplar,Önündeki Kış öyküleridir.Önündeki Kış öyküsünde yaşlı bir adam ve kış arasındaki mücadele anlatılır. Yalnızlığın dışında yaşlılık, ölüm temaları da bu öyküde işlenir. Umut, Ketenhelvacı öyküsünde ön plana çıkar; hayata tutunma çabası bulunur. Kitapta bulunan röportajlardan biri Orhan Veli ile yapılan, içeriği Garip akımı olan röportajdır.

İkinci Dünya Savaşı’nın etkileri, Savaş sırası ve hemen sonrası olarak öykülerin bazılarına yansır. Ketenhelvacı öyküsü bu ayrıntıya bir örnektir. Ayrıca İstanbul’un değişen çehresi ve insanları da öyküde aktarılır. Bir Kütüphanenin Hikayesi adlı öyküde kütüphanenin sessizliği dünyasına dönen kütüphanedeki insanları simgeler. İmgelem barındırır. Yalnızlık bu öykünün de temasıdır.

Peyami Safa’ nın , Sait Faik’in ve Refik Halit’in jüri oldukları güzellik yarışmasını anlatan Güzeller Seçiliyor mizah içerir.

Kitabın en özel yanlarından biri de Salâh Birsel’in Sait Adında Bir Balık yazısıdır.

ALINTILAR

Belki her kavgada bir hak,bir haklı ve bir haksız vardır. Fakat aşkta ne hak, ne haklı, ne haksız, hatta ne de bir hakikat vardır.Onda yalnız bütün bunların yokluğundan var olan bir şey, güzellik vardır.

Kanaldaki Kadın (Martin Beck)

Kitapta yer alan dosya bir dava dosyası değil,adeta bir tahmin yarışıdır.Başlarda hiç olmayan,daha sonra silik ip uçlarıyla ve şüphelilerin çokluğuyla çözülmesi zor bir olay,düğüm halindedir.Büyük bir yapboza kendi parçasını ekleyecek,muhtemel biri suçlu diğeri tanık seksen beş kişi …Bu kişileri bulmak,onları soruşturmaya dahil etmek derken ölen kadının zamanında bağlantılı olduğu kişileri araştırmak,arkadaşlarını bulmak başlı başına araştırmanın ilk sürecini uzatır. Olayla bağlantılı olup olmadığı araştırılacak kişiler birçok millettendir ki onlardan biri Ankara’da yaşayan bir Türk’tür. Tam bir şeye ulaşıldığı sanılırken bir hayal kırıklığı ile araştırma başladığı yerden  devam eder.

Seriyi bitirdikten sonra  yorumu yazdığım için daha ilk kitabın yorumunda genel anlatımlar kullanacağım.Martin Beck serisinin yazarları Maj Sjöwall ve Per Walöö kalem ortağıdır ve evlidir.Seri on kitaptan oluşur. Serinin odağında Martin Beck ‘in ve polis teşkilatındaki karakterlerin maceraları bulunur.

Eşler ayrı ayrı üretimde bulunsalar da bu seri ortak bir çalışmadır fakat ortakların yolu bir ölümle ayrılır.Per Wahlöö öldüğünde Maj Sjöwall editörlük,köşe yazarlığı yapar ve yazar olarak meslek hayatına devam eder fakat seriye daha sonra tek başına imza atmaz.

Seri 1965 1975 yıllarında geçer.Gerçek bir zaman akışı vardır.Seri dizi ve filme uyarlanmıştır.

Kahveyi çok tüketen,sigara içen fakat daha sonraki kitaplarda sigarayı bırakan,az uyuyan Martin Beck,cinayet masasında görevlidir.Karısı ile sorunları vardır fakat çocukları için boşanmaz.Onun başarısını sağlayan ayrıntılardan biri yolunda gitmeyen bu evliliktir. Çünkü eve gitmemek için daha çok iş yerinde ve görev için şehir dışında olur.Ona hangi görev verilirse verilsin üstlenir.Görevi sırasında titizdir,detaycıdır.Karı koca ilişkisinin yansıtılması polisiyede gerçekçilik bakımından bir ayrıntıdır.

Martin Beck serisi İsveç’in zengin kesiminin daha çok para kazandığı,fakir kesiminse daha çok yoksullaştığı bir döneme ayna tutar.Bu en çok serinin dokuzuncu kitabında ifade edilir.

Seri ülkenin gidişatını gösterir.

Karakterlerden biri olan,Martin Beck ile ilişkisi güçlü olan  Kollberg’in sol görüşlü olması serinin yazılma amacını destekler.

Kitap İsveç’te şiddetin normalleştiği,bürokrasinin yozlaştığı,şirketlerin para uğruna karanlık işlere girdiği döneme eleştiride bulunur.

Karakterler arasındaki benzerlikler ve zıtlıklar bir çalışma takımı oluşturur.

Ülkenin en becerikli adli soruşturma görevlisi olan inatçı ,mantıklı Martin Beck ‘in hobisi gemi maketleri yapmaktır.Bu hobisi bile içerik olarak durağan olduğundan onun sakin karakterini yansıtır.

Biraz da kitaptaki olaydan bahsedeceğim.İsveç’te bir kasabada,öğleden sonra, tıkanan bir kanalda yapılan çalışmada belinden kalça kemiğine kadar çatlak olan bir kadın cesedi bulunur.İpucu yoktur.Bahsettiğim tarihlerde geçtiği için teknolojiden sadece telgraf, uzun süre beklemeli telefonlar vardır.Haliyle süreç yavaş ilerler.

Olayların çözüm yoluna Martin Beck’in sakinliği de eklenince bir durağanlık olur ki bu benim hoşuma giden bir ayrıntı oldu.Koştur koştur bir anlatımın olmaması hem belirttiğim ayrıntılardan hem de dönemin İsveç yaşantısından doğar.Serinin özelliklerinden biri olan gerçek zamanın akış içinde olması hali bu durağanlığı destekler.

Kanalda bulunan kadının nasıl öldürüldüğü birbirinden faklı yer yerde birbirine benzer karakterlerin çabalarıyla bulunmaya çalışılır. Bu ekibin başkişisi elbet Martin Beck’tir.Lakin diğer karakterler de hayranlık uyandırır.

Kitaptaki olay kolay çözülecek bir olay değildir.Soruşturmalar yorucudur,ipuçları uzun süre yoktur ve siliktir,kadının kim olduğu,nerede yaşadığı,nerede öldürüldüğü uzun süre bilinmez,olay soru işaretleriyle doludur.Üstüne üstlük olay basının ilgisi ve spekülasyonuyla yorumlara açık bir hale gelir.

REFİA SULTAN

Refia Sultan’ın evrak-ı metrukesinden yola çıkarak yazılmış kitap,anlatıldığı dönemin adeta fotoğrafını çekiyor.Refia Sultan, Abdülmecid’in otuza yakın çocuğundan biridir.Tanzimat Fermanı’ndan üç yıl sonra dünyaya gelen Refia Sultan, mektup yazmayı ve  yazdıklarını saklamayı sever ve en küçük sipariş pusulalarını bile saklar.Mektuplar arasında 2. Abdülhamid’e yazdıkları ve padişahın kendisine cevap verdigi mektuplar da bulunur.

Hayatı hem hüzün hem de parıltılar içinde geçen Refia Sultan’ın tekrar eden hastalığıyla sürekli mücadelesi vardır.Bu yüzden hem maddi hem manevi çöküş yaşar. Hastalığının son dönemlerinde Abdülhamid birebir onun hastalığı ile ilgilenir.Yurt dışından doktor getirir ki Refia Sultan hastalığına çare ararken, İstanbul’daki  birçok gayrimüslim doktorla görüşür.

Kitap hem Refia Sultan’ın hayat hikayesini anlatır, hem de genel olarak bir sultanın doğumundan yetişkinliğine nasıl bir düzende,hangi kurallarla yaşadığını aktarır.Yeni ilan edilmiş fermanın hemen ardından bir sultanın hayatına Tanzimat’ın yansımasını okuruz.

Sultan,art arda on üç ameliyat geçirir.Bu duruma bağlı olarak kitap boyunca onun sabrına şahit olunur.Ayrıca bu ameliyatların,müdahale sıklığının maddi açıdan onu zor durumda bıraktığı da ortadadır.

Kitap saray hayatının birçok ayrıntısını barındırır.Dönemin müsrifliğini gözler önüne serer,israfa karşı Abdülmecid’in  tutumu,Refia Sultan’ın doğumu,eğitimi ve evliliği kitabın birinci bölümünde anlatılan konulardır.Daha önce belirttiğim gibi Refia Sultan’ın özelinden Osmanlı saray,sosyal yaşam adetleri ve kaideleri de anlatılır.Doğumu ile başlayan kutlama,tebrik ve tüm merasimler, merasimlerin ve tebriklerin düzeni, dönemin kaideleri aktarılır.Aynı zamanda Abdülmecid döneminde saraydaki kadının yozlaşması da nedenleri ile açıklanır.

Sultanın büyük harcamalara, şaşaaya şahit olarak geçirdiği çocukluğunun karakterine yansıması ve karakter özellikleri ,hayli müsrif ve lükse düşkün oluşu kitabın ikinci bölümünün konusuyken üçüncü bölümde hastalığı ve ölümü anlatılır. Sultana bağlı görevliler ve mal varlığı dördüncü bölümün konusudur.Son bölümdeyse sultanın uzak yakın çevresiyle mektuplaşmaları incelenir.

Birinci bolümde 2. Mahmut sonrasında başlayan,Kırım Savaşı ile artan saray kadının dışarı ile bağlantısının, mesire alanlarına çıkmasının artması ve buna bağlı sonuçlar ve saraydaki kadınların borçlanarak,özellikle Paris modasına yönelik harcamalar yapmaları işlenir.Bu borçların devlete yansıması,devlet ve halkı etkilemesi de işlenen konulardandır.

Kitapta beni şaşırtan yanlar oldu.Dönemin saray ve saray dışı sanat gelişmelerini biliyordum.Beni şaşırtan,anlatılan dönemde sultanın sarayında Türk müziğinin eğitiminin dahi verilmemesi,tamamen Batı müziği eğitiminin verilmesidir.Fransız moda düşkünlüğü sarayın eğitim hayatına da yansımıştır.Kitaptan bağımsız olarak belirteceğim;2. Mahmud ile müzikte başlayan Batılılaşma Tanzimat ile daha çok artmış,Abdülmecid iyi bir çellistken hem saray hem de saray dışında Batı müziğini yaymış,geliştirmiştir.Lakin Türk musikisi yoktur. .Padişah olarak sanata desteği büyüktür.Yanan tiyatroyu yeniletir,kagir olarak inşa ettirir.Liszt gibi büyük müzisyenler İstanbul’a gelir.Batı müziğinin saraydaki varlığı Refia Sultan’ı da etkiler ve sarayında maaşlı hoca ve Batı müziği calgıları yer alır. İlginçtir ki sultanın eşi Edhem Paşa ise Türk musikisi repertuarını toplayarak notaya aldırtır.

Osmanlı,devlet düzeninde kayıt tutar.En küçük harcamadan en yüksek harcama kayıt altındadır. Dolayısıyla bu tarz kitaplarda o kayıtlardan yararlanılır ki bu kitap kayıtlar sayesinde ve Refia Sultan’ın karakter özelliği olarak da sakladıkları sayesinde belgelere dayanarak yazılmış  bir kitaptır.

Sultanın eşyaları arasında insan figürlerinin oluşu Tanzimat sonrası İslam’ın suret ve resim yasağının artık sosyal yaşamda pek işlemediğinin kanıtıdır.Ayrıca eşyalardan, isimlerinden, alışveriş yerlerinin adlarından anlaşılır ki Refia Sultan, Avrupa tarzını benimsemiştir.

Osmanlı hanedanına ait geleneklerin anlatıldığı kitapta, hanedan üyelerinin padişahların özel günlerini tebrik etme geleneğinin biçimleri ,sultanların nasıl alışveriş yaptıkları, sarayın borç icindeki yaşamı, hanedanın bankerlerden, gayrimüslimlerden borç alma biçimleri,hanedana  borç verilme usulü aktarılır.Sarayın resmi fotografçısı, sultanların alışverişleri,aynacılar,terziler,dikişçiler ,konfeksiyon gibi birçok gayrimüslime ait mağaza  vb ayrıntılarla kitapta döneme ait birçok bilgi yer alır.

Osmanlı’nın,Rus Savaşı sonrası çektiği maddi zorluğun memurdan başlayıp sultan maaşlarının ödenememesine uzanması ve Refia Sultan’ın sağlık sorunlarına bağlı giderlerine müsrifliği de eklenince sultanın maddi olarak yaşadığı zor günler kitapta anlatılır.

Yardımsever bir yapıya sahip Refia Sultan’a kardeşi Abdülhamid tarafından Osmanlı Rus Savaşı’nda yaralanan askerlere, savaş sonrası yerinden olan Müslüman muhacirlere yaptığı yardımlar dolayısıyla Şefkat Nişanı verilir.

Kitabın en ilginç bölümlerinden biri 19.yy ikinci yarısında başlayan özellikle saray ve konak kadınlarının,İstanbul’un elit kesiminin  israf sebeplerinin olduğu bölümdür.

Tereke defteri, mektuplar kitapta ek olarak yer alır.

Yine daha önce dikkatimi çeken padişah ve hanedan üyelerinin antetlerinde Latin harfi kullanmaları bu kitapta da dikkatimi çeken ayrıntılardan oldu.

Kitabın mektup bölümünde hanedanın sosyal hayatına dair birçok ayrıntı bulunur.

Mutsuz evliliği, lükse düşkünlüğü, güçlü eğitimi,maddi manevi onu zorlayan hastalığı,hayırseverliği ve ardında bıraktığı kayıkçıdan terziye hayli alacaklısı ile Refia Sultan’ı tanımak güzeldi.

 

OĞLAK DÖNENCESİ

Kitap,müstehcenlik nedeniyle iki ülkede yasaklansa da daha sonra sakıncalı statüsünden ayrılıp,edebiyatın en önemli kitapları arasında yer alır.Amerika’da ve Türkiye’de yasaklanan romanın temalarından biri yalnızlıktır.İç konuşma romanda sıklıkla yer alırken,roman Amerikan toplumunun değer ve ideallerine eleştiride bulunur.Hatta karakter (Henry) Amerika’nın mahvını diler.Roman karakterinin Amerika için düşündüklerinden biri de “kabul görmek ve takdir edilmek istiyorsan kendini hiçliğe indirgemen sürüdeki diğer koyunlardan ayırt edilmez kılman gerekir.Düş görebilirsin,ama herkesle aynı düşü görmek koşuluyla.Farklı bir şey düşünüyorsan Amerika’da bir Amerikalı değil,Afrika’da bir Hotanto ya da bir kalamuk veya şempanzesindir.Aklından farklı bir düşünce geçirdiğin anda Amerikalı olmaktan çıkarsın.” Merkezinde var oluş ve varoluşsal arayış yer alırken cinsellik,özgürlük de romanın merkezindeki kavramlardır.Anlatımda simgesellik bulunur ve betimleme hayli azdır. Gerçeküstücülük izlerini taşıyan roman, insanlığın çıkmazlarına eleştiride bulunur.Yazarın hayatından hayli izler barındırır.

Beat Kuşağı’nın en önemli yazarlarından, hareketin kurucularından olan ve daha önce  Yolda romanından bahsettiğim Jack Kerouac, Henry Miller ‘dan epey etkilenmiştir.Beat Kuşağı, Dünya Savaşı sonrası Amerika’yı eleştirir,cazdan beslenir,bireysellik,özgürlük ve macera,cinsellik ve spontane ön plandadır.Tüm bu özellikler Henry Miller kaleminde de vardır.Fakat her ne kadar çiçek çocuklarla,Beat Kuşağı ile ilişkilendirilse de yazarın kendine has bir üslubu vardır.Sürrealizme yakındır.Yazar bu romanında olduğu gibi kendi hayatındaki olay ve karakterleri kurguya taşır.Felsefe, otobiyografi,sürrealizm ve mistizm iç içe geçer.

Oğlak Dönencesi,gayet açık bir anlatımla ve açık saçık bir üslupla başlar,ardından gayet cinsellik içererek ve bu cinselliği gayet açık anlatarak devam eder.

Roman karakteri huzursuzdur,kendini uyumsuz ve kaosun ta kendisi olarak tanımlar. Amerika’daki yaşamı Pompei’lerle özdeşleştirir ve her zaman cinsel ilişki içindedir.

ALINTILAR

✏️İnsanlar ölü”derler,fakat saç yaşamı doğrulamaya devam eder ve sonunda geriye saç ve tırnaklardaki yaşam kalır;beden gitmiş, ruh sönmüştür,ne var ki ölümde yaşayan, uzama el koyan,zamana neden olan,sonsuz eylem yaratan bir şey vardır hâlâ.

✏️Bana söylediğin her şeye inanıyorum  fakat her şeyin farklı sonlanacağını da biliyorum.

✏️Kitap yerine insan okuyorum şimdi.

✏️Zira tek bir büyük macera var, o da insanın iç yolculuğu ve o söz konusu olduğunda zamanın, mekânın,icraatların önemi yoktur.

✏️Bir şey beni öldürmüştü,ama yine de hayattaydım.

✏️Uçurumun kenarında dengede durmayı yeterince uzun zaman boyunca sürdürebilirsen hayli ustalaşır ve hangi yöne itilirsen itil her seferinde doğrulursun,hacıyatmaz misali.

✏️Şimdi biraz pişmanlık ve özlemle,çocukluktaki kısıtlı hayatın  insana sonsuz bir evren gibi göründüğünü düşünüyorum;ardından gelen yetişkinlik hayatı ise sürekli eksilen bir alan.

✏️İnsanın sırf ölümü alt etmek için kör bir dürtüyle kendini hayatta tutma çabası,kendi içine ölüm tohumunu atmanın bir yoludur.

Angiliki ile Mehmet

Farklı bir üslupla anlatıldığında,farklı bir yöne evrildiğinde klişeleri çok seviyorum.Kitapta yer alan klişe; “büyük aşklar nefretle başlar” savı ve engellerle yaşanması imkansıza daha yakın bir aşk hikâyesi olması.Fakat klişeler romanın ortaya yakın bölümünde,tam da vaktinde boyut kazanıyor,alt metinlerle başka bir yöne gidiyor.Hem yazarın anlatımından hem de bahsedeceğim ayrıntılardan dolayı roman,son dönemde okuduğum en iyi aşk romanıydı.

Aşk ne kadar taraflarınca gizlense de bir çatlak bulur ve sızar.Kulağa dokunur hem de henüz bilmemesi gereken kişilerin kulağına.Çünkü aşk sınanmak ister.Bir de kötü kalpliler vardır;birçok sebepten çarşı pazarı karıştırmak isterler.Eh bir de kaderin mücbir sebebi.

Angeliki ile Mehmet’in aşkı ailelerin,sosyal yapının, geçmişteki hem tarihsel hem de kişisel yaraların doğurduğu nedenlerin engeline çarpar.Angeliki ile Mehmet’in akıbeti serinin ilk kitabında belli olmadan son bulur.

Türk sanat musikisinin ve Rebetiko’nun eşsiz şarkılarının güftelerinden seçilmiş dizeler,romanın bölüm isimlerini oluşturur.

Biliyorsunuz,Konuyla ilgili her paylaşım yaptığımda belirtirim;İstanbul’a ait kitaplar ilgi alanım.Roman 70’lerde geçer ve ağırlıklı olarak mekan Beyoğlu’dur.Ayrıntılar,sosyal yaşam,mekânlar titiz bir biçimde araştırılmış,dipnotlarla doyurucu bilgiler veriliyor.Beyoğlu haricinde İstanbul’da yazın gidilen plajlar kurgunun içinde ustaca aktarılan nice ayrıntıdan biri.

6-7 Eylül olaylarının doğurduğu ürkeklik,Rum ve Türk ailelerinin komşuluğu ve bağları,din farkının aşka olan toplumsal yansıması işlenen konunun temelini oluşturur.

Dönemde yaşanan bazı olaylar,İstanbul Kültür Sarayı’nın (AKM) yanması gibi kurguda yansıtılır.

Kitapta meyhane adabı,dönemin sosyal yapısı ve yaşamı,modası,ayrıntılı bir biçimde Beyoğlu üzerinden aktarılır.

Tabii günümüzdeki gibi değil meyhaneler.Kebap yemezseniz(kebap ve meyhane!Bu konuyu bir kitap yorumumda uzun uzun anlatmıştım.)Çiçek Pasajı’nda oturtmayan işletmeler yok.Meyhane adabını hem müşterinin hem sahibinin bildiği  eski meyhanelerin olduğu zamanlar.

Romanın anlatımı da,atmosferi de rakının kristal bardakta olması,kadehin dantel zarfta tutulması,dantel yelpazelerin kullanılması,Rumların,Ermenilerin bayramlarda Müslümanlara ziyarete gitmesi,isim günlerinde Müslümanların Hristiyanları kutlamaya gitmesi kadar nahifti.   

Romanda üç kişi üç dilek diler.Birinin dileği diğerinin felaketi mi olacak?Angeliki ile Mehmet’in Yeşilçam’da gördüğümüz,fakat kalıba oturtulmamış ve gerçekçi anlatımla aktarılan melodramdan uzak aşkları gizli saklıyken nasıl zamansız duyuldu ve bu aşkın duyulmasıyla neler olacak?Rum ve Türk aileleri birbirine olan geçmişteki bağlarına ve komşuluklarına rağmen neden bu aşkı onaylamıyor?Angeliki ile Mehmet dışında,telafisi olmayan şeylere sebep olsa da,romanda kimsenin çok da görmediği Ayşe,seni okur olarak unutmadım,gördüm ve soruyorum;Ayşe son yaşadığı trajedi neticesinde kendine gelebilecek mi?Soruların yanıtlarının bir kısmı romanda,diğer kısmıysa sanırım serinin ikinci kitabında yer alıyor.Her karakterin içinde bir suçluluk duygusuyla bir garda son buluyor.Sirkeci Garı’nda bir veda mı yahut elveda mı var,yoksa Angeliki ile Mehmet engelleri aşmak için mi kaçıyorlar,giden trende kimler var?Sorular birinci kitabın hüznüne hüzün katan bir cevaba sahip.Sirkeci Garı’nda son bulan kitabı kapatıp,birinci kitapta plakta çalan onlarca şarkı kulağımda hemen ikinci kitaba başladım.

SAKLI YÜREK

Ferzan Özpetek sinemasını çok sevdiğimi belirterek, Saklı Yürek romanından bahsedeceğim. Sinemada aşkı,aile hayatını,insan ilişkilerini,kayıpları,kayıp ve kimlik  arayışlarını işleyen Özpetek, Saklı Yürek romanında da aşkı,aile hayatını,insan ilişkilerini işler.

Hayalleri olan Alice çocukluğunda İrene ile karşılaşmıştır ki bu karşılaşma ilk ve son karşılaşmaları olur.Fakat Alice için bu karşılaşma hayli anlamlıdır.Aynı anlam İrene için de geçerlidir. Bir kerede telefonda görüşmüşlerdir ve Alice ona bir sırrını söylemiştir.Aralarındaki sır paylaşımı aslında bu noktada başlar zira roman sırlar üzerine kuruludur.

Yıllar sonra Alice bir haber alır.Alice, İrene’nin miras olarak kendisine bıraktığı  evin içinde tablo koleksiyonu olan,kilitli bir odasında notlar, defter ve mektupla bulur. Bulduğu mektuplar İrene’ye aittir. Aslında her zaman düşünürüm bir mektup yazana mı,yazılana mı aittir? Neyse konuyu dağıtmadan devam ediyorum. İrene’nin yazdığı mektupları Alice okudukça, İrene’nin hayatına ait ve kendi hayatına ait sırlarla tanışır.Bir yanda Alice ve onun hayalleri bir yanda geçmişte yaşamış İrene ve aşkı , hayatı derken iki kadın farklı zaman dilimlerinde  buluşur.

Ortadaki sırların varlığı, roman karakterlerinin sırları ortaya çıkarma istekleri romanın merak duygusunu tetikler.

Anılarla dolu bir evin yıllarca kilitli kalmış odasındaki sırlar iki kadını bir araya getirmiş olur.

Macera dolu hayatı biten İrene,öldükten sonra yetersizlik hissi taşıyan,annesi tarafından üzerinde baskı kurulan , oyunculukla ilgili hayalleri olan Alice’yi adeta maceranın içine atar.Bu macerada Alice kimliğini de bulacaktır,kendini inşa etmeye başlayacaktır.Her şeyden önce hayatının kontrolünü kendi eline alır. Geldiği Roma’yı keşfederken kendini de keşfeder. Hayalinin peşinden koşmayı öğrenirken,sırların da peşinden koşar.

Sıra dışı bir aşkı da anlatan ve sonu bakımında şaşırtıcı olan roman duygusal bir biçimde yazılmıştır.

Edebiyat Bilgi ve Kuramları

Bir bilim alanı olarak edebiyat alanıyla ilgili temel kavramlar Edebiyat Bilgi Ve Kuramları kitabında açıklanır.Aynı zamanda edebi eserlerin temel özellikleri,edebi akımlar ve dönemler,edebiyat kuramları,edebi akım ve dönem içindeki edebi topluluklar,nazım türleri,edebi sanatlar kitabın işlediği konulardır.

Edebiyat ilk olarak kelime anlamıyla ele alınır. Edebi metnin, edebiyat biliminin tanımı yapılırken alt dalları incelenir. Özellikle edebiyatı bir disiplin olarak gören anlayışı neden Tanzimat dönemiyle başlatılması gerektiğinin açıklamasının yapıldığı bölümler ayrıntılıdır. Edebiyat teorisi, edebiyat tarihi, karşılaştırmalı edebiyat,edebiyat sosyolojisi, edebiyat psikolojisi,edebiyat öğretimi,edebiyat felsefesi,edebiyatın diğer alanlarla ilişkisi,alt dallarının tanımları yapılır.

Kitap edebi eserle edebiyatla ilgili eser ayrımını net bir biçimde ortaya koyar.

Şiir ve düz yazının tanımının yapıldığı kitapta iki türünde özellikleri karşılaştırmalı olarak incelenir. Edebi eser ve türleri; destan,masal, halk hikayeleri, mesnevi,manzum hikaye,hikaye,roman ve şiir açıklanır.Ayrıca göstermeye bağlı edebi metinlerde kitabın konularındandır.Anlatmaya bağlı eserlerle göstermeye bağlı eserler arasındaki benzerlikler ve farklılıklar açıklanır.Edebi eserin temel özellikleri kitapta maddelere ayrılarak ele alınır. Kitapta Platon’un ilk edebiyat kurumu olarak kabul edilen yansıtma kuramından başlayarak Aristoteles ile daha sağlam zemine oturtulan edebiyat kuramı günümüze değin çeşitli yöntemlerle açıklanır, dolayısıyla kitabın en uzun bölümünü “edebiyat kuramları”oluşturur.Yunan ve  Latin edebiyatı, hümanizm ve rönesans, klasisizm,romantizm, realizm,natüralizm,parnasizm,sembolizm, empresyonizm,ekspresyonizm, kübizm, fütürizm, sürrealizm,egzistansiyalizm,Dadaizm, postmodernizm edebiyat akımları, kitapta kapsamlı bir biçimde ele alınır.

Kitabın yine kapsamlı bölümlerinden biri olan Başlangıcından Günümüze Türk Edebiyatında Dönemler adlı başlıkta İslamiyet öncesi Türk edebiyatı,İslamiyet etkisindeki Türk edebiyatı,Batı medeniyeti etkisindeki Türk edebiyatı alt başlıklarıyla beraber incelenir,tanımlanır.Batı medeniyeti etkisindeki Türk edebiyatının alt dallarında oluşan toplulukların özellikleri açıklanır.Türk edebiyatında Nazım şekilleri dönemlere göre türleri,ölçü,uyak olacak biçimde kapsamlı olarak ele alınır.

İslamiyet öncesi Türk destanları,geçiş ve İslami dönem destanları kitabın düzyazı bölümüne ait konulardandır. Divan edebiyatında nesir ve yeni Türk edebiyatında düz yazı türleri açıklanır.

Mecaz- ı Mürsel, Tariz,kinaye, uyum, tevriye ve ilham, tezat,leff ü neşi,teşbih,istiare,intak,nida,iktibas, telmih,cinas,tecrid,akis,mübalağa gibi edebi sanatlar örneklerle beraber gösterilir, anlatılır.

Yeni Türk Edebiyatı bölümünde Türk  edebiyatına yeni türlerin nasıl girdiği ve yeni türlerin gelişimi ele alınır.Makale,deneme, fıkra türlerinin Tanzimat yıllarında edebiyatımızda oluşması,yer alması kapsamlı bir biçimde incelenirken yine batılı anlamdaki hikaye ve romanın da Tanzimat dönemindeki edebiyatımıza girişi ve gelişimi incelenir.Şiir,tenkit,tiyatro türleri de edebiyat tarihimiz içinde ele alınan konulardandır.

Kitap,Batı edebiyatından alınan bazı Nazım biçimlerinin açıklanmasıyla sona erer.